Tarkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2010 Cuma

ARALIK AYI DERGİ KAPAKLARI !!!

Normalde ya da genelde diyeyim bu yazıyı Bir Kürkseverin Notları blogunun yazarı Coşkun Hürsel yazıyordu. Ama bu seferlik ben de böyle bir şey yazabilirim dedim ve yazdım. Nedir bu yazı, aralık ayında yayınlanan dergiler hakkında ufak ufak notlar. Bir dergi kolleksiyoncusu olaraktan bu ay benim için inanılmaz bir hazineydi. Çünkü alınması gereken dergiler bir hayli fazlaydı. Zaten konserdi, yılbaşı hediyesiydi, doğum günleriydi diyerekten darbe yemiş bütçe dergiler sayesinde dibe de vurdu.

O zaman dergilerin anası Vogue ile başlayalım. Ve ilk durak Atlantiğin öteki yakasında ülkenin ismiyle değil de editörünün ismiyle anılan Amerikan Edisyonuna. Vogue Anna. Tüm Vogue'ların içinde en az albeniye sahip olan ve kapak konusunda ucuz moda dergisi Elle'den farksız olan Vogue Amerika'nın bu ayki kapağında Angelina Jolie vardı. Hollywood yıldızları ile dergi sattıran Wintour son zamanlarda bence artık adamı hasta etmeye başladı. Dergide herhalde Grace Coddington gibi gerçek bir moda editörü yer almasa derginin ''moda sanatı'' ile yakından uzaktan ilişiği olmaz.

Gelelim O'nun içi boş olan bir diğer edisyona. Karşınızda British Vogue ! Kimi zaman model -Kate Moss- ya da celebrity'leri kapağa taşıyan bu edisyon Amerikan versiyonunun kapağı gibi. Kanımca bir diğer albenisi olmayan dergi. Bu seferki kapağında ise Harry Potter yıldızı Emma Watson yer alıyordu. Derginin kapğaında kasım ayında durması daha yakışı kalıcakken Alexandra Shulman onu aralık kapağında görmek istemiş. İşte Wintour ile tek farkları bu. Gerçi Aralık sayısı zaten kasım ortasında falan yayınlandı ? Tıpkı Amerikalı kardeşi gibi bu kapak da Mario Testino tarafından çekilmiş. British Vogue ayrıca ik ayrı kapakla basıldı. Kapakların tek farkı koskoca Vogue başlığının ve yazılarının renl farkıydı.

Bu ay merakla beklediğim dergilerden biri de Vogue'un Ispanyol edisyonu. Kapakta Penelope Cruz'u gördüğümden beri derginin Türkiye'de yayınlanmasını bekliyorum. Neyseki Paris Vogue gibi sadece boş boş editöryallere bakmayıp bir şeyler de okuyabilicem. Bilgilendiririm sizi de. Peter Lindbergh tarafından fotoğraflanan Cruz aslında moda dergisine pek de yakıştırmadığım şekilde yani sadece ''yüz görünümlü'' şekilde çekilmiş. En azından klişeleşmiş bir şekilde çıplak poz vermemiş.

Vogue Italia ve Paris Vogue. Biri modanın anası biri babası. Gelgegelim 35milyonu Vogue Italia'ya yatıracak kadar fashionisto ya da fashionmaniac değilim. Haftalarca en merak ettiğim 3 kapaktan biri olan derginin üstünde siyah bir Gisele Bündchen ve Preview S/S'11 yazısını görmek beni üzse de, internete düşecek editöryalleri 4 gözle bekliyorum.Ki bu yazıyı editlerken Kate Moss editöryalinin düştüğünü gördüm. Ayrıca görüldüğü üzere kapaklarda bir kararma var. Franca Sozzani'nin dahiyane moda anlayışı beni benden alsa da benim daimi favorim Fransız meslektaşı Carine Roitfeld.

Ona karşı olan sempatimi bir başka yazıya saklamak isterim anca şu an için ''Religion: Carine Roitfeld'' desem yeridir sanırım. Koltuğunu Masyıs ayı için Penelope Cruz'a devrettikten sonra Aralık / Ocak sayısı için de Tom Ford'la bir oldu. Roitfeld'in ''A Single Man'' sonrasında kendisine aşık olduğum Tom Ford ile ortaya çıkarttığı bu dergi benim için mücevher değerinde desem abartmış olmam sanırım. Kapak güzeli Daphne Groeneveld ise Lara Stone'un kopyası gibi. Birçokları gibi ben de ilk kapağı gördüğümde ''bir kez daha mı Lara Stone ?'' dedim. Kırmızının ve siyahın uyumu deri objelerle süslü bir salonda yan yana durmuş kan kırmızısı bir şarap ve bitter bir çikolata tadında. Nerdeyse kapak adamda afrodizyak etkisi yarattı diyeceğim yani. Neyse ayın 15inde gelicekmiş Türkiye'ye. 4 gözle bekliyoruz diyorum. Mert Alas & Marcus Pigott'a ise tebrikler.

Ve gelelim beni yayınlanmasından önce uykusuz bırakan, hatta rüyalarıma giren, ilk başlarda benim için sıradan bir dergi olan ancak daha sonra bir çeşit ''bağımlılığa'' dönüşen Vogue Türkiye kapağına. Ekim ayında yaratılan kapağıyla climaxe ulaşan dergi bu ay da bu başarıyı devam ettirmişe benziyor. Aslında hala ikilemdeyim ! Altın sarısı arkaplanı ve kıpkırmızı elbisesiyle oldukça itici gelebiliyor ilk görüşte, ancak dikkatli bakıldığında o altın sarısı ellerle ''vogue pozunu'' veren McQueen elbiseli Maryna Linchuk'u o elbiseyle başka bir planda düşünemiyorsunuz. Fahionspot başta olmak üzere bir çok forumda da beğenilen ve 4 ana Vogue dışında en beğenilen edisyon olarak lanse edilmesi de beni mutlu etti. Dergiyi ortaya çıkaran fikirleri, her ay bir tema üzerine kurulma fikrine tapıyorum. Zamansızlık kavramını, tüm dergilere temasını sattıran ''disco moda''sını başka kim Osmanlı Imparatorluğu ve Hürrem Sultan ile bir araya getirebilirdi ki ? Bravo Vogue ! Tuba Büyüküstün ve Hatice Arslan sonrasında Demet Evgar'ı bizlerle buluşturmaları ise harika. Geriye tek bir isim kalıyor. Muhteşem Caroline ile Wilma Eles. Gotik Givency ile sarışın bir Avrupalıyı dergide görmek keyif verici olurdu.

Bu ay sepetime iki dergi daha fazla eklettirmeme sebep olan editörlerden biri kapağına Sophie Ellis- Bextor'u diğer ise Tarkan'ı taşıdı. İlk olarak Elle ile başlayalım. Başlamadan önce şu notu belirteyim, kimse bana dergiye El dedirttiremez isterseniz bana kıro deyin onun ismi ELLEdir. Gelelim kapağa. Sen kalk 11 sene sonrasında adam akıllı bir kapak yapmaya çalış, her ne hikmetse Elle'nin baş patronu (Conde Nast'ı biliyorum ama sizinkini değil) bu sene bir erkeğin kapakta yer almasına karar vermiş. Komik değil mi ? Sırf Tarkan'ı kapak yapamayan ekip de yanına bir de yanına kız yerleştirmiş, ancak gelin görün ki kapak dahil hiç bir yerde canım modelin ismi geçmiyor. Varsa yoksa Tarkan ! Hani o süs mankeni olmuş. Tarkan'ın smokinine gelecek olursam ise klibi ''Öp Öp''de bile daha güzeldi. Tüm bu davranışlar biraz ''pathetic'' gibi geldi. Neyse. Son olarak belirtmem gerekirse o editöryalin içinde sarı rengimsi Miu Miu elbisenin yeri yoktu, zira ezberlendi, onun yerine başka bir şey giydirilebilinirdi kıza. Tarkan'ın ve kızın çırılçıplak banyoda yattığı görüntü ise hiç estetik değil, mesele Tarkan'ın kıllı falan olması değil. Biraz sanat biraz bakış açısı. İtiraf etmem gerekirse heyecanlanmıştım. Ama Elle fos çıktı. İlk kez aldığım dergi beni içerik açısından da tatmin etmedi ayrıca. Parama acıdım. Yaratıcılıktan yoksun bir kapak olmuş.

Gelelim Harper's Bazaar'a. Elle gibi pek de el emeği kapak hazırlamayan bu dergi de bu ay kapağa Sophie Ellis- Bextor'u taşıdı. Şarkıcının twitterından bu haberi öğrenmemiz iyi oldu, ama kapağı görünce hayal kırıklılığına uğradım, sen kalk 40 yılın başında böyle bir kapak fikri ortaya at, ama inanılmaz saçma bir görseli kapağa taşı. Her ne hikmetse HB'da bu sene böyle büyük bir ismi kapağa taşımaya kalkışmış. Akif Hakan Çelebi tarafından fotoğraflanan Bextor'un üstündeki Lanvin, styling ise Claudia Behnke tarafından gerçekleştirilmiş. Sophie Ellis'i daha sonra blogumda zaten konuk edeceğim ve o zamana kadar üşenmezsem editöryalleri de kapak ile beraber scan ederim. Evet scan ederim. Zira Harper's Bazaar'ın ne bir internet sitesi, ne güncellenen FaceBook sayfası ne de Twitter'ı var.
Editoryallerinde pek de hikaye yok, ancak stylingi beğendim ve enteresan olan diğer noktası ise kapak kızının ve kapak konusunun bir anda işlenmemiş olması. Yani Sophie'yi en güzel parti elbiseleri ve gece kıyafetleri içinde değil normal bir temada buluyoruz. Ancak dergiyi ve diğer editöryalleri beğendiğimi eklemeliyim. Bugune kadar kaçırmışım. Yalnız derginin neden editör sayfası yok ?

Vogue TR gibi Harper's Bazaar da Jagger kadınlarına yer vermiş. Ancak o sadece Georgia May Jager'ı seçmiş. Kasımda Vogue'da gördüğümüz Azra Akın'da bu HB'da. Garance Dore'un Türkiye seyahati ise yine dergide bulabileceklerinizden.

Volume 2 yolda.

10 Ağustos 2010 Salı

TARKAN // ADIMI KALBİNE YAZ !


Tamam Lady GaGa ve Rihanna uluslararası şöhretten dolayı albümlerini yayınladıklarını gün Twitter'da trending topic olabilirler, ama peki ya Tarkan ? Henüz TT kısmında Location olarak Türkiye eklenmediğinden bunu tam anlamıyla bilemeyiz, ama bildiğimiz tek bir şey varsa o da albümün çıktığı gün her 5 tweet'çiden 2si albümü ''Adımı Kalbine Yaz'' geri kalan 2si de onun hakkında muhakkak bir şeyler yazdı.

Kimse inkar etmesin, hepiniz de haftalardır sırf Tarkan'ın albümünün çıkmasını bekliyordunuz ? Yalansam söyleyin :p Çünkü hepiniz de ''Sevdanın Son Vuruşu''yla adeta vurulmuş, çarpılmıştınız, belki bunda Aysel Gürel'in belki de özlediğiniz Tarkan'ın parmağı vardı, ama netice itibariyle ortalıkta lezzetli bir çalışma vardı. Hani ben bile sürekli dinliyorum o derece, ayrıca unutmamlı ki remixleri falan da tüm gece kulüplerinde ve beachlerde en fazla çalınan
parçaların başında geliyor. Albümde şarkının iki ayrı mixi bulunuyor, benim favorim ise Suat Ateşdağlı imzalı olan, elbette şarkının aslından sonra. ''sen aşkı çiçek böcek, güneş bulut sanmışsın // mevsimlerine göre uyuyup uyanmışsın ''. Belki de hepimizin yaptığı gibi aşkı hafife almak.


Okuduğum kadarıyla bir çok kemikleşmiş hayran albümü pek beğenmese de eleştirmenlerden neredeyse tam puan almayı başarmış bir albüm var karşımızda. Bana soracak olursanız, ortalıkta ''Sevdanın Son Vuruşu'' dışında pek de heyecanlandıran bir parça yok, ayrıca karşımıza dolu dolu bir albüm sunulmak yerine yine kolaya kaçılıp 8 parça ve milyon çeşit remix eklenip paketlenmiş bir albüm var. Tamam bu şartlarda albüm hazırlamak kolay değil, ama bu türk popçuları da işin iyicene suyunu çıkarttılar. Diğer şarkılara bakacak olursak sanki '90lar havası esiyor, hani ''bakkal'' değil ama insanları eğlendiren ucuz, kıl, pop şarkıları ... Bknz. ''Acımayacak'' ve''Öp'' ...

Eğer rakı eşliğinde damar bir şeyler isterseniz diye tam sizlik bir şarkı da var. bknz. ''Kayıp'' : Ben hep seni beklerim bu şehirde birgün dönersin diye // kendine iyi bak ey sevgili ! . Pop kulvarından biraz olsun uzaklaşmak Sibel Can ruhunu yakalamak isteyenler için albümle aynı ismi taşıyan ''Adımı Kalbine Yaz''. Ayda yılda bir olsa da muhakkak ara // azıcık zamanından ayır da // ''öldün mü kaldın mı'' diye sor ara sıra // adımı kalbine yaz beni unutma. Ve ''Usta-Çırak'' intro'daki ve daha sonra şarkının alt yapısında da karşımıza çıkan o itici enstürman çalınmasaydı belki daha hoş olabilirdi.

Kötü albüm kesinlikle demiyorum. Ama iyi de değil. Hani ben tatile giderken yol boyunca
dinledim. Yani arka arkaya değil. Bir sefer giderken bir de dönüşte, ama işte hani yolda giderken dinlersin ya hani öyle, yani zevk veriyor ama bir ''Metamorfoz'', ''Dudu'' (ki onun da yine yarısı remixti) ya da ''Karma'' gibi sarmadı beni.

Albümde beni çıkış parçası dışında en fazla heyecanlandıran şey ise fotoğraf çalışmaları oldu. Ayrıca görünmüş olduğu gibi artık bizlerin de bir single kapağı var, her ne kadar çakma olsa da. Ve yine ortada pek de yabana atılmayacak bir başarı var. Zira albüm ilk haftasında 225.000 gibi muazzam bir grafiğe ulaştı. Tamam belki standartlar nazarında az olabilir ama en fazla 1 milyon albümün satıldığı bir ülkede sadece ilk hafta için sizce de inanılmaz bir satış grafiği değil mi ?
Her şeye rağmen hoş geldin Tarkan, iyiki geri döndün Tarkan !

Görseller ise tarkan online // facebook sayfasından alınmıştır.