Simay Bulbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Simay Bulbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2011 Cumartesi

UPDATED: ISTANBUL FASHION WEEK || MY FAVOURITE SHOWS & STREET STYE & BACKSTAGE

Paris ve Milano'dan defalarca bahsetmişken İstanbul Fahshion Week'ten bahsetmemek elbette olmaz. Spring / Summer 2011de yaptığım gibi her showdan değil yalnızca dikkatimi çekenleri ve beğendiklerimi paylaşacağım bu sefer. Öncelikle hiç bir defileyi yerinde değil de ''markafoni'' ve Vogue aracılığıyla incelediğimi belirtmem gerekir. Bunca moda yazısı yazdıktan sonra benim IFWye gitmediğimi yadırgıyanlardansanız daha önce zaten bahsetmiştim bunun nedeninden. Ancak bir kez daha kısaca söyleyecek olursam 1// Kimseye ağız burun eğemem bana davetiye vermesi için. 2// Sınav dönemimle ufak da olsa bir çakışma oldu. (aslında bu bahane) 3// Kendini beğenmiş insanlardan kendimi uzak tutmak için. (Bknz. bir önceki IFWde kendini Paris / Milano / NYC / LDN moda haftalarında zanneden ayakları yere basmayan insanlar- bloggerlar).
Niyazi Erdoğan'da bir parça hayal kırıklılığına uğramadım desem yalan olur ! 70lerin ve 80lerin minibüs şoförlerine gönderme yaptığı kolleksiyonunda beni benden alan şey ''Miras değil alın teri'' mottosu. ''Alın Teri'' kavramı üzerine son günlerde bolca öterken bunun karşıma çıkması çok hoş oldu. Tek erkek kreasyonu ''tasarımcısı'' olarak S/S'11de olduğu gibi çok fazla tasarım harikası parçalar yerine daha fazla ''hazır-giyim''i hatırlatan kıyafetlerin olması beni hayal kırıklılığına uğratan nokta oldu. Onun dışında rengarenk kıyafetler hazırlamış olması ise bence süper. Gucci'de karşımıza çıkanlar kadar estetik olmasalar da ''clutch''lara / el çantalarına dikkat ! And let the spanish hero's revival in 2011 winter :) Müzik olarak oluşturulan Orhan Gencebay Mix'i ve bıyıklar ise showu oldukça teatral kılmayı başarmış.
Kendisiyle birebir karşılaşmasam da fotoğraflarından gördüğüm kadarıyla inanılmaz sempatik olan Zeyenp Tosun'un kreasyonu ise neredeyse bir şehir efsanesine dönüşmüştü ! Yine bir parça hayal kırıklılığa uğradımı belirtmem gerekir. Evet bir çoğu güzel şeyler. Derilerin harmanlanması, pantalonlar, sırt dekolteleri, ancak çok da yenilik olmadığını düşünüyorum. (Yenilik yok derken Tosun her seferinde yeni yeni işler çıkartıp kendini yeniliyor, ancak dışarıdan gördüğüm bazı defilelerle kıyaslayacak olsam yenilik yok demek istedim). Kısaca tanımlayacak olsam ise gothic, seksi, vamp ve ''totally'' şık kadınların tercih edebileceği kıyafetler olduğunu belirtmeliyim. Müziği ise şahane. Cidden ifw'de kullanılan en iyi müzik ondan çıktı.
Simay Bülbül'e gelince: yine mitolojik hikayelerden yola çıkıp bomba bir kreasyon hazırlamış. Kendisine Ramadan'dan ''Tarzına Kurban'' şarkısını yollamak istiyorum. ''Saçlar, başlar .. tarzına kurban...'' hele aksesuavarlar. Muhteşem über seksi sırt dekolteleri ve sert kadın imajı. Uçtum ben bunlarla ... Keşke bizim sosyetimizi, ünlülerimizi de bu kıyafetler için de açılışlarda, galalarda görsek ...  
Geçtiğimiz sezon Deniz Berdan aksesuvarları ve styling'iyle çok konuşulan Günseli Türkay bu sefer de insana ''hadi ordan'' dedirttiren bir show hazırlamış. Kış ortasında bahar havasını hatırlatan renkler bir kenara, danteller ile kadınsallığı da geçtim, ''o vücut boyama nedir abi, nays nays baby !''. Kafadaki dev çiçekler ise görmezden gelinmeyecek gibi.
Biraz da davetlilerin stili ve backstage ! Burada da yine imdadıma koşan markafoni oldu. Gülünç ve moda kurbanı insanları seçmek yerine ciddi stilleri seçmeye çalıştım. Erkeklerin stilinde bir tanesine inanılmaz gülsem de, hiç kimseyi yargılayamam !
Belki defileleri değil de backstage'i görmeyi çok isterdim. Baksanıza inanılmaz eğlenceki gözüküyo :)
Ece Sükan IFW yıldızıydı desem abartmış olur muyum bilmiyorum ama hem inanılmaz stylish görünümlerle ''front row''da oturup hem podyumun tozunu attırıp hem de backstage'de çalışmak pek de kolay iş olmasa gerek. Eh bir de Vogue ve NTV için yapması gerekenler... İnsan olmamalı o :)) İşte aşağıda hem Mavi'nin hem de Derimod'un podyumunda. Kendisi aynı zamanda Derimod'un stylingine de yapmış. Whoaa.

Üçüncü gün aynı zamanda ''glam strikes back'' de dedirttirdi. 90ların top modelleri yeniden sahneye çıktı. Gucci defilesinde yürüyen model ve Alice Dellal Mavi'de yürüdü. Emre Altuğ'un Derimod'da sahneye çıkması ise çok varoş. Ne o Victoria's Secret falan mı yapmaya çalışmışlar ? Off ! Aynı zamanda Dita von Teese de Damat / Tween defilesinde ikinci günde smokinle sahneye çıktı. Ancak bence ''çok reklam hareketler bunlar'' yani ana hber bültenlerinde, magazin programlarında kimse defilelerin ''moda'' yönünden bahsetmedi. Herkes magazin peşinde. Elbette reklam yapılacak, ama reklamın kolleksiyonun önüne geçmiş olması :S
Ve Muhteşem Selma Ergeç ! Tapıyorum bu kadına. Vogue'un ilk sayısında minik bir editöryali de vardı. Umarım ilerki aylarda yine onu görürüz. Sanırım en sevdiğim yerli model :)) Nasıl anlatsam ki sevgimi :) Neyse Demet ve Çağla'yı da es geçmeyelim :)
Sonuç olarak, kanımca, ''aman Istanbul'un da bir Fashion Week'i olsun da, çamurdan olsun'' mantığıyla hazırlanmış bir organizasyon. Sonuç olarak kimilerince ''over-rated'' aynı zamanda da. En kısa zamanda organizatörlerin biraz paraya kıyıp adam akıllı birşeyler yapmaya başlaması lazım. Ve işi bilenlere emanet etmek lazım. Biraz Avrupa'ya baksak ya kim neler yapıyor diye ?
görseller blog.markafoni.com

12 Ocak 2011 Çarşamba

IFW HAKKINDA ... VE AÇIKLANAN PROGRAM

Geçtiğimizi sezon gibi, ağustos'ta yapılan organizasyonun akisne Istanbul Fahion Week yeniden SantralIstanbul'da gerçekleşecek. 3- 6 Şubat Tarihlerinde.

En merakla beklediğim iki isim son zamanlarda nedenini bilemediğim şekilde kendisine olan sempatimin arttığı Zeynep Tosun ve Ayna ile Pixel temalı kreasyonlarına beni aşık eden, koleksiyonunu tamamıyle erkeklere ayırdığı için extradan taptığım Niyazi Erdoğan. Bu iki isim dışında bir de Simay Bülbül'ün nasıl bir defile hazırlayacağını merak ediyorum.

Moda Haftasına katılma gibi ''ölüp bitme'' düzeyinde bir isteğim yok. Zira daha önce katılan arkadaşların ortam hakkındaki düşünceleri beni bu fikirden soğuttu.
Kendini moda yazarı veya Anna Dello Russo sanan bloggerlar. Abartılı outfitler ! vs vs. Bir de sanki davetyileri kendi adlarına özel yollanmış gibi hava vermezler mi ? Meğerse ... neyse. İleride belki dolabıma Niyazi Erdoğan'dan parçalar ekleyebilme şansına ulaşsam hiç kaçırmam en ön sıradan yer kapmak için çok uğraşırım. Aslında bu konular hakkında çok daha konuşulmalı, hani gittiğiniz bir defieye tasarımcı eseri olan bir kıyafetle mi katılmak gerekir yoksa sadece derli toplu bir kıyafetle gidilse olunur mu ? Belki özel davetiye aldığınız defileye tasarımcı kıyafetiyle gitseniz yine de daha iyi olur ?

Bir de fashion week'e katılmadan burada fikirlerimi yazdığım için de bazı saçma ithamlara maruz kaldım. Sanki Londra, Milano, Paris ve NYC 'a gidip de ordaki moda haftaları hakkındaki yazılarını o havayı soluyarak yazdılar o bloggerlar.

Bol sansasyonlu defilelere hazırlıklı olun derim. Bu arada bu seferki organizasyonda bir sürü değişiklik yapılmış onun için. Tık.
Pek haz etmesem de kendisinden o da doğru şeyler söyelmiş. Melis Alphan yazısı için. Tık.

Istanbul Fahion Week (2011 Spring / Summer) yazılarımın tümü için ise. tık.

23 Ekim 2010 Cumartesi

KAPAK KONUSU : THE GODDESS UNDEFINABLE

Yaklaşık 2 senedir tanıdığım bu muhteşem blogger The Goddess Undefinable'ı artık bloguma konuk etmenin vakti gelmişti. İlk önce onu ApolloBoy Mag'in Ekim sayısının kapağında gördünüz, ama ortaklığımız sadece bir kapak hazırlamakla kalmadı, aynı zamanda onunla bir de bu -biraz- uzun ama keyifli ve sıcacık röportajı gerçekleştirdim. İkimizi de bıraksanız konuşmaya daha devam ederdik. 2 saat geçip bittiğinde aklımdaki tek düşünce ise tıpkı mükemmel bir filmden çıktıktan sonra herkese söylediğiniz şu cümle gibiydi. ''Saatlerin nasıl geçtiğini anlayamadım, inanılmaz sürükleyiciydi''.


Röportaja başlamadan önce aklımda önceden hazırlanmış tek bir soru vardı ? O da adının anlamıydı ! He bir de ''LifeStyle'' temalı bir bloga uygun olması amaçlı sorulan 2 soru ! Yani işte çorap söküğü gibi kendiliğinden gelen bir röportajla baş başasınız beybiler !


James: Herşeyi ama herşeyi doğru söyleyiceğine yemin eder misin? Elini kutsal kitap ApolloBoy Mag'in üstüne koyarak!  

UndefinabLe©: Seve seve! Zaten yalandan hoşlanmam; kimseden bir şey de gizlemem. o halde ?! Yes I do! (=


James: Sana soracağım ilk soru, aslında seni tanıdığım günden beridir aklımı kurcalayan ama nedense bir türlü soramadığım şey hakkında ! Undefinable neden ? Bu kadar zor mu seni tanımlamak.

UndefinabLe©: Bundan önce bir sürü nick denedim. Çoğunu hatırlamıyorum doğrusu. Hatırladığım bir tane var: "Ankaran Cocubine" bu da Amerika'dan bir arkadaşım tarafından bana verilen isimdi. Hikayesi şöyle: Bir vampirli zımbırtı izliyor muymuş ne; bu zımbırtıda bir karakter var, adı "Ankaran Concubine", beni ona benzetmiş. Bir de Myspace'de yaşadığım yer, Ankara yazıyor diye bana şunu sordu: "Yoksa sen o musun?" Bu hoşuma gitti ve uzunca bir süre bunu nick belledim. Ardından bir buhran dönemimde bu nicki değiştirmeye karar verdim ve bana en uygun nick'i seçtim: "UndefinabLe" Hem tınısı hoşuma gidiyor hem anlamı. Evet, tanımlanabilmem zor. Beni tanıdıkça herkes bunu görecektir. Bana yakışan, beni anlatan bir nick olsun istedim ve oldurdum! (=

James: wuhuu, bırak böyle kalsın. Tanımlanamamak, herkes tarafından çözülememek bence çok daha iyi, ama isminin yanına bir de goddess gelince, insan irkiliyor, ''acaba karşımdaki ego patlaması yaşayarak kendini goddess mı zannediyor'' diye ?


UndefinabLe©: Hepimiz kendi içimizde tanrı ve tanrıçalarız aslında. Bunu bir ego patlaması olarak düşünmemek gerek bence; zira insanın kendini sevmesi, yüce görmesi bir insanın ihtiyacı olan yegane şeylerden biridir. Kendimi her şeyin üzerinde görmek değil de; kendi yarattığım dünyanın tanrıçasıyım diyeyim. Herkesin kendi yarattığı dünyaların tanrı ve tanrıçaları olduğunu da hatırlatarak tabi. Bir de bildiğin gibi, blogumun adı "My Mind is My God" biraz da bununla uyumlu olsun istedim doğrusu. Zira sadece "undefinable" okarak alan adı alamıyordum. Ha bi dakka şunu da ekleyim: Benim eski blogun adı "therealundefinable" idi; onu uçurunca gerçekten başka çarem kalmadı ve bu alan adını aldım. Güzel oldu, güzel... ((=

James: Evet zaten o isme de gelecektim. O halde konusu açılmışken söyleyeyim hemen, yaklaşık 2 senedir blog okur ve yazarım ve ''my mind is my god'' mottosu dışında daha iyisine rastlamadım. Peki anladığım şu mu o halde, beynim benim yöneticim, başka güçlerin beni kontrol etmesine izin veremem ?


UndefinabLe©: "An Essay on Man" isimli bir şiir inceliyorduk edebiyat dersinde. O dönem de blogum için sağlam bir başlık bulma derdindeydim. o cümleyi görünce adeta gözlerim parladı: "my mind is my own church"  Yalan olmasın, cümle tam olarak böyle miydi bilmiyorum. Eserin yazarını bile hatırlamıyorum. Gittim, kitaplarımı karıştırdım; ama o kitabı da bulamadım. Bu harika eseri yazan adamın "Thomas Paine" olmasından şüpheleniyorum. Merak eden araştırsın diyorum. Herkesi öpüyorum (=

James: Alexander Pope olduğunu düşünmekteyim, zira biz de metin inceleme dersinde incelemeiştik.


UndefinabLe©: Pek tabi o da olabilir Bir bakayım ben

James: Peki az önce ''kendi yarattığım dünyanın tanrıçasıyım'' dedin, kendi dünyan nasıl ? bahsetmek ister misin ? (sanki 5 yaşındaki çocuk var karşımda ve ben psikologunum gibi hissettim ama olsun :P )


UndefinabLe©: Kendi dünyamda mavi tavşanlar var, gökyüzü renk değiştiriyor, hep şarkılar çalıyor ve her yer yazılarla dolu. Marjinal insanlar biriktiriyorum dünyamda; standartların dışına çıkmaya korkmayan insanlar... Bir de üreten insanlara bayılıyorum ve elbette onları da biriktiriyorum. (= Geçen sene atlattığım depresyondan önce her şeyi yoluna koymuştum; şimdi enkazı kaldırdım ve yeniden inşaata başladım. Dünyamın %82'sini toparladım. Şöyle anlatayım: okumaya ve müzik dinlemeye doyamıyorum. Kafamda milyar proje var, onlarla uğraşmaya bayılıyorum. Bir şeyler üretme çabasındayım hep, seviyorum bunu. Üretemediğim zaman yaşadığım sıkıntıyı anlatmaya kelime bulamıyorum, sen düşün yani. Bu arada ağlamaya bayılıyorum. Dünyamda "ağlamak" eyleminin çok mühim bir yeri vardır. Hem ruhsal hem bedensel olarak sağlıklı bir şey. Bunların yanı sıra okuyorum, son sınıftayım. Cumartesi günleri bölümümle ilgili bir işte çalışıyorum, özel ders veriyorum ve güzel yurdumun güzel sınavlarına hazırlanıyorum. En yakın arkadaşım "Yasin" ile takılıyorum; okuldan insanlarla fazla muhattap olmaktan hoşlanmıyorum. Tüm bunların yanına tanrıçalığa gelirsek; emreden bir tanrıça değilim ben. olması gerektiği gibi bir tanrıçayım: Sevgi dolu. Çünkü gerçekten sevginin açamayacağı kapı yok bence. "Sevmeyi seviyorum" diyerek özet geçeyim (=

James: Bu sefer de üretmek lafına takıldım. Neler üretiyorsun ? Senin gibi çılgın şeyler mi ? Yoksa belki de bilinç altında bambaşka şeyler yatıyordur da onların dışa vurumu ? Ha ?


UndefinabLe©: Yazı yazıyorum, fotoğraf çekiyorum, takı ve kıyafet tasarımlarım var, dans kareografisi oluşturma derdindeyim şu sıralar da (= Bir tek müziğe bulaşmış değilim; ama aslında bir arkadaşımın bestesine güfte yazarak, bir köşesinden ona da bulaştım. Bahsettiklerimin hepsinde amatör amatör takılıyorum; birinin üzerine gidip geliştirsem iyi olacak. o da muhtemelen yazarlık olacak. Zira güzel oyunlar yazan tiyatro eseri yazarlarına ihtiyacı olan bir toplumuz.

James: Yani demek istediğin şu ki: ''Yazar olursam güzel tiyatro oyunları çıkar benden''?  Peki sen Ankaralısın, belki beni Ankaradan da takip edenler vardır, hani, ''muhakkak şu oyuna gitmeleri gerekir'' dediğin var mı ?

UndefinabLe©: Durukan Ordu'nun tüm oyunları izlenmeli bir kere. "Rab Şeytan'a Dedi Ki" önümüzdeki aylarda yeniden gösterime girecek sanıyorum ve Yasin ile 3. defa izleyeceğiz onu. Onun dışında Durukan'ın yeni oyunu "Büyük Sultan Oviedolu Katalina" var,  "Geç Kalanlar" var, "Bir Delinin Hatıra Defteri" var "Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun" isimli oyunu da en kısa zamanda izleyip fikrimi beyan ederim (=

James: Ankara hakkında bi soru daha sorma hakkımı kullanıyorum ? Aslında hep merak etmişimdir bunu da ? Yani Ankara ? Seviyo musun orayı ? Istanbul'a kıyaslayacak olursan ? Bir de mesela şu var Izmirliler yere göğe sığdıramıyorlar şu şehri. Üstelik bence Istanbul'un yanında hiçbirşey ama elden ne gelir ?


UndefinabLe©:Ankara... Ankara'yı "arkadaşlarımla" seviyorum; çünkü bir yeri yaşanılır kılan şey kesinlikle yanındaki insanlardır. Gezdiğim hiçbir yeri İstanbul ile kıyaslayamam; ama İstanbul'da sevmediğim bir şey var, çok kalabalık olması. Bir Ankara bir de İstanbul sütunu hazırlayıp bazı şeyleri karşılaştırmıyor değilim bazen; ama yanımda sevdiğim insanlar olmadıkça bana İstanbul da aynı gelir, Ağrı da (=

James: Sevdiğin insanlarla aynı şehirde olmak elbette, dağ başında da yanında olursan birbirinize yettikten sonra sorun yok cidden de =) Hiç bilmediğimiz yanların var mı ?? hani aslında benim şu özelliğim vardır da çok az insan bunu bilir dediğin ?


UndefinabLe©: Blogumda yazmadan önce modaya olan ilgimi fazla kişi bilmezdi. Ama fazla şeffaf olduğumu düşünüyorum, her şeyimi herkes bilir. Bu nedenle güçsüz yerlerimden sağlam darbeler yiyebiliyorum; bu kötü. (=

James: Aslında sen kendi zayıf noktalarını bildikten sonra zor soruların nerden geleceğini bilip karşındakileri alt edebilisin, unutma sen bir goddessın !


UndefinabLe©: ah, bebeğim... böyle poh pohlanmaya bayılıyorum! (=

James : Eh moda dedinse biraz da moda gelsin ? Sana da sorayım mı moda nedir diye ? bir de Türk Modası dediğimde aklına ne gelir ?


UndefinabLe©: Moda da benim gibi tanımlanamayan bir şey bence. Herkesin kendince bir tanımı elbet vardır; ama ben modayı tanımlayarak belli kalıplara sokmak istemiyorum. Türk Modasını genel olarak ele aldığımda aklıma gelen tek kelime "basmakalıp" ama IFW sayesinde ülkemizde harika modacılar olduğunu gördüm ki; bu da beni mest etti. Simay Bülbül ve Deniz Berdan'a ayrı ayrı tapabilirim ayrıca (=


James: Eevet, kesinlikle sıradışı, peki son kısa kısa sorular gelsin mi ? gelsin ! :)
Eğer bir dergi editörü olsan. ilk sayına kimi kapak yaparsın ?


UndefinabLe©: Aklıma ilk gelen isim Juliette Lewis. Çünkü kadın çok yönlü bir hem de çirkin; ama karizmatik. Böyle kadınlara bayılırım ben!

James: bir grup menajeri olacak olursan ?


UndefinabLe©: Coheed and Cambria. Şu an çok tanınmış bir grup değiller; ama onları fena patlatırdım herhalde. Çünkü gerçekten şahaneler. (=


en son dinlediğin albüm ? : Slash - Slash 
en son okuduğun kitap ? : Orhan Pamuk - Manzaradan Parçalar
en son izlediğin film ? : Chasing Amy

James: Bir de şu soruyu sorup röportajı kapatıyorum. Kapakta seni renkl renkli ojelerle çekti fotoğrafçı arkadaşımız. lol. renkli ojeler konusunda ne diyosun ? ve kapakta olma duygusu ?


UndefinabLe©: Renkli olmak çeşitli olmak iyidir. Benim gibi on parmağında on farklı oje ile iş görüşmesine giden insanlar olduğunu pek sanmıyorum; ama insanlar bunu yapabilmeli. Bunu normal karşılamamız gerek, yeniliklere, çeşitliliğe açık olmamız... Bu konu üzerinden sosyal problemlere mükemmel bir şekilde dalabilirim; ama yeterince sıktım okuyucuyu zaten, yeter bu kadar (= Kapakta olma duygusuna gelecek olursam: İkinci kapakta ben varım; bunun ne kadar gurur verici, ego okşayıcı bir şey olduğunu bilmem tahmin edebilir misin? (= Bana bu teklifle geldiğinde hem çok heyecanlandım, hem de çok sevindim. Bu sevildiğimin de göstergesi ve sevgiye ne kadar önem verdiğimi artık herkes biliyor. Tüm bu güzellikleri bana yaşattığın için sana milyar teşekkür sunarım. Bir zevkti...

James: Aha bak bu kalpçikte senin yerin çok ayrı tatlım, kapak röportaj teklifimi geri çevirmediğin gibi, her şeyi istediğim gibi yaptığın, her isteiğimi de yerine getirdiğin ve bir çok insan gibi beni sallamadığın için ben teşekkür ederim. bence okuyucu bu röportajla da sıkılmaz çünkü sıcacık, bence benim takipçilerim kimin samimi ve sıcak olduğunu kavrayabilir. ve koca 2 saat nasıl geçti bilemicem ama
konuşucak o kadar fazla şey var ki aslında gün boyu röportaj yapabilirm lol
neyseki senle her dakka konuşabilme şansım var.teşekkürler bebek  xoxo


UndefinabLe©: Canımsın benim! Hiii, gözlerim doldu inan! Rica ederim; seninle muhabbet de aynı şekilde süper eğlenceli! Daha saatlerce konuşabiliriz, evet.

27 Ağustos 2010 Cuma

ISTANBUL FASHION WEEK : SECOND DAY ON RUNWAY // KARMA + SİMAY BÜLBÜL + MEHTAP ELAİDİ + ARZU KAPROL

Istanbul Fashion Week'te 2. günün açılışı Gül Ağış (Lug Von Siga) , Zeynep Tosun ve Zeynep Erdoğanla gerçekleşti. KARMA 1'den sizlere en beğendim Zeynep Erdoğan defilesini paylaşıcam. Dokunuşlar temalı kreasyondan tam 6 görsel. Renkler ve uyumlarına da bittim ayrıca. Yine de sanki hepsi bir görünüyor :)




Karma ardından ise günlerdir merakla beklediğim Simay Bülbül defilesi gerçekleşti. Sanırım kendisi en sevdiğim Türk Modacı olacak bundan sonra. Resimlere bakarken bile kendimden geçtim, ağzım açık kaldı. kim bilir oracıkta izleseydim defileyi - özellikle front row- belki bir duygu patlaması bile yaşardım. Derilerin baş gösterdiği bir kreasyon, kullanılan aksesuarlar ise muhteşem. Sadece bir defileden fazlası, teatral bir şeyler var ortada. Tanrıçalara övgüler ise devam ediyor. Mitolojiden esinlenmeler... Defilenin kapanış kıyafeti ve sergisi ise sanırım aklımdan uzun zaman boyunca çıkmaz. Simay Bülbül beyazı takdire şayan. Viva Simay !




Ve Mehtap Elaidi. Adını ve kreasyonunu ilk defa duyup gördüm. Ancak cidden beğendim. Hemmen takip alınmalı. Ayrıca kıyafetler de giyilesi.



Ve 2. günün bombası Arzu Kaprol. Twitterda sürekli defileden önce yaşanan tatsızlıklardan dem vuruldu. Kreasyona övgüler de geldi, yabancı modacılardan esinlenmelerin bir hayli fazla olduğu da söylendi. Yorum sizin ben sizleri yeniden en sevdiğim görsellere baş başa bırakıyorum. Ha bu arada ilk görsel yerli Madonna'lar için gelsin. O değil de bazıları da benim looklet'te yarattığım outfitlere benzemiş.





görseller markafoniden.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

ISTANBUL FASHION WEEK


Düşündüm de bence artık bizler de olukça cooluz. Düşünsenize bizim de Vogue'umuz var, bizde de Fahion Nights Out oluyor. Modanın daha geniş kesimlere ulaşma fikri var, bknz. Aşk-ı Memnu, Beren Saat, Nebahat Çehre; sonrasında gelen Küçük Sırlar ve de dizi oyuncuları ile gerçekleştirilen Vogue TR çekimleri.

Meydana gelen yenilikler biz (ki ben bu kısımında daha küçük bir pay kaplıyorum) modaseverleri de daha fazla heyecanlandırmakta ve sürekli daha fazlasını istemeye itmekte.

Istanbul Fashion Days ile başlayan bu sevindirici gelişmeler Istanbul Fashion Week'e dönüştü. Modayla alakalı olmayan ve tamamıyla yanlış bir seçim olan Meg Ryan getirtildi. Gelin görün ki çıta bu sefer daha yükseltildi. Bu sefer Meg Ryan gibi yıldızı kaymaya başlayan ünlüleri görmek yerine .... göreceğiz









  • Yvan Rodric nam- diğer FaceHunter; Sartorialist kadar olmasa da FW'lere, sokak modasına, can veren bir isim. Nice, cool, Grate
  • Pelayo Diaz nam-ı diğer Kate Loves Me; bir diğer muhteşem blogger.
  • Susie Bubble / Style Bubble
  • Fahionista editörlerinden 
  • Pascal Grob / Fashion Bits & Bobs


Evet belki listede Sartorialist, Tavi ya da Bryan Boy gibi bloggerlar yok. Ancak bu isimler Istanbul'a gelmeden önce bloglarında post yaptılar ve şehrimizde bir Fashion Week olduğunu duyurdular. Tıpkı Victoria Beckham'ın Vogue Tr'ye kapak olması ardından onun sayesinde adımızın Dünya Bloglarından geçmeye başlaması gibi.

  • Bunlar işin blogger yönüydü. Henüz Vogue'dan açılama gelmese de; elbette ki Anna Wintour veya Carine Roitfeld'in gelmesini bekleyemeyiz ancak diğer Avrupa veya Asya Vogue editörleri çağırılabilinirdi. Neyseki bir de Elle var. Sağ olsunlar Amerika, Belçika ve Hollanda edisyonlarının yanı sıra International ve Oriental edisyonlarının da Genel Müdürleri, yardımcıları ve de editörleri davet edilmiş.
  • Hem podyumda yer almak hem de Koza Genç Yetenekler yarışmasında boy göstermek / jüri üyeliği yapmak adına ise yeniden dünyaca ünlü celebrityler ülkemize geliyor. Bknz. Mr. Rolling Stones Keith Richards'ın kızı Alexandra Richards
  • Herhalde en büyük bomba ise Allesandro Ambrosio.
  • Anna Kournikova
  • Birçoğunun Sex and the City styling'cisi olarak tanıdığı Patricia Fields ...
Ayrıca;
  • Yvan Rodric ayrıca kitabı Face Hunter'ı da ilk defa Türkiye'de imzalayacak.
  • Deniz Berdan ise Günseli Türkay ile sürprize hazırlanıyor ...
  •  24 Ağustos'ta Elle Reina Partisi ile 26 Ağustos'ta Vogue Pera Palas Daveti var. Sizce de oldukça klas bir davet değil mi ?
  • Bu post taslaklar aşamasındayken ise gelen yabancı konuklar Koza Genç Yetenekler defilesi kapsamında Istanbul'dan çoktan tweetlemeye başlamışlardı bile.
Merakla beklediğim defileler ise Atıl Kutoğlu, Günseli Türkay, Özgür Masur, Arzu Kaprol, Simay Bülbül, Hatice Gökçe, Bahar Korçan ve de Damat / ADV 'ye ait. 

4 gün boyunca modayla kalın, Apollo Boy izleyerek benim IFW notlarıma göz atın ....
Fashion Rocks