The Phenomenal HandClap Band etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
The Phenomenal HandClap Band etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mart 2012 Pazartesi

FORM & CONTROL

Bundan iki yıl evvel gerçekleşen Miller Freshtival'de kazara seyrettiğim hippie-living New Yorker grup The Phenomenal Handclap Band 3 yıl aradan sonra yeni albümleri ''Form & Control'' ile geri döndü. Ruh hala 70ler ama daha az hippie ve daha fazla elektronik.
Pop/ rock / indie / folk / soul'u birleştirdikleri ve kendi adlarını taşıyan ilk albümlerinden sonra yayınlamış oldukları bu yeni kayıtta ise yine eklektik bir tarzı benimsemişler ancak bu sefer dance / funk / disco ve electro-pop'u harmanlayarak. Ancak şarkıları söyleme biçimlerinde hala bir coolluk bir indie buğululuğu mevcut. Görüntü kalitesi 70lerden HD olmayan soluk renkli, gri tulumlu ve afro saçlı insanların oynadığı videoları anımsatan albümde toplam 12 şarkı bulunuyor.

Hala sıkılmadan ilk albümlerini dinleyen biri olaraktan kendimi onların büyük fanı olarak sayabilirim, yani oldukça objektif şekilde söyleyebilirim ki ilk işleri sonunda söylediğim ''tanrım bu çocuklar çok güzel müzik yapıyor'' heyecanından çok uzak bu seferki. Coming of age filmlerinde olduğu gibi ya da evde yalnız geçirilen cumartesi akşamı odayı-disco'ya çevirme partylerinin vaz geçilmez albümleri olabilecek kadar eğlenceli olsa da sanırım öncekindeki olan ruh yok.

Tamam tamam, daha fazla iyimser olamaycam, ilk 6 şarkıdan sonra hatta fazlasıyla sıkıcı, bir Abba şarkısıymış gibi açılan albümden favorilerim ise ''The Right One'' old spirit tadındaki ''The Written Word'' ile ''The Unknown Faces at Father James Park'' ve albümle aynı adı taşıyan şarkı ''Form and Control'' ile ''Give''.

5 / 2.5

23 Ağustos 2010 Pazartesi

THE PHENOMENAL BAND: THE PHENOMENAL HANDCLAP BAND


Şimdi şu gatget'lar kısmında hani ''hakkımda'' kısmı var ya blogun sağ tarafında işte orada şöyle bir cümle var. '' Hayallerinde New York'a taşınıp Indie gruplarla arkadaşlık yapıp alternatif bir yaşam sürmek var.'' İşte bu hayalim 31 Mayıs'ta "MillerFreshtival'e katılıp orada tanıştığım New York / Manhattan'li 8 kişilik The Phenomenal Handclap Band'i dinledikten sonra aklımda şekillenmeye başladı.

İlk olarak zaman tüneline girip kendinizi 1960ların Amerikasına götürün San Fransisco sokakları veyahutta Brown University kampüsüne. Hani bildiğiniz Hippieler vardır ya işte bunlar da öyle. (Aşağıda eklediğim 3 video'ya göz atın).Festival alanında işte grup üyelerinden birini gördümse ''vayy adamın tarzına bak'' dediğimi hatırlıyorum. Hemen akabinde adam sahneye çıkmasın mı geri kalan 7 üyeyle. Festivale gelen birçok kişinin grubu tanımaması ise biz meraklı izleyicinin ekmeğine yağ sürmüştü, zira boş alanda (Sakin'den biraz kalabalık, Mika'ya nazaran bomboş) sahnenin hemen hemen en önüne kurulup onları dinlemiştik. Bir de hemen arkamızda Demet Evgar yok muydu ? :)

Yaptıkları müzik harika. Soul, elektronik, funk, R&B, disco, psychedelic, etnik ve yerel lezzetler her biri harmanlanmış. Kimi şarkılarda tefler havada sallanıyor. Ki aynı zamanda konser boyunca Pocahontas kılıklı Hippie Laura Marin'in elinden de bu alet düşmemişti. 2009 senesinde yayınlanmış albümün ya PR işleri çok iyi yürütülmemiş, ya da kendileri biraz geri planda kalmış olmalılar zira böyle bir albüm nasıl duyulmaz deme ihtimaliniz bir hayli yüksek. Ayrıca şunu da eklemeliyim ki grubun henüz bir Wikipedia sayfası bile bulunmamakta. Ancak grubun MySpace, Twitter ve Facebook sayfası dışında bir de blogspot sayfası var. Gittikleri ülkeden geri kalan müzikler ya da haklarında bazı haberleri buradan bulabilirsiniz. Mesela geçtiğimiz günlerde albümlerinin Remix versiyonunu yayınlayacaklarını duyurmuşlar, Mayıs ayında ise Istanbul'da bulundukları sürede keşfettikleri Bariş Manço parçasını bloglarında paylaşmışlar. Ayrıca Facebook Spring Tour albümlerinde Istanbul gezilerini de görebilirsiniz, Boğaz'da gemi keyfi, pasajlarda gezinti... Sahi Rihanna Marni'den alışveriş yapıp İtalyan yemekleri yememiş miydi ?

Gelelim albümlerine. Tam 12 şarkının bulunduğu albümde favori şarkılarımı saymam bir hayli uzun olabilir. ''Baby'', ''Dissapear'', ''15 to 20'', ''Dim The Lights'', ''The Martyr'', ''The Journey To Serra da Estrella'' ve ''Testimony''. Kimi şarkıların uzun olması zaman zaman canınızı sıksa da genel olarak başarılı ve de eğlenceli akışa sahip bir albüm

En acısı ise tüm bu güzellikleri bilmeden, bu şarkılara eşlik edemeden, grubu dinlemek oldu. Umarım en kısa zamanda rotaları yeniden buraya döner.


Phenomenal Hand Clap Band- You'll Disappear from Darling Department on Vimeo.

4 Haziran 2010 Cuma

FRESHTIVAL ARDINDAN ....

Wuhuuu. evet evet cumartesi sabahı uyandığımda söylediğim tek kelime bu oldu. Koluma en iyi arkadaşımı takıp, hayatımda ilk defa bir festivale gidiyodum. Evvet Miller/ Freshtival zamanı. Canlı canlı izliceğim isimlerden biri de son yıllarda en severek dinlediğim ''male vocal'' Mika'dan başkası değildi. İşin aslı zaten çıkacak ön gruplar beni hiç mi hiç ilgilendirmiyordu.


Saat 4 gibi ulaştığımız Maçka / KüçükÇiftlik Parkı'nda sahnede bir grup vardı; ancak sahne önünün güneşli olmasında mı ? yoksa grubun bilinirlik derecesinin az olmasından mıdır bilinemez, hiç kimse çalan çocuklarla ilgilenmiyordu :)) Henüz boş olan festival alanında güneş altında kavrulmaktansa biz de dönmedolaba bindik. Aman tanrım, hı hı korkunç olmayabilir, hatta 5 yaşındaki çocuk da binebilir, ama benim gibi 6. katın camından aşağı bakamayan biri için fazlaca korkunç.

Her neyse sonrasında sahneye çıkan isim ise Sakin olmuştu. İlk defa dinliyeceğim Sakin'i nedendir bilinmez gittik en önden izledik. Gerçi yine topu topu 3 sıra adam vardı zaten. Sonuç olarak pek de sakin olmayan şarkılardan zevk almadım. En önde duruken arkadaşımla zaten, etrafı gözlemleyip (tüm gece yaptığımız gibi) Dream TV'nin canlı yayın ekibini izledik. ''Yok abi delimisin, Sakin candır, kandır, sevilmez mi''' diyosan. Sizi şu taraftan favori blogger'ımız The Balkabaa // Sakin Röoprtajına yolluyorum. (Ayrıca kendisi Mika'yla tanıştı. Ohh shit :/ :) hehe)


Saatler ilerledikçe sıcaklık azaldıkça biralarımzı aldık ve sahneye çıkan New York'lu Indie Style grup ''The Phenomenal Hand Clap Band''i dinlemeye başladık. Gruptan bi haberr olan ben kafamı taşlara vurdum. Çünkü bu ''hippie'' çocuklar inanılmaz çalıyolardı, keşke evde bi kaç şarkılarını dinlseyedim en azından canlı canlı dinlerken daha eğlenceli olur ve şöyle güzel bir havaya girerdim. Neyse özür dilemek adına bir sonraki blog yazımı onlar için yazıcam :)) Bu arada dünyalar tatlısı, muhteşem oyuncu Demet Evgar ve arkadaşları (saz arkadaşları gibi oldu) sadece ve sadece 2 adım gerimizden bizimle beraber grubu dinledi. Ohhh bir resim çekilmek için cesaret edip yanına gidemedik.

Grup son şarkısını söylerken büfeden yiyecek bişeyler alıp çimenler üstüne kurulduk :) Yine gözleri radar moduna sokup etrafı gözlemelemeye başladık. Kız, erkek hiç fark etmez herkesin üstünde aynı olan tek şey Wayfarer gözlükler. Siyah-Kırmızı-Mavi-Yeşil-Beyaz. Bir anda sanki Miller Freshtival değil de Wayfarertival'a geldik zannettim :) Bu arada tüm gün etrafı süzerken gördüğümüz tek şey Demet Evgar ve gözlükler değildi. Moda Bloggerları Nil Ertürk ve Eymen başta olmak üzere yüzünü bildiğim bir çok bloggerı gördüm. Bunun dışında kanımca ''freaky style'' şekilleriyle de Deniz Berdan ve kızı Beg'i de canlı canlı görebildik.

Güneş batıp, ışıklar etrafı aydınlattığı zaman ''hey barmen bir bira daha'' diyerek sahne önüne geldik. Twitter / Blogger arkadaşım Mrs. MomentKiller (aslında kendisi sınıf arkadaşım, ama emin olun nette beraber daha fazla vakit geçiriyoruz :))) ve arkadaşı da bizlere katılarak 4lü bir şekilde hayatımızın en acı deneyeimini yaşayarak The Raveonettes'i dinledik. Grup sahneye çıkmadan önce herkesin ağzında olan tek laf şuydu ''abi Raveonettes Gossip Girl'de çalmış, canlı dinlemek için sabırsızlanıyorum'' bu muydu yani dedim ?? Daha pop/rock ya da indie bişey beklerken gençler bildiğin rock çalıp kafamızı güzel bi şey yaptı. Hayır tüm suçu onlar üstüne atmak istemiyorum, sanırım ses sisteminde de bişeyler vardı ama neyse.


Vee derken amacımıza ulaştık. Sahneye çok yakın bir yerden; aramzıda sadece bi kaç metre farkla Mika'yı canlı canlı gördük. Ohh tanrım o ne şeker bişey, yanaklarını sıkasım geldi, abisi gülüşüne kurban oldu onun (Seda Sayan mode on). 4lü olarak acaba pantalonu, pembe mi, mor mu, yeşil mi diye tartışırken, bembeyez bi şekilde karşımıza çıktı. ''Grace Kelly''yi en son çalıcağını bilidiğmden de ''Relax! Take It Easy'' ile açılış yapacağına adım gibi emindim. Vee evvvet, bu sefer ben kazandım. Konser boyunca bizleri her saniye zıplatan Mika aynı zamanda bi kaç Türkçe cümle de söyledi. Üstelik bunlar ''merhaba Istanbul'', ''iyi geceler'' ve ''sizi seviyorum'' kadar kısa ve klişe şeyler değildi. Adam bildiğin uzun uzun, öznesi, yüklemi, dolaylı tümleci, nesnesi olan cümleler kurdu. Türkiye'ye gelmeden önce ''İstanbul'a Festival Getiriyorum'' diyen Mika son derece haklıymış. Hemen hemen her şarkısında ayrı bir show sergileyen, şişme bebekler, topuklu ayakkabılar falan derken, ''Grace Kelly'' ve ''Lolipop''u söylediği zaman ise sahnede tam anlamıyla bir gökkuşağı oluştu. Bu arada konserdeki favori anım Mika'nın ''Rain'' şarkısını söylmesiydi. (O şarkının yeri ben de ayrıdır da :))

Hayatımda izlediğim ilk yabancı konuklu konser, ilk festival olması bi yana Mika cidden unutulmuyacak anlar yaşattı. Ahh keşke önümüzde, arkamızda ayakta sevişen ve bizleri elleriyle kollarıyla, kafamızdan aşağııya döktükleri bira ve sigara külleriyle rahatsız etmeselerdi. Ha bu arada 16lık gencecik kızlarını getiren 40/ 50 yaşlarındaki veliler sizlerden de Raveonnetes için özür dilerim. PS. amman yanlış anlaşılmasın benim babam da yüksek sesle bol bol müzik dinler ama, o amcalar böyle şeylerden haz edecek kişilere benzemiyorlardı.

Son olarak ömrünüzde bir kez olsun muhakkak Mika konserine gitmenizi öneriyorumm. Ve 19-20 mayıs için kombine şekilde aldığımız One Love festivali sonrasındaki yazımı okuyana kadar esen kalın, sevgiyle kalın, müzikle kalın. lol. XoXo

PS: Resimler kaliteli olmasa da hepsi de el emeği göz nuru, benim eserimdir. İzinsiz alınamaz, kopyalanamaz, yapıştırılınamaz ! :)