Bu sene 29. kez Istanbul'da ya da ''-so called Istanbul- demeliyim zira nerdeyse şehir dışında'' 30 Ekim- 7 Kasım arasında Kitap Fuarı gerçekleştirilecek.
Şişhane'de şu anki TRT Binasının yerinde yapılan fuar günlerinden beridir katıldığım bu edebiyat haftasına da yeniden katılacağım elbette.
Kitap alırken genelde Can Yayınları ve YKY'yi tecih etsem de, üstelik kendi mağazalarından aldığınızda elde edebileceğiniz indirimle eşdeğer bir fiyatla fuarda da onları alabilecekken -sözün kısası milyon tane kitabı aynı çatı altında görmek dışında ekstra bir artıya sahip olmamasına rağmen- yine de onca yolu katedeceğim.
Yine de o kadar küçümsemeyip bu sene katılacak ünlü konuklardan bahsetmek isterim. Geçtiğimiz yaz okuduğum ve tarzım olmamasına rağmen hayran kaldığım ''Koloni'' romanın yazarı Jean Cristophe Grange ve meşhur ''Zagor'' serisinin çizeri Gallieno Ferri ve geçtiğimiz senelerde filmi de çekilen roman ''Limon Ağacı''nın yazarı Sandy Tolan da katılımcılar arasında. O halde Limon Ağacı'nı da artık okuma vakti gelmiştir. Pek sevdiğim ülke ve kültürü İspanya fuarın onur konuğu olurken ''İstanbul'u Yazmak'' ise bu senenin temalarından.
Sizlere de yardımcı olabilmesi açısından kütüphanemde yer edinmiş en beğendiğim kitapları belirtip aynı zaman da bu sene almayı planladığım eserleri yazmak istedim.
Bunu söylemekten utansam da henüz hiçbir Orhan Pamuk eseri okumadığımı belirtmeliyim. Dolayısyla tıpkı geçtiğimiz gün yayınlamış olduğum röportajda Undefinable'nin de belirttiği gibi İletişim Yayınları tarafından basılan ''Manzara'dan Parçalar'' adlı kitabı almayı planlıyorum.
2010 senesinin Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Perulu yazar Mario Vargas Llosa'nın da Can Yayınları tarafından yayımlanan kitaplarına göz atıp sepetime eklemeyi düşünüyorum.
Hem edebiyat okuyan biri hem de Gossip Boy olaraktan yazarların hayatlarını merak etmesem olmazdı. Duygu Akın'ın Türkçeleştirdiği ''Büyük Yazarların Gizli Hayatları'' adlı kitabı almasam olmaz.
Filmlerini izlerken hayran kaldığım Woody Allen'ın kaleminden çıkan kitapları da arşivime eklemesem bir yanım eksik aklmış olur. ''Eğrisi Doğrusu'' ve ''Tüysüz'' yine merak ettiklerimden.
Can Yayınları ve YKY'nin standlarına gittiğimde yine acaba hangi birini alsam diye saatlerce ikilemde kalacağımı da çok iyi biliyorum. Özellikle YKYnin kapaklarına hayran kaldığım için genellikle, sırf o kapaklar yüzünden bile Rodin gibi durduğumu çok iyi bilirim. Bir de Can Yayınları'nın öykü antolojileri. Özellikle Türk Edebiyatı'ndan Kısa Öyküler.
Geçmiş senelerde aldığım ve okumaktan keyif aldığım Türkçe romanlar ise şunlar. Kanımca Amin Maalouf'un tüm kitapları alınası, okunulası ve bağıra basılasıdır. Elif Şafağa karşı olan hayranlık derecesindeki sevgim azalsa da romanları süperdir.
Bahsi geçen yayınevlerinin reklamını yapma niyetinde falan değilim. Edebiyattaki en baba kitaplar onların elinden çıktığı için sürekli adları geçti yazı içinde.
Türk Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Ekim 2010 Perşembe
2 Temmuz 2010 Cuma
NEW YORK SEYİR DEFTERİ’NIN NE KADARI GERÇEKTEN NEW YORK
İlk kez, katılmam gereken bir edebiyat yarışması çerçevesinde okumuş olduğum ve kendisiyle tanıştığım Buket Uzuner / Gelibolu romanından sonra onunla ikinci buluşmam, kış aylarında Avustralya’ya gidecek arkadaşımın kütüphanesinin bir kısmını bana bağışlaması ve orda ‘’New York Seyir Defteri’’ni bulmamla gerçekleşti.Remzi Kitapevi basımlı kitabın üstünde gümüş gibi parıldayan Chrysler Binası (tıpkı satc açılışındaki gibi, ama daha gösterişsizi)ve Starbucks amblemi duruyordu. Spiral şekilde hazırlanan kitap aynı zamanda bir not defteri şeklinde tasarlanarak yüksek bir albeniye sahipti. New York’a karşı olan sempatimi geri kazandığım günlerde karşıma çıkan bu kitabı ise yazın tatilde okurum diyerekten bir köşeye yerleştirmiştim. Ve vakit bugünmüş. 1.5 gün gibi kısa bir sürede bitirdiğim bu seyahatname kıvamındaki kitap aslında pek de beklentilerimi karşılamadı.
1998-1999 yılları arasında konuk yazar olarak New York’a davet edilen Uzuner’den acaba New York’u övmesi için hafif roman / gezi dergisi kıvamında bir şeyler mi karalamasını istemişler acaba?
Gitmek / Kalmak hakkında neredeyse felsefik sayılacak ya da sadece süslü kelimeleri sıralayarak kitabına giriş yapan Buket Uzuner hemen ardından bir de metropoller hakkında kalem sallamış, Paris, İstanbul ve New York hakkında daha fazla söz söyleyen yazar bir de New York ve İstanbul arasında güzel bir de karşılaştırma yapmış.
Hemen ardından başlayan ‘’21. YY.’ın sonunda New York’tan İnsan Manzaraları’’ adlı bölüme geçiş yapan yazar, New York’ta tanıştığı komuşularından, sokaktaki polisten, karşı binadaki bakkala, apartmandaki kapıcıdan, postacısına kadar herkesten bahsetmiş. Yalnız bunu yaparken sadece övmüş, övmüş durmuş, yani belli bir yerde artık kapağı kapatıp şunu diyosunuz ‘’ ya abi kadının karşısına NYC gibi bir yerde bir tane bile mi kötü adam çıkmaz’’ ??

Bir sonraki bölüm ‘’New York Günlüğü’’nde ise Amerika’da yaşadığı sürece öğrenmiş olduğu çeşitli kavramlar, kutlanan bayramlar veya özel günler hakkında yazıp çizerken, hatta ve hatta yerel halkın Oscar’lara ve Elia Kazan’ın Academy tarafından onur ödülüne layık görülmesi konusunda bile konuşurken sadece 3 sayfasını ‘’New York’un Karanlık Yüzü’ne ayırması oldukça garip ve bu bölümde de sadece kasabadan hayalleri uğruna NYC’e gelen genç Kendra’nın metro istasyonunda nasıl öldürüldüğünden bahsediyor.
Hemen ardından ‘’New York Mekan Portreleri’’ bölümü karşımıza çıkıyor. Bu sefer ise sadece bir elin peş parmağını geçmeyecek yerden bahsediyor. Daha önce hiç seyahatname okumadım, bu kitap da seyahatname olarak kategorize edilmiş, yani doğru mu etiketlenmiş bilemiyorum, ancak sorun şu ki kitabı yazan kişi bir edebiyatçı; gazeteci veya hutta sıradan bir insanın gezisini kaleme alıp yayın evine gönderip bastırdığı bir şey değil, dolayısyla biraz daha fazla şey beklerdim. Yani aslında olay şu değil: ‘’Bu benim New York’um’’. Kitabın son bölümünde New York’da gezilmesi, gidilip görülmesi gereken en önemli noktalardan da bahsetmiş ‘’ New York Öznel Gezi Rehberi’’ adı altında. Özellikle bu bölüm bana gazetelerin haftasonu eklerinde ‘’nereye gitmeli‘’ köşelerinden farksız geldi. Yani evet, aslında nereye, nasıl gitmemiz gerektiği, neden gitmemiz gerektiği konusunda bizleri bilgilendiriyor, nerede ne yapılır, kaç para harcanır, bir tek ‘’oteller’’ bölümü eksik.
Halbuki kitap içerisinde Central Park’ın kaç yılında kim tarafından yaptırıldığını değil de, oraya ilk adımını attığında ne hissettiğini yazsaydı ve de ‘’kimlik’’ bilgilerini arka planda verseydi çok daha hoş olurdu. Zira bu şekilde kitabın bir gezi dergisinden farkı kalmamış ki eğer o türde bir eser olacaksa bile, nerde renkli manzaralar? NYC temalı izlediğim filmler, CSI NY, Gossip Girl ve Sex and The City sayesinde bildiğim NYC mekânlarını gözümün önüne getirip kitabı öyle okumaya çalıştım.

Unutmadan, bir de kitaptan geriye şunlar kaldı…
(İstanbul) ne kadar Batı eğitimli ve Akdeniz görgülü olsa da aslında bir Doğulu…
(İstanbul) bir duayen, bir klasik, yüzü Batı’ya dönük bir soylu Doğulu’dur.
Bütün kocalarının ve sevgililerinin aynı kadınla yaşadığı aşk nasıl farklıysa, herkesin bir New York’u olduğu da bu kadar gerçektir. (keşke o gerçeği biz de kitapta görseydik).
Hatırlatmak istediğim bir başka noktaysa, büyük şehirlerde yorulan ve özellikle İstanbul’ katlanamayanların New York’tan hoşlanmayacaklarının yanlış bir varsayım olmadığıdır. (İşte
Uzuner’in NYC hakkında yazmış olduğu tek bilgilendirici şey bu aslında).
PS: Bu arada benim bile gözüme birçok yazım yanlışı takıldı. Bilemiyorum artık !
Etiketler:
Buket Uzuner,
Edebiyat,
New York City,
Türk Edebiyatı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


