Blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2012 Çarşamba

TARSHA'S TOP 10 GLOSSIES OF 2012


**Scroll down for english text.

Geçtiğimiz sene Gürcistan modası ve dergi piyasası üzerine lafladığımız Tarsha'yla bu sene yeniden bir araya geldik. Blog'u Glossy Newstand'de dünyadaki tüm moda dergilerinde yayımlanan editöryalleri ayaklarımıza kadar getiren Tarsha zamanla dünyanın en önemli dergi ve editörlerinin de dikkatini çekti. Wonderland bir defasında kapaklarını internette yayınladıktan sonra onu twitter'da metionlayarak kapaklarını beğenip beğenmediğini sordu. Love Magazine'den Katie Grand ve Alexander Fury ise olayı bir adım daha öteye taşıdı. Eylül ayında sitelerinde Tarsha'ya bir köşe ayırarak senenin en önemli sayısının kritiğini yapmasını istediler.

Ben senenin en iyi kapaklarını seçeyazarken Tarsha'ya sormamak da olmazdı elbette.

***  

So once again I'm collobrating with the "world-famous" blogger Tarsha from Glossy Newstands. It was just again december when we did an interview on Georgian fashion & magazines. Back than he was only a contributor for the FashionSpot. Now with his very own blog on Tumblr he not only brings the whole world of printed fashion magazines together but also caught the attention of Lady Katie Grand from the Love Magazine and wrote about the famous september issues on Love Mag's web page.This time he writes for -not to mention my less known but humble- my blog. Choosing top 10 fashion magazine covers of 2012.

#10 Interview Russia  December 2012 / January 2013 : Kate Moss & Naomi Campbell by Mert Alas & Marcus Piggott
Two all-time favorite models of mine, together with my favorite photographers, it was a great and for the not so stellar 2012 year, cover-wise.

 #9 Vogue Netherlands December 2012 : Doutzen Kroes by Patrick Demarchelier
That's what should be a debut cover of Vogue Netherlands, it's very simple but Doutzen just makes it kinda special.

#8 Vogue Germany October 2012 : Kati Nescher by Camilla Akrans
 I am definitely not a Kati Nescher fan and this is first time I liked her image, definitely most beautiful cover of the year.

#7 Harper's Bazaar Turkey September 2012 : Marloes Horst by Koray Birand 
Turkish Bazaar has become one of the publications that I look forward to see each month, out of all the amazing covers this year they produced, this one was my favorite.

#6 Vogue Italia September 2012 : Carolyn Murphy by Steven Meisel 
 Meisel at it's best, very unexpected, very different, that's why I love Vogue Italia's specific covers.

 #5 Vogue Paris September 2012 : Kate Moss by Mert & Marcus 
just simply elegant and a cool cover


#4 Vogue Paris June/July 2012 : Gisele by Inez & Vinoodh  
You just can't beat Gisele on the beach in a swimsuit, editorial was spectacular aswell.

#3 Vanity Fair December 2012: Kate Moss  by Mert Alas & Marcus Piggott
You can see that majority of my favorite covers features Kate Moss and that's not surprising, because she is my absolute favorite model ever and still delivers an amazing cover images, this cover is one great example!


#2 LOVE F/W 12.13 Special Edition : Malgosia Bela by Mert & Marcus 
Malgosia is growing on me each time I see her image, this cover was absolute perfection, due to the great team working on it, I mean Malgosia, Mert & Marcus and of course Katie Grand.


#1 W March 2012 : Kate Moss by Steven Klein ( "Good Kate" cover) 
One of the best covers in Kate's career, my top favorite cover, not only in 2012 but in a looooong time.

15 Eylül 2012 Cumartesi

MOODBOARD- THE NORTH

Navajo-Hippie-Indie-Nordic. Huzurlarınızda The city goes country.

Norse Project: Norveçli balıkçıların elleri için kullandıklarını biliyosunuz zaten, peki rüzgar ve yağmurdan korunmak için?  Norveç çok uzaksa Karadeniz kıyıları keşfinizi bekliyor.
Bellrose- Belçikalı. Poe'nun kuzgunları Kuzey Avrupa'nın 'Cabin in the Woods'u ile birleşiyor.
Stumptown- Hiker Boots
Hiker demişken, likyayolu.org 'a bakmayı unutmayın. Bu aralar sürekli dilimde ve kimi görsem okumaları için tavsiye veriyorum. İlham vermiyo değil, ama bu durumda ilham sadece 'ver gazı' seviyesinden yukarı da çıkmıyor.

Levi's- Amerika'nın köklerini temsil eden Levi's'ın aile ağacını karıştırdınız mı Türkler aslında Kızılderili önermesine kadar ulaşabiliyorsunuz. 
Levi's and Filson Capsule Collection
Benzemez kimse sana İzlanda!
'Mavi Tilki' okunmak için sıra bekleyen kitaplar listesinde. Ama hele bi güneş ısıtma yetkisini kaybetsin önce. 
Kuzeyliler her işi bildikleri gibi dergi yapmayı da çok iyi biliyor. Hollandalı Fantastic Man, Danimarkalı Nordic Man, İsveç'ten Acne Paper endüstrideki en ilham verici yayınlardan bence.
Yaşamak içinse Faroe Adaları'ndan daha güzel bir yer düşünemiyorum. 
Son zamanlarda sadece çocuklarına ayırsa da http://bleubirdvintage.typepad.com/ bence blog dünyasının en hip sayfası. Texas'ta ancak şehirden uzak yaşıyorlar. Hippie ve Beat Kuşağı ekolünden geliyorlar. Çocuklarını ise okula göndermek yerine evde eğitiyorlar. Bir de düğün fotoğraf albümleri var ki ölmeden önce muhakkak göz atmalısınız.
Müziğe girersek çıkamamaktan korkuyorum. Al işte bir sürü indie-band var.
Gitmeden önce belirtmeliyim ki, ana görseller arasında yer alanlar da benim instagram'dan.
Ve moodboard'un son durağı. Reykjavik. Gitmediyseniz ''101 Reykjavik'' filmine göz atın. Reykjavik karlar altında. Kahramanımız 30larında. Annesiyle yaşıyor. Bir de annesinin arkadaşı var. Arada yalnız kalıyorlar falan. Sonra bir de lezbiyen fantaziler ve kompleksler. Ha evet Reykjavik manzarası vardı bir de. Kar yani. Biraz komedi, biraz dramatik.

23 Ekim 2010 Cumartesi

KAPAK KONUSU : THE GODDESS UNDEFINABLE

Yaklaşık 2 senedir tanıdığım bu muhteşem blogger The Goddess Undefinable'ı artık bloguma konuk etmenin vakti gelmişti. İlk önce onu ApolloBoy Mag'in Ekim sayısının kapağında gördünüz, ama ortaklığımız sadece bir kapak hazırlamakla kalmadı, aynı zamanda onunla bir de bu -biraz- uzun ama keyifli ve sıcacık röportajı gerçekleştirdim. İkimizi de bıraksanız konuşmaya daha devam ederdik. 2 saat geçip bittiğinde aklımdaki tek düşünce ise tıpkı mükemmel bir filmden çıktıktan sonra herkese söylediğiniz şu cümle gibiydi. ''Saatlerin nasıl geçtiğini anlayamadım, inanılmaz sürükleyiciydi''.


Röportaja başlamadan önce aklımda önceden hazırlanmış tek bir soru vardı ? O da adının anlamıydı ! He bir de ''LifeStyle'' temalı bir bloga uygun olması amaçlı sorulan 2 soru ! Yani işte çorap söküğü gibi kendiliğinden gelen bir röportajla baş başasınız beybiler !


James: Herşeyi ama herşeyi doğru söyleyiceğine yemin eder misin? Elini kutsal kitap ApolloBoy Mag'in üstüne koyarak!  

UndefinabLe©: Seve seve! Zaten yalandan hoşlanmam; kimseden bir şey de gizlemem. o halde ?! Yes I do! (=


James: Sana soracağım ilk soru, aslında seni tanıdığım günden beridir aklımı kurcalayan ama nedense bir türlü soramadığım şey hakkında ! Undefinable neden ? Bu kadar zor mu seni tanımlamak.

UndefinabLe©: Bundan önce bir sürü nick denedim. Çoğunu hatırlamıyorum doğrusu. Hatırladığım bir tane var: "Ankaran Cocubine" bu da Amerika'dan bir arkadaşım tarafından bana verilen isimdi. Hikayesi şöyle: Bir vampirli zımbırtı izliyor muymuş ne; bu zımbırtıda bir karakter var, adı "Ankaran Concubine", beni ona benzetmiş. Bir de Myspace'de yaşadığım yer, Ankara yazıyor diye bana şunu sordu: "Yoksa sen o musun?" Bu hoşuma gitti ve uzunca bir süre bunu nick belledim. Ardından bir buhran dönemimde bu nicki değiştirmeye karar verdim ve bana en uygun nick'i seçtim: "UndefinabLe" Hem tınısı hoşuma gidiyor hem anlamı. Evet, tanımlanabilmem zor. Beni tanıdıkça herkes bunu görecektir. Bana yakışan, beni anlatan bir nick olsun istedim ve oldurdum! (=

James: wuhuu, bırak böyle kalsın. Tanımlanamamak, herkes tarafından çözülememek bence çok daha iyi, ama isminin yanına bir de goddess gelince, insan irkiliyor, ''acaba karşımdaki ego patlaması yaşayarak kendini goddess mı zannediyor'' diye ?


UndefinabLe©: Hepimiz kendi içimizde tanrı ve tanrıçalarız aslında. Bunu bir ego patlaması olarak düşünmemek gerek bence; zira insanın kendini sevmesi, yüce görmesi bir insanın ihtiyacı olan yegane şeylerden biridir. Kendimi her şeyin üzerinde görmek değil de; kendi yarattığım dünyanın tanrıçasıyım diyeyim. Herkesin kendi yarattığı dünyaların tanrı ve tanrıçaları olduğunu da hatırlatarak tabi. Bir de bildiğin gibi, blogumun adı "My Mind is My God" biraz da bununla uyumlu olsun istedim doğrusu. Zira sadece "undefinable" okarak alan adı alamıyordum. Ha bi dakka şunu da ekleyim: Benim eski blogun adı "therealundefinable" idi; onu uçurunca gerçekten başka çarem kalmadı ve bu alan adını aldım. Güzel oldu, güzel... ((=

James: Evet zaten o isme de gelecektim. O halde konusu açılmışken söyleyeyim hemen, yaklaşık 2 senedir blog okur ve yazarım ve ''my mind is my god'' mottosu dışında daha iyisine rastlamadım. Peki anladığım şu mu o halde, beynim benim yöneticim, başka güçlerin beni kontrol etmesine izin veremem ?


UndefinabLe©: "An Essay on Man" isimli bir şiir inceliyorduk edebiyat dersinde. O dönem de blogum için sağlam bir başlık bulma derdindeydim. o cümleyi görünce adeta gözlerim parladı: "my mind is my own church"  Yalan olmasın, cümle tam olarak böyle miydi bilmiyorum. Eserin yazarını bile hatırlamıyorum. Gittim, kitaplarımı karıştırdım; ama o kitabı da bulamadım. Bu harika eseri yazan adamın "Thomas Paine" olmasından şüpheleniyorum. Merak eden araştırsın diyorum. Herkesi öpüyorum (=

James: Alexander Pope olduğunu düşünmekteyim, zira biz de metin inceleme dersinde incelemeiştik.


UndefinabLe©: Pek tabi o da olabilir Bir bakayım ben

James: Peki az önce ''kendi yarattığım dünyanın tanrıçasıyım'' dedin, kendi dünyan nasıl ? bahsetmek ister misin ? (sanki 5 yaşındaki çocuk var karşımda ve ben psikologunum gibi hissettim ama olsun :P )


UndefinabLe©: Kendi dünyamda mavi tavşanlar var, gökyüzü renk değiştiriyor, hep şarkılar çalıyor ve her yer yazılarla dolu. Marjinal insanlar biriktiriyorum dünyamda; standartların dışına çıkmaya korkmayan insanlar... Bir de üreten insanlara bayılıyorum ve elbette onları da biriktiriyorum. (= Geçen sene atlattığım depresyondan önce her şeyi yoluna koymuştum; şimdi enkazı kaldırdım ve yeniden inşaata başladım. Dünyamın %82'sini toparladım. Şöyle anlatayım: okumaya ve müzik dinlemeye doyamıyorum. Kafamda milyar proje var, onlarla uğraşmaya bayılıyorum. Bir şeyler üretme çabasındayım hep, seviyorum bunu. Üretemediğim zaman yaşadığım sıkıntıyı anlatmaya kelime bulamıyorum, sen düşün yani. Bu arada ağlamaya bayılıyorum. Dünyamda "ağlamak" eyleminin çok mühim bir yeri vardır. Hem ruhsal hem bedensel olarak sağlıklı bir şey. Bunların yanı sıra okuyorum, son sınıftayım. Cumartesi günleri bölümümle ilgili bir işte çalışıyorum, özel ders veriyorum ve güzel yurdumun güzel sınavlarına hazırlanıyorum. En yakın arkadaşım "Yasin" ile takılıyorum; okuldan insanlarla fazla muhattap olmaktan hoşlanmıyorum. Tüm bunların yanına tanrıçalığa gelirsek; emreden bir tanrıça değilim ben. olması gerektiği gibi bir tanrıçayım: Sevgi dolu. Çünkü gerçekten sevginin açamayacağı kapı yok bence. "Sevmeyi seviyorum" diyerek özet geçeyim (=

James: Bu sefer de üretmek lafına takıldım. Neler üretiyorsun ? Senin gibi çılgın şeyler mi ? Yoksa belki de bilinç altında bambaşka şeyler yatıyordur da onların dışa vurumu ? Ha ?


UndefinabLe©: Yazı yazıyorum, fotoğraf çekiyorum, takı ve kıyafet tasarımlarım var, dans kareografisi oluşturma derdindeyim şu sıralar da (= Bir tek müziğe bulaşmış değilim; ama aslında bir arkadaşımın bestesine güfte yazarak, bir köşesinden ona da bulaştım. Bahsettiklerimin hepsinde amatör amatör takılıyorum; birinin üzerine gidip geliştirsem iyi olacak. o da muhtemelen yazarlık olacak. Zira güzel oyunlar yazan tiyatro eseri yazarlarına ihtiyacı olan bir toplumuz.

James: Yani demek istediğin şu ki: ''Yazar olursam güzel tiyatro oyunları çıkar benden''?  Peki sen Ankaralısın, belki beni Ankaradan da takip edenler vardır, hani, ''muhakkak şu oyuna gitmeleri gerekir'' dediğin var mı ?

UndefinabLe©: Durukan Ordu'nun tüm oyunları izlenmeli bir kere. "Rab Şeytan'a Dedi Ki" önümüzdeki aylarda yeniden gösterime girecek sanıyorum ve Yasin ile 3. defa izleyeceğiz onu. Onun dışında Durukan'ın yeni oyunu "Büyük Sultan Oviedolu Katalina" var,  "Geç Kalanlar" var, "Bir Delinin Hatıra Defteri" var "Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun" isimli oyunu da en kısa zamanda izleyip fikrimi beyan ederim (=

James: Ankara hakkında bi soru daha sorma hakkımı kullanıyorum ? Aslında hep merak etmişimdir bunu da ? Yani Ankara ? Seviyo musun orayı ? Istanbul'a kıyaslayacak olursan ? Bir de mesela şu var Izmirliler yere göğe sığdıramıyorlar şu şehri. Üstelik bence Istanbul'un yanında hiçbirşey ama elden ne gelir ?


UndefinabLe©:Ankara... Ankara'yı "arkadaşlarımla" seviyorum; çünkü bir yeri yaşanılır kılan şey kesinlikle yanındaki insanlardır. Gezdiğim hiçbir yeri İstanbul ile kıyaslayamam; ama İstanbul'da sevmediğim bir şey var, çok kalabalık olması. Bir Ankara bir de İstanbul sütunu hazırlayıp bazı şeyleri karşılaştırmıyor değilim bazen; ama yanımda sevdiğim insanlar olmadıkça bana İstanbul da aynı gelir, Ağrı da (=

James: Sevdiğin insanlarla aynı şehirde olmak elbette, dağ başında da yanında olursan birbirinize yettikten sonra sorun yok cidden de =) Hiç bilmediğimiz yanların var mı ?? hani aslında benim şu özelliğim vardır da çok az insan bunu bilir dediğin ?


UndefinabLe©: Blogumda yazmadan önce modaya olan ilgimi fazla kişi bilmezdi. Ama fazla şeffaf olduğumu düşünüyorum, her şeyimi herkes bilir. Bu nedenle güçsüz yerlerimden sağlam darbeler yiyebiliyorum; bu kötü. (=

James: Aslında sen kendi zayıf noktalarını bildikten sonra zor soruların nerden geleceğini bilip karşındakileri alt edebilisin, unutma sen bir goddessın !


UndefinabLe©: ah, bebeğim... böyle poh pohlanmaya bayılıyorum! (=

James : Eh moda dedinse biraz da moda gelsin ? Sana da sorayım mı moda nedir diye ? bir de Türk Modası dediğimde aklına ne gelir ?


UndefinabLe©: Moda da benim gibi tanımlanamayan bir şey bence. Herkesin kendince bir tanımı elbet vardır; ama ben modayı tanımlayarak belli kalıplara sokmak istemiyorum. Türk Modasını genel olarak ele aldığımda aklıma gelen tek kelime "basmakalıp" ama IFW sayesinde ülkemizde harika modacılar olduğunu gördüm ki; bu da beni mest etti. Simay Bülbül ve Deniz Berdan'a ayrı ayrı tapabilirim ayrıca (=


James: Eevet, kesinlikle sıradışı, peki son kısa kısa sorular gelsin mi ? gelsin ! :)
Eğer bir dergi editörü olsan. ilk sayına kimi kapak yaparsın ?


UndefinabLe©: Aklıma ilk gelen isim Juliette Lewis. Çünkü kadın çok yönlü bir hem de çirkin; ama karizmatik. Böyle kadınlara bayılırım ben!

James: bir grup menajeri olacak olursan ?


UndefinabLe©: Coheed and Cambria. Şu an çok tanınmış bir grup değiller; ama onları fena patlatırdım herhalde. Çünkü gerçekten şahaneler. (=


en son dinlediğin albüm ? : Slash - Slash 
en son okuduğun kitap ? : Orhan Pamuk - Manzaradan Parçalar
en son izlediğin film ? : Chasing Amy

James: Bir de şu soruyu sorup röportajı kapatıyorum. Kapakta seni renkl renkli ojelerle çekti fotoğrafçı arkadaşımız. lol. renkli ojeler konusunda ne diyosun ? ve kapakta olma duygusu ?


UndefinabLe©: Renkli olmak çeşitli olmak iyidir. Benim gibi on parmağında on farklı oje ile iş görüşmesine giden insanlar olduğunu pek sanmıyorum; ama insanlar bunu yapabilmeli. Bunu normal karşılamamız gerek, yeniliklere, çeşitliliğe açık olmamız... Bu konu üzerinden sosyal problemlere mükemmel bir şekilde dalabilirim; ama yeterince sıktım okuyucuyu zaten, yeter bu kadar (= Kapakta olma duygusuna gelecek olursam: İkinci kapakta ben varım; bunun ne kadar gurur verici, ego okşayıcı bir şey olduğunu bilmem tahmin edebilir misin? (= Bana bu teklifle geldiğinde hem çok heyecanlandım, hem de çok sevindim. Bu sevildiğimin de göstergesi ve sevgiye ne kadar önem verdiğimi artık herkes biliyor. Tüm bu güzellikleri bana yaşattığın için sana milyar teşekkür sunarım. Bir zevkti...

James: Aha bak bu kalpçikte senin yerin çok ayrı tatlım, kapak röportaj teklifimi geri çevirmediğin gibi, her şeyi istediğim gibi yaptığın, her isteiğimi de yerine getirdiğin ve bir çok insan gibi beni sallamadığın için ben teşekkür ederim. bence okuyucu bu röportajla da sıkılmaz çünkü sıcacık, bence benim takipçilerim kimin samimi ve sıcak olduğunu kavrayabilir. ve koca 2 saat nasıl geçti bilemicem ama
konuşucak o kadar fazla şey var ki aslında gün boyu röportaj yapabilirm lol
neyseki senle her dakka konuşabilme şansım var.teşekkürler bebek  xoxo


UndefinabLe©: Canımsın benim! Hiii, gözlerim doldu inan! Rica ederim; seninle muhabbet de aynı şekilde süper eğlenceli! Daha saatlerce konuşabiliriz, evet.

10 Ağustos 2010 Salı

RÖPORTAJ || VİTRİNDEYİZ


Aralık 2009'dan beridir blogu var. Vitrindeyiz ! Trend raporları, seyahatler, bir de styling ondan sorulur ... Kimi zaman gelecek sezonun trendlerini ona bakıp uyguladık, kimi zaman çıkacağımız seyahatlere gitmeden önce onun blogunu check edip, rotamızı ona göre düzene soktuk. Ama hiçbir zaman vitrinlerden ayrılmadık. İşte bu sefer, Vitrinini Apollo Boy'a taşıdı. Gossip Boy James Mayer de onunla röportaj yaptı. Dolabınızı baştan yaratmaya, önümüzdeki sezonun trendlerini merak mı ettiniz ? O halde bu röportaj kaçmaz. İyi okumalar.
  • Blog'unun adını ''Vitrindeyiz'' koyduğuna göre vitrinlerle ilgileniyorsun demek ki? Peki en fazla hangi mağazanın vitrini ilgini çeker ?
Vitrinlerle yakından ilgileniyorum. Moda ve alışveriş benim için bir tutku. ''Confessions of a Shopaholic''teki Rebecca'nın erkek versiyonu diyebilirsin. Ayrıca işimin önemli bir parçası vitrin olduğu için blogun adını da "Vitrindeyiz" koymak istedim. En fazla ilgimi çeken vitrine gelince belli bir marka diyemiyorum... Nedenine gelince ''visual'' ayrı heyecan. Bir manavın sunumu da çok ilginç gelebilir ya da herhangi bir ''designer shop''un vitrini de... Fakat olaya ticari bakarsak bir vitrin asla ve asla ürünün önüne geçmemeli. İlle de marka adı vermem gerekirse Anthropologie'nin vitrinlerine bayılıyorum. Ne yazık ki yurdumda yok :(
Sitesi için tık: http://www.anthropologie.com


Timberland'ler olmazsa olmaz denildi, bir de dabi Khaki vardı.
  • İşin gereği sürekli yurt dışında olduğunu biliyoruz, şöyle bir göz gezdirecek olursan peki, yurt dışındaki ve Türkiye'deki vitirnler arasında fark var mı ?
Türkiye'de başarılı vitrin uygulamaları yapılıyor fakat bütçeler sınırlı olduğu için devamını getirmek mümkün değil, ayrıca istediğin vitrini bir ajansa anlatsan aynı dili konuşmadığınız için ortaya istenilen sonuçlar pek çıkmıyor. ''Visual Merchandising'', yurtdışında bir sanat olarak kabul ediliyor... Tabiki temel amaç "satmak" fakat satarken etkili olmak. Örneğin Dubai'de H&M sabahtan akşama gün içinde iki vitrin değiştiriyor, henüz Türkiye'de bu aşamaya gelebileceğimiz ne insan gücü ne de bir bütçe söz konusu... Ama yiğidi öldürüp hakkını yememek gerekiyor ''Visual'' alanında bir çok Avrupa ülkesinden iyi durumdayız. Mağazalarımız onlara oranla daha yeni, daha davetkar. Bir çok uluslararası markanın gelmesi,rekabetin artması iyi uygulamaları ortaya çıkarıyor. Bu da Türkiye'de yükselen ''Retail'' grafiğinin yansıması.
  • Senin için ''perfect'' vitrin nasıl olmalı peki ? Ya da belki senin hayalin ?
London, Harvey Nichols

Vitrin için "333" kuralı vardır... 3 sn'de algılanır, 30 sn. incelenir ve eğer o vitrinden bir ürün beğenilirse 3 dakika içinde satın alınır. Eğer amacınıza ulaşmak istiyorsanız vitrindeki mesajınız basit ve anlaşılır olmalıdır. Vitrin her zaman bir hikaye anlatmalıdır. Her yerden beyaz t-shirt alabilirsiniz ama markalar size hikaye satar. Calvin Klein'den aldığınız bir boxer'la artık siz bir Calvin Klein modelisinizdir. ''Perfect vitrin'' olayına gelince London Harrods ya da Harvey Nichols'un yılbaşı vitrinini yapmak isterim. Dağılmiş bir masa, yarım kalmış yiyecekler... Sandalye üzerine ve yerlere atılmış haute couture kıyafetler, abajurun üstünde Victoria Secret çamaşırlar yerde Calvin Klein boxer'lar...ve pirinç başlıklı yatakta sevişen iki gerçek çift... Biraz uçuk ama yılbaşına girişi yaşatan büyük bir enstantane...

denim on denim Pull& Bear'ın da Beckham'ın da tercihi, siz neden denemeyesiniz !

  • Peki yeni sezon yaklaşıyor, 2010 // 11 fall-winter da erkekler ne giymeli / trendler neler ?? Dolabımızda muhakkak neler bulunmalı.
  1. Her daim Vintage şart...Benim dışımda tüm trendsetter'lar savunuyor.
  2. Denim on Denim altın çağını yaşayacak 80'leri bile sollayabilir ama aksesuarla süslemek...Must.
  3. Yelek modası devam ediyor; mümkünse büyük düğmeli olursa havanıza hava katarsınız.
    ve yelekler Robert Downey Jr'den, Justin Timberlake, hatta lookbook erkeklerine kadar herkesin üstünde bunlardan var.
  4. Eğer şimdiye kadar papyon ve kravatı küçümsediyseniz lütfen onlardan özür dileyin gece dışarı çıkarken ya da bir parti anında muhakkak takın ama her partide de değil.
  5. Polka Dots'ların önlenemez bir yükselişi olacak. Gömlek , polo ne kaparsanız kapın. Her yer puantiye olacak.
  6. Khaki... İş dünyasının ve bir trendsetter'ın kurtarıcısı ve mümkünse paçaları kıvırmayı unutmayın
  7. Loafer, Timberland geri dönüyür ve renk renk illahhhha kahverengi.
  8. Suspenders ise vazgeçilmez oluyor...Her erkeğin dolabına lazım.
  9. Ve zıtlık yaratmak çok şık bir kazağı salaş bir Jean ile giymek.
  10. Artık siyah ayakkabı, siyah kemer gibi kıstaslarda kalmıyor. Ne istersen ne renk giyersen giy hayatımızda.

  • Peki ya ne giymemeliyiz ?
  1. Eğer şık olmak isterseniz abuk subuk çizgi film kahramanlı t-shirtleri artık giymemelisiniz (beyler bu size !).
  2. Harley Davidson tarzı botlar ise çoktan müzelik oldu.
  3. Clean yıkama jean'ler ise artık babalarımızın dolabında yer almalı.
  4. Veee en önemlisi sentetik ve parlak kumaşlı gömlek ya da t-shirtler artık dolabınızda olmamalı.
  • Alışverişi sevdiğini söyledin ve hatta dişi Rebecca olduğunu ekledin, peki sıklıkla uğradığın mağazalar nereler ? Ya da seni önümüzdeki sezonda heyecanlandıran tasarımlar??
Evvett alışverişi severim...Sıklıkla uğradığım mağazalar; Dockers, Beymen Blender, Bershka, Levis, Massimo Dutti, Zara, H&M, Uniqlo, We, Castro, Adidas, Gola ... ve bunlar gibi international markalar uzar giderr. Bu arada alacağım ürünün illa ki bir ''brand'' olması gerekmiyor çok beğendiğim ''no name'' bir ürünü bile alabilirim. Tasarımcılara gelince , yurdumdan Hatice Gökçe ki kimsenin yapmadığını yapmış men's fashion'a yani bir soluk getirmiştir. Aslı Filinta'nın aksesuarları ise her kızın dolabında olmalıdır. Dünya'dan ise D&G , Paul Smith ve tabiki bir efsane olan Alexander Mcqueen.



stil sahibi erkekler için papyon ve kravtalar şart, üstelik artık renkler de mevcut

  • En son neler aldın kendine ? Ya da herhangi bir blogdan etkilenip bir şey aldın mı ? Veya vitrinde görüp seni heyecanlandıran bir şey oldu mu ?
Kendime neler aldım bakıyım... Yarısı Bruksel'den diğer yarısı İstanbul'dan alındı.
  1. 3 tane albüm; Tarkan // ''Adımı Kalbine Yaz'', Ozan Doğulu // ''130 BPM'' ve Kylie Minogue // ''Aphrodite''.
  2. Baileys.
  3. PuCCa'nın kitabı // ''Küçük Aptalın Büyük Dünyası''
  4. Vogue & FHM Ağustos sayıları.
  5. H&M'den Espadril, underwear, çorap ve çok severek aldığım 7 Euro'luksiyah çizgili gri hırkam.
  6. We'den polo yaka mavi t-shirt.
  7. Yerli yabanncı bir çok blog'u izliyorum. Bir blog'tan etkilenerek sadece Gola'larımı aldığımı hatırlıyorum.
  8. Son zamanlarda en çok beni heyecanlandıran vitrin Londra'da Harvey Nichols'un bir bira markası ile yapmış olduğu ortak çalışmaydı.
  • Biraz da müzik, sinema, edebiyat ??
en son ne dinledin ?
Bu aralar yatıp kalkıp ''We Speak No Amerıcano''yu dinliyorum. Yurdumdan dersen tabi ki Tarkan çok sevdiğim iki arkadaşımın eserleri bu albümde ....Kayıp: Söz- Günay Çoban, Usta- Çırak : Söz-Müzik: Gülşah Tütüncü


ne izledin ?
Serseri Mayınlar maalesef sinemada izleme şansım olmamaştı. DVD'de izledim
. Ferzan Özpetek'in, Karşı Pencere'den sonra en iyi filmi bence... ***SPOILER ALERT .Eğer izin varsa:) Fimin son sahnesi düğün-cenaze birleşimi ve Büyükanne'nin bu dünyadan ayrılış sahnesi için film bir kaç kere daha izlenebilir.***



ne okudun?
En son PuCCa'yı bitirdim. Bir blog macerasından neler çıkabileceğini gösteren çok keyifli bir kitap. Ben PuCCa'yı Türkiye'nin Carrie'si olarak görüyorum. PuCCa, tatil akşamları için okunacak en eğlenceli ve en dokunaklı kitaplardan biri.
Küçük Aptalın Büyük Dünyası Pucca Günlük... Niyetiniz kitap okumaksa alınmalı ve okunmalı.
  • İlk bin sayısından biri de sende bunu biliyorum, dolayısyla gönül rahatlığıyla sorabilriim ? Vogue TR hakkında ne düşünüyosun? Özellikle Victoria Beckham ve Ağustos kapağı ?
Vogue TR, iyi atılmış bir adım. Vogue, yaklasık 150 yıldır yayınlanan benzersiz bir moda dergisi ve 18 dilde yayınlanıyor. Versiyonlarından birinin de Türkçe olması, Türk modasının daha fazla tanınmasına katkı sağlayacaktır; fakat hepimiz biliriz 4 aylık bir çocugun yürümesini bekleyemeyiz... Sindire sindire yürümeye başlayacaktır... Bence emeklemeye Victoira Beckham kapağı ile başladı. VB her zaman Vogue için kapak olabilir fakat Türk tasarımcıların kıyafetleri ile olması ayrı bir olay... Tüm Dünya'nın gözü birden türk tasarımcılara döndü. Bu durum için Ece Sükan'ı tebrik etmek lazım.
  • Peki sen bir dergi çıkaracak olursan, kapağında kim olsun isterdin ?
Eğer bir dergi çıkarsam kesinlikle bir erkek stili hakkında olurdu bknz. "Arena" tarzı bir şeyler... Çok sevdiğim bu dergi ekonomik kriz yüzünden kapandı. İlk kapağın konuğu, Jake Gyllenhaal... Khaki bir pantolon, vintage ve kirli beyaz bir t-shirt , ayakta ise boat kahve shoes ile mavi bir zemin üzerinde poz verirdi.
  • Blog'un için konuları nasıl seçiyorsun?
Post'ları oluşturmada en büyük ilham kaynağım seyahatler, okuduğum kitaplar ve izlediğim filmler. Bunların yanı sıra insanları gözlemliyorum... Sokak modasında ne var ne yok ... kim ne giyinmiş ne takmış... Bu sokaklarda bol malzeme var. Ayrıca her gittiğim yerde gözüme hoş gelen mağazaya dalıyorum ve yazıyorum...

whoaa, sizce de kaliteli cevaplar gelmemiş mi ? beni kırmadığı ve bu bunaltıcı sıcaklarda sorularımı cevapladığı için Vitrindeyiz'e teşekkürler :)

Vitrindeyiz' ulaşmak için

görseller british gq; gq Italy, just jared, lookbook ve google images'dan alnımıştır. yüksek kalitede de olmasa da umarım kapağımı beğenmişsinizdir :)