David Bowie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
David Bowie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2013 Cuma

PEKİ BUNLAR MODA FİLMİ Mİ?

Tatmin edici açıklamalarla karşılaşana kadar sanırım bu soruyu sormaya devam edicem. 

Jil Sander (Raf Simons) ve Fendi "I am Love"da baş roldeydi. Minimal zarafet diye buna derim. Yakın plan çekimler ve detaylar kimi zaman moda dergilerinin bel kemiği editoryaller kimi zaman da ilk 100 sayfayı kaplayan reklamlar gibiydi. Yukarıdaki karede eksik olan tek şey bold karakterlerle yazılmayan marka adı. Harika çanta ya da gözlük reklamı olmaz mıydı?
Poetik filmin muhteşem dolabı da elbette yapım ve yönetimde olduğu gibi yetenekli Bay Tom Ford'daydı. "A Single Man"de oyuncuları kıskanmak için bir neden daha. Kırmızı halıda dahi bu sayede Tom Ford giymelerinden bahsetmiyorum bile?
Xavier Dolan filmlerindeki en güzel şey müzikler ve kıyafetler. Üstelik karakterlerin, dönem, müzik ve gardroplarıyla aralarındaki ilişki gerçek hayattakinden bile daha muntazam. "Les Amours Imaginaires"deki slow motion ilerleyen close-up shot'lar ve "Laurance Anyways"ten harika parti sahneleri.
Londra'nın cool blokları ve Fransız Riviera'sı. Kimi zaman TopShop/ TopMan coolluğunda kimi zaman Chanel ihtişamında. Yönetmen Alexandra McGuinness her defasında ilhamını modadan aldığını yeniliyor zaten.
"The Thief, The Cook, His Wife and Her Lover": 7 farklı gün. Muazzam bir menü. Helen Mirren'ın görkemli performansının yanında Jean-Paul Gaultier'in kostüm sorumlusu olduğunu da belirtmeli. Odaların rengine göre değişen kıyafetler ise filmdeki en büyük trick.
David Bowie ve Catherine Deneuve. Yetmedi mi? Susan Sarandon'ın "The Hunger"da sokakta salındığı sahne de unutulmayanlar arasında.

Kıyafetlerin güzelliğinden, zarafetinden sürüklenip gidiyosunuz genelde.

İlk aklıma gelenler bunlar oldu. Özellikle "Sex and The City"nin ikinci filmi, "Devil Wears Prada" da liste başı olabilecek diğer filmler. "8 Femmes"da sekiz kadın ve sekiz tarz. "Crime d'Amour"daki eşarp ve liste uzar gider.

14 Eylül 2010 Salı

THE BUDDHA OF SUBURBIA


-so you will be staying with Allie and me and Mum ?
He didn't reply for a couple of minutes. Even then he didn't bother with words. He grabbed me and pulled me to him and started to kiss me, on the cheeks and nose and forehead and hair. It was crazy. I neraly dropped my bike. Passers-by were startled. Someone said, ''get back in your rickshaw.'' The day was closing in on me. I hadn't bought any tea and there was an Alan Freeman radio programme on the story of the Kinks that I wanted to listen to. I pulled away from Dad and started to run, wheeling my bike beside me.
''Wait a minute!'' he shouted
I turned. ''What, Dad?''
He looked bewildered. ''Is this the right bus stop?''

Tıpkı Oscar'lardaki best screenplay adaylıklarını tanıttıklarında gösterdikleri video gibi, filmden en can alıcı nokta, belki de iki cümle, işte bu da kitaptan öyle. 

Eylül ayında okuduğum kitaplar bende hep değişik hisler uyandırır. En sevdiğim kitapları hep bu mevsimde okumuşumdur, vapurda adaya giderkern sayfaları çevirmiş, bir taraftan güneş bir taraftan esen rüzgar ile sayfalar uçuşur yüzüm ısınır, sıcak diyarlara göç eden leylekler ve dalganın sesiyle beraber içinizi ısıtan kahve eşliğinde okunan kitaplar... Tıpkı bir Elif Şafak, Amin Maalouf kitabı gibi. 

Kitapları çok seversem, direk kendimi içinde bulurum, bu da onlardan biriydi. Karakterlerin nasıl tanıtıldığı umrumda değil, bir anda etrafımda gördüğüm birini oturttururum o role, sanki film için casting yapar gibi. Mesela Hintli Karim, nedense tanıdığım Endonezyalı biri geldi gözümün önüne ve kitap boyunca onun olduğu her sayfada onu düşündüm, ya da Eva, tıpkı ''Savage Grace'' filmindeki Julianne Moore gibi. Onun oğlu Charlie'yle ilşkisi, onun diğer kızlar ve Karim'le olan ilişkisi, Karim'in erkelerle ve kızlarla olan hikayesi. Tıpkı o filmdeki gibi, belki ordaki kadar ''kan dondurucu'' değil ama öyle. 

Kitabı gözünüzde bir film gibi de canlandırabilirsiniz, o en güzel seneler, hepimizin özlemle yaşamak istediği yıllar, 70ler 80ler hem de Londra ve New York. Indie, bohem avan-garde yaşam tarzı. Tıpkı ''Araf''' romanında olduğu gibi soundtrack albümü hak eden bir roman. Yaşam stilinde, hayallerde, seksde, ilişkilerde sınırların olmadığı bir roman. Biraz da ütopik. Tabi ülkemiz ve yaşadığımız şu günleri düşünecek olursak.  

Kitabın aynı zamanda BBC için çevrilen 4 bölümlük bir de dizisi varmış. Dizi müzikleri David Bowie tarafından yapılmış, ki bu ruhu tam anlamıyla yansıtıyor. Ayrıca dizide Karim rolunu ise hepimizin tanıdığı ''Lost'' yıldızı Naveen Andrews oynamış. 

Bence must have bir kitap olarak herkesin kütüphanesinde bulunması gereken bir eser. Kitap Türkçe'ye de Can Yayınları tarafından ''Varoşların Budası'' olarak çevrilmiş, ancak Ingilizce dili bile oldukça sade ve okunabilir.