24 Aralık 2013 Salı

BUNU KAPAK YAPSAK N'OLUR?

Konuşulmak mı? İçinden geldiği gibi davranmak mı? Politically correct olmak mı? Bazen ortaya çıkan işe karşı olan bakış açısı hazırlarken sahip olunana ayak uydurmuyor. İşte, kısacası yılın çok konuşulan controversial kapakları.

Ota boka itiraz eden Amerikan halkı bu kapağı nasıl bağırlarına bastı anlamadım. Jay Z'nin Vanity Fair'e kapak olması "Nihayet" dedirtse de üzerindeki beyaz smokin bence pek hoş değil. Zira Frank Ocean'la kaydettikleri şarkıya dönecek olursak "I hope my black skin don't dirt this white tuxedo."
2013 Mayıs, Kaos'tan Couture'a punk. Anna Wintour gecenin sahibi. Dress code punk olsa da bunu neredeyse tek uygulamayan isim kendisiydi. Neyse ki biri onu punk olarak hayal etmiş. Gelin görün ki kapak yayıncı kuruluş tarafından reddedildiğinden piyasaya bu haliyle çıkamadı.
Ivy ve Atlas bebeklerden sonraki en popüler bebek monarşinin göz bebeği olan. Ama açıkça görülüyor ki bazıları için o kadar da abartılacak bir hadise değil. Ne de olsa günde binlerce çocuk doğuyor. 
Bombacıyı kapak yapmak. Herkesin cüret edeceği türden bir şey olmasa gerek.
Yaşarken tarih yazıldı. Kimileri de bunu görmezden geldi. Akıbeti New York Magazine'den ise daha ağır oldu. 


19 Aralık 2013 Perşembe

HAYAL KIRIKLIKLARI- 2013

Hayal kırıklıkları bol. Nedeni beklentiler mi yoksa beklerken olayları fazla romantikleştirmek mi. Burası zor, ama böylesi gibi kırılmamıştı bu kalp.


Sky Ferreira’yla başlayalım mesela. Her şey Eveyrthing Is Embarrassingle başladı. Beklentiler yükseldi. Albüm çıkış tarihi ertelendikçe beklentiler Everest tepesinde kamp bile kurdu. Korkulan olmadı. Yani gibi. Ama sonrası da var. Saint Laurent’ın kampanya güzeli Vogue’a, Mert ve Marcus’ hatta Gaspar Noe’ye meme açan kız bir anda Miley Cyrus’la turneye çıkmaya karar verdi. İpler burada koptu. Neyleyim ben senin başarılı kariyerini.
Naomi Watts your problem? Diana’yı oynayacağı öğrenildiğine çok konuşuldu. Lo Imposible ile Oscar’a aday olunca “Bekleyin, Diana'yla geliyor" dedim, dedik. Belki demediler. Olmadı, olduramadılar, ortaya çıkan biopic vasat ötesiydi. Aşağıdaki poster ve belki de ufak birkaç sahneydi paçayı kurtaran. Gerçekten kurtuldu mu acaba?
Kim ne derse desin, 2013’te kimse beni Sofia Coppola’dan daha fazla hayal kırıklığına uğratmadı. Muhteşem bir moodboard, harika set ve süper ötesi bir soundtrack. Belki harika bir editöryalin backstage videosu kadar güzel, ama o kadardı Bling Ring. Let’s go shopping ve bu sırada kulaklıklardan duyulan M.I.A sesi. 

Harry Potter. Sözün bittiği yer olsa da ilerleyemeyen Boş Koltuk. Plaj kitabı umutları da çöpe gitti.
Benim instagram'dan

Şahsım adına değil; ha kazansaydı da çok sevinirdim. Ama Emmanuelle Riva’nın Oscar’ı Lawrence’a (ki o da canım ciğerim) kaptırış anındaki kapıldığı hayal kırıklığı  = evlat acısı. (videoyu ve o acıklı bakışları bulamadım şimdi.)
Aralık ayının en güzel yanı listeler. Time’ın hazırladığı top 10 of everything listeleri de bunun başında geliyor. Şimdi bu paragrafın ilk giriş cümlesi. Sene boyunca selfie hakkında çok şey yazıldı. Öyle ki konuyu dergisine taşımayan editör kalmadı. Time gibi bazı dergiler de olayı bir tık daha yukarıya taşıyarak selfie’den kapak yaptı. Peki nasıl olur da Yılın Kelimesi ödülü Binge-watcha gider. Moralim çok bozuk. Dokunmayın bana. Ben bi #kendimcik yapıp geliyorum.

Gigli’den, Argo’ya saygı duruşu var ama why so Batman? Affleck

THE 2013- ARALIK

En sevdiğim şeydi bir aralar şuraya yazmak, önce ay başında hazırladığım dergi kapakları kayboldu, sonra gittikçe post sayıları azaldı. Ama aralık ayını pas geçemezdim. Nam-ı diğer listeler ayını. Neyse, birkaç bir şey var aklımda. Kapakta da non-other-but Jennifer Lawrence. Yılın kadını ondan başkası olamazdı.

7 Kasım 2013 Perşembe

KIZLI-ERKEKLİ-KIZLI, ERKEKLİ-KIZLI-ERKEKLİ, KIZLI-KIZLI-KIZLI

Fransızların da dediği gibi menage a trois. bu postun zamanı demek bugüneymiş. dergi kapakları, filmler. threesomeler sevilir. seviniz.
kristen stewart neden bir insan iki ele sahip olmalıdır sorusunun cevabını verirken. #ontheroad
tüm şehvetiyle eva green, yeni yetme michael pitt ve threesome sahnelerin ustası muhteşem fransız louis garrel #thedreamers
en beklenmedik üçlü. sarışının adı, esmerin tadı. #vickychristinabarcelona
az soru çok icraat. yol filmlerinin babası. #ytumamatambien
3some'a ispanyol dokunuşu. #3some
ve tabii dünyevi her türlü günah. #shame
ludivine sagnier, louis en mükemmel combo #chansonsd'amour
merhaba ben louis rolü kabul etmeden önce üçlü sahne var mı diye sormadan edemiyorum. #dansparis
bu işe en iyi fransız ekolünden gelenler biliyo. #lesamoursimaginaires
yatak olmasa da olur yeter ki gönüller bir olsun #julesetjim

shortbus olayına girmedim ama.
en sevdiğim en sona
kate, daria, lara

bunlar da yeri gelmişken;
rip cory

instagramdan
3 kare üstteki vanity fair kapağı
kate, lara, daria
kate, lara, daria

28 Ekim 2013 Pazartesi

ELEGANT JASMINE: BLANCHETT

Daha öne şurada hangi yapımların moda filmi olduğu/ olabileceği konusunda bir yazı vardı.
Amacım tabii Blue Jamine'e bir moda filmi bakış açısıyla bakmak değil. Filme Cate Blanchett karakteri dışında tamamıyla komedi gözüyle bakıyorum; ki Blanchett'in çizdiği Jasmine de aslında zaman zaman oldukça komikti. Beni asıl etkileyen şey film bittikten sonra Jasmine karakterinin başına gelebilecekler ve hikaye boyunca sahip olduğu psikoloji.

Yves Saint Laurent zarafetin kalpten geldiğini savuna dursun ki, ben buna karşı değilim, ancak güzel ve zarif kıyafetler içindeki bir kadına karşı koyabilme lüksüm de yok sanırım.
Söz konusu kıyafetler olunca aklıma ilk Luca Guadagnino'nun yönettiği ve baş rolünde Tilda Swinton'un olduğu Iam Love geldi. Filmi izler izlemez ilk düşündüğüm şey yapımın kostüm açısından Oscar'ı kapabileceğiydi. Sonuçta Antonella Cannarozzi'nin hazırlamış olduğu dolap ödülü belki eve götürmedi ama Raf Simons'ın Jil Sander için hazırlamış olduğu koleksiyonlar ve Fendi'nin keskin işleri aklıma kazınmış oldu. Zaten Swinton gibi bir isim daha azıyla yetinemezdi. Tıpkı Cate Blanchett gibi.  

Filmin kostümlerinden sorumlu ismi daha önce de Allen'la çalışan Suzy Benzinger. Jasmine filmde belki birçok Upper East Side kadını olarak karşımıza çıktı, ancak onu diğerlerinden ayıran en önemli özellik lükse değil zarafete olan düşkünlüğüydü. Dolabı tamamıyla çağdaş ve modern tasarımlardan oluşuyordu. Üstelik inanılmaz sade. Calvin Klein, Celine ve Dior by Raf Simons arası bir yerde. 
Blanchett; "clean, cut, sleak, chic, minimal"ın tanımını yeniden yazarken Chanel ceket de Steven Zissou'nun turuncu şapkası gibi ölümsüzleşiyor. Karl Lagerfeld kendisinden istenilen Chanel takımın Blanchett için olduğunu öğrenince gönderdiği kıyafetleri de ona göre yeniden yorumluyor. Jasmine'in takıp takıştırdığı Van Cleef & Arpels ve Hermes çanta da yine "yeni lüks"ün tanımı. 
Suzy Benzinger şurada Blanchett'in kostümleri taşıyış şekli, kendisinin kostümleri bir araya getirme yöntemi, Allen'ın bunlara bakış açısı ve sarı Fendi çanta üzerine de çok güzel ve komik şeyler söylemiş. Hatta buna da ayrı bir film çekilir bence.