19 Aralık 2013 Perşembe

THE 2013- ARALIK

En sevdiğim şeydi bir aralar şuraya yazmak, önce ay başında hazırladığım dergi kapakları kayboldu, sonra gittikçe post sayıları azaldı. Ama aralık ayını pas geçemezdim. Nam-ı diğer listeler ayını. Neyse, birkaç bir şey var aklımda. Kapakta da non-other-but Jennifer Lawrence. Yılın kadını ondan başkası olamazdı.

7 Kasım 2013 Perşembe

KIZLI-ERKEKLİ-KIZLI, ERKEKLİ-KIZLI-ERKEKLİ, KIZLI-KIZLI-KIZLI

Fransızların da dediği gibi menage a trois. bu postun zamanı demek bugüneymiş. dergi kapakları, filmler. threesomeler sevilir. seviniz.
kristen stewart neden bir insan iki ele sahip olmalıdır sorusunun cevabını verirken. #ontheroad
tüm şehvetiyle eva green, yeni yetme michael pitt ve threesome sahnelerin ustası muhteşem fransız louis garrel #thedreamers
en beklenmedik üçlü. sarışının adı, esmerin tadı. #vickychristinabarcelona
az soru çok icraat. yol filmlerinin babası. #ytumamatambien
3some'a ispanyol dokunuşu. #3some
ve tabii dünyevi her türlü günah. #shame
ludivine sagnier, louis en mükemmel combo #chansonsd'amour
merhaba ben louis rolü kabul etmeden önce üçlü sahne var mı diye sormadan edemiyorum. #dansparis
bu işe en iyi fransız ekolünden gelenler biliyo. #lesamoursimaginaires
yatak olmasa da olur yeter ki gönüller bir olsun #julesetjim

shortbus olayına girmedim ama.
en sevdiğim en sona
kate, daria, lara

bunlar da yeri gelmişken;
rip cory

instagramdan
3 kare üstteki vanity fair kapağı
kate, lara, daria
kate, lara, daria

28 Ekim 2013 Pazartesi

ELEGANT JASMINE: BLANCHETT

Daha öne şurada hangi yapımların moda filmi olduğu/ olabileceği konusunda bir yazı vardı.
Amacım tabii Blue Jamine'e bir moda filmi bakış açısıyla bakmak değil. Filme Cate Blanchett karakteri dışında tamamıyla komedi gözüyle bakıyorum; ki Blanchett'in çizdiği Jasmine de aslında zaman zaman oldukça komikti. Beni asıl etkileyen şey film bittikten sonra Jasmine karakterinin başına gelebilecekler ve hikaye boyunca sahip olduğu psikoloji.

Yves Saint Laurent zarafetin kalpten geldiğini savuna dursun ki, ben buna karşı değilim, ancak güzel ve zarif kıyafetler içindeki bir kadına karşı koyabilme lüksüm de yok sanırım.
Söz konusu kıyafetler olunca aklıma ilk Luca Guadagnino'nun yönettiği ve baş rolünde Tilda Swinton'un olduğu Iam Love geldi. Filmi izler izlemez ilk düşündüğüm şey yapımın kostüm açısından Oscar'ı kapabileceğiydi. Sonuçta Antonella Cannarozzi'nin hazırlamış olduğu dolap ödülü belki eve götürmedi ama Raf Simons'ın Jil Sander için hazırlamış olduğu koleksiyonlar ve Fendi'nin keskin işleri aklıma kazınmış oldu. Zaten Swinton gibi bir isim daha azıyla yetinemezdi. Tıpkı Cate Blanchett gibi.  

Filmin kostümlerinden sorumlu ismi daha önce de Allen'la çalışan Suzy Benzinger. Jasmine filmde belki birçok Upper East Side kadını olarak karşımıza çıktı, ancak onu diğerlerinden ayıran en önemli özellik lükse değil zarafete olan düşkünlüğüydü. Dolabı tamamıyla çağdaş ve modern tasarımlardan oluşuyordu. Üstelik inanılmaz sade. Calvin Klein, Celine ve Dior by Raf Simons arası bir yerde. 
Blanchett; "clean, cut, sleak, chic, minimal"ın tanımını yeniden yazarken Chanel ceket de Steven Zissou'nun turuncu şapkası gibi ölümsüzleşiyor. Karl Lagerfeld kendisinden istenilen Chanel takımın Blanchett için olduğunu öğrenince gönderdiği kıyafetleri de ona göre yeniden yorumluyor. Jasmine'in takıp takıştırdığı Van Cleef & Arpels ve Hermes çanta da yine "yeni lüks"ün tanımı. 
Suzy Benzinger şurada Blanchett'in kostümleri taşıyış şekli, kendisinin kostümleri bir araya getirme yöntemi, Allen'ın bunlara bakış açısı ve sarı Fendi çanta üzerine de çok güzel ve komik şeyler söylemiş. Hatta buna da ayrı bir film çekilir bence. 

19 Temmuz 2013 Cuma

FADE TO BRITISH

Yunanistan, LA, NYC, Peru ve Paris'ten sonra Fransız Vogue editörü Emmanuelle Alt sayısını bu kez de Londra'ya adadı. Ancak her zamankinin aksine bu kez biraz daha fazla tepki çekerek.

Londra'ya adanan sayının kapağında Kate Moss'un olmaması en büyük sorun olarak görüldü. Gerçi şu var, "expect the unexpected." Emin olun kapakta Moss'un olması bu sefer de "ohh so original" diye dudak bükmeyle sonuçlanacaktı. Alt, favorilerinden Daria Werbowy'nin Kanada-Ukrayna-Polonya ortak yapımı olması ve Amerikan RTW ustası Ralph Lauren'dan bir parça giymesi de yine eleştirilerin başında yer alıyor.

Ancak gelin görün ki tipografik olarak yaklaştığınızda kapak ben British'im diye bağırıyor. Her ne kadar ben de İngiliz bir ismi kapakta görmek istesem de Werbowy beni üzmedi. Yine de en azından seçilen kıyafetin bir İngiliz tasarımcıya ait olması gerektiğini sonuna kadar savunurum.

Son bir not: dergideki "Fade to Grey" editöryali de pre-millenium öncesi Alman ekolüne andırıyor.
Kapaktaki spot overload olayı da Vogue Paris'te en son 90lı yıllarda görülmüştür sanırım. Ama dediğim gibi İngiliz olmayı çok iyi başarıyor.

Kim ne derse desin olay tema sayılarına geldiğinde Alt bunu çok iyi başarıyor. Kadında vizyon var arkadaş.

10 Temmuz 2013 Çarşamba

iPHONE SUDA

3 yıl öncesine ait olan bu kapak post-instagram generation'u çok güzel özetliyor. Aman bacak havuzda, hah kadraja kenardaki palmiye de girsin derken iPhone suda. Bir de video olayıyla ayaklar suda çekimler var ki telefon pat diye elden kaydı. Sen çok yaşa New Yorker.