Mia Farrow etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mia Farrow etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2011 Pazartesi

PARTY GOES BLACK & WHITE

28 Kasım 1966. Bundan tam 45 sene önce. New York Plaza Otel. Lüks kelimesinin sözlük anlamı da denilebilir. Amerikan Edebiyatı'nın, Popüler Kültürün ve dönemin en tanınmış yazarlarından biri. Kim bilir ki yazacağı bir eserle, sadece edebiyatseverlere değil, zamanı geldiğinde sinemaseverlere ve modaseverlere de ulaşacağını ve ilham vereceğini. Audrey Hepburn'u ikonlaştıracağını ve tamamıyla bir yaşam tarzının sembolü haline geleceğini. Ladies 'n Gentlemen legendary Mr. Truman Capote. 
1956 yılında yayımladığı ''In Cold Blood'' sonrasında o güne kadar olan başarısını kutlamak üzere New York simgelerinden Plaza'da ''Black and White Party'' düzenler. Balonun en önemli ayrıntısı ise tıpkı geçtiğimiz sene Fransız Vogue'unun baş editörü Carine Roitfeld'in düzenlediği gibi Maquarade Ball olması.
Eyes Wide Shut
Washington Post'un yayıncılarından Katherine Graham ile
Bay ve Bayan Ford
İsviçre Prens ve Prensesi. Prensesin üstündeki günümüz ışıldayan altın temalı Balmain elbiseleri gibi.
Frank Sinatra eşi ve Mia Forrow ile.
Dönemin Anna dello Russo'su olsa gerek
Kennedy'ler, Richard Avedon, Andy Warhol, Tenessee Williams, Büyükelçiler, Hollywood, Kraliyet Aileleri hepsi de davetiyede özel olarak belirtilen siyah-beyaz kıyafetler ve maskeler içinde.
Party'nin ilginç yanlarından biri ise romanını övmeyen eleştirmenler ve yazarların 'guestlist'ten çıkartılması. 
Marilyn Monroe & Truman Capote
En ilginç yanı ise Tiffany & Co.'nun CEOsu ''Breakfast at Tiffany's''in ününü kullanarak mücevherlerinin bedava reklamını yapmış olmasına rağmen Capote'e karşı pek de nazik davranmaması sebebiyle davet edilmemesi.
Davete katılan 540 misafirle ise tek tek tokalaşması ise ne kadar zarif olduğunun kanıtı belki de.
Dünyanın gelmiş geçmiş en şahaşalı partysi için Capote'nin yorumu ise ''kendi çapımda bir davet yapmak istediğimden sadece arkadaşlarımı davet ettim.''
Kim bilir o gece neler konuşulmuştur, party çıkışında Ritz'in ya da Plaza'nın odalarında neler olmuştur ?
Who picked whom?

25 Nisan 2011 Pazartesi

THE GREAT GATSBY

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika. Dünya'nın kalbinde değişen düzende, ekonomi zirveden büyük buhran'a doğru ilerlerken ''jazz age'' olarak tabir edilen yıllarda geçen New York Socialite'sini anlatan bir aşk ve Amerikan Rüyası hikayesi. ''The Great Gatsby''.

Aslında aşk hikayenin yüzeyde görünen ve okuyucuyu / izleyici kendine çeken tarafı. Alt metinde 1500lerde Amerika'ya gelen ve bugün hala bahsedilen ancak değişime uğrayan Amerikan Rüyasını konu alınıyor. Başlarda çok çalışarak elde edilebilineceneği düşünülen bu rüya 20lerde artık hazır konulmuşluk halini alır. Bugün de öyle değil mi ? Elinize bir New York bileti alın here comes your american dream true !

Sonradan görme, görgüsüz ve zevksiz bayağı zenginlerin mekanı ''West Egg'' ile Amerikan Aristokraisi'nin yaşadığı ''East Egg'' hikayenin mekanları. Geçmişi belirsiz (bize aktarıldığı kadar yalan, ancak sonlara doğru herşey açıklığa kavuşuyor) Jay Gatsby'nin her cumartesi West Egg'de fazlaca gösterişli malikanesinde gerçekleştirilen partylere katılan isimler de işte bu tipteler. Kendini ünlü, zengin göstermek isteyen bir avuç sonradan görme. Düşündüm de cebine iki kuruş fazla para gören Türkiye şarkıcıları (ikinci sınıf ünlüleri) ya da Anadolu'dan Istanbul'a gelen ne oldum delisine dönüşen futbol oyuncuları gibiler.

Kitap boyunca, değişen insan ahlakı incelenirken aynı zamanda iç içe geçen aşk hikayeleri ve Gatsby'nin verdiği partylerle de eğlenebilirsiniz. (Tamam belki cümlenin ikinci kısmı sadece film için geçerlidir).

Filmde ise Jay Gatsby'yi Robert Redford, hikayenin anlatıcısı Nick Carraway'i Sam Waterstone ve Daisy BuchananMia Farrow canlandırıyor. 2 Oscarlı '74 yapımı bir film. Kitabı sayfası sayfasına beyaz perdeye aktarılan filmde kısacası hiç bir ayrıntı gözden kaçmıyor. Yüksek yaşam standartlarının göz önüne serildiği filmde kostümler ise şahane. Bir de party esnasında çalan müzikler. Buchanan'ların şahane evlerine hayran kalırken kitaptaki sıcak havanın filmde oyuncuların sürekli terlemesi ile görebiliyoruz ve de kadın oyuncuların abartılı rol kesmeleri ise filmin eksi yanlarından.

Önce okumalı sonra izlenmeli  bence. Hatta izlemeden sadece okumanız şiddetle tavsiye edilir. Ufak da bir not. Leonardo di Caprio, Carey Mulligan ve Isla Fisher'ın baş rolünü oynayacağı film (yeniden çekim) Baz Luhrmann tarafında bir kez daha sinemeye aktarılmayı bekliyor.

Kitap kapağında gördüğünüz gözler ise T. J Eckleburg'a ait ve tam West Egg ile New York'u birbirine bağlayan ''Valley of Ashes''da yer alan bir billboard. Tanrının gözleri tüm bu kötüleşen toplum düzenini gözetliyor gibi. Sanırım George Orwell bir selam çakmış Fitzgerald'a.