Deniz Berdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniz Berdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2010 Cumartesi

KAPAK KONUSU : THE GODDESS UNDEFINABLE

Yaklaşık 2 senedir tanıdığım bu muhteşem blogger The Goddess Undefinable'ı artık bloguma konuk etmenin vakti gelmişti. İlk önce onu ApolloBoy Mag'in Ekim sayısının kapağında gördünüz, ama ortaklığımız sadece bir kapak hazırlamakla kalmadı, aynı zamanda onunla bir de bu -biraz- uzun ama keyifli ve sıcacık röportajı gerçekleştirdim. İkimizi de bıraksanız konuşmaya daha devam ederdik. 2 saat geçip bittiğinde aklımdaki tek düşünce ise tıpkı mükemmel bir filmden çıktıktan sonra herkese söylediğiniz şu cümle gibiydi. ''Saatlerin nasıl geçtiğini anlayamadım, inanılmaz sürükleyiciydi''.


Röportaja başlamadan önce aklımda önceden hazırlanmış tek bir soru vardı ? O da adının anlamıydı ! He bir de ''LifeStyle'' temalı bir bloga uygun olması amaçlı sorulan 2 soru ! Yani işte çorap söküğü gibi kendiliğinden gelen bir röportajla baş başasınız beybiler !


James: Herşeyi ama herşeyi doğru söyleyiceğine yemin eder misin? Elini kutsal kitap ApolloBoy Mag'in üstüne koyarak!  

UndefinabLe©: Seve seve! Zaten yalandan hoşlanmam; kimseden bir şey de gizlemem. o halde ?! Yes I do! (=


James: Sana soracağım ilk soru, aslında seni tanıdığım günden beridir aklımı kurcalayan ama nedense bir türlü soramadığım şey hakkında ! Undefinable neden ? Bu kadar zor mu seni tanımlamak.

UndefinabLe©: Bundan önce bir sürü nick denedim. Çoğunu hatırlamıyorum doğrusu. Hatırladığım bir tane var: "Ankaran Cocubine" bu da Amerika'dan bir arkadaşım tarafından bana verilen isimdi. Hikayesi şöyle: Bir vampirli zımbırtı izliyor muymuş ne; bu zımbırtıda bir karakter var, adı "Ankaran Concubine", beni ona benzetmiş. Bir de Myspace'de yaşadığım yer, Ankara yazıyor diye bana şunu sordu: "Yoksa sen o musun?" Bu hoşuma gitti ve uzunca bir süre bunu nick belledim. Ardından bir buhran dönemimde bu nicki değiştirmeye karar verdim ve bana en uygun nick'i seçtim: "UndefinabLe" Hem tınısı hoşuma gidiyor hem anlamı. Evet, tanımlanabilmem zor. Beni tanıdıkça herkes bunu görecektir. Bana yakışan, beni anlatan bir nick olsun istedim ve oldurdum! (=

James: wuhuu, bırak böyle kalsın. Tanımlanamamak, herkes tarafından çözülememek bence çok daha iyi, ama isminin yanına bir de goddess gelince, insan irkiliyor, ''acaba karşımdaki ego patlaması yaşayarak kendini goddess mı zannediyor'' diye ?


UndefinabLe©: Hepimiz kendi içimizde tanrı ve tanrıçalarız aslında. Bunu bir ego patlaması olarak düşünmemek gerek bence; zira insanın kendini sevmesi, yüce görmesi bir insanın ihtiyacı olan yegane şeylerden biridir. Kendimi her şeyin üzerinde görmek değil de; kendi yarattığım dünyanın tanrıçasıyım diyeyim. Herkesin kendi yarattığı dünyaların tanrı ve tanrıçaları olduğunu da hatırlatarak tabi. Bir de bildiğin gibi, blogumun adı "My Mind is My God" biraz da bununla uyumlu olsun istedim doğrusu. Zira sadece "undefinable" okarak alan adı alamıyordum. Ha bi dakka şunu da ekleyim: Benim eski blogun adı "therealundefinable" idi; onu uçurunca gerçekten başka çarem kalmadı ve bu alan adını aldım. Güzel oldu, güzel... ((=

James: Evet zaten o isme de gelecektim. O halde konusu açılmışken söyleyeyim hemen, yaklaşık 2 senedir blog okur ve yazarım ve ''my mind is my god'' mottosu dışında daha iyisine rastlamadım. Peki anladığım şu mu o halde, beynim benim yöneticim, başka güçlerin beni kontrol etmesine izin veremem ?


UndefinabLe©: "An Essay on Man" isimli bir şiir inceliyorduk edebiyat dersinde. O dönem de blogum için sağlam bir başlık bulma derdindeydim. o cümleyi görünce adeta gözlerim parladı: "my mind is my own church"  Yalan olmasın, cümle tam olarak böyle miydi bilmiyorum. Eserin yazarını bile hatırlamıyorum. Gittim, kitaplarımı karıştırdım; ama o kitabı da bulamadım. Bu harika eseri yazan adamın "Thomas Paine" olmasından şüpheleniyorum. Merak eden araştırsın diyorum. Herkesi öpüyorum (=

James: Alexander Pope olduğunu düşünmekteyim, zira biz de metin inceleme dersinde incelemeiştik.


UndefinabLe©: Pek tabi o da olabilir Bir bakayım ben

James: Peki az önce ''kendi yarattığım dünyanın tanrıçasıyım'' dedin, kendi dünyan nasıl ? bahsetmek ister misin ? (sanki 5 yaşındaki çocuk var karşımda ve ben psikologunum gibi hissettim ama olsun :P )


UndefinabLe©: Kendi dünyamda mavi tavşanlar var, gökyüzü renk değiştiriyor, hep şarkılar çalıyor ve her yer yazılarla dolu. Marjinal insanlar biriktiriyorum dünyamda; standartların dışına çıkmaya korkmayan insanlar... Bir de üreten insanlara bayılıyorum ve elbette onları da biriktiriyorum. (= Geçen sene atlattığım depresyondan önce her şeyi yoluna koymuştum; şimdi enkazı kaldırdım ve yeniden inşaata başladım. Dünyamın %82'sini toparladım. Şöyle anlatayım: okumaya ve müzik dinlemeye doyamıyorum. Kafamda milyar proje var, onlarla uğraşmaya bayılıyorum. Bir şeyler üretme çabasındayım hep, seviyorum bunu. Üretemediğim zaman yaşadığım sıkıntıyı anlatmaya kelime bulamıyorum, sen düşün yani. Bu arada ağlamaya bayılıyorum. Dünyamda "ağlamak" eyleminin çok mühim bir yeri vardır. Hem ruhsal hem bedensel olarak sağlıklı bir şey. Bunların yanı sıra okuyorum, son sınıftayım. Cumartesi günleri bölümümle ilgili bir işte çalışıyorum, özel ders veriyorum ve güzel yurdumun güzel sınavlarına hazırlanıyorum. En yakın arkadaşım "Yasin" ile takılıyorum; okuldan insanlarla fazla muhattap olmaktan hoşlanmıyorum. Tüm bunların yanına tanrıçalığa gelirsek; emreden bir tanrıça değilim ben. olması gerektiği gibi bir tanrıçayım: Sevgi dolu. Çünkü gerçekten sevginin açamayacağı kapı yok bence. "Sevmeyi seviyorum" diyerek özet geçeyim (=

James: Bu sefer de üretmek lafına takıldım. Neler üretiyorsun ? Senin gibi çılgın şeyler mi ? Yoksa belki de bilinç altında bambaşka şeyler yatıyordur da onların dışa vurumu ? Ha ?


UndefinabLe©: Yazı yazıyorum, fotoğraf çekiyorum, takı ve kıyafet tasarımlarım var, dans kareografisi oluşturma derdindeyim şu sıralar da (= Bir tek müziğe bulaşmış değilim; ama aslında bir arkadaşımın bestesine güfte yazarak, bir köşesinden ona da bulaştım. Bahsettiklerimin hepsinde amatör amatör takılıyorum; birinin üzerine gidip geliştirsem iyi olacak. o da muhtemelen yazarlık olacak. Zira güzel oyunlar yazan tiyatro eseri yazarlarına ihtiyacı olan bir toplumuz.

James: Yani demek istediğin şu ki: ''Yazar olursam güzel tiyatro oyunları çıkar benden''?  Peki sen Ankaralısın, belki beni Ankaradan da takip edenler vardır, hani, ''muhakkak şu oyuna gitmeleri gerekir'' dediğin var mı ?

UndefinabLe©: Durukan Ordu'nun tüm oyunları izlenmeli bir kere. "Rab Şeytan'a Dedi Ki" önümüzdeki aylarda yeniden gösterime girecek sanıyorum ve Yasin ile 3. defa izleyeceğiz onu. Onun dışında Durukan'ın yeni oyunu "Büyük Sultan Oviedolu Katalina" var,  "Geç Kalanlar" var, "Bir Delinin Hatıra Defteri" var "Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun" isimli oyunu da en kısa zamanda izleyip fikrimi beyan ederim (=

James: Ankara hakkında bi soru daha sorma hakkımı kullanıyorum ? Aslında hep merak etmişimdir bunu da ? Yani Ankara ? Seviyo musun orayı ? Istanbul'a kıyaslayacak olursan ? Bir de mesela şu var Izmirliler yere göğe sığdıramıyorlar şu şehri. Üstelik bence Istanbul'un yanında hiçbirşey ama elden ne gelir ?


UndefinabLe©:Ankara... Ankara'yı "arkadaşlarımla" seviyorum; çünkü bir yeri yaşanılır kılan şey kesinlikle yanındaki insanlardır. Gezdiğim hiçbir yeri İstanbul ile kıyaslayamam; ama İstanbul'da sevmediğim bir şey var, çok kalabalık olması. Bir Ankara bir de İstanbul sütunu hazırlayıp bazı şeyleri karşılaştırmıyor değilim bazen; ama yanımda sevdiğim insanlar olmadıkça bana İstanbul da aynı gelir, Ağrı da (=

James: Sevdiğin insanlarla aynı şehirde olmak elbette, dağ başında da yanında olursan birbirinize yettikten sonra sorun yok cidden de =) Hiç bilmediğimiz yanların var mı ?? hani aslında benim şu özelliğim vardır da çok az insan bunu bilir dediğin ?


UndefinabLe©: Blogumda yazmadan önce modaya olan ilgimi fazla kişi bilmezdi. Ama fazla şeffaf olduğumu düşünüyorum, her şeyimi herkes bilir. Bu nedenle güçsüz yerlerimden sağlam darbeler yiyebiliyorum; bu kötü. (=

James: Aslında sen kendi zayıf noktalarını bildikten sonra zor soruların nerden geleceğini bilip karşındakileri alt edebilisin, unutma sen bir goddessın !


UndefinabLe©: ah, bebeğim... böyle poh pohlanmaya bayılıyorum! (=

James : Eh moda dedinse biraz da moda gelsin ? Sana da sorayım mı moda nedir diye ? bir de Türk Modası dediğimde aklına ne gelir ?


UndefinabLe©: Moda da benim gibi tanımlanamayan bir şey bence. Herkesin kendince bir tanımı elbet vardır; ama ben modayı tanımlayarak belli kalıplara sokmak istemiyorum. Türk Modasını genel olarak ele aldığımda aklıma gelen tek kelime "basmakalıp" ama IFW sayesinde ülkemizde harika modacılar olduğunu gördüm ki; bu da beni mest etti. Simay Bülbül ve Deniz Berdan'a ayrı ayrı tapabilirim ayrıca (=


James: Eevet, kesinlikle sıradışı, peki son kısa kısa sorular gelsin mi ? gelsin ! :)
Eğer bir dergi editörü olsan. ilk sayına kimi kapak yaparsın ?


UndefinabLe©: Aklıma ilk gelen isim Juliette Lewis. Çünkü kadın çok yönlü bir hem de çirkin; ama karizmatik. Böyle kadınlara bayılırım ben!

James: bir grup menajeri olacak olursan ?


UndefinabLe©: Coheed and Cambria. Şu an çok tanınmış bir grup değiller; ama onları fena patlatırdım herhalde. Çünkü gerçekten şahaneler. (=


en son dinlediğin albüm ? : Slash - Slash 
en son okuduğun kitap ? : Orhan Pamuk - Manzaradan Parçalar
en son izlediğin film ? : Chasing Amy

James: Bir de şu soruyu sorup röportajı kapatıyorum. Kapakta seni renkl renkli ojelerle çekti fotoğrafçı arkadaşımız. lol. renkli ojeler konusunda ne diyosun ? ve kapakta olma duygusu ?


UndefinabLe©: Renkli olmak çeşitli olmak iyidir. Benim gibi on parmağında on farklı oje ile iş görüşmesine giden insanlar olduğunu pek sanmıyorum; ama insanlar bunu yapabilmeli. Bunu normal karşılamamız gerek, yeniliklere, çeşitliliğe açık olmamız... Bu konu üzerinden sosyal problemlere mükemmel bir şekilde dalabilirim; ama yeterince sıktım okuyucuyu zaten, yeter bu kadar (= Kapakta olma duygusuna gelecek olursam: İkinci kapakta ben varım; bunun ne kadar gurur verici, ego okşayıcı bir şey olduğunu bilmem tahmin edebilir misin? (= Bana bu teklifle geldiğinde hem çok heyecanlandım, hem de çok sevindim. Bu sevildiğimin de göstergesi ve sevgiye ne kadar önem verdiğimi artık herkes biliyor. Tüm bu güzellikleri bana yaşattığın için sana milyar teşekkür sunarım. Bir zevkti...

James: Aha bak bu kalpçikte senin yerin çok ayrı tatlım, kapak röportaj teklifimi geri çevirmediğin gibi, her şeyi istediğim gibi yaptığın, her isteiğimi de yerine getirdiğin ve bir çok insan gibi beni sallamadığın için ben teşekkür ederim. bence okuyucu bu röportajla da sıkılmaz çünkü sıcacık, bence benim takipçilerim kimin samimi ve sıcak olduğunu kavrayabilir. ve koca 2 saat nasıl geçti bilemicem ama
konuşucak o kadar fazla şey var ki aslında gün boyu röportaj yapabilirm lol
neyseki senle her dakka konuşabilme şansım var.teşekkürler bebek  xoxo


UndefinabLe©: Canımsın benim! Hiii, gözlerim doldu inan! Rica ederim; seninle muhabbet de aynı şekilde süper eğlenceli! Daha saatlerce konuşabiliriz, evet.

28 Ağustos 2010 Cumartesi

ISTANBUL FASHION WEEK THIRD DAY STREET STYLE + VOGUE PARTY @ PERA

Istanbul Fashion Week de 3. kez sokaklardayız. Biliyorum daha çok ünlü isim moda günlerine katılıyor, ama dediğim gibi organize olmuş tam bir sitemiz olmadığından bu tür görseller bulmak da oldukça zorlanıyorum. Gelin biz bloggerlar böyle bir portal oluşturalım. Resimler sizden yazılar benden. İlgisiz alakasız bir memlekette yaşıyoruz bir de FWlerden ilk 5e girmekten bahsediyoruz. Her neyse, bu konuya kapanışta değineceğim. Bugünkü postta 3. gün Taşkışla güzelleri ile yenilenen yüzüyle tekrar aramıza dönen Pera Palastaki Vogue Daveti. Bu arada göründüğü gibi Allesandro Ambrosio da ülkemize ayak basmış. Her gelen vatandaş gibi o da aşık olmuş. Akşama Koton defilesinde.
İFW'yle başlayalım.
İki güzel. Biri kırmızılar içindeki Deniz Akkaya, diğer ise her zaman tarzına hayran kaldığımız Deniz Berdan. Gözlükler rocks sweatheart.



 Poyumdan sonra Taşkışla'da da oldukça şık ve sıradışı görünen Günseli Türkay.

Ve Vogue Party.


Ece Sükan her zamanki gibi klas, şık ve muhteşem. Türkiye'nin sana ihtiyacı var bu konuda. Ve Tuba Büyüküstün. Bu arada onun hakkında hazırladığım postu okumak için Eylül'ü bekleyiniz. 
Patricia Fields yine ortalıkta.
resimler markafoniden

26 Ağustos 2010 Perşembe

ISTANBUL FASHION WEEK : FIRST DAY ON RUNWAY // GIZIA + ATIL KUTOĞLU + GÜNSELİ TÜRKAY + BORA AKSU

Vee beklenen post ! Istanbul Fashion Week İlk Gün. İlk Defileler ve en sevdiklerim.

Sapsarı parlak kumaşlar, zebra dokunuşları, leopar desenler, turuncular ve pembeler. İşte Gizia defilesinde karşımıza çıkan parçalar. Koleksiyondan en beğendiğim parçaları seçmeme rağmen, yine de en iyisini seç derseniz Tuğça Kazaz'ın taşımış olduğu görsel derim.


Atıl Kutoğlu defilesi ise tam karma misali, renkler, deriler ve farklı stiller. Defilenin çarpıcı tarafı ise Demet Şener'in yeniden aramıza dönmüş ve Alek Wek'in podyuma çıkmış olması.
 
Aslında Günseli Türkay için apayrı bir post hazırlamam gerekirdi sanırım. Birinci günün en göz dolduran kombinleri ondaydı. Koca bir bravo mu desem teşekkürler mi desem bilemiyorum ama bir de Deniz Berdan'ı burda unutmamak lazım. Sürpriz, sürpriz diye haftalardır sayıklarken bizleri beklettiğine değdi. Berdan'ın takıları - 2 boyutlu ve muhteşemler. Ayakkabılar fantastik. Keşke etrafımdaki kızlar bunlardan giyse. Ve Günseli Türkay'ın elbiseleri. Seçtiğim 6 kombinden sadece 2si sokakta giyilebilir olsa da, partylerde, festivallerde diğerlerini de görebilmek bence heyecan verici. İşte Türkay'ın korkusuzca bizleri Harikalar Diayrına çıkartmış odluğu koleksiyon. 




Genenin kapanışına imza atan Bora Aksu ise yine Türkay kadar başarılı bir koleksiyona imza atmış. Şık davetlerde giyip gecenin gözdesi olabileceğiniz kıyafetler, şehirli, seksi ve ayakları yere basan kadınları anlatmış sanki. Renklerin kardeşliği, uyumu ve basitliği (kargaşadan uzak demek istedim) ise şık ve zarif bir hava katmış Bora Aksu'nun ayakta alkışlanası kreasyonuna.





görseller blog markafoniden alınmıştır.

ISTANBUL FASHION WEEK FIRST DAY + VOGUE & ELLE TR COVERS & OTHER NEWS ABOUT IFW


Istanbul Fashion Week bitene kadar blogdaki tek post konum moda, moda, moda ... Merak etmeyin sonrası için yeni postlar hazırlanıyor. Koleksiyon aralarında yeni albümler dinlenip, dinlenmek için kitaplar okunup, filmler izleniyor. Ancak hepsi için Eylül'ü bekleyin. Ahh pardon eylülde'de London, Paris, Milan, New York ... değil mi ? Neyse onlar için başka bir yol izliyeceğim. Henüz koleksiyonlar elimde olmasa da Moda Günlerine kimler katılmış hepsi burada. Dünkü postumda buna ufak bir göz atmış olsam da kendimi de sizi de tatmin etmediğini biliyorum. Zira Feryal Gülman falan, neydi o haller öyle moda günleri için abartı. Oysa bu seferki görseller öyle değil. Avrupa Moda Haftalarına taş çıkartacak görsellerle geliyorum. Sıkı durun.




  • Resimler Elle'den alınmıştır. Teşekkürler bu güzel foto galeri için. 
  • Deniz Berdan sanırım IFW boyunca şıklığını konuşturmaya devam edicek.
  • Amerikan Elle Stil Direktörü Kate Lanphear ise yine rock chick style ile göz dolduranlar arasında.
  • Bu arada Oliver Zahm'da gelmiş Istanbula.
  • Face Hunter Istanbul'dan ilk postunu da yayınladı bugun. İlk post Dice Kayek açılışından geldi.
  • Ve İtalian Vogue editörü Anna Piaggi de katılmış FW'de. Göründüğü gibi tarz ise muhteşemmm. Vivienne Westwood çılgınlığında.
  • Anna Kournikova'nın Koza'da giydiği ise Arzu Kaprol imzalıymış. 

  • Tülin Şahin ise bu ayki Elle kapağında. IFW kapsamında Taşkışla'da dergiyi imzalayacakmış.
  • Ve VOGUE. Sabahki Vogue TR tweetine göre bu ay bomba geliyor. Eva Mendes Mert & Marcus 'a poz verdi. Açık olarak belirtilmese de sanırım Sept. Issue kapağı yine çok konuşulacak.

ISTANBUL FASHION WEEK // KOZA GENÇ YETENEKLER

Istanbul Fashion Week'in başlangıcı olarak sayılabilecek Koza Genç Yetenekler gecesi Deniz Berdan olmak üzere bazı diğer bloggerlar tarafından da oldukça eleştirildi. Elimizde (en azından bende) görseller olamdığı için bir şey diyemiyeceğim. Kazananları da kutlamak gerekir, ancak bu postun ana konusu Koza'ya katılan davetliler. Elbetteki bu kadarla sınırlı kalmış olamaz. Her zaman diyorum elimizde bir Just Jared gibi bir site yok ki. Keza yine style.com gibi bir sitemiz olsaydı ya da Vogue veya Elle olsaydı bugünkü defileri de anında görebilirdik. Neyse bu gibi işler ülkemizde daha çok yeni oluşmaya başladı. Önümüzdeki maçlara bakalım diyorum.

 Gecenin en şıkları Deniz Berdan ve de Anna Kournikova olsa gerek. Deniz Hanım da oldukça tedarikli, büyük ihtimalle blogu için taşımıştır elindeki o fotograf makinesini - belki de makine görünümlü bir clutch'tır o :P

Siren Ertan Çarmıklı hoş bir kombinle karşımıza çıkarken diğer tarftan da son günlerin ayrılmaz ikili freak Patricia Fields ve Ivana Sert.

Hikmet Tanrıverdi ve Zafer Çağşayan ortalarına Anna'yı almışken. Feryal Gülman şık ama abartılı ve Heves Ekinci Seda Sayan gibi poz verirken.

görseller jet set istanbuldan.

4 Haziran 2010 Cuma

FRESHTIVAL ARDINDAN ....

Wuhuuu. evet evet cumartesi sabahı uyandığımda söylediğim tek kelime bu oldu. Koluma en iyi arkadaşımı takıp, hayatımda ilk defa bir festivale gidiyodum. Evvet Miller/ Freshtival zamanı. Canlı canlı izliceğim isimlerden biri de son yıllarda en severek dinlediğim ''male vocal'' Mika'dan başkası değildi. İşin aslı zaten çıkacak ön gruplar beni hiç mi hiç ilgilendirmiyordu.


Saat 4 gibi ulaştığımız Maçka / KüçükÇiftlik Parkı'nda sahnede bir grup vardı; ancak sahne önünün güneşli olmasında mı ? yoksa grubun bilinirlik derecesinin az olmasından mıdır bilinemez, hiç kimse çalan çocuklarla ilgilenmiyordu :)) Henüz boş olan festival alanında güneş altında kavrulmaktansa biz de dönmedolaba bindik. Aman tanrım, hı hı korkunç olmayabilir, hatta 5 yaşındaki çocuk da binebilir, ama benim gibi 6. katın camından aşağı bakamayan biri için fazlaca korkunç.

Her neyse sonrasında sahneye çıkan isim ise Sakin olmuştu. İlk defa dinliyeceğim Sakin'i nedendir bilinmez gittik en önden izledik. Gerçi yine topu topu 3 sıra adam vardı zaten. Sonuç olarak pek de sakin olmayan şarkılardan zevk almadım. En önde duruken arkadaşımla zaten, etrafı gözlemleyip (tüm gece yaptığımız gibi) Dream TV'nin canlı yayın ekibini izledik. ''Yok abi delimisin, Sakin candır, kandır, sevilmez mi''' diyosan. Sizi şu taraftan favori blogger'ımız The Balkabaa // Sakin Röoprtajına yolluyorum. (Ayrıca kendisi Mika'yla tanıştı. Ohh shit :/ :) hehe)


Saatler ilerledikçe sıcaklık azaldıkça biralarımzı aldık ve sahneye çıkan New York'lu Indie Style grup ''The Phenomenal Hand Clap Band''i dinlemeye başladık. Gruptan bi haberr olan ben kafamı taşlara vurdum. Çünkü bu ''hippie'' çocuklar inanılmaz çalıyolardı, keşke evde bi kaç şarkılarını dinlseyedim en azından canlı canlı dinlerken daha eğlenceli olur ve şöyle güzel bir havaya girerdim. Neyse özür dilemek adına bir sonraki blog yazımı onlar için yazıcam :)) Bu arada dünyalar tatlısı, muhteşem oyuncu Demet Evgar ve arkadaşları (saz arkadaşları gibi oldu) sadece ve sadece 2 adım gerimizden bizimle beraber grubu dinledi. Ohhh bir resim çekilmek için cesaret edip yanına gidemedik.

Grup son şarkısını söylerken büfeden yiyecek bişeyler alıp çimenler üstüne kurulduk :) Yine gözleri radar moduna sokup etrafı gözlemelemeye başladık. Kız, erkek hiç fark etmez herkesin üstünde aynı olan tek şey Wayfarer gözlükler. Siyah-Kırmızı-Mavi-Yeşil-Beyaz. Bir anda sanki Miller Freshtival değil de Wayfarertival'a geldik zannettim :) Bu arada tüm gün etrafı süzerken gördüğümüz tek şey Demet Evgar ve gözlükler değildi. Moda Bloggerları Nil Ertürk ve Eymen başta olmak üzere yüzünü bildiğim bir çok bloggerı gördüm. Bunun dışında kanımca ''freaky style'' şekilleriyle de Deniz Berdan ve kızı Beg'i de canlı canlı görebildik.

Güneş batıp, ışıklar etrafı aydınlattığı zaman ''hey barmen bir bira daha'' diyerek sahne önüne geldik. Twitter / Blogger arkadaşım Mrs. MomentKiller (aslında kendisi sınıf arkadaşım, ama emin olun nette beraber daha fazla vakit geçiriyoruz :))) ve arkadaşı da bizlere katılarak 4lü bir şekilde hayatımızın en acı deneyeimini yaşayarak The Raveonettes'i dinledik. Grup sahneye çıkmadan önce herkesin ağzında olan tek laf şuydu ''abi Raveonettes Gossip Girl'de çalmış, canlı dinlemek için sabırsızlanıyorum'' bu muydu yani dedim ?? Daha pop/rock ya da indie bişey beklerken gençler bildiğin rock çalıp kafamızı güzel bi şey yaptı. Hayır tüm suçu onlar üstüne atmak istemiyorum, sanırım ses sisteminde de bişeyler vardı ama neyse.


Vee derken amacımıza ulaştık. Sahneye çok yakın bir yerden; aramzıda sadece bi kaç metre farkla Mika'yı canlı canlı gördük. Ohh tanrım o ne şeker bişey, yanaklarını sıkasım geldi, abisi gülüşüne kurban oldu onun (Seda Sayan mode on). 4lü olarak acaba pantalonu, pembe mi, mor mu, yeşil mi diye tartışırken, bembeyez bi şekilde karşımıza çıktı. ''Grace Kelly''yi en son çalıcağını bilidiğmden de ''Relax! Take It Easy'' ile açılış yapacağına adım gibi emindim. Vee evvvet, bu sefer ben kazandım. Konser boyunca bizleri her saniye zıplatan Mika aynı zamanda bi kaç Türkçe cümle de söyledi. Üstelik bunlar ''merhaba Istanbul'', ''iyi geceler'' ve ''sizi seviyorum'' kadar kısa ve klişe şeyler değildi. Adam bildiğin uzun uzun, öznesi, yüklemi, dolaylı tümleci, nesnesi olan cümleler kurdu. Türkiye'ye gelmeden önce ''İstanbul'a Festival Getiriyorum'' diyen Mika son derece haklıymış. Hemen hemen her şarkısında ayrı bir show sergileyen, şişme bebekler, topuklu ayakkabılar falan derken, ''Grace Kelly'' ve ''Lolipop''u söylediği zaman ise sahnede tam anlamıyla bir gökkuşağı oluştu. Bu arada konserdeki favori anım Mika'nın ''Rain'' şarkısını söylmesiydi. (O şarkının yeri ben de ayrıdır da :))

Hayatımda izlediğim ilk yabancı konuklu konser, ilk festival olması bi yana Mika cidden unutulmuyacak anlar yaşattı. Ahh keşke önümüzde, arkamızda ayakta sevişen ve bizleri elleriyle kollarıyla, kafamızdan aşağııya döktükleri bira ve sigara külleriyle rahatsız etmeselerdi. Ha bu arada 16lık gencecik kızlarını getiren 40/ 50 yaşlarındaki veliler sizlerden de Raveonnetes için özür dilerim. PS. amman yanlış anlaşılmasın benim babam da yüksek sesle bol bol müzik dinler ama, o amcalar böyle şeylerden haz edecek kişilere benzemiyorlardı.

Son olarak ömrünüzde bir kez olsun muhakkak Mika konserine gitmenizi öneriyorumm. Ve 19-20 mayıs için kombine şekilde aldığımız One Love festivali sonrasındaki yazımı okuyana kadar esen kalın, sevgiyle kalın, müzikle kalın. lol. XoXo

PS: Resimler kaliteli olmasa da hepsi de el emeği göz nuru, benim eserimdir. İzinsiz alınamaz, kopyalanamaz, yapıştırılınamaz ! :)