Apollo Boy Mag etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Apollo Boy Mag etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2013 Perşembe

THE 2013- ARALIK

En sevdiğim şeydi bir aralar şuraya yazmak, önce ay başında hazırladığım dergi kapakları kayboldu, sonra gittikçe post sayıları azaldı. Ama aralık ayını pas geçemezdim. Nam-ı diğer listeler ayını. Neyse, birkaç bir şey var aklımda. Kapakta da non-other-but Jennifer Lawrence. Yılın kadını ondan başkası olamazdı.

1 Mart 2013 Cuma

APOLLO MAG: NO 31 || ON THE ROAD ISSUE

THE ROAD GONNA SAVE US


Ve ondan sonra yolun sonu.

Sanırım blog'un da sonu geldi artık. 
Yine de burdan devam edebilir. http://apolloboy.tumblr.com/
Gitmeden: On the Road'a 22 gün kaldı.

Yolun sonu hiç gelmez ki. Aynı yolu ikinci kez bile geçersin. Farklı bakarsın.

1 Şubat 2013 Cuma

APOLLO MAG: NO 30 || THE MOVIE ISSUE

Yetenekli olduğu kadar güzel. Güzel olduğu kadar akıllı. Akıllı olduğu kadar genç. Genç olduğu kadar yetenekli. 22 yaşında. 2 Oscar adaylı ve 2 Blocbuster ve indie filmlerin fatihi Jennifer Lawrence Hollywood'un gözdesi olduğu kadar erkeklerin, erkeklerin gözdesi olduğu kadar da yönetmenlerin kadrajında. O ise hala yollarda, parası kasasında kendini bulma çabalarında. 

Her zaman söylediğim gibi, şubat en favori aylarımdan hem. !F İstanbul bir yana Bafta, Indie Spirit, Oscar, Brit ve Grammy'ler bir arada. Hah, bir de Berlin'den gelen festival havası. Gerçi Oscar'larla biten "award season" ayrı bir hüzün bırakmıyor değil. Neyse, hemen ardından başlayan! baharla Cannes'a kadar oyalanacak başka şeyler de buluyoruz.

Listeler aralık ayıyla beraber son buldu sanıyosanız yanılıyosunuz. Geçtiğimiz Mart ayından 1 Şubat'a kadar neredeyse 150 film seyrettim. 2,5 güne bir film. Birçoğu 2012 filmi olmasa da "here comes the top 10 list." #2013MovieChallenge 'ım da pek fena gitmiyor. Hedef 2,5 günü 1,75'e indirmek. 

Geçen "Laurance Anyways"i seyrettikten sonra aklımda beliren soruya da bir çare bulmak lazımdı. Soru şuydu: Xavier Dolan bir dergiye guest editor olsaydı sonuç nasıl olurdu? Kuşkusuz Vogue çemberinde Canada bulunsaydı editör buna bir çare bulabilirdi. Ya da gelecek Cannes partilerinden birinde Alt ile Dolan'ı yan yana getirsek, birbirleriyle numaralarını takas etseler de what's app'ten konuşmaya başlasalar?

!F demişken. Biletler bugünden itibaren satışta. Oluşturduğum ilk listede 24 tane film var. Neyse ki oldukça fazla popüler filmin bulunduğu !F programının birçok filmini online olarak bulmak mümkün. "Pusher" (Agyness Deyn), The Sessions (Oscar adayı), Paperboy (N.Kidman-golden shower), Holy Motors (birçok listeye göre senenin en iyi filmi), Rust and Bone (Cotillard-Schoenarts), Laurance Anyways (Xavier Dolan). Nobody Walks (Lena Dunham), Celeste and Jesse Forever (Rashida Jones) ve Seven Psychopats (Michael Pitt- Colin Farrell).

Bir de muhakkak !F'te izlenilmesi gereken filmler var mesela. Yani muhakkak değil de nette olmayanlar diyeyim. "Joshua Tree: 1951, A Portrait of James Dean". "Interior Leather Bar". James Franco'dan yeni bir yönetmenlik deneyimi. Ya da daha fazla Franco isteyen için beyaz Snoop Dogg olduğu "Spring Breakers". Isabelle Huppert'in rol aldığı "In Another Country". "Tabu". "Woody Allen Documentary" ve "The Shining" üzerine "Room 237" de diğer popülerlerden. Dediğim gibi bu listedeki amaç popüler olanlara odaklanmaktı. 

"On the Road" ise bambaşka bir numara. Yine "Black Swan"da olduğu gibi dünya genelinde filmi en son seyreden kişi ünvanını bana vericekler gibi. Onu kazara !F'ten kaçırsam da bu sefer bilerek bilet almak istemediğim bir durum gelişti. Nedeni: On the Road kış aylarında seyredilmez. On the Road full çeken bir sinema salonunda seyredilmez. On the Road adam gibi salonlarda seyredilmez. Mart'ta vizyona girsin, Beyoğlu'nda köhne bir salonda, ayaklarını öndeki koltuğa uzatarak izlemenin zevki daha farklı olacaktır. Sonra da filmi izlediğim gibi "Fuck the normal" diyen ergen tumblr kızı havasına bürünüp işi bırakıp bisikletle Avrupa'ya kaçıcam. 

Gitmeden önce şunu da söylemek isterdim. Emmanuelle Riva'lı bir kapak da olsun isterdim. Ama nette pek başarılı fotoğraflarını bulamadım, bulduklarımla da olduramadım. Ancak onca adaylık ve senenin öne çıkan filminde oynamasına rağmen kimsenin onu, bıraktım kapağı, dergilerinde portre eşliğinde bile yer vermemelerine şaşırdım. Son dakika golü olsa da Trintignant ile Vanity Fair'in Hollywood sayısında haklarında biraz bir şeyşlerin olduğunu okudum, sevindirici.

Naomi Watts, arka sıradaki oyuncular, Oscar'lık performanslar, Oscar'ın radarında olmadığı halde senenin en iyi performansları. Hem gerçi kıstas neden Oscar? O konuda da güzel bir yazı olabilir aslında. Her neyse, bu konudaki yazıları blogda görmeyince ısrarla isrteyiniz. Bir de 3Some dosyası var. Bak onu kesin istersiniz.  

2 Ocak 2013 Çarşamba

APOLLO MAG: NO 29 || GRAPHICISE ME ISSUE

Mekanikleşmeye başlayan her şeyde olduğu gibi modada (dergiciliğinde) da yeni düzen başladı. Renk oyunları. Grafik açılımlar. İllüzyonlar ve sürreel çalışmalar. İlgi çeken artık sadece gri background önünde çekilen kıyafetler ya da pastoral ortamlarda anlatılan hikayeler değil. Grafik baskılardan ilham alan tasarımcılar da moda editörlerine ilham veriyor. Modeller poz verirken geometrik şekiller alarak yeni boyutlar oluşturuyor. Elbette photoshop oyunları ve kolaj sanatı da sürreel çalışmaları tamamlayan diğer yöntemlerden.

Grafik denmişken elbette akla ilk olarak üçgenler geliyor. Üçgen çizmek tasarımın en "cool" ve "hip" hali olarak düşünülüyor ki çoğu kişi tasarımlarını tamamlamak için ondan yardım alıyor.
***
Nazarımda Eylül ve Ocağın aslında hiç farkı yok. Yeni kararlar. Yeni listeler. Birinde sonbaharda konuşulacaklar diğerinde ise yeni yılda konuşacaklar. Aralık ayında hızını alamayan ben Ocak'ta da listelerden gitmeye karar verdim. Mesela 2013'te gözünüzü üstünden ayırmamanız gereken 10 isim.

Adı listede yok ama örnek vermem gerekirse Anna Sophia Robb. Hatta -beklenildiği üzre- Teen Vogue'un şubat sayısının da kapağında. Kendisi yeni Sarah Jessica Parker potansiyelini taşıyor mu bilmem ama "Carrie Diaries" ortalığı meşgul edecek kesin. Dizi 14 Ocak'ta başlıyor. Elbette merakla beklenen tek Carrie; Anna Sophia değil. Chloe Grace Moretz'in canlandırdığı "Carrie" de Mart ayında vizyonda. Ona eşlik eden isim ise Julianne Moore. İlginç ikili. Carrie'lerden biri 80'lerin New York'unda gezinirken diğeri banliyöden korku anlatıları yapacak. Ocak ayına geri dönecek olursak. 13 Ocak'ta "Girls", 8 Ocak'ta ise "Pretty Little Liars" geri dönüyor. Aralarından Teen Vogue kapağına çıkmayan tek dizi ise Girls.

Son hatırlatma: 10 Ocak'ta Academy adaylıkları açıklanıyor. Yekta Kopan'ı kaçırmayalım. 13 Ocak'ta ise Golden Globe'lar var. Golden Globe'ların yayınlanmasıyla "uykusuz her gece" sezonu da başlıyor. 

Fazlası için hatta kalın!

1 Aralık 2012 Cumartesi

APOLLO MAG: NO 28 || PERSONA OF THE YEAR ISSUE



Geçen sene sadece Ryan Gosling ve Adele'in listede olduğu "Persona of the Year" issue bu sene biraz kabardı. Başta sadece aklımda ilk iki isim olsa da "Chastain ve Pitt'i seçmesem büyük haksızlık olur" düşüncesiyle sonradan bu ikiye katlandı. Hepsinin de gerekçesi var. Gerekçeler ay içerisinde burada. Ay içerisinde burada olacak başka şeylerden birkaçı da hiç kuşkusuz listeler. En iyi dergi kapakları. En iyi moda dergisi kapakları. En iyi şarkılar ve geçtiğimiz ayki sayıya da gönderme yaparak "Attitude list."

Liste yapmak dünyanın en eğlenceli şeyi aslında. Pinterest'in mantığı da bir anlamda bu olduğundan en sevdiğim sosyal medya aracı sanırım. Öte yandan listelemenin şöyle bir derdi var. Yapacağınız listenin türünü seçtikten sonra aklınıza bir anda birkaç şey gelir. Mesela top 10 listesi. Size bir anda senenin en iyi 10 moda dergisi kapağını sayabilirim. Ama konu fikri yazıya dökmeye gelince o sayı 6'da kalıyor. "Haydi internetten biraz da araştırma yapayım" dediğim zaman bu sayı birden 15'e çıkıyor. Bu sefer de o listeye 5 isim daha eklemek zorundasınız. Ya da 5 tanesini çıkartmak. Hangi 5'i çıkacak. Peki sıralama yaparken hangisi #6'da yer alacak hangisi #7'de. Of hayat çok zor. #whiteboyproblems

Aralık ayının en güzel yanı bütün (moda) dergilerin(in) "Party Issue" yapmış olmaları. Bunu sevmemin tek bir nedeni varsa o da hangisi ak hangisi kara koyun diye anlaşılmasıdır. Genelde bir tema üzerine yoğunlaşmayan dergiler bile Aralık'ta bu yola başvuruyor. Ama bu sene bir 22 Aralık vak'ası varken dergilerin buna gönderme yapmaması biraz üzücü. Son ümidim Vogue Italia olurken (zira petrol sızıntısı sonrası Ağustos 2011'de Kristen McMenamy'li kapağı hatırlayın) o da son sayısında kapağa "sex" yazmadan "sex" diye bağırdı.  Öte yandan bir de Jagger'lar. Kurtuluş yıl dönümlerinde hortlayan milliyetçilik sevdası, ya da Halloween'de patlayan yer altı "supremacy"sinin Aralık=Moda dergisi karşıtı ise Jagger ailesi. Georgia May Jagger şanslı Jagger kızı olarak muhakkak en az bir aralık sayısı kapağına çıkarken tüm ailesi muhakkak bir editöryale ya da yazıya ilham verir. Bana kalırsa ben bu şöleni başka bir dönem ve aileyle kutlarım; ama şimdilik bunu buraya yazmamanın faydası var.  

Bir de Aralık hep güzeldir. 11 ayın kritiğini yapıp geçmişe dönersin. (Çünkü modern dünyada geçmişe bakmak günahtır. Göz hep gelecekte olmalıdır.) Mesela ben şimdi "top 20 songs of 2012" listesini yaparken taa Ocak'ta dinlediğim ama bir daha dinlemediğim şarkılara göz atacağımdan heyecanlıyım. Bir de belirli bir kişiyi, ya da olayı ya da dönemi hatırlamada bana en yardımcı olan şey şarkılardır. Bir de kokular. Neyse onun burada yeri yok şimdi. O halde ben yavaştan "iTunes most played" listeme döneyim.

Yine çenem düştüğünden çok yazdığımı fark ettim. Ancak Instagram'la beraber keşfettiğim bir özellik geçtiğimiz hafta sonu Contemporary Istanbul'u gezmemle pekişti. Kelimeler görsellerden daha fazla beni baştan çıkarıyor sanırım. Instagram'da paylaşılan her bir fotoğraf'ın "caption"unda yer alan betimlemeleri daha bir heyecanla okuyorum ya da "acaba sanatçı bu yaptığı işe ne ad vermiş?" diyerek buldum sıkça kendimi. Neyse bu uzun, derin bir mesele. Belki yazarım onun hakkında. Ama yazarım yazmak güzel şey. Bir de sanat demişken muhakkak Telgraf Sanat'ı okuyun. Çok güzel dergi. He bir de sanat çok fazla ilham veriyor. İleride çıkaracağım (bri şekilde- inşallah) derginin ismini bile baktığım eserlerden buldum mesela.

Ha yazmak üzerine son bir şey. Dün Yenal Bilgici şöyle bir şey tweetledi: "blog yazmadaki güzellik sadece yazmanın kendisi değil, bir ara şunu da yazarım diye düşünmek." Gün geçtikçe çok daha fazla konuda yazmak istesem bu konuda ilham alsam da hatta blog'un taslaklar kısmı dolup taşsa da olmuyor. O yazılar bitmiyor. Hislerime en derinden tercüman olan başka bir tweetle daha karşılaşmamıştım sanırım.

PS: Kapakları Blender'la yaptım. Blender'dan daha önce de bahsetmiştim. Aralık kapağında onu kullanarak ay içerisinde yaptığım  diğer blend'lere de yer veririm belki. Ama daha fazlasını da arıyorsanız instagram'a "aykun_" yazmanız yeterli.

Siz de bol bol liste yapın. Çünkü hiç sıkılmadan okuyacağım tek şey onlar.

1 Kasım 2012 Perşembe

APOLLO MAG: NO 27 || THINGS WITH AN ATTITUDE ISSUE

İnternette gezinirken karşıma çıkan Didem Soydan'ın twitter hesabında yer alan kısa bio yazısının bana ilham vereceği aklımın ucundan geçmezdi. "Net tavır sahibi." kelimeleri aslında Soydan'ın söylemiş olduğu içi boş bir kelime grubu değil. En azından internetten takip ettiğim kadarıyla duruşunda ve tavrında netlik var.

Modada ise insana net tavır kazandıran şeyin daime paltolar olduğunu düşünmüşümdür. Bir de çıplaklığın elbette. Son zamanlarda bu fikirden utanmamı sağlayan çok fazla sözle karşılaşmış olsam da sanırım kimse beni bu fikrimden caydıramadı.

Mark Twain şöyle diyor. "Clothes make the man. Naked people have little or no influence on society." Ardından tumblr gençliğinin oluşturmuş olduğu bir başka özlü söz de şöyle diyor. "Think, act, speak, love like a gentleman." 

Neden sonra hemen aklıma beatler ve hippiler geliyor. Belki de "net tavır sahibi" olma konusunda en ciddi insanlar onlardı. Onları "make the man" yapan şey çıplaklıklarıydı. Peki toplumu 50lerden bu yana etkileyen bir topluluk olarak Fransız ve İngiliz burjuvazisini ezip geçebildiler mi?

Düşünceler... Düşünceler...

Bir başka söz de şöyle diyor: "Seduce my mind and you can have my body". Sanırım -en azındna beni- baştan çıkarılmanın yolu net tavır sahibi olmaktan geçiyor, net tavır sahibi olmak için de düşünebilmek. Gerisi teferruat.

Yazı kendisiyle çelişip elde var sıfır mı onu bilemedim. Ama kesin olan bir şey var ki tavrın olduğu kadar varsın.

PS: Bu arada 500. post konusu ne olsun diye düşünürken ve afilli bir şeyler olsun derken 499'dan sonra yazmayı bırakmıştım. Meğerse 500. post Ekim Kapağı post'u olmuş. Tesadüfi bir şekilde "new faces" dediğim kapak 500. posta denk gelirken aynı postta dergilerin yıl dönümlerini gençlere ayırdığından bahsetmştim. Eylül ayı boyunca 500. post için kasmasaymışım keşke kendimi.

1 Ekim 2012 Pazartesi

APOLLO MAG: NO 26 || GENERATION NEW

Son zamanlarda 'the era of ultimate glamour' ile 'hips are the new blacks' hararetli bir tartışma içerisinde.

Geçtiğimiz sene 90 yıllık geçmişe sahip olan L'Officiel Paris bu kutlamasını kapağa moda dünyasında 60lık Anna Wintour kadar tanınan 14 yaşındaki blogger Tavi'yi taşıyarak gerçekleştirdi. Another Magazine ise 1.5 yıl önce 10. yılını yeni jenerasyonun 4 yeni yüzüyle (Jennifer Lawrence-Mia Wasikowska-Lea Seydoux-Andrea Riseborough) kutladı. Amerikan Vogue ise 120. yıl özel sayısında Vogue'u dünya markası haline getiren model/ fotoğrafçı/ tasarımcı ve oyuncular yerine yeni jenerasyonla gelecek 120 seneye göz kırptı. Dazed & Confused ise Aralık ayındaki 20. yıl sayılarında kapağa A List ünlü ve onların seçtikleri yeni jenerasyon artistleri yerleştirerek her iki jenerasyon arasında da köprü kurdu.

V Magazine ve i-D geçtiğimiz yaz yayınladıkları Pre-Fall ve Wonderland Eylül/ Ekim 2012 sayılarının kapaklarına ''youthquake'' ve ''youthful'' başlıklarını atıp ''celebrate the new generation'' temasının arkasında durdular.

Başlarda bu tür adımları sadece indie ve cool dergiler atsa da görüldüğü gibi mainstream medyaya da bu bulaşmış. Vogue ile beraber Amerikan Esquire da eylül sayısında yeni dönem oyuncuları kapağa taşıdı.

İşin komik yanına gelecek olursak ise bu yeni isimlerin her biri her ay farklı bir dergide aynı tema altında 'new faces' bizlere sunuluyor. Bir sene sonraysa çoktan hepsi de birer A Lister. Ardından ise yine farklı bir yeni kuşak. 2 yıl önce twitterda team Lady GaGa ve team Britney kapışırken sıra Justin Bieber ve One Direction'a geldi. Piyasa hızle değişiyor, Ocak ayında yeni 'yeni' isimler kim olacak acaba?

1 Eylül 2012 Cumartesi

APOLLO MAG: NO 25 || THE SEPTEMBER ISSUE

'The September Issue' filminde RJ Cutler Vogue ekibinden garip aksanlı siyah saçlı bir kadınla röportaj yapıyor. Kadının ağzından çıkan cümle de Anna Wintour'un sadece Vogue dergisini değil daha da spesifik olarak eylül sayısını markalaştırdığını gösteriyor. 'The September is the January of Fashion.' Ne var ki bu söz sadece modayla sınırlanmıyor. Lifestyle dergileri de koca bir sezona bakış atmak için eylülü bekliyor.
Buna en güzel örnek de hatta New York Times ve Time Out
Anna Wintour bugün dünyanın en anti-ilham verici dergisini yayımlasa da CVsi bunun aksini söylüyor. Zaten dergisindeki ilhamın az olması da mainstreamliğin köpeği olmuş olması. Ama dergi piyasasının 'big league'inde oynayan biri için de kaçınılmaz olanı yapıyor. Yine de aslında şu anda attığı her mainstream adımı piyasaya yine kendi tanıştırdı. 
Oluşturduğu 'September Issue' markası da diğer dergi ve genel yayın yönetmenlerine ilham vermekten geri kalmıyor. Dergiler sadece en kalın olmanın peşinde değil, en fazla reklam toplayan da olmak istiyor. 
'En büyük penis bende' yarışına giren genel yayın yönetmenlerinin bana verdiği ilham ise şu sırada başlıyor. 
Dergilerde okunmadık satır/ kelime (hatta künye bile) bırakmayan ben kendimle challenge edecektim. Bu eylül hiç okumadığım kadar dergiyi hatmedecektim. Ne var ki, eylül boyunca da blogumu bunlara ayırmak istiyorum zaten.
Bana ilham veren en büyük şey ise bir genel yayın yönetmeni olmak sanırım. Şu an için öyle bir pozisyonda gözüm olmasa da bir derginin başında olmak bence insana 'Alexander The Great' karizması kazandırıyordur. En kötü ihtimalle 7.000 en iyi ihtimalle de birkaç milyon insan sizin neler sunduğunuzu görmek için kiyosklara koşuyor. 
Aslında cümleyi böyle kurunca haz almak ve ego tatmini olarak algılayabilirsiniz. Bilmiyorum belki de öyledir. Ama benim aklımdan geçen ya da hissettiğim bu değil. O mevkiiye gelince seni nelerin karşılayacağını bilemezsin gerçi. 
Her neyse; bu hayalle 3 sene evvel. Yine bir Eylül günü Apollo Boy'a her ay bir kapak eşlik etsin istedim. Başlarda 'evcilik oyunu' gibi gelse de hatta kendime 'gel vazgeç bu sevdadan' desem bile aslında bence inanılmaz keyifli bir şey yapmışım. 
Ay boyunca daha fazla dergiler hakkında yazmak istediğimden lafı burada kesiyorum aslında. Uzun zamandır da böyle edito tarzı bir yazı eklemiyodum kapakların altına. 
Kapağa Ewan McGregor'un gelmesinin de bir sebebi var aslında. Umarım tembelleşmem de nedenlerini açıklarım. 
Ewan McGregor dışındaki kapaklar da sektördeki september issueların özeti. 
Bu arada eski kapaklara da göz atmak isterim derseniz. Sizi pin-board 'umla baş başa bırakıyorum.  
Giderken de ufak bir not
IAM NOT SPECIFICALLY/ONLY INTO FASHION (JOURNALISM)
+
ÖYLE YA DA BÖYLE; BİR DERGİ OFİSİ DÜNYANIN EN EĞLENCELİ İŞ ORTAMIDIR.
photo credits
Ewan McGregor, GQ UK by John Wright
Matt King, Client Magazine by Ian Cole
Sean O'Pry, Glow Magazine by Mitchell Nguyen McCormack
Kate Moos, book: Portarits by Rankin

4 Ağustos 2012 Cumartesi

APOLLO MAG: NO 24 || EITHER YOU FUCK, EITHER YOU GET OLD ISSUE


Başlığın çünküsü coming soon...

photo credits:
Tony Ward by Terry Richardson for Sergio K

8 Temmuz 2012 Pazar

APOLLO MAG: NO 23 || SUMMER-TIME SADNESS

photo: Mario Sorrenti
model: Natasha Poly
editor: Emmanuelle Alt
issue: Vogue Paris J/ J '12

1 Haziran 2012 Cuma

APOLLO MAG- JUNE COVERS

Çünkü yaz ayları giyinmek için değil de soyunmak için var.
Çünkü sağlıklı görünmek ilk hedefimiz olmalı.
Çünkü ayın en fazla beklenen filmi Charlize Theron'a ait.
Çünkü kraliçe Istanbul'da.
Çünkü Magic City ateşini sevip Küba hayalleri kurduk.
cover credits:
Eniko Mihalik: Harper's Bazaar, June 2012: Photographed by Niko
Male model: Attitude, June 2012: Styled by Frank Strachan Photographed by Philip Riches
Charlize Theron: Vogue US, December 2011: Styled by Camille Nickerson, photographed by Annie Leibovitz
Madonna: Interview, May 2010: Photographed by Mert&Marcus
Male Model: Hercules, Spring/ Summer '12: Photographed by Doug Inglish

1 Mayıs 2012 Salı

APOLLO BOY MAG: NO 21 || ON THE ROAD ISSUE

Benzemez hiçbir şeye Mayıs ruhu
Tatil planları, konser ve festival hazırlıkları
Varış noktası şezlonglar
Yanımızda özgür ruhlar
Ayaklarda Havainaslar
Aklımızda On the Road
Kalbimizde On the Road

pic from GQ OZ


1 Nisan 2012 Pazar

APOLLO BOY MAG: NO 20 || TASTES ISSUE


Love Magazine'in yeni sayısını adadığı 'After Taste- Elegance is Over' temasıyla tüm Amerikan Kültürü'nün Woody Allen tarzında gözlemlendiği 'Breakfast of Champions' kitabı aynı anda önüme gelince ortaya çıkan şey tam da bu oluyor.
Elimden geldiğince Nisan ayı boyunca sadece bu iki tema ve Istanbul Film Festivali hakkında konuşmaya çalışıcam.
Happy Springs
xx

pic from Shortlist Mode

1 Mart 2012 Perşembe

APOLLO BOY MAG: NO 19 || THE COLOR ISSUE

8 film sonrasında ilk defa farklı bir rolde karşımıza çıkmaya hazırlanan Daniel Radcliffe ve moda dünyasında adeta 'Da Vinci Code' kadar gizemli bir hale gelen Karlie Kloss.
Ufak bir aksaklık nedeniyle selen meçoğlu ile şubat ayı içi kısa sürse de
mart ayında  #todayimwearing köşesi @nazv ile devam ediyor. o halde yihuuu.
Unutmadan, ajandada kırmızı kalemle işaretlenmesi gereken günler.
02 Mart: J Edgar vizyonda
03 Mart: Ramadan @ Salon
08 Mart: Marni @H&M
09 Mart: The Woman In Black vizyonda
16 Mart: Take Shelter vizyonda
21 Mart: Spring Is Coming
23 Mart: Hunger Games vizyonda
26 Mart: Madonna Albüm çıkışı
30 Mart: Mirror Mirror vizyonda
31 Mart: Istanbul Film Festivali başlangıcı

images: Daniel by M Vivanco for Bullett
Karlie Kloss for Neiman Marcus campaign

ps: Jessica Chastain'in soyadını yanlış yazmışım. 
üzgünüm.

1 Şubat 2012 Çarşamba

APOLLO BOY MAG: NO 18 || THE POWER ISSUE

30'unu geçtikten sonra parlayan Michael Fassbender hiç bu kadar hip olmamıştı. Sene içerisinde 5 ayrı hit filmde karşımıza çıkan Fassy elbette sadece oyunculuğuyla gündeme gelmedi. Neyse ki buraya yazacak kadar George Clooney gibi patavatsız değilim. Fassbender'ı takip eden diğer isim ise Oscar'a ne kadar yakındır meçhul ama Michelle Williams. Marilyn rolü onu bir anda tüm sinema dünyasının göz bebeği yaptı.
Elbette Jessica Chastain'i unutmamak lazım. 7 Film. Yılın en güçlü kadın oyuncularından biri olsa gerek.
Şubat tüm güçlü insanların meydana çıktığı bir ay. Rock Starlar Brit ve Grammy'ler ile ortaya dökülecek.
Movie icon'lar Bafta ve Oscar için yarışta.
Moda ikonları. Istanbul, New York, Londra, Milano sokaklarında defile ve stil avında.
Şubatta Apollo Boy Blog'unun bir de sürprizi var. Twitterdan tanıdığınız @selen_mecoglu 
ile ''bugün ne giydim'?' köşesi hazırladık. Muhtemelen her gün için yetiştiremeyecek olsak bile hafta içlerinde sık sık karşınıza çıkabiliriz. Neticede hiçbirimiz bir Aslı Abbasoğlu değiliz.  

2 Ocak 2012 Pazartesi

APOLLO BOY MAG: NO 17 || ENVY ME ISSUE

Popüler kültürün en kıskanılan iki soyadı Gainsbourg ve Birkin ! Onlardan olup da ünlü olmayan yok !
Üstelik ünlü olan tek Fransızlar onlar da değil.
Modadan modern sanata hatta sinemaya kadar uzanan başka bir aile daha The Roitfelds.
Modadaki Missoni hanedanlığı.
ve sinemadan Skarsgaard'lar.
ve daha fazlası !

1 Aralık 2011 Perşembe

APOLLO BOY MAG: NO 16 || PERSONA OF THE YEAR ISSUE

Vizyondaki onlarca filmin galiplerinden biri Ryan Gosling ! 3 ayrı film ve 3 farklı karakterle ailemizin delikanlısı kontenjanını kapan Gosling aynı zamanda moda seçimleriyle de magazin dünyasını yıl boyunca işgal edip bence hepimizin örnek alabileceği erkek modeline dönüştü.
İkinci albümü ''21''i geçtiğimiz sene başında yayınlayan Adele sadece albüm ve single'ıyla çeşitli rekorlar kırmadı ''Someone Like You'' ile hepimizin tercümanı oldu. Belki de uzun yıllardır 11 ayı da tek bir hit şarkıyla geçirmemiştim. O da artık bir nevi ablamız sayılır.
2011'in son günlerinde sadece yıla damgasını vuran olaylara ve kişilere göz atmayı bırakıp 2012 yılında çokça konuşulacak isimlere de göz atıcaz.
Madonna, Lana del Rey ve Mirgün Cabas bu listenin en tepesinde yer alırken
izlenmesi gereken new-comer'lar da göz ardı edilmemeli.
Aralık ayında blogda iki tane de ilk olacak.
@travelerbug ile yaptığım röportaj sonucunda blogda ilk seyahat yazısı / röportajı da yayınlanmış olacak.
Belki de uzun yıllardır yapmayı planladığınız seyahat 2012 yılında gerçekleşir.
Franca Sozzani misali bu ay ''my blog your turn'' mottosunu da gerçekleştirdim.
it girl @nazv 'ın kaleme aldığı ''Party'' yazısıyla bu ay blogda sadece benim yazılarımı okumuyucaksınız.
Geçtiğimiz aralık ayında yapılan iki röportaji ise yeniden canlandırıcaz.
Müzik blogu dünyasının en hip adresi, indie müziğin en iyi adresi
@indieistanbul tekrar blogda.
Adı kadar düşünceleri de eğlenceli ex-''Atlas Bebek'' blogunun ve dergilerin müzik yazarı @vehbigorgulu 'yle de 2011e son bakış.
Röportajlar sınırı aştı. Gürcistan'a ulaştı. @tarsha 'yla yaptığım Gürcistan Moda Hafta'ları ve Gürcistan Dergi Endistürsü temalı röportaj için de blogdan ayrılmayın derim ben.
2011'e partyle elveda diyoruz ! 

photo credits: Adele shot by Solve Sundsbo
Ryan Gosling: Cannes photo call

1 Kasım 2011 Salı

APOLLO BOY MAG: NO 15 || ULTIMATE STREET STYLE

November Sweet November...
Bu kasım gücünü aşktan değil sokakların ritminden alıyor ...
Ritm derken yepyeni albümler bu coşkuya katkı sağlayacak...
Sezonun hit dizileri öngörüldüğü gibi gerçekten hit'ler mi ?
Vizyondan Bloga ... Evimiz Hollywood'da ...
Apollo Boy Exclusiv: Serli Gazer Röportajı
Kasımda Blogging Başka

images via Nylon Guys editions

1 Ekim 2011 Cumartesi

APOLLO BOY MAG: NO 14 || THE MOVIE ICONS ISSUE

Kate Winslet & Marion Cotillard. Biri Ada'dan biri de Fransa'dan. Sadece oyuncluklarıyla değil güzellikleriyle de dillere destan. Duruşlar ve bakışlar. Her ikisini de tam anlamıyla tanıdıktan sonra iki aktristin birçok fanının kurduğu hayali ben de canlandırmıştım aklımda. Her ikisi de aynı filmde beraber ! Yazılanlar ve konuşulanlara bakacak olursak ikisini bu ay vizyona girecek ''Contagion''da yan yana görme ihtimalimiz %0. 
Aynı filmde rol alacaklarını öğrendikten sonra ise kurduğum hayal ikisini (belki de yanlarına Gwyneth Paltrow'u da alarak) Vogue ya da başka her hangi bir mainstream kapağı beraber taçlandırmaları yönündeydi.
Başta Wintour ve Alt beni hayal kırıklılığına uğratsa da, yalnız başlarına bile kapak yüzü görEmeseler de oynadığım oyunu en iyi şekilde tamamlamak istediğimden bu şekilde kendimi tatmin etme kararı aldım diyebilirim.
Diğer ikisinin yanında Kirsten Dunst ve Anne Hathaway ise daha masum ve çocukça duruyor.
Henüz ayakları yere basan kadın değil de bir kız kardeş gibi. Coppola'nın ''Marie Antoinette''i sonrasında
 ışıldayan Dunst, Cannes'daki ödül sonrası kariyerini tavan yaptırdı ve elde etmiş olduğu Oscar adaylığının ardından rol aldığı  ''Devil Wears Prada'' gazıyla da Hathaway kendini kabul ettirdi.

Hiç kuşkusuz sinemada A List isimler sayılmak istendiğinde akla ilk gelen kişilerden bu 4 icon da. Ve madem Ekim ayını sinemayla özdeşleştirdik ve de bu ay vizyona girecek olan 3 muhteşem filmde bu 4 isim karşımıza çıkıyor,  eh onları kapak yapmamak olmazdı. 
credits:
Kate Winslet: Vogue China by Peter Lindbergh
Marion Cotillard: Vogue Paris by Mert Alas & Marcus Piggott
Kirsten Dunst: British Elle by David Slijper
Anne Hathaway: British Marie Claire by Mark Abrahams
Julianne Moore: Vogue Paris by Mario Testino

1 Eylül 2011 Perşembe

APOLLO BOY MAG: NO 13 || THE SEPTEMBER ISSUE !

itiraf etmem gerekirse bu fikir ilk geçtiğimiz sene Ağustos ayında aklıma gelmişti, büyük bir heyecanla ilk kez bu kapak işini ve blogu extra amatör bir dergici edasında çıkarma planları yaptığımda kendimi 
5-10 yaşlarında evcilik oynayan çocuklardan farksız hissettmiştim. ancak sonrasında gelen tepkilerden ve hatta kimi zaman, ''gelecek ay kimi kapak yapacaksın ?'' gibi soruların yöneltilmesinden sonra sadece kendimi eğlendirmediğimi anladım. o yüzden teşekkürler tüm takipçilerime.
Biliyorum, yaz aylarında buraları aksatsam da bu sonbahar bomba gibi dönüyorum, hem sürprizlerle hem de yeniliklerle. Bu arada sonbahar demişken, vakit alışveriş vakti, o halde siz moda postlarıma aldırmaksızın ! :) bu sonbahar ihtiyacınız olacak şeylerin ne Balmain palto ne de Burberry trench olduğu fikrine kendinizi alıştırsanız iyi edersiniz :) ! Neden mi ? Çünkü; tek ihtiyacınız limitsiz bir kredi kartı, unutmayın !
Elbette son bahar sadece modadan ibaret değil, Oscar yarışına adım adım yaklaşırken hem kaliteli filmler hem de gişe yapımları bir bir görücüye çıkmaya hazırlanıyor. Üstelik dünya festivallerinden taze çıkan filmlerle de FilmEkimi'nde buluşma vaktimiz de yaklaştı.  Ayrıca TV Dünyası yeni sezon dizileriyle renklenmeye başlarken yeniden Torrent'in karşısına çakılma vaktiniz gelmiştir yani.
Sonuç olarak this is called
THE SEPTEMBER ISSUE; BITCHES !
Credits:
Model: Sean O 'Pry
Zara Men Fall / Winter 2011 Campaign
photos via fashionisto.com