Albums etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Albums etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ağustos 2012 Perşembe

SONBAHARIN 25İ

Gelecek sezonun en merkla beklenen olaylarına göz atmak şahane. Her ne kadar deniz kıyısına elveda diyecek olsak bile bu heyecanla gelecek yaz daha çabuk bile gelebilir. İşte -bence- bu sonbahar radarınıza takılması gereken 25 şey!


SİNEMA
Ekim ayının nazarımdaki en büyük olayı gerçekleşen (1)FilmEkimi Festivalidir. Geleneksel çemkirmelerim bir yana heyecanla film seçmek bile başlı başına bir olay bence. Ancak onun dışında vizyon filmleri de hiç de yavana atılır cinsten değil, ne de olsa Oscar yarışı başlasın ve Cannes ve Venedik Festivallerinde çokça bahsedilen filmlerin neye benzediklerini görelim mevsimi. Festivalden sinemaya teşrif eden ilk film Brad Pitt'in içinde yer aldığı ve yönetmenini Istanbul 74 organizasyonunda dinleyebilme şansınsa eriştiğim (2)''Killing Them Softly''.
Londra, Barcelona, Paris ve Roma. Her sonbahar yeni bir Avrupa gezisi sadece €599. Yok yok 15TL ile Woody Allen sizlere bu zevki yaşatıyor zaten. Penelope Cruz Almodovar'dan sonra Allen'ın da gözdesi olmuş olacak ki kendisini bu sefer de Roma'ya götürüyor. Bakalım "VC Barcelona" kadar çılgın, "Midnight in Paris" kadar büyüleyici olabilecek mi  (3)"To Rome With Love" ? Kadrodaki Halle Berry seçimi hayal kırıklığına neden olsa da (4)''Cloud Atlas''. Cannes'dan vizyona yeni bir Jessica Chastain şöleni (5)''Lawless''. Çekimleri Istanbul'da gerçekleşen (6)"Skyfall" veTwilight serisinin son filmi (yaşasın kabus bitti) kasım ayında vizyona girecekken sezonun en büyük ve görkemli yapımı olan (7)"The Hobbit" serisinin ilk ayağı ise Aralıkta gösterimde.
*ps. filmler boxofficeturkiye.com.tr'deki kesinleşen tarihler sonucuyla oluşturuldu. Elbette senin başka büyük bomba filmleri de mevcut. Mesela dört gözle beklediğim ''Anna Karenina''.

DERGİ
Geçtiğimiz sonbahar yine bu postu hazırlarken 'kitap' kategorisine koymuştum onu.''Irreverent'' kapsamında ülkemize gelip imza bile dağıttı. Fiyatlandırma politikası ve Conde Nast'ın koyduğu fotoğrafçı ambargosuna bakacak olursak hiçbir şey glossy eyed  Parisienne nanny rock chic Carine Roitfeld'i durdurmadı. (8)CR Fashion Book kiosklarda yer alan tüm dergilerden farklı bir konumda olarak dergi-kitap karmasıyla görücüye çıkacak. Dergi V ve Visionaire'in de bağlı bulunduğı gruptan biannual şekilde yayımlanacak. Üstelik şimdiye kadar yayımlanan teaserlar da boş yok cinsten.

SERGİ
Bienal ve sanat meraklılarına IKSVden büyük sürpriz. Bu sene ilk defa Istanbul'da düzenlenecek (9)Istanbul Tasarım Bienali anladığım kadarıyla endüstriyel işlerin sanatla birleşmesi gibi bir şey olacak.  Etkinlikler ve mekanlar her zaman olduğu gibi Istanbul'un çeşitli bölgelerine yayılacak olsa bile Istanbul Modern yine her zamanki gibi demirbaş. Bu heycanlı olay içinse ekim ayını beklemek şart.

MODA
Geçtiğimiz aylarda IMGnin Doğuş Yayın Grubu ile Türkiye'ye geldiğini duymuştuk zaten. Modaya katkılarını gelecek sezondan itibaren hissetmeye başlayacak olsak bile değişim başladı yine de. (10)Istanbul Moda Haftası tarihleri 10-13 Ekime kaydırılırken hiçbir moda başkantiyle çakışmayacak olması şu zamana kadar yapılan en büyük yenilik. Mekan da Odakule'deki çadıran Karaköy Antrepo'ya kaydırıldı. This is the winds of the change.

MÜZİK
Eylülden hemen önce Ağustos ayının son günlerinde son baharı düşlerken, kahverengi yapraklar koyu kahveler ya da biralar ama playlistte muhakkak Alanis Morisette. Yaz başında yayınladığı single ardından 4 yıl beklediğimiz yeni albümün adı (11)''Havoc and Bright Lights''.
Geçtiğimiz ay Istanbul'da konserde yepyeni albümün haberini verip yeni şarkılarını çalmışlardı, şehri terk ettikten bir hafta falan sonra zaten yeni singlelarını official olarak yayınladılar şimdi sıra albümleri (12)''Beacon''u dinlemeye geldi. Indie, rock ve dans. Two Door Cinema Club yeniden iş başında. Bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama bu sıralar sanki müzik ortamı çok durağan. Ama eylülde bu değişicekmiş gibi duruyor. En baba gruplar arka arkaya albümlerini yayınlamaya hazırlanıyor. Muse, Pet Shop Boys, The Killers, Green Day, Mumford and Sons, Pink ve No Doubt en göze çarpanlar listesinde tepede duranlar.

KONSER
(20)Red Hot Chilli Peppers ile başlayan konser turu (21)Beirut(21)Kings of Convenience ve (22)Röyksopp ile devam edecek. Kasımda ise (23)Jennifer Lopez Istanbul'da. Hiç burun kıvırmayın setlist check ve 00lerin başında söylediği harika şarkılar ön planda. Üstelik herkesin hep bir ağızdan söylediği tek şey "olm ben bu şarkıların hepsini ezbere biliyormuşum." Radyo Eksen ise sonbaharı muhteşem bir festival ile karşılıyor. (24)Eksen on Fair'in en bomba konuğu Bombay Bicycle Club. Yer: Küçükçiftlik. Tarih: 15 Eylül. Bu yazı yazılırken ve bu yazı yayındayken kim bilir daha kaç grup ile beraber anlaşma imzalanmıştır. God bless Babylon & Pozitif!

DİZİ
Hatırlatmakta fayda var. Şuradaki yazıda yeni sezonun yeni dizilerine ufak bir bakış atmıştım. (25)

13 Temmuz 2012 Cuma

YENİ NESİL 3 SİLAHŞÖRLER

Lana del Rey çoktan eskidi bile, hala albümündeki şarkılara bir bir video çekmekle uğraşsa da ilk günkü havası kalmadı gibi. Yine de yerine geçen isimler tek başlarına onu aşağı alamasalar da üçü birleşti mi del Rey’in havasını katmerler. (Yoksa abarttım mı?) Gerçi önemli olan birine takılıp onu mu dinlemek yoksa en yeninin peşinden mi koşmak? Ya da bu benzetme ne ölçüde yerinde orası tartışılır.Bahsettiğim isimler ise 21.YY-model şarkıcılar; Grimes, Azealia Banks ve Asap Rocky.
Kanada’dan gelen Grimes yeni albümünü 2012de yayınladı. ‘Visions’ sadece onun üçüncü albümü değil sesini dünyaya duyurtan ve kritiklerden geçer not almasını da sağlayan albüm oldu. Kaydedilmiş iki albümü olsa da aslında pek de bilinmiyorlardı. Grimes’in coolların hip kültürüyle tanışmasına vesile olan ise Dazed & Confused’un Givenchy göndermeli nisan kapağıydı. Kapakta modifiye edilmiş Lisbeth Slander- Rooney Maralı şekline benzeyen Grimes’in şarkıları ise o kadar karanlık değil. Ucundan kıyısından elektronik ama daha fazla pop ve synthpop olan albüm -en azından bana- şaşırtıcı gelse de insanı inanılmaz dinlendiriyor. Belki de bu Claire Bucher'in ses tonundan da kaynaklanıyordur. Albümün son haftalarda favorim olmasının tek sebebi ise modu: Cumartesi gece klübündesiniz, saat 2 olmuş, dans etmekten çok yorgunsunuz, ama oturmak da istemiyosunuz, elde bira ve siz hala ayaktasınız, çünkü Grimes'in şarkıları tam da bunu sağlıyor. (Benim 2m sizin 4ünüz de olabilir). Sen çok yaşa synth-pop. Bir de nedense albümü dinlerken bilinç altımda su altı, havuzda yüzen insanlar ve baloncuklar beliriyor. Bu arada albümden favorim olan şarkı ''Skin''.
Azealia Banks ise yeni Missy Elliot. Şarkılar ipod'da dönerken masa altından ahenkle dans eden ayak karelerini de instagramlayabilirsiniz. Rap ve Dance karıştımıydı ortaya çok güzel urban-style dans figürleri de çıkabilir. 00lerin başlarında yapabilmesi pek cool olsa da günümüzde apaçileşen figürden bahsediyorum; siz yine de yapmak istiyorsanız kolları göz hizasına getirin, avuç içleriniz dışarı baksın ve kalça ile kollar ters orantılı bir şekilde bir içeri bir dışarı doğru ittirilsin.  Azealia'nın background'u ise pek de şaşırtmayan cinsten, Harlem çıkışlı Banks üstelik 91 doğumlu. Doğum tarihinin 90lar sonrası olması kendisine pek koymamış olsa gerek ki, ilk albümüne -ya da EP demek daha doğru olur- 91 ismini vermiş. 0km şarkılardan oluşan bir albüm yolda olsa da şimdilik henüz dün yayınlanan mixtape ile idare edebilirsiniz. Bir de duyduğum kadarıyla yerden bitme Nicki Minaj ile de kavga halindeymiş. Tabii de Banks FOREVER*******cıyım ben.

Asap Rocky ise gündemi henüz bir albümle meşgul etmese de patlaması yakın. Aslında yakın demek bile saçma; zira albüm çıkmadan adı çoktan duyuldu. Önce Dazed & Confused'un ardından Jalouse'un kapağında yer aldı. Lana del Rey'in 'National Anthem' videosunda legendery Mr Kennedy rolünü kaptı. Tıpkı Grimes gibi birkaç senedir endüstri içinde olan Asap Rocky'nin bir anda tanınınmasının sebeplerinden biri de yıl başında Drake ile yaptığı çalışma. Bling bling altın zincirler, dolar sembolleriyle tipik American hip-hopperı olan Asap R aynı zamanda iade-i ziyaret olaraktan da del Rey'le şarkı kaydetti. Ancak kim ak kim kara belli olması için biraz daha sabretmek gerekir. Tıpkı Banks gibi o da ilk albümünü sonbaharda yayınlamayı planlıyor.

19 Mart 2012 Pazartesi

FORM & CONTROL

Bundan iki yıl evvel gerçekleşen Miller Freshtival'de kazara seyrettiğim hippie-living New Yorker grup The Phenomenal Handclap Band 3 yıl aradan sonra yeni albümleri ''Form & Control'' ile geri döndü. Ruh hala 70ler ama daha az hippie ve daha fazla elektronik.
Pop/ rock / indie / folk / soul'u birleştirdikleri ve kendi adlarını taşıyan ilk albümlerinden sonra yayınlamış oldukları bu yeni kayıtta ise yine eklektik bir tarzı benimsemişler ancak bu sefer dance / funk / disco ve electro-pop'u harmanlayarak. Ancak şarkıları söyleme biçimlerinde hala bir coolluk bir indie buğululuğu mevcut. Görüntü kalitesi 70lerden HD olmayan soluk renkli, gri tulumlu ve afro saçlı insanların oynadığı videoları anımsatan albümde toplam 12 şarkı bulunuyor.

Hala sıkılmadan ilk albümlerini dinleyen biri olaraktan kendimi onların büyük fanı olarak sayabilirim, yani oldukça objektif şekilde söyleyebilirim ki ilk işleri sonunda söylediğim ''tanrım bu çocuklar çok güzel müzik yapıyor'' heyecanından çok uzak bu seferki. Coming of age filmlerinde olduğu gibi ya da evde yalnız geçirilen cumartesi akşamı odayı-disco'ya çevirme partylerinin vaz geçilmez albümleri olabilecek kadar eğlenceli olsa da sanırım öncekindeki olan ruh yok.

Tamam tamam, daha fazla iyimser olamaycam, ilk 6 şarkıdan sonra hatta fazlasıyla sıkıcı, bir Abba şarkısıymış gibi açılan albümden favorilerim ise ''The Right One'' old spirit tadındaki ''The Written Word'' ile ''The Unknown Faces at Father James Park'' ve albümle aynı adı taşıyan şarkı ''Form and Control'' ile ''Give''.

5 / 2.5

13 Ocak 2012 Cuma

THE ONE THAT WE WERE TALKING HOW BEAUTIFUL CHARLOTTE GAINSBOURG'S NEW ALBUM IS

Sanırım en az Ivy bebek kadar şanslı olan biri varsa o da Charlotte Gainsbourg'dur. Dünyanın en çapkın ve karizmatik bir de Marie Antoinette sonrası en ünlü Fransızı  Serge Gainsbourg ile dünyanın en cool İngilizi Jane Birkin bir araya gelirse belki ortaya Eva Green kadar şehvetli ya da Emma Stone kadar tatlı biri ortaya çıkmayabilir, ama ''gifted'' olma özelliği soy adında saklı biri desek ?
86'da 15 yaşındayken babasıyla beraber çıkarttığı albümü saymazsak - ya da sayalım çünkü en sevdiğim şarkıları orada- yeni bir şeyler duyabilmek için tam 20 sene bekledik. Tamam ben beklemedim zira sene 2006da da kendisinden haberdar değildim, ancak bu sefer yaptığı şey onda güzel tatlar bırakmış olmalı ki çok geçmeden üçüncü albümü 2009da piyasaya sürdü, işte bu noktadan sonra ya yine 20 sene beklemek zorunda kalsaydık ?
James Blake ve Lyke Ki ile Harper's Bazaar US Dec / Jan 2012 sayısından

Buram buram Fransız pop'u kokan ilk albüm ''Charlotte For Ever'' sonrası olgunlaşma sürecinde alternatif suları keşfeden Charlotte ''5.55''te poptan vaz geçmese de o saf Fransız ayakları yerine biraz daha edgy, albümün gözdeleri ise ''Jamais'' ve numeroloji kodları hissi veren ''AF607105'' ile ''5:55''. İngilizce ağırlıklı olan albümden sonra gelen ''IRM''de ise alternatif hava devam ederken ortaya çıkan biraz daha deneysel olmuştu, Birkin ve Gainsbourg'dan duymaya alışık olmadığımız tarzda kendine yol çizen Charlotte yanına Beck'i alarak devam etti. Hatta albümün prodüktörlüğünü dahi o üstlendi. Albümden yayınlanan ''Heaven Can Wait'' ve ''Tricky Pony'' de seviyeyi tamamıyla başka bir düzeye çekmiş, yani en son albümüne bakınca aslında oluşan tarzın temellerinin o şarkılarda atıldığı belli. Indie, elektro-pop havası bu sefer de ''Terrible Angels''da tam anlamıyla elekto, indie-dance olarak karşımızda hatta.
Yeni albüm ''Stage Whisper'' iki farklı cd'den oluşmakta. İlk kısımda tam 8 sıfır model şarkı yer alırken, ikinci cd bir best-of havasında, üstelik şarkılar orjinal kayıtlar halinde değil canlı performanslardan oluşmakta. Tamam yeni şarkılar beni mutlu etse de itiraf etmem gerekirse benim daha fazla beğendiğim kısım canlı kayıtlar. Önceki albümlerdeki smooth hava yer yer bayıcı olmaya kadar giderken yeni kayıtlardaki dans beatleri aslında bu seferki şarkıları sadece iyi değil eğlenceli de yapmış. Tüm bu elektro hava ise yine elbette Beck'ten ötürü.

Özellikle ilk albümünde ''Elastique'' ve ''Lemon Incest''de yaşına göre fazla erotik bir tonla şarkıları söyleyen Gainsbourg'un -gerçi bu konuda belki anne Birkin'in özellikle ''Je t'aime, moi non plus'' şarkısı ilham alınmıştır- o halleri üzerinden ise fazla sular akmış. Son iki albümdeki istikrar göz önüne alınırsa Charlotte tarzını yakalamış bile, gerçi hiç belli olmaz gelecek sefer de belki ''alternatif''' rock denemeye kalkışır ?
ps: Bu cuma, yani bugün Charlotte Gainsbourg'un de içinde yer aldığı ''Melancholia'' vizyona giriyor. Haftaya çarşamba ve perşembe ise anne Jane Birkin, Serge Gainsbourg şarkılarıyla Japonya için Babylon'da sahnede !  Gainsbourg'un moda ve sinema macerası ise başka posta.

15 Aralık 2011 Perşembe

LET THEM ALL SAY ! - HEY LOLYTA HEY

Buğulu ve şuh sesi, kıvrımlı dudakları, saçları ve cidden seksi duruşu swinging sixties'in günümüze uyarlanmış hali, belki biraz çizgi karakteri gibi karikatürize edilmiş Playboy kapağından fırlamış gibi. 50, 60 ve 70lere özenen 2010 gençliğinin tek bir bedende vücut bulmuş hali ! Lana del Rey, kuşkusuz ekim ve kasım ayına damgasını vurmuş gibi. Bir nevi Kürk Mantolu Madonna, ona bakan gözlerini ondan alamıyor, şarkılarını bir kez daha bir kez daha dinliyor. Bir daha bir daha.

Kimi zaman bir pin-up tarzına andıran del Rey zaten yap-boz gibi bir kişilik ismini çok sevdiği Hollywood yıldzından alıp 80lerin Ford arabalarına selam çakıyor. New York çıkışlı plasebo etkisi yaratan del Rey biraz synth-pop ve indie-dance / rock ile 60ların California ruhunu ve duygusal ses tonunu birleştirdiği pop tarzıyla bence 2012nin de yıldızı olacak. Ama hakkında konuşulan en önemli bir diğer nokta ise dudaklarının gerçek olup olmadığı ? - Who cares ! Just let them all say- hey lolyta hey !

Onu ''Video Games'' ile tanıdık desek yeridir. Zorlama bir proje değil, tamamıyla gerçek. Video da kendi eseri, daha evvelden çekmiş olduğu kısa videolardan / fotoğraflardan oluşan bir kolaj da denilebilir aslında. Hatta durun bir dakika videoda Paz de la Huerta da boy göstermiyor mu ? Ki NME'nin 2011 en iyi videolar listesinde de zirvede yer alıyor.

Her bir şarkının ben de uyandırdığı duygu ise epic ! Ördek dudaklı şımarık bir New Yorker socialite gibi ''I was like 'no please'.'' dediği ''Blue Jeans'' şarkısının başı 70lerde insanı meydanlara çağıran anonslar gibi, gerisi ise daha da güzel ''Blue jeans, White shirt // Walked into the room you know you made my eyes burn // It was like, james dean, for sure // You so fresh to death & sick as ca-cancer // You were sorta punk rock, I grew up on hip hop // But you fit me beter than my favourite sweater, and I know

Şarkılarındaki popüler kültür göndermeleri de ayrı bir harika, 80ler Modernist Amerikan Kültürü aşığı New York Cool Kids takımından ya da Gossip Girl'cülerinden de diyebilirim sanırım. Bknz ''Diet Mtn Dew'' .  Yapmış olduğu şarkılar arasında en sevdiklerimden bir diğeri de ''Brite Lites'' oryantalvari ezgilerle başlayan şarkı daha sonra karanlık dans ritmleriyle devam ediyor ve devamında ''she wants to kill the dansflor''. Şarkı içinde de yine başka bir simge başka bir Ford, ''Arbor Dean''.

''Video Games'' videosunda çıktığı gibi de Amerikan Bayrağı ve simgesi del Rey için en büyük tutkulardan biri. ''Gramma'' içinde yine bayraklar onun için dalgalanıyor. ''Gramma said she'll leave the lights on for me //Gramma said the flags are waving for me''  ve elbette Amerika simgesi. ''A.M.E.R.I.C.A. // All ı want to do is play // see the city every day.


ve Lana'nın çizmiş olduğu karakter ve ruh ''Jump''ın sözlerinde hayat bulmuş, Doğu Yakası'ndan, Batı Yakası'na uzanan Beat Generation ruhu gibi. Ya da ''Kinda Outta Luck''ta olduğu gibi ''Motel singer at a silber ball // Femme fatale always on the run // Diamonds on my wrist whiskey on my tongue // Before I give back I gotta get drunk'' gibi sözler onu tanımlayabilecek başka satırlar.
Palm trees in black and white

Last thing I saw before I died

Palm trees in black and white

Was the last thing I saw before I died
Right line, right man
Right mixture of cocaine an heroin


O halde, onu dinlerken, arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve tıpkı ''Lolyta''da dediği gibi hayal edin...

could be kissing my fruit punch lips in the bright sunshine
I make the boys fall like dominos
I know that I'm mess with my hair and my suntan, short dress, bare feet
I don't care what they say about me

...ve sonrasında sizi tıpkı ''Mermaid Hotel''de olduğu gibi baştan çıkarmasını izleyin

Albümün ve Lana'nın ruhu aynı zamanda ''Video Games''in videosu ve şarkı sözleri gibi. Sonuç olarak tıpkı 70lerde New York Hotel Chelsea'de takılmış, California'da okyanus kıyısında kokainli palmiye ağaçlı beach partylerin müdavimi olmuş, yanık tenli, kısacık şortlu, Amerikan bayraklı t-shirtleri olan, Ford'dan şaşmayan ve 40ına geldiğinde New York'lu socialite bir middle-aged kadının albümünü karıştırıyormuş hissi vermiyor mu albüm ?

Ve tıpkı kendisinin de dediği gibi. Video Game is like SummerTime Sadness.
Singining in the old bars
Swinging with the old stars
Living for the fame

Son bir not ilk ''official'' albüm ''Born to Die'' 2012'nin Ocak ayı sonunda yayınlanıyor. Daha önce ''aka Lizzy Grant''ta yer alan en hip şarkılar bu albümde de yer alıyor.  Ayrıca del Rey Wonderland Magazine'in son sayısına kapak oldu, gelecek V Magazine Music Issue temalı sayıya kapak olacak ve Mart ayında İngiliz Vogue'unun kapağında yer alıyor. 2011in son günlerinde adeta tepeden dalan Lana, 2012yi zirvede geçirecek gibi. Ve ondan sonra .. büyük ihtimalle yeni 10 yılın en büyük ikonlarından birine dönüşebilir, belki de.
ve son harikası
Dalgalanan yeniden Amerikan bayrakları
bir de
Rihanna's boy friends on ''We Found Love'' vs del Rey's on ''Born to Die''

16 Kasım 2011 Çarşamba

THE HIP & THE COOL ALBUMS IN THE TOWN

Paralel evren ya da Dünya dışında yaşam olan her hangi başka bir yer varsa kesinlikle ora ziyaret edilmeli diye düşünüyorum zira Florence + The Mchine ve Coldplay'in son albümleri burada kaydedilmiş olamaz.

2000li yılların en cool indie / soul albümü ''Lungs''ı yayınlayan Florence Welch kısa zamanda adını her tarafta duyurmaya başladı. Welch'ten etkilenen Gucci tur kıyafetlerini dikti, Chanel'den Lagerfeld ondan ilham aldı ve 2012 S/S defilesinde podyuma onu çıkarttı, üstelik yürümek için değil şarkı söylemek için. İlk albümü ile İngiltere'de zirveye çıkan Welch ve grubu aynı zamanda Amerika'da Billboard'un alternatif listelerinde de ilk üçe girmeyi başardı. Ve sırada ''Ceremonials'' grubun İngiltere'deki başarısında bir değişim yok, Amerika'da yine alternatif listelerinin zirvesinde ama mainstream top 200de bir önceki albüme göre 8 basamaklık bir sıçrayış mevcut artık ilk 10da ve 6 numarada.

İlk albümdeki indie / pop / rock havası yine soul müzikle birleşmiş ama bu sefer daha sofistike üstelik. Açılış parçası ''Only It For a Night'' ve ilk single ''What the Water Gave Me'' kesinlikle albümün başka bir Dünya'da kaydolabilme ihtimalinin kanıtı. Gizemli ve büyüleyici. İkinci single ''Shake It Out''ta ise vokali hiç olmadığı kadar görkemli ve aristokratik. Albümün en pop şarkısı ''Lover to Lover''ın aksine puslu günlerin şarkısı ''Breaking Down'' ve görkemli müziği sanki koskoca bir orkestranın parçasını 3 dakikalık bir şarkıya sığdırdığı fantastik isimli ''Seven Devils''. Hangi biri favorimdi benim ?

Netice itibariyle yılın hem en büyüleyici albümü hem de en iyi ikinci albümüne imza atmış. Üstelik şarkıların hepsinde de Welch imzası var.

Sırada 3 yıl aradan sonra coşkulu dönüş yapan Coldplay ve sevimli uzaylılara verebilebilecek bir isimle ''Mylo Xyloto'' var. Albümün açılışına ve 3er4er şarkı arayla serpiştirmiş oldukları yarım dakikalık enstürmantal şarkılarla kanımca beyni yormama sebepli işlemi de tuttum. ''Hurts Like Heaven'' gibi sert bi şarkıyla açılan albüm aynı zamanda ikinci single olan soft ve sakinleşirici ''Paradise'' ile devam etmekte. Elektro altyapılı rock albümü olmasına rağmen genel anlamda soft ilerleyen albümün en şaşırtıcı yanı ise Rihanna düeti ''Princess of China''.

Kimi zaman uyuşukluğa kaçan soft havalı albümün en fazla sevdiğim yanı ise her şarkı isminin bile kendi başına ve genel olarak toparlandığında bir şeyler anlatıyor olması. Kimi zaman protest, biraz duygusal ama optimist tıpkı soundu gibi. Yılın favorilerinden ve beklediğimize deymiş gibi.

16 Eylül 2011 Cuma

BEYONCE: A STAR IS BORN

O artık 30 yaşında. Pek yakında sadece inanılmaz parlak bir kariyer sahibi evli bir yıldız değil aynı zamanda ''married with children'' etiketine de sahip olacak. Aslında onu kıskanmak için onca sebep var anladığınız. Özel hayat bir kenara kariyer başlı başına swarowski taşlarından yapılmış gibi. Albüm satışları bir kenara yayınlamış olduğu 4 albümle de Amerikan Top 200de zirve olup İngiltere listelerinde debut ve son albümüyle yine #1numara olup diğer ikisiyle de kendine ilk 3te yer almayı başardı. 2000lerin sonuna doğru Billboard onu milleniumun en parlak yıldızı seçti. Daha sonra ''Yılın Kadını'' da olmayı başarıp 2011 yılında da yine Billboard tarafından ''Billboard Millenium Award'' ile ödüllendirildi. Her defasında Grammy'lerde adını en parlak şekilde yazdırıp rekorlara imza atan ise yine Beyoncé. Üstelik o başarılı kariyerini sadece müzikle sınırlandırmamakla kararlı. Annesi ile kurmuş oldukları House of Dereon'un yanı sıra çeşitli hazır giyim markaları ile beraber iş birliği ve parfümler. Üstelik sonucunda bir de Golden Globe adaylığı elde ettiği oyunculuk kariyeri.

Görüldüğü üzere kimileri 30una geldiğinde çoktan dünyaları elde etmiş bile oluyor. Tüm bunların tek bir desteği var üstelik: Hırs. Ancak tüm bu olan bitenle ''hayatı kaçırdığını'' düşünen Beyonce kısa süreli de olsa ilham toplamak için ortalardan yok olmuştu. Geri döndüğünde ise kendine, babasına ve hayranlarına hediye ettiği ikinci stüdyo albümü ''B-Day''den daha şeffaf, içten ve saf bir albüm ortaya çıktı. ''4''.

Her albümde olduğu gibi yine balladlar ve yüksek ritmli şarkılar mevcut, ancak bu sefer tek bir farkla. Balladlarda Beyonce kendini yırtmıyo, şarkılar da en az içerik ve sözler kadar naif, yüksek tempolu şarkılar da ne ''Deja-Vu'' kadar sert ne de ''Single Ladies'' kadar insanı yoran cinsten. Bir diğer farklılık ise albümde Jay Z etkisi olmaması ama onun vekili Kanye West'in ismi de yine Beyonce ile hem şarkı yazarlarının hem de prodüktörlerin arasında geçmekte.
Dazed & Confused: July 2011. Photo by Sharif Hamza

Sadece çocuklara değil kadınlara yardım eden ve onların en sıkı destekçisi haline gelen Beyonce'nin mottosu; ''kadınım ben, güçlüyüm, haklarım var, onları korur ve savunurum''. İşte Beyonce'nun bu mottosu da onu sadece philantrophist'likten bir adım öteye de şarkı sözleri sayesinde taşıyor. Her ne kadar da Destiny's Childs ile kaydettikleri ''Cater 2 U''da geyşa kıvamına getirseler de kendilerini, Beyonce gerek ''Me, Myself and I''la gerek ''Single Laydies''le bunun aksini de tartıştı. Üstelik artık klişeleşmiş bu tema son albümde de devam etmekte. ''Who Run The World: Girls''. Haydi bacım ! Beyonce sizin için sahnede.

Sağır sultan dahi Beyonce'nin Jay Z'ye ne denli derin duygular beslediğinden haberdar. ''Crazy in The Love'', ''Dabgerously in Love'' derken Queen B'nin klişelemiş ''aşkımı dağlara taşlara haykırırım'' diyen şarkı sözleri de yine devam etmekte. Albümden en sevdiğim, aynı zamanda ''WRTW: Girls'' kadar hızlı olan parça ''End of Time''da bir ''Waka Waka'', Shakira havası var. İnsanı karnaval havası solumaya iten parça aynı zamanda yine bir ilan-ı aşk. 
                                                   Come take my hand // I won't let you go
I'll be your friend I will love you so deeply // I will be the one to kiss you at night // I will love you until the end of time.
''Rather Die Young''da ise ''You're my James Dean'' diyen Beyonce bir de ekliyor, ''I'd rather die young / than live without you.'' Yine mimikleriyle ve duruşlarıyla harikalar yaratan ve albümün en iyi şarkılarından biri olan ''1+1''de de aşktan ve onu yüceltmekten korkmuyor. Videoda da aynı zamanda bu kadar basit formatla ortaya atılan bir işle bile nasıl harikalar yaratabildiğini vurguluyor sanki.
Vogue Italia July 2011: Photo by Francesco Carrozinni

Orta tempolu ve soul tınılı pop şarkılarının ağırlıklı olduğu albümde gözdem ise ''Best Thing I Never Had''. Dinlediğimde bana bir şekilde''Broken Hearted Girl''ü çağrıştıran şarkı da yine belki de soft tonlardan oluşturulan videosuyla sinematografik özelliğine dikkat çektirerek yine Beyonce'nın albüm boyunca karşıya geçirtmek istediği temayı en iyi şekilde uyguluyor.

Bir diğer tarafta ''I Was Here''de ise Beyonce hiç değinmediği başka bir temadan bahsediyor. Belki de her sanatçının ya da başarılı işler yapan bir ünlünün hayattan ama daha önemlisi hayattan sonraki zaman diliminden beklentisi. Gittikten sonra da yine hatırlanma ve bilinme isteği, başarılarının hala bilinmesi ve konuşulması isteği. ''I wanna leave my footprints on the sands'' daha nasıl içten olabilirdi ki ? ''I did, I've done, everything that I wanted  And it was more than I thought it would be '' ise belkiden hepimizin isteğidir. 
I wanna leave my footprints on the sands of time
Know there was something that, and something that I left behind
When I leave this world, I'll leave no regrets
Leave something to remember, so they won't forget
Albümün hızlı parçaları ise ''Countdown'' , ''Schoolin'Life'', ''Love on Top'' daha önce de belirttiğim gibi güçlü ve yırtıcı R&B - Disco hiti etiketinden uzaklar. Daha pop alt yapılı, R&B beatleri daha düşük ama hala Beyonce.
Vogue Italia July 2011: Photo by Francesco Carrozinni

Beyonce aynı zamanda tüm yazı promosyon çalışmalarını devam ettirmekle de geçirdi diyebiliriz. İngiliz Harper's Bazaar'a verdiği pozlar, Dazed and Confused ile yapmış olduğu muhteşem pin-up editöryal, İtalyan Vogue'una verdiği albümün içeriği kadar şeffaf, ''I Miss You'', ''I Care'' gibi şarkılar kadar içten, sıcak, vurucu ve katıksız görüntüler. Aynı zamanda geçtiğimiz hafta da New York Moda Haftası'nda kaçırmadığı show yoktu dersem de abartmış olmam. 

Sonuç olarak 
''who run the world: Beyoncé''

14 Ağustos 2011 Pazar

BANA BİR MASAL ANLAT MODEL !

''Ah ben Türkçe müzik dinlemem'' diyenlerden değilim, her ne kadar bir zamanlar olsam da. Aslında bunu diyenleri de suçlayamam, saymaya kalkarsak kaç tane dört dörtlük şarkıcımız var ? Ya müzikler (ç)alıntıya sözler çok abuk. İş sahnelemeye gelince de hangisi dünya standartlarında performans izlettirebildi bize ? Sonuncusundan umudu kesmeye başladığımızı söyleyebilirim aslında ! 60şından sonra küllerinden doğmaya çalışan (performans açısından) Ajda Pekkan, 50sinden sonra 20lik kız aramaya çalışanlar gibi. Candan Erçetin'e gelecek olursak ya didaktik, sakallı felsefe yapmayı seven amcalar tarzında şarkı sözü yazar oldu ya da Fransızca müzikleri kullanmaya yöneldi. Hele geçtiğimiz kış herkesin dilinden düşüremediği Melis Danişmend albümü ? Daha fazla abartılan bir çalışma görmedim sanırım yıllardır. (Nedir bu Danişmend fobin diyecek olursanız, onu Danişmend'in arkadaşlarına sormalı.)

Müzik size içine çekmeli, anlatılan şarkı sözleri ise size bir hikaye anlatmalı. İşte Model'in albümünü dinlerken hissettiğim şey tam da buydu. Yatakta uzanırken belki de bir hayali arkadaşın ya da sevgilinin elinde kitapla bana hikayeler anlatması, kimi zaman gotik, kimi zaman eğlenceli ve renkli. Ama hiç birinin de içi boş değil. Albümü dinledikten sonra fark ediyorum meğerse grup ''Diğer Masallar'' olarak belirlemiş albümlerinin ismini. Bugüne kadar duyduğumuz masallardan farklı masallar, geride kalanları, hiç anlatılmayanları dinlemek için ise Model'e kulak vermek gerekiyor sanırım.

Aslında sıkı bir Model fanı değilidim, ''Değmesin Ellerimiz'' dışında yaptıkları işler hakkında da haberim yoktu. Ta ki açık havada bir okul ve öğrencileri havasında geçen Sertab Erener & Demir Demirkan konserine kadar. Videolardan, medyadan veya okuduklarımızdan gerçi onları pek tanıyamıyoruz, ancak Model'i özellikle de solistlerini sahnede gördükten sonra, daha şarkılarını dinlemeden kanımın kaynadığını hissettim. Sanırım daha şeker ve cıvıl cıvıl bir solistle karşılaşmamıştım.
Açıkhava konserinden: Fotoğraf Ozan Eicher (Tık)

İzmir çıkışlı 5 kişilik grubun albümünün prodüktörü ise Demir Demirkan. Hit şarkıları ''Değmesin Ellerimiz''in akustik versiyonu ve Sezen Aksu'nun ''Yalnızlık Senfonisi'' dışında albümde tam 10 şarkı bulunmakta. Bu arada vokalleri Fatma'nın sesi genel olarak Şebnem Ferah'a benzetilse de bana ''Yalnızlık Senfonisini'' söylerken yer yer Sertab'ı dinliyorum havası da verdi. Aslında yapmış oldukları cover, albümün havasına pek de uymakta. Melodramatik sözler ve rock tabanlı ezgiler.

Eğlenceli bir şekilde ''Buzdon Şato''yla başlayan albüm sanki bize anlatılacak hikayenin atmosferini tanımlamak ister gibi. Evet ''hepimiz yorgunuz bu hayatı yaşamaktan'' ve sığınmak istiyoruz kendi buzdon şatomuza, tek başımıza, vurmak isteyerek şişenin dibine. Sırada ise albümün en eğlenceli şarkılardan biri olan ''Şey...Belki'' .. Bağlanmak korkutur diye haykırıyor vokal Fatma, Can Temiz'in yazdığı / bestelediği şarkıyı seslendirirken. Ve ''Değmesin Ellerimiz'' korkuyorum aslında bu şarkının ergenlerin kulağına düşmesinden, istemiyorum Facebook statulerine meze olmasından, sözler daha ne kadar içten olabilirdi ki, tıpkı Adele havasında ya da tam tersi hikayenin anlatıldığı Nil şarkısı ''Hakkında Her şeyi Duymak İstiyorum'' gibi. ''Biz hiç beceremedik sevmeyi de terk etmeyi de, aşk kokan dudakların karşısında direnmeyi de''.

Sırada daha hard ve protest havasıyla ''Sana Ne''. Salla baş mode on tarzında. Her ne kadar emo havası yayan tekerleme tarzında sözlere sahip olsa da, odaya kapanıp bangır bangır dinlemek isteyeceğiniz şarkılar cinsinden. Şekerden tabutlar, çürük çiçek kokusu ve aşık cesetler, ''Pembe Mezarlık'' da sözleri ve kelime öbekleri arasındaki kontrast havasıyla şarkı sözü kategorisinden favorim, şarkının genel akışı da yine kontrast bir biçimde akmakta, başka kim dans eder vaziyete ''ben bu gece ölmek istedim'' diye haykırarak şarkı söyler ki. Belki de Model'in havası burada. Kimi zaman depresifleşen şarkı sözlerine rağmen eğlenceli alt yapılarla hareketlenen albümden daha iyisi Şam'da kayısı. Gerçi yer yer emo havası da pek fazla hissedilmekte ''çok istedim bu gece kendimi asmak'' da nedir ?
Fotoğraf: Ozan Eicher

Şatolar, Pembe Mezarlıkla...Model harikalar diyarında gezinmeye devam ediyor. Sırada ''Bir Melek Vardı!'' Söz ve müzik yine tıpkı diğer şarkılarda da olduğu gibi Can Temiz'e ait. Karanlıklaşmaya başlayan albümün atmosferine cuk oturan bir ezgiyle. ''Ağladım bu gece elimde boş şişe''. Hep beraber depresifleşiyoruz abiler, ablalar. Tıpkı ''Pembe Mezarlık''ta olduğu gibi yine kontrast şarkı sözleriyle ''Benim Tatlı Kanserim''. Söz sanatlarını şarkılara aktaran cinsten, müziği edebiyatla buluşturan Model'e Masallar Diyarı'ndan 12 tam puan.''Yine de kesip atamam seni, benim tatlı kanserim''. Cidden bazen etrafımızdaki pain in the ass tipleri istesek de atamıyoruz değil mi hayatımızdan.

Rock'n Roll'a hazır mısınız ? Ya da rodeo üstünde oynaşmaya ? O halde çalsın ''Karadul''. Değmesin Ellerimiz, ''Çürüsün Gelinliğimiz''. Makyajı akmış, ağlayan kirlenmiş bir gelinlikle karanlık harikalar diyarından bakıp acıklı gözlerle ben buradayım diyen bir Fatma canlanıyor gözümde. Başta da belirttiğim gibi bir cover ve akustik versiyondan hemen önce albümün gerçek kapanış şarkısı ''Makyaj''. Depresif bir kızın son haykırışları, belki de koca albümü dinlerken ilk kez sıkılıyorum, bu da defosu mudur nedir ?

Düğüne pembe mini gelinlikle katılıcak cinsten kızların albümü sanki bu ! Buldum buldum ''Alice in Wonderland''deki Helena Bonham Carter havası var sanki ! Melankolisi ve emo dozajı biraz fazla, ama eğlencesi de yerinde. Sanırım ben Türkçe müzik dinlemem diyenler bile bir kez olsa dinlese...

ps: Ozan Eicher'a da fotoğraflar sebebiyle teşekkürler..

2 Ağustos 2011 Salı

LP1 by JOSS STONE

Ben henüz 14 yaşındayken yayınlamış olduğu ''You Had Me''yi ilk kez sanırım bir yaz günü NTVnin yabancı müzik programlarından birinde o da 30 saniyelik haliyle dinlemiştim. Sadece şarkıya değil sanırım Joss Stone'a karşı da derin duygular beslemiştim. Tamam tamam, acilen yazı stilimi değiştirmem lazım, yoksa ''bir yaz günü'' ve ''derin durygular'' tamlamalarının sonu pek de hayırlı olmayacak.

Bitip giden ilişkinin ve New York'un ritminin verdiği enerjiyle çekilen videonun ardından geçen 8 senenin sonrasında gelen albüm ise henüz geçtiğimiz günlerde yayınlanan ''LP1''. ''You Had Me'', ''Tell me 'bout it'' ya da ''Free Me'' gibi pop ve r&b destekli soul şarkıların aksine yeni albümün en gözde şarkıları rock ritmli. Britney Spears'in ''I Love Rock 'n Roll''U söylerkenki halinden daha ciddi ama Alanis Morisette kadar da asi değil. Ama bildiğimiz sakin ve yumuşak soul tınıları kendi zincrilerini kırmış gibi. Bazı şarkılarda bu tona kayarak da hem kendini tekrardan bir parça da olsun uzaklaştırmış, hem de yeni şeyler denemesiyle sıkıcı olmaktan paçayı son anda kurtarmış. Bakınız ''Karma''. Gerçi ''Karma'' için rock'ın asiliği yerine funk'ın yaydığı enerji tabiri daha uygun olabilir. Tabi bu asilik aynı zaman da şarkı sözlerine de yansımış. Kızgın aşk kelamlarının ana temayı oluşturduğu albümde ise arabesk sözcük öbekleri de yok değil.  ''Don't Start Lying To Me Now''. 

Yine de albümün genel gidişatı için Rihanna'nın ''Califronia King Bed'' videosundaki renkler gibi benzetmesini yapabilirim. Buna açılış parçası ''Somehow'' da dahil.  Stone kimi zaman da sadece gitarı eline alıp kumsalda akustik müzik yapan genç kılığına girmiş. Bknz.''NewBorn''.

Ve kalbin orta yerine saplanan bıçak gibi balladlar. ''Cry Myself to Sleep'' ile ''I dont want to be in love'' dediği şarkısı ''Last One To Know''.

Beklediğimizden biraz değişik karşımıza çıkan Joss Stone ve albümüne 3.5 sanırım.

10 Haziran 2011 Cuma

BRING INDIE SPIRIT BACK ! THE SMITH WESTERNS

Tembelliğin dibine nasıl da vurduğumun kanıtıdır bu post. Bir albüm tanıtım yazısı nasıl da resimli post'a dönüşür diye düşünenlerdenseniz, hiç merak etmeyin. Yaptım, olacak.

Amerikalı Indie- Rock grubu Smith Westerns ''Dye It Blonde'' adlı albümlerini geçtiğimiz Ocak ayında yayınladılar. Mainstreem listeler kapsamında pek de başarı elde edemeseler de Alternative ve Indie listelerin ilk 20sinde yer alıp Billboard Heatseekers Top 50 listesinde de zirveye oturdular.

Albümün açılışıl parçası ''Weekend''. Tam da cuma günü yayınlamak için hoş olur sanırım. Gerçi ''weekends are never fun'' diyerekten ''nassı yani'' dedirtse de hepimiz pazar günlerinin ne kadar sıkıcı olduğu konusunda hem fikiriz sanırım.

Albümün en can alıcı şarkılarına gelecek olursak ''Dance Away'', ''Only One'', ''Imagine Pt3'' ki şarkıda şöyle can alıcı bir söz de geçmektedir ''Ohh can't you see what you're doing to me?'' ve ''Smile''. ''I should have realized life is such a joke'' diyerekten hippster abiler yine gerçekleri yüzümüze vurmaktalar. Ardından da ''Yeah It's a waste of time, but sun still shines'' diyerekten böyle sanki kara günlerin ardından yazılmış Brit Romantik Şairlere selam çakar gibiler. Ve ''Dye It Blonde''un en mükemmel şarkısı. Ki daha önce bahsetmiştim. (tık) ''All Die Young''.

All die young
When love is love and you are young

Tam da havalar ısınmışken kışın bolca Patti Smith okuduktan sonra, yaşadığımız hayatın boktanlığından dem vurmuşken ''Into The Wild'' kafası yaşamak isterken bu albüm ilaç gibi gelebilir.

Albüm  hakkında fazla bir şey yazmayacağımı belirtmiştim. Albümün ağzımda bıraktığı tada uygun fotoğraflar da bulmuşken photo post olarak devam etsin o halde bu yazı. Paylaşıcağım bütün fotoğraflar da yeni keşfettiğim muhteşem bir blogdan. http://fyeahhippies.tumblr.com/

23 Mayıs 2011 Pazartesi

JENNIFER LOPEZ || LATİN ATEŞİ SÖNDÜ MÜ ? ALEV DAHA MI GÜÇELNDİ ?

Uzun zamandır ''ha şimdi, ha sonra'' olarak beklediğimiz Jennifer Lopez'in ''Love?'' albümü sonunda ay içinde yayınlandı. Son yayınladığı albümlere nazaran latin ve dans dozu biraz daha arttırılmış. Daha önce yayınlamış olduğu ancak istediği etkiyi pek de yaratamadığı şarkısı ''Louboutins'' ve Pitbull destekli ''Fresh Out the Oven''ın yer almadığı albümde 12 şarkı bulunmakta.

J.Lo albümün açılış parçası olarak ise ''Lambada'' samplelı elektro-latin dans şarkısı olan ''On the Floor''u seçmişti, ki yine bu da Pitbull destekli. Albümde yine her zaman olduğu gibi r&b, hip-hop dünyasından JLo'ya destek yoğun. İkinci single olarak seçilen ''I'm in to You''da da eşlik eden isim Lil Wyne. Ki smooth, latin pop parçası daha fazla içinde William Levy'nin de yer aldığı videosuyla ses getirmişti. Ancak şu bir gerçek ki, hepimizin beklediği kumsallı, çıplaklı, aşklı video açığını kapatan isim Lopez oldu bu sene.

Albümde Lopez'e eşlik eden isimler sadece urban music dünyasından değil, en popüler dans hitlerini yaratan Red One ve Stargate de prodüktörler arasında. Ve sıkı durun prodüktör koltuğunda oturan bir diğer isim ise Lady GaGa. Jennifer Lopez anladığınız üzere bu sefer çok sıkı gelmeye ve kendini 00lerin başında olduğu gibi parlatacak bir albüm yapmaya çalışmış. Peki sonuç cidden öyle mi ?

Kanımca albümün bir numaralı hiti ise, ki ben olsam yaz boyunca insanlara bıkkınlık getirene kadar her türlü sosyal ortamda çalardım, ''Papi''. Latin ateşi denen bir şey varsa Jennifer Lopez kıvılcımı alevlendirmeye gelmiş. Az laf çok iş. Kalçalar sallanmaya başlasın. Sırf bu parçayla tüm albümü ezip geçtiği gerçeğini elbette göz ardı edemeyiz ama sıkı durun belki de Lopez'in bugüne kadar kaydettiği en iyi parça ünvanını bile alabilir.

Single olarak kesinlikle yayınlanması gereken bir parça da ''Invading My Mind'' üstünüzde yaratmış etkiden sonra şarkının prodüktörleri arasında Lady GaGa'yı görmek de sizi şaşırtmayacaktır. Hatta tıpkı ''Just Dance'' havasında olduğunu bile söyleyebilirim. Yüksek temposu ile ''Papi''nin etkisine erişemese de albümde ortaya çıkan genel ''sıkıcı'' havanın üstesinden gelmeyi başarıyor. Hemen ardından gelen ''Villain'' ise sizi baştan çıkartmak için düzenlenmiş ama daha ziyade bayan bir melodi ve vokalden oluşmakta. Üstelik fazlaca Justin Timberlake ''My Love'' kokmakta. Kapanışa bonus track olarak eklenen ''Hypnatico'' ise gider ayak sizden özür dilercesine, mahcubiyet göstergesi bir dans şarkısı.

Açılışta dans dozu arttırılmış derken aslında albüm balladlardan tamamıyle arındırılmış demek istemiştim, ama yine de albümün en düşük tempolu şarkısı olan ''Until It Beats No More'' sizi eğlendirmek için yazılmış bir çok dans parçasından daha fazla etkileyebilir.

Aslına bakarsanız 4 yıl beklettikten sonra bu tarz bir albümle karşımıza geçmiş olması bir parça hayal kırıklılığına uğramamıza sebep. Zira yukarıda adı geçen şarkılar dışında pek de sizi uçuracak ya da dans etmeniz için havaya sokacak derecede iyi şarkılar yok içeride. Jennifer Lopez her daim göz önünde ve her gün kendini konuşturmasını biliyor, ancak belli ki her ne kadar da Red One'la falan çalışmış olsa da albümün üzerinde yeterince durmamış. Ya da kendisi hala bu ''vintage-latin pop-dance'' soundlu günlerde yaşamaya kararlı. Ayrıca Jennifer Lopez hiçbir zaman mı şarkı söylemiyordu ? Yoksa bu albüme mi mahsus ? Kesinlikle ''This is Me...Then'' ve ''Rebirth'' havası yok. Ha zaten bu saatten sonra bir daha o günleri yakalayabilir mi, orası meçhul !

5 üzerinden 2.75.

28 Nisan 2011 Perşembe

FEMME FATALE OR JUST FATALE MUSIC ?

Kuşkusuz Britney Spears'ın bugüne kadar attığı en doğru 3 adım; Madonna düeti, ''In the Zone'' albümü ve Twitter üyeliği. Özellikle Glee'ye konuk olması ile bir anda dikkatleri üstüne çeken Spears zaten dizide rol almaya başlamadan önce de ufaktan ufaktan reklamını yapmaya başlamıştı. Sene sonuna doğru sürekli twitterdan çıkacak albümü ve şarkıları, videoları hakkında kimi zaman ipuçları veren kimi zaman da sürprizleri olduğunu belirterek hem hayranlarını hoş tutup nabız ölçen, hem de bir anlamda yavaştan ama emin adımlarla albümünü pazarlamaya başladı. Eh tabi tüm bu adımlar özellikle bende de merak uyandırmaya başlamıştı bile, acaba yeni Britney albümü nasıl olacaktı ?
Britney'ye göre Femme Fatale tanımı: Seksi, güçlü, cool, kendine güvenen, gizemli ve tehlikeli.

Son yıllarda pop müzikte en büyük trend yine dans, sanırım bu özellikle Madonna ve ''Confessions on a Dancefloor'' dönemi ile de iyicene tavan yaptı. İşte ''Femme Fatale''de de olduğu gibi alışılageldik Britney pop tarzı, dans volume'lerinin ardında kalmış bu sefer. Albümdeki slow şarkı sayısı da az. Yani dans etemey hazır mısınız ? İşte konu dans olduğuna göre de albümün açılışı ''dance till the world ends'' gibi klişeleşmiş bir mottoyla ve de klişeleşmiş şekilde açılıyor. Vasat videosunun aksine son zamanlarda enerjiyi en üst seviyede tutan muhteşem bir kayıt ''Till the World End''. Arkasından gelen ''Hold It Against Me'' ise kesinlikle ilk dinlediğimde beni kendine çekmeyen hatta ''bizi bunca zaman beklettikten sonra böyle ucuz bir şarkıyla mı dönüyor'' dedirttiren bir yapım. Ne garip ki albümün tamamı da bence böyle, ilk dinlemede beni kesinlikle hayal kırıklılığına uğratan ancak dinledikçe insanda bağımlılık yaratan cinsten.

''In The Zone''dan bu yana pek de ortak çalışmalara imza atmayan Spears bu albümde iki şarkıda bu geleneği bozuyor. Yüksek ritmli, hip-hop'tan dans kırması ''(Drop Dead) Beautiful''da kendine eşlik eden isim Sabi. ''Who the hell is Sabi?'' dediğinizi duyar gibiyim. Ancak albümün en iddialı şarkılarından, iddia demişken bu alanda ''Inside Out'' da oldukça yetenekli. İnanması güç olsa da ''Where is the Love?'' gibi 00lerin en iyi pop kaydını yapmış bir grup olarak son zamanlarda apaçi tarzına kaymış olan Black Eyed Peas'in beyni Will.I.Am ise ''Big Fat Ass''de Britney'ye eşlik eden isim. Tahmin edebileceğiniz gibi son albümlerindeki ''The Time (Dirty Bit)''te olduğu gibi bu şarkı da ''apaçi stayla''. Son zamanlarda Jennifer Lopez'in de bu akıma kapılması nedeniyle acaba tüm müzik bu tarzın istilası altına mı girecek diye de korkmuyor değilim hani! Hemen ardından gelen ''Trouble For Me'' ile de bu tez kanıtlanır gibi. Yine şarkının introsu ve yer yer baskın gelen ritmleri de Jennifer Lopez'in son hiti ''On The Floor''u çağrıştırıyor. Hazır albümün sinir bozucu parçalarını sıralamışken ''How I Roll''ü de belirtmeden geçmeyeyim.  İki apaçi hiti ardından gelen smooth dance ''Trip to Your Heart'' ise gidişatı kurtaran şarkı durumunda sanırım.

Albüm açılırken peş peşe sıralanan 4 güzel parça sonrası bir vasat, bir idare eder olarak ilerleyen albüm en azından kapanışı güzel yapıyor. ''Gasoline'' ve ''Criminal''. İlki şüphesiz albümün açılış parçasından sonraki en iyi dans kaydı. Keşke üçüncü single bu olsaydı. İkincisi ise bir mitolojik hikayeden ya da bu hikayeyi tasvir eden bir tablodan kopmuş gibi. Sanki Apollo, Daphne'yi kovalarken o sırada başka bir tanrı arpı ile bu şarkıyı söylüyordu.

''BlackOut''taki dans şarkılarının aksine pek karanlık değil ve sanki daha optimistic. Bence Britney'nin dediği gibi kariyerinin en iyi albümü de değil, ''Circus'' ve ''In The Zone''un gerisinde bile kalır. Ancak Britney yine her zaman yaptığı gibi bizleri şaşırttı ve albümde ''farklı'' bir şeylerle karşımıza çıktı, ki bu da aynı şeyleri yapıp iyi ama sıkıcı olmasından çok daha iyidir. Aslında düşündüm de belki de o kadar da kötü sayılmaz, neticede 12 şarkıdan sadece 3ü vasat. Son bir not, Britney en sonunda şu formülden vaz geçmiş: 3.30 dakikalık şarkı formatı. İlk 2 dakikası sizleri yerinizden zıplatacak kadar yüksek tempo, ardından 40 saniye slow ve yine yüksek tempoyla şarkısını bitirmek.

Sanırsam 5 üzerinden 4 ile sınıfını geçti.

images via, google images, V Magazine #70, spring issue, shoot by Mario Testino 

7 Nisan 2011 Perşembe

BETH DITTO GOSSIPING ALONE

Hepimiz (ya da ben) Beth Ditto'yu Gossip grubu ile tanıdık. Ekranlarda şimdiye kadar alışık olduğumuz kadın şarkıcı sterotipine pek de uymayan biri vardı. XXL görünümü ve şarkıları gibi rengarenk kıyafetleri. Görüntüden beklenenin aksine klasik müzik veya opera sanatçısı da değildi üstelik. İnsanları eğlendiren pop / dans / elektronik / indie türünde müzik yapan biri o !

Daha sonra ise muhteşem Katie Grand'ın dergisi -ki kısa zamanda neredeyse kültleşmiş işlere imza atan- Love'un kapağındaydı. Üstelik Demi Moore ya da Heidi Klum cesaretinde çırılçıplak. Genişleyen ölçülerle moda dünyasında da kendine yer edinden Ditto, Jean Paul Gaultier ile BFF olup podyumda modacı için yürüdü.

Şimdi Gossip'e kısa süreli bir ara. Zira solo sularda yüzerken hazırladığı bir albüm var. ''Beth Ditto EP''. 4 şarkılık mini albümde ise kulağa ilk anda çarpan şarkı aynı zamanda single olarak da yayınlanan ve videosu da olan ''I Wrote The Book''. Diğer favorim ise ''Open Your Heart''.

Biraz hareketlenin, enerjiniz yerine gelsin. Belli mi olur, albüm bitiverdiğinde redbull'a ihtiyaç duymadan havalanmaya başlarsınız.

Videodaki dans figürleri, Ditto ve kurgu harika !

25 Mart 2011 Cuma

ADELE || 21

22 yaşındaki Brit Icon Adele geçtiğimiz sene başına gelenleri ”21” albümünde bizlere sundu. Tüm içtenliğiyle kaydettiği ve içini döktüğü albümün kuşkusuz en büyük bombası ise son zamanlarda her yerde karşımıza çıkan ve kalbi kırıkların marşı haline gelen”Someone Like You”.
Adele ilk albümü ”19”u yayınladıktan hemen sonra bir çok starın beraber çalışmak istediği bir şarkıcı haline geldi. Daha sonra ise Daniel Merriweather‘in albümünde beraber muhteşem bir ballad olan ”Water & Flame”i seslendirmişlerdi. (bknz:http://apollomag.wordpress.com/2010/04/09/love-and-war/ )  3 yıl aradan sonra çıkartmış olduğu yeni albümü ise inanılmaz şarkılara dolu, az evvel de bahsetmiş olduğum herkesin gözdesi olan ”Someone Like You” dışında yüksek tempolu ”Rolling in The Deep” ve ”Rumour Has It” ilk etapta göze çarpan şarkılardan. Blues, soul ve biraz da pop.
Adele albümüyle hemen ilk haftasından hem UK TOP 40 hem de Billboard Top 200listelerine zirveden girdi. Aynı zamanda çokça pozitif eleştiri alan albüm anlayacağınız hem ekonomik hem de müzikal anlamda Adele’ye çok şey kazandırdı.
Puslu ve yağmurlu adanın havasından ve de Adele’nin depresif ruhu birleşince ortaya gospel / soul soundlu çok da iyi balladlar da çıkmış. Baknz. ”Turning Tables”, ”Don’t You Remember”, ”Lovesong” ve country tınılı ”If It Hadn’t Been for Love”. Albüm aynı zamanda hit olabilecek şarkılarla dolu ”Set Fire To The Rain” de yine bunlardan biri dinlerken ise aklımda video için bir kaç hikaye belirdi bile.
Adele gibi kalbi kırıklara ve muhteşem müzikten hoşlananlara gelsin. 5te 5 lik bir albüm.
image via: interviewmagazine.com