Konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ağustos 2012 Perşembe

SONBAHARIN 25İ

Gelecek sezonun en merkla beklenen olaylarına göz atmak şahane. Her ne kadar deniz kıyısına elveda diyecek olsak bile bu heyecanla gelecek yaz daha çabuk bile gelebilir. İşte -bence- bu sonbahar radarınıza takılması gereken 25 şey!


SİNEMA
Ekim ayının nazarımdaki en büyük olayı gerçekleşen (1)FilmEkimi Festivalidir. Geleneksel çemkirmelerim bir yana heyecanla film seçmek bile başlı başına bir olay bence. Ancak onun dışında vizyon filmleri de hiç de yavana atılır cinsten değil, ne de olsa Oscar yarışı başlasın ve Cannes ve Venedik Festivallerinde çokça bahsedilen filmlerin neye benzediklerini görelim mevsimi. Festivalden sinemaya teşrif eden ilk film Brad Pitt'in içinde yer aldığı ve yönetmenini Istanbul 74 organizasyonunda dinleyebilme şansınsa eriştiğim (2)''Killing Them Softly''.
Londra, Barcelona, Paris ve Roma. Her sonbahar yeni bir Avrupa gezisi sadece €599. Yok yok 15TL ile Woody Allen sizlere bu zevki yaşatıyor zaten. Penelope Cruz Almodovar'dan sonra Allen'ın da gözdesi olmuş olacak ki kendisini bu sefer de Roma'ya götürüyor. Bakalım "VC Barcelona" kadar çılgın, "Midnight in Paris" kadar büyüleyici olabilecek mi  (3)"To Rome With Love" ? Kadrodaki Halle Berry seçimi hayal kırıklığına neden olsa da (4)''Cloud Atlas''. Cannes'dan vizyona yeni bir Jessica Chastain şöleni (5)''Lawless''. Çekimleri Istanbul'da gerçekleşen (6)"Skyfall" veTwilight serisinin son filmi (yaşasın kabus bitti) kasım ayında vizyona girecekken sezonun en büyük ve görkemli yapımı olan (7)"The Hobbit" serisinin ilk ayağı ise Aralıkta gösterimde.
*ps. filmler boxofficeturkiye.com.tr'deki kesinleşen tarihler sonucuyla oluşturuldu. Elbette senin başka büyük bomba filmleri de mevcut. Mesela dört gözle beklediğim ''Anna Karenina''.

DERGİ
Geçtiğimiz sonbahar yine bu postu hazırlarken 'kitap' kategorisine koymuştum onu.''Irreverent'' kapsamında ülkemize gelip imza bile dağıttı. Fiyatlandırma politikası ve Conde Nast'ın koyduğu fotoğrafçı ambargosuna bakacak olursak hiçbir şey glossy eyed  Parisienne nanny rock chic Carine Roitfeld'i durdurmadı. (8)CR Fashion Book kiosklarda yer alan tüm dergilerden farklı bir konumda olarak dergi-kitap karmasıyla görücüye çıkacak. Dergi V ve Visionaire'in de bağlı bulunduğı gruptan biannual şekilde yayımlanacak. Üstelik şimdiye kadar yayımlanan teaserlar da boş yok cinsten.

SERGİ
Bienal ve sanat meraklılarına IKSVden büyük sürpriz. Bu sene ilk defa Istanbul'da düzenlenecek (9)Istanbul Tasarım Bienali anladığım kadarıyla endüstriyel işlerin sanatla birleşmesi gibi bir şey olacak.  Etkinlikler ve mekanlar her zaman olduğu gibi Istanbul'un çeşitli bölgelerine yayılacak olsa bile Istanbul Modern yine her zamanki gibi demirbaş. Bu heycanlı olay içinse ekim ayını beklemek şart.

MODA
Geçtiğimiz aylarda IMGnin Doğuş Yayın Grubu ile Türkiye'ye geldiğini duymuştuk zaten. Modaya katkılarını gelecek sezondan itibaren hissetmeye başlayacak olsak bile değişim başladı yine de. (10)Istanbul Moda Haftası tarihleri 10-13 Ekime kaydırılırken hiçbir moda başkantiyle çakışmayacak olması şu zamana kadar yapılan en büyük yenilik. Mekan da Odakule'deki çadıran Karaköy Antrepo'ya kaydırıldı. This is the winds of the change.

MÜZİK
Eylülden hemen önce Ağustos ayının son günlerinde son baharı düşlerken, kahverengi yapraklar koyu kahveler ya da biralar ama playlistte muhakkak Alanis Morisette. Yaz başında yayınladığı single ardından 4 yıl beklediğimiz yeni albümün adı (11)''Havoc and Bright Lights''.
Geçtiğimiz ay Istanbul'da konserde yepyeni albümün haberini verip yeni şarkılarını çalmışlardı, şehri terk ettikten bir hafta falan sonra zaten yeni singlelarını official olarak yayınladılar şimdi sıra albümleri (12)''Beacon''u dinlemeye geldi. Indie, rock ve dans. Two Door Cinema Club yeniden iş başında. Bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama bu sıralar sanki müzik ortamı çok durağan. Ama eylülde bu değişicekmiş gibi duruyor. En baba gruplar arka arkaya albümlerini yayınlamaya hazırlanıyor. Muse, Pet Shop Boys, The Killers, Green Day, Mumford and Sons, Pink ve No Doubt en göze çarpanlar listesinde tepede duranlar.

KONSER
(20)Red Hot Chilli Peppers ile başlayan konser turu (21)Beirut(21)Kings of Convenience ve (22)Röyksopp ile devam edecek. Kasımda ise (23)Jennifer Lopez Istanbul'da. Hiç burun kıvırmayın setlist check ve 00lerin başında söylediği harika şarkılar ön planda. Üstelik herkesin hep bir ağızdan söylediği tek şey "olm ben bu şarkıların hepsini ezbere biliyormuşum." Radyo Eksen ise sonbaharı muhteşem bir festival ile karşılıyor. (24)Eksen on Fair'in en bomba konuğu Bombay Bicycle Club. Yer: Küçükçiftlik. Tarih: 15 Eylül. Bu yazı yazılırken ve bu yazı yayındayken kim bilir daha kaç grup ile beraber anlaşma imzalanmıştır. God bless Babylon & Pozitif!

DİZİ
Hatırlatmakta fayda var. Şuradaki yazıda yeni sezonun yeni dizilerine ufak bir bakış atmıştım. (25)

24 Haziran 2012 Pazar

COOL! AND THE CHARLOTTE

Performansı; annesi Jane Birkin'i, duruşu ise samimiyeti aratabilir, ama sahnedeki zarafetiyle Istanbul'dan kuğu gibi bir Charlotte Gainsbourg geçtiğini kimse de göz ardı edemez.

Şarkı arasında bir ara durdu ve 'vogue' pozu verdi, kendisinden hiç beklemediğim bir şekilde iki kelime Türkçe söyledi. Söylemeseydi daha iyiydi, çünkü bunu pek samimi bulmuyorum. Onun dışında pek de konuşmadı, zaten konser ortamı pek de samimi değildi. Tabii bunda büyük pay organizatörlerde de olabilir. Pek fazla alkış yok, şarkılara eşlik yok, hatta Gainsbourg'un ''ça va?''sı bile havada kaldı. Ruhsuz VIPlerin sahne önünü kitlemesinden O da rahatsız olmuş olacak ki en sonunda bütün alanı sahne önüne çağırdı, sonuç olarak iki tarafın da eğlenmesine sebep olan Charlotte aslında yine de tüm gece boyunca 'merhaba ben aslında zoraki şarkı söylüyorum' gibi duruyordu. Fransız karizması ve cool havasından mıdır bilmem ama şarkı sonlarında teşekkür edip, gülümsemese onun yerine bir robotun şarkı söylediğini pardon mırıldandığını düşünebilirdik. Evet, itiraf etmeliyim sanki biraz mıymıntı mıydı? Yine de izlediğim konserler arasında kesinlikle ilk üçte demeden de alamıyorum kendimi. Bilemedim, aklım çok karışık. Sanırım Charlotte'a o kadar hayranım ki, lady Balmain pozuyla karşımda durmasından bile etkilenmiş olabilirim. Sonuç olarak bucket list'imden bir isim daha eksildi. 

'Stage Whisper'ın her ne kadar canlı kayıtlarından oluşan bölümünü sevsem de, o zaman da yazılmıştı zaten, 'Charlotte sesin mi var ki böyle şeylere kalkışıyorsun' diye? Sanırım biraz hakları vardı, ya da tüm suç ortamdaydı, belki onu da annesi gibi -nedense her ikisini karşılaştırmaktan geri alamıyorum kendimi- Babylon gibi daha sıcak bir ortamda dinleseydik fikirlerim daha değişik olabilirdi.

Tamam son söz: Bana kalsa sonuçtan memnun gibiyim, ama 'bir şey eksik o da enerji yok ki aramızda sinerji' genel olarak geceyi tanımlar gibi.

image via, https://twitter.com/#!/search/charlotte%20gainsbourg/grid/photos

9 Haziran 2012 Cumartesi

MDNA- BLESS ME!

Pop kültürün en büyük ikonu ve belki de bunca yıldır hala kitschleşmeden yoluna devam eden tek isim olan Madonna'nın konserine ne biletiğini aldım anda ne de 6 Haziran'da heyecanlıydım; ta ki kendimi TT Arena'nın merdivenlerinden sahaya indirene kadar.  


Çan sesleri Arena'da yankılanmaya başladığı anda etrafa yayılan enerji sayesinde içim bile titredi, bahse girerim organlarım yer bile değiştirmiş olabilir. Önce rahipler sonra da işte Madonna orda. Adını yazarken bile parmaklarınızın ucunda hissettiğiniz o görkemi bir de kadını biraz ileride gördüğünüzde düşünün, evet yerinde duramayan titrek dizlere şükranlarımızı sunmamız gerekir sanırım. 
Paradise Motel adını verdiği ucuz benzin istasyonu otelinde kan gövdeyi götürdü, Madonna'nın erkek dansçıları topuklu ayakkabılar üzerinde dans ederken büyüledi, üstelik Vogue sırasında aklımda tek bir şey vardı Gisele Bündchen, sözlükteki kadının tanımı olan kişi o bacakları görse üzüntüsünden kahrolmaz mıydı? Bando takımını havaya uçurdu, ip üzerinde cambazlık yaptı, Like A Virgin sırasında bel kalınlığı Vogue Italia September 2011 sayısının kapağında yer alan model kıvamına getirdi, erkek kız fark etmeden dansçılarıyla öpüştü, Lady Gaga'dan 'Born This Way' dedi hemen arkasından da 'She Is Not Me' geldi. Oğlunu sahneye çıkarttı ve Janet Jackson'dan çok daha samimi ve cool şekilde tek göğsünü gösterdi ve en sonunda geri dönerek ''NO FEAR'' dedi. Belki de Coca-Cola kadar ketum davranmayıp Isa'dan sonra en popüler kişi olma mevzusunun formülünü gösterdi. 
Ve Pagan'ların tanrıçasına kendimi kurban olarak sunduğum iki an. Kalakan eşliğinde MasterPiece'i söylerken Madonna arenada çıkan serin esinti ve konser bitmeden hemen önce söylediği Like a Prayer. Sahnenin arkasında yer alan dev ekranlar açılır ve arkasından tüm gökyüzüne ışık yayılır, o Madonna'nın ışığı, ben ise o anda göğe yükseldim. Işıkla bizi kutsadı, gökten inen Tanrıça hesabında golden triangleda bulunan fanlarının elini sıkmasına izin verdi, üstelik  Papa ve dindarların yaptığı gibi. She is the Pope of the industry.


Ve kapanış. Karavan üstüne çıkıp beatnikler gibi dans etti, sonra da partyi Celebration'la sonlandırdı. Ancak devam etmesini istediğiniz bir party kıvamında tıpkı hayat gibi. 


Oh my God(dess) Im sorry if I offended you
with saying
'hiç heyecanlı değildim'


Seriously, oralarda bir yerde Madonna konserine gidecek, Türkçe bilen ve hala bilet alma imkanı olan birileri varsa cimrilik yapmayıp biletini en önden alsın. 


ps. all the pic taken from facebook.com/madonna

2 Mayıs 2012 Çarşamba

DANSIN ATEŞİ...GÜNEŞİN ENERJİSİ...FESTİVALİN RUHU

Bu yaz Istanbul'da konser ve festival alanları hiç boşalmayacak gibi, belki de ilk defa ''yahu Türkiye'ye de kimse gelmiyor ki!'' demeyeceğimiz yegane yıl. Üstelik bunlar sadece çok severek dinlediğimiz ama pek de geniş kitleye sahip olmadıklarından Istanbul'a gelemeyeceğini düşündüğümüz A List indie band isimlerle de sınırlı değil.

10: TUBORG GOLD FEST
Tamamen radarım dışında gerçekleşen festivalin iki büyük konuğu var. Bunlardan ilki hard rockerlar Guns 'N' Roses ve ergen emoların kaçırmak istemeyeceği isim ve tabi ''hala müzik yapıyorlar mı ki bunlar?'' dedirten Evanescence. BİLETLER: 148-530

9: LEONARD COHEN
Tema yaz ve konserler olsa da sonbahara selam söylemeden olmaz, zira yaşamadan geleceği düşünmek bizim işimizdir ve sıcak Ağustos günleri geldiğinde de serin Eylül'ün hayalini kuracağımızı (en azından büyük çoğunluğunuz- ben değil) biliyoruz. Romantik sonbahar Leonard Cohen'den daha romantik bir isimle karşılanamazdı sanırım.

8: BABYLON SOUNDGARDEN ISTANBUL
Bu sene ikincisi düzenlenecek ve de ikinci ayağı yazın Çeşme'de gerçekleşecek olan müzik dolu günün ilk ayağı ise Istanbul Park Orman'da. Festivalin konukları arasında Istanbul'u mesken tutan Oi Va Voi, Parov Stelar Band, Türkiye'nin en cool grubu 123 ile Büyük Ev Abluka'da bulunuyor. BİLETLER: 47-62

7: BURN ELECTRONICA
Madonna'dan hemen sonra, Pozitif Günler'den hemen önce, dansın ateşi, güneşin enerjisiyle birleştiğinde Burn size fazlasıyla enerji vaat ediyor.Parkorman'da gerçekleşecek festivalin en büyük konuğu ise daha önce Babylon'da konser veren Hercules and Love Affairs ve evvelki yazı kasıp kavuran (çok show tv magazin ağzı oldu ama) ''We No Speak Americano''nun yaratıcılarından Yolanda Be Cool. BİLETLER: 52-67

6: NOUVELLE VAGUE
'Pozitif Günler'in startını verecek Fransızlar daha önce ülkemize gelmiş olsalar da bu sefer farklı! Klasik konser anlayışının dışına çıkacak olan grup bir kabare sergilemeye hazırlanıyor. Kışkırtıcı, seksi, erotik, sıradışı ve egzotik bir show olucağı söylenen kabarenin temaları seks ve ölüm olunca da merak daha da artıyor. O halde 25 Haziranda Küçükçiftlik'e. BİLETLER: 56-220

5: EFES PILSEN ONE LOVE
Headliner'ın henüz açıklanmasa da üç isim şimdiden cepte: Pulp, Kimbra, Selah Sue. Festival Indie, pop ve elektronik müziği birleştirdiğinden, eh bir de daha cool bir festivalimiz olmadığından ortam aşkına bile gidilebilecek bir festival- kimine göre. Bu arada bırakın headlinerı bu üç isim bile açıklanmadan biletlerin ön-satışa sunulmasına kimse anlam veremedi. BİLETLER: 68-102

4: TWO DOOR CINEMA CLUB
Konserin gerçekleşeceği açıklandıktan sonra oldukça makul bilet fiyatları (öğrenci) sonunda hayır dualarını kabul işiyle uğraşan Pozitif Müziğin düzenlediği ''Pozitif Günler'' kapsamında dinleyebileceğimiz Irlandalı çocuklar18-28 yaş arası gençler için yazın en büyük sürprizi oldu! Üstelik ön grup da Metronomy BİLETLER: 67-220

3: RED HOT CHILI PEPPERS
Madonna resmi olarak yazın açılışını yaparken kapanış da (8eylül) onun kadar olmasa da müziğin başka bir dev ismi Red Hot Chili Peppers'a ait. Konser mekanının Santral Istanbul olması çok fazla eleştirilse de bu tür fırsatlar her zaman ele geçmiyor. BİLETLER: 125-600

2: MORRISSEY
IKSVnin düzenlediği Caz Festivali kapsamında ülkemize gelecek olan Morrissey ''cool_aSHKsiz_piReNs_01'' nickliler için kaçırılmayacak bir deneyim. Konser17 Temmuz'da. BİLETLER: 60-350

RUNNER-UPs:
Çoklarını heyecana sürüklese de bugüne kadar radarımda olmayan Feist Ağustos'ta IKSV'nin konuğu,
-yeni ozan- Kanadalı The Dears ve queen of the soul Erykah Badu da yine IKSV caz kapsamında Istanbul'da. Geçtiğimiz yazın yeni ozanı olan Patrick Wolf ise Mayıs ayında 2 gece üst üste Salon IKSVde. Geçen seneki konser izlenimin için tık. Pop müziğin yeni gözdesi -pardon çocukların- JESSIE J (seriosuly, başka insan mı bulamadınız) ve Zaz yine Pozitif Günler kapsamında Istanbul'da.

1: MADONNA
Hem konser sezonu hem de yaz mevsimi official olarak Madonna ile açılıyor. Yepyeni albümü ''MDNA'' beni hayal kırıklığına uğratsa da #1 ranked person after Jesus ülkemize gelmişken onu izlememek olacak iş değildi. Sahne kaçırmamak adına pür dikkat izlenilecek, nasıl olsa bolca dans edilecek mantığıyla da 'sınırsız yemek yiyebilme haftası' olarak adlandırabilecek Madonna konseri müzik dünyası söz konusu olduğunda ülkem adına son yıllarda gerçekleşmiş en büyük organizasyon olma konusunda da başı çekiyordur sanırım. Biletler: SOLD OUT

Konser nasıl izlenir diye soranlara: Mr Porter'ın kameraları Coachella alanında.

19 Ocak 2012 Perşembe

AND THE JANE BIRKIN

Sahnede karşımızda duran 65 yaşında. Ve dünyanın en karizmatik kadını. Karizmatik demek belki az bile, siyah kumaş pantolon cebine sokulan eller, düğmeleri yarısına kadar açık ütülenmiş jilet gibi beyaz bir gömlek ve yarı dağınık saçlar. So Birkin so cool.  Bir anlamda Patti Smith meets Jane Birkin. Karakterindeki coolluk duruşundaki zarafet.

Babylon'un 21.30 politikasına olabildiğince ayak uydurarak sadece 5-10 dakika geç sahneye çıkan Jane Birkin kanımca sadece -şimilik- bu yılın değil hayatım boyunca unutamayacağım 1.5 saate de imza attı. Bunca zaman bir çok konsere gittim ya da festivaller sayesinde bir çok yerli / yabancı grubu dinledim ama kaç tanesi bir ikondu ki hem ? Her şarkı sonrası tek tek ''merci'', ''thank you'' ve dilinin döndüğünce ''teşekkürler'' demeye çalışan Birkin'in mütevazılığı bunla da sınırlı kalmayıp konser bitiminde dakikalarca grubu ile selam verdi. iPhone'unu takside düşürmesine rağmen adamın adres defterinde yer alan ilk kişiye- ki bu da ablası oluyormuş- telefon açıp bir şekilde ona geri iade eden şoföre bile teşekkür etmeyi unutmayan bir kadından bahsettiğimi söylesem artık siz tahmin edebilirsiniz gerisini.

Daha önce birçok kez Serge Gainsbourg şarkılarıyla turnelere çıkan Birkin'in bu seferki çıkış amacı sadece hatıraları yeniden canlandırmak değil kısa bir süre önce deprem / tsunami ve nükleer felaketleri beraber yaşayan Japonya'ya da destek olmaktı. Üstelik bir de büyük değişiklikle, bu seferki kadrosunun tamamı Japonlardan oluşuyordu. Kendisi her ne kadar da ''zaten defalarca bu şarkıları söyledim, yeniden aynı şekilde yorumlamak sıkıcı ve gereksiz olabilirdi'' dese de bence yeniden mütevazı olduğundan böyle diyordu, onu seven yaşayan hiçbir canlı konserini kaçırmak istemez sanırım.

Hatırları canlandırmak demişken, kısık gözlerle kimi zaman da baygın baygın şarkı söylerken içimden geçirmediğim değil, acaba Serge'i bir dakika bile aklından çıkartabiliyor mudur, ya da bu şarkıları söylerken neler hissediyordu ! Gerçekten o anda sahnede miydi ya da şarkıları öncesi onlar hakkında ufak hikayeler anlatırken onları mı yaşıyordu. Bu arada seyircilerle de diyalog kurması ise bence geceyi bu kadar unutulmaz kılmasının bir diğer nedeniydi.

20li yaşlarından itibaren ölümünden önceki son sonbahara kadar Serge'in kendisine şarkı yazdığını söyleyen Birkin şarkıları İngilizce'ye çeviremeyip Fransızca söylediği için biraz mahçup olmuş gibiydi, ''ama şarkılar Fransızca olarak o kadar güzel ki, İngilizce'ye çevrildiğinde tüm büyü kayboluyor, zaten Serge sadece kelimelerle değil harflerle bile oynayan bir sanatçı olduğundan bu da çok zor olurdu'' diyor. Hem zaten onun da dediği gibi hepimiz hem fikiriz kimse dünyada Fransızca'dan daha güzel, nazik ve romantik bir dil olduğunu iddia edemez.

''Ah melody''yi söylemeden önce, fotoğraf çekilirken Charlotte Gainsbourg'a hamile olduğundan pantolonun önü kapanmadığından elinde oyuncak bebek tuttuğunu ve ilk çıkışında şarkının neden tutmadığını anlamadıklarını anlatıp gençlere de esprili dille tavsiye verdi: ''şarkınız tutmazsa hiç üzülmeyin 20 yıl sonra muhakkak alması gereken övgüler o şarkıyı gelir bulur'' . Israrla ''Je T'aime, moi non plus''u söylemese de filmden, bir köşeye kıvrılarak, ''Ballade de Jonny Jane''i söyleyen Birkin, konserin ortasında bizlerin arasından geçerek tüm salonu dolaştı. Tıpkı arkadaşımın tam yanında durduğu gibi aramızda bir karış mesafe kalarak yanımda durup suratıma bakarak şarkı söylemesini ise sanırım hayatım boyunca unutamam. Hey dude ! Bir ikondan bahsediyoruz.
Gecenin kuşkusuz en eğlenceli anı ise ne kendisinin ne de Brigitte Bardot'nun şarkıdaki çığlık vari kısımları söyleyememesini itiraf edip ona eşlik eden Japon vokalist / kemanistin yine izleyeciler arasından o cırtlak sesiyle inanılmaz bir şekilde kusursuzlukla ''Comic Strip''i söyleyebilmesiydi.

Hermes patronunun adına ithaf ettiği ''Birkin Bag'' Julio Cortazar hikayesinden uyarlanmış ''Blow Up'' oyuncusu kendi gibi ikon çocukların Lou Dillon, Charlotte Gainsbourg'un annesi tüm zamanların en kült filmi ''Je T'aime, Moi Non Plus''nun oyuncusu, tom boy stiliyle modada büyük bir akımın temsilcisi ve ikonu. Sanırım bu muhteşem gece için Babylon'a ne kadar teşekkür etsek az.

pics via http://www.facebook.com/babylonistanbul

16 Temmuz 2011 Cumartesi

YENİ OZAN: PATRICK WOLF

Geçtiğimiz sene ''yeni ozan'' adı altında sahneye çıkan Imogen Heap'in ardından bu seneki konuk Patrick Wolf'tu. Yeni ozan tanımının da romantik indie'ci Wolf'a cuk oturmuş olduğu da ortada.

Genelde müzeyi gezmek ve seçtikleri filmleri izlemek için yolumun düştüğü IstanbulModern'e bu sefer konser sebebiyle gitmiştim. Aslında boğaz kenarına kurulan sahne ile mini bir Kuruçeşme Arena oluşmuş da diyebilirim. Bahçeye kurulan taşınılabilir tuvaletlerde olmayan suların yanı sıra, içecek adı altında alkollü içkinin olmayışı da eksilerden elbette. Patrick Wolf konserinde nasıl bira olmaz abii ?

Pek de kalabalık olmayan alanı göz önüne alacak olursak sanırım bu zamana kadar katılıdğım ''en rahat'' konser ortamıydı, bir de havadaki nem oranı insanı sanki vücuda yağ dökülmüş de yapışıp kalmış kıvamına getirmeseydi daha hoş olurdu.

Patrick Wolf  ''Lupercalia''nın tanıtımında olduğu için söylediği şarkıların %90ını yeni albümünden seçmişti, eh albümü yeni yeni dinlemeye başlayan bizler için de söylediği şarkılara eşlik edememek konserin biraz daha düşük ritmli ve coşkusuz geçmesine sebep oldu. Ayrıca bir şarkıcının kendini daha büyük kesimlere tanıtmasına sebep olduğu şarkıyı yani ''Hard Times''ı söylememiş olması da gecenin en büyük fiyaskosuydu. Üstelik pasaportu sebebiyle çıkan sorunlar nedeniyle şehirde geçirmiş olduğu zor zamanlara da güzel bir atıfta da bulunmuş olurdu.

Ülkemize gelen her şarkıcı gibi konser öncesinde bir kaç cümle Türkçe öğrenip konser esnasında da bizle paylaştığını söylesem pek de şaşırmazsınız her halde, ama zaman zaman soyunur gibi yapıp üstündeki ceketi aralayıp koca nazar boncuğunu çıkarıp sallaması biraz garip kaçmış olabilir, üstelik her an acaba o koca nazarlık ipinden kopup başımızı yarar mı korkusunu da bize tattırdığını da eklemeliyim. Ceket, soyunma falan derken büyük ihtimalle altında bir şey olmadan giydiği beyaz pantalon da geceye damgasını vurdu diyebilirim.

Hem şarkı söyleyip hem de sırayla arpı, klavyeyi ukulelyi çalan Wolf'un 22.15 gibi erken bir saatte konseri sona erdirmesi de gecenin başka garipliğiydi, ender rastlanan bir şekilde tam saatinde sahneye çıkan Wolf, camiden yükselecek ezan sesleri nedeniyle erken ve alelacele şarkılarını bitirerek sahneden indi, tabi bu arada cami'ye ''church'' demesi de ayrı bir güzellik oldu.

Gariplik demişken şarkı aralarında bir kaç kelam da eden Wolf'un Türkiye'nin ya da Istanbul'un özgürlük anlamında kötü olmadığını hatta burada yaşayan insanların bir takım konularda/ ilişki yaşamakta oldukça rahat davrandığını gözlemlediğini belirtmesi de hayli ilginç oldu. Pardon ?

Özet geçecek olsam umduğum kadar pek de eğlenmedim, ama kötü de sayılmazdı, hem neticede beraberinde arkadaşlarla takılmaca ve tanımayı beklediğim kişilerle karşılaşınca kısa günün karı budur diyebiliyor insan sanırım. En azından muhakkak görülmesi, dinlenilmesi gereken insanlar listesinden birini daha eksiltmiş olduğumun da gururunu taşıyorum.

Sırada kim var ? Joss Stone ? :P

DIPNOT: Modern'de Wolf konseri olup biterken AçıkHava'da da başka bir konser süregelmekteymiş. Sahnede olan Kürt şarkıcı Aynur'a yapılan saygısızlık ve şarkıcının yuhalanması da her halde artık halkın geriliğe ulaştığı son noktadır. Acaba yuhalanması gereken kesim hangisi ?  Evet belli burada özgürlük tam kıvamında !

DIPNOT 2: Fotoğraf da uzun zamandır tanışmayı beklediğim Naz'ın twitter hesabından :)  Click.

24 Ekim 2010 Pazar

GOKSEL @ GHETTO

Biletix'in sitesinde gezinirken şanseseri karşılaştığım Eski 45likler by Göksel etkinliğine nedense katılmak için bir anda sempati duydum ve arkadaşıma gitmek için öneride bulundum.
Sonrası mı Cuma saat 22.25te Ghetto'daydık. Kapıda sıra falan beklemeden, vestiyere montları bıraktıktan sonra içeri girdik, mahşer gibi kalabalığın olduğu küçücük hall'de neyseki kendimize güzel yer bulup sahnenin hemen önüne doğru kurulduk. Gerçi gece bitimine doğru, itiş kakışlarla bir kaç adım gerilemedik değil. Kimi zaman tost arasındaki kaşar gibi insanların arasına sıkıştık ! Ve çirkef kız. Siyah tenli, yaptırdığın dişlerin ve oturma organına kadar uzattiğın saçlarınla ve paçoz arkadaş grubunla etrafındaki insanları rahatsız eden sen. Ve yanında sakılları çıkamayan, Angelin Jolie'den katbekat daha kalın dudaklara sahip olan çizgili gömlekli şişko patates. Aynı terbiyesizliklerle siz de karşılaşırsınız umarım. Bir de hemen ötemizde duran 4 tatlı genç kız ve gecenin sonunda bir tanesini ayartıp konseri ikisinden birinin yatak odasında sonlandırmayı başaran genç delikanlı sen hiç Göksel'i dinledin mi sahiden ? Bir de kızlar lafım size.

  1. Böyle yerlere giderken, büyük çanta almayın. 
  2. Saçlarınızı spreylerle yıkayıp nefes alma yetimi kaybetmeme neden olamayın. 
  3. Saçlarınızı salmayın toplayın.


Saat 22.30da sahneye çıkması beklenen Göksel'i zaten klasik ! (genel sanatçı kaprisi) olarak 23ten önce dinleyebilmeyi beklemiyordum. Ancak saat tam 12 de kendini gösterince, yuhalanmalara neden oldu. Pişkince bundan hoşlanmadığını ve moralini bozduğumuzu söylese de bunu hak ettiiğini belirtmeliyim. Gerçi yuhalamaları bizzat kendi değil, kendinden önce sahnede beliren orkestrası kaptı ama. Neyse.

Sahneden daha ilk şarkıdan itibaren o kadar güzel bir enerji yaydı ki zaten o anda o bir buçuk saatlik kök salma ve itilip kakılma olayını unutturdu. Temaya uygun olarak eski 45likleri seslendiren şarkıcı aralarda 10 numara hitlerini de söyledi ya. Bir ''Sabır''ı, ''Depresyondayım''ı ''Yarabbi Şükür''ü dinlemeden bir konser geçireceğimi düşünen bana güzel bir sürpriz oldu.

Gece sonunda inanılmaz  2 saat 15 dakika geçirttiği için ise kapıdan çıktığımda ayaklarımın üstünde duracak güç yoktu. Kulaklarımdaki duyma yeteneğimi ve ağzımın yüksek sesle konuşma işlevini yitirmesine rağmen dudaklarım kulaklarıma kadar genişlemişti.

Sonuç mu ? Hatun muhteşemmiş. Bunca yıldır bıkmadan usanmadan onu dinlediğim için de mutluyum. İsteğimi kırmadan benle gelen Lulu's Blog (tık) ve diğer saz arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum.