Video etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Video etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2013 Perşembe

DAHA FAZLA KATE MOSS

Aynı günde iki farklı Kate Moss fotoğrafları nete düşer. Biri İngiliz Vogue, Haziran sayısından. Daha önce Amerikan Vogue için B.B. olan Lara Stone'a benim senden neyim eksik diyor. Moss'u fotoğraflayan isim ise Demarchelier. Patrick olan.
Bir diğer mi? Kate Moss. 16 yaşında. "Bu fotoğraflar onun kariyerini belirledi" tagline'ıyla sürülen daha önce hiç görülmemiş kareler "Biraz yaramazlık yapmanın kimseye zararı yok" diye bağırıyor. 70'lerin Playboy kapağı efektli pozlar Corrine Day'in Kate Moss portrelerinin saflığını yerle bir ediyor. Tıpkı Steven Klein'in ikili W kapağı gibi. Ama daha fazla Kate Moss'a da kimse hayır demez. Üstelik bunlar "Twin Peaks"ten Laura Palmer gibi.
Olay şu ki o yaşına bile Kate Moss seksi olmaya çalışmıyor. Modern zaman kızları gibi "duck face" triplerine girmiyor. Çünkü o Kate Moss. Çabasız samimiyet. Zamasız hallenmeler. Kate Moss'un kendisi bir kanvas. Lambadan çıkan bir cin. Onu nasıl görmek istiyorsanız bunu ona söyleyin. Çabalamasına gerek yok.
Kate Moss Givenchy ve Versace dahil olmak üzere bu sezon 9 farklı markanın yüzü oldu. Ocak ayından bu yana 6 farklı derginin kapağına çıktı. İngiliz Vogue üst üste iki ay onu kullandı ve Vogue Paris'in Peru'ya adadığı Nisan sayısında Mario Testino'ya poz verdi. 

Moss etkisi hiçbir zaman azalmıyor. Etkisini kaybetmiyor. Adındaki görkemden mi, karakterindeki gizemden mi, yaydığı enerjiden midir bilinmez Kate Moss hala merak konusu. Hakkında çok fazla şey yazılmıyor, fotoğraflar onun hakkında pek fazla şey anlatmıyor, ama her seferinde farklı bir Kate Moss olarak karşımıza çıkıyor. 

Rock chic, BB, matador, çöldeki vaha, gizemli bahçedeki palmiye, Bowie, şeytan ya da rahibe. Meryl Streep gibi. Her rol onun için biçilmiş. O ise "sadece öylece durarak" bütün rolleri üstüne yapıştırabiliyor.

Kate Moss, her şeyi kendine yakıştırabilmektir. Kate Moss, Kate Moss olabilmektir. 

Daha da fazla Kate Moss için: http://pinterest.com/aykun/kate-moss/
Gitmeden önce: Biraz eski, ama yukarıdaki fotoğrafla bu ses tonu o kadar aynı ki.

1 Mayıs 2013 Çarşamba

FASHION FİLM NEDİR?

Geçtiğimiz cumartesi Londra'da İngiliz Vogue, Vogue Festivale'i düzenlerken yurdum Vogue'u da boş durmadı. Istanbul '74 ve 74Motion iş birliği ile Fashion Film Day Istanbul'u düzenledi.


Konu hakkında aklım çok karışık aslında. Düşünceler toparlanırsa bahsedicem, ama öncelikle yazıya şu şekilde giriş yapmakta fayda var. Aralarında Koray Birand ve Aslı Filinta'nın da olduğu bir panel dahi düzenlendi o gün. Belki orada benim bahsetmek istediğim şeye, kavramlara ya da ne bileyim bir şeylere değinmişlerdir, ancak ona kalamadım. Geri kalan 3 oturum ise şu şekildeydi. İlk oturum filmleri New York Festivali'nden seçilmiş olup Inez & Vinoodh gibi modanın görsel tarafını yalayıp yutmuş, sınırsız yaratıcılık ve bütçeye sahip isimlerin işlerini kapsıyordu. Bir çoğunu zaten internetten biliyoruz. Hatta en popüleri Helena Bonham Carter ve Ben Kingsley'in oynamış olduğu ve Roman Polanski'nin yönettiği Prada filmiydi.

İkinci oturum filmleri ise yerli isimlere aitti. Yanılıyorsam düzeltin ya da çok da abartmak istemem ama bizdeki  filmler dört büyük moda haftası sonrasında gördüğünüz İstanbul Fashion Week gibi. Kalite pek bir yerlerde, hatta o kadar yerlerde ki bazı markalar ile yapılan iş birliğinden ortaya çıkan sonuç "Modanın kalbi Laleli'de atıyor" mottosu. Neyse ki ülkemiz de dijitale kaymaya başlıyor da şu anda yalapşap geçiştirilen bu işler bir iki seneye toparlanacaktır. Gerçi sanat yönetimindeki (kıyafet-makyaj) avamlık devam ettikçe ve işi ortaya çıkartırken kreatif ekip bunun bu şekilde güzel olduğunu düşündükçe değişen bir şey olmayacaktır. Teknoloji ilerlese de onu yakalamaya çalışsak da estetik anlayış yerlerde olduğu sürece aşama kaydedilmez.

Ayrıca yerli yabancı fark etmeden moda filmleri arasında moda markalarının reklam filmleri de yer alıyordu. Şimdi reklam filmi deyince evet film. Ama moda filmi deyince aklıma bambaşka bir şey geliyor. Mesela Prada'nın yaptığı film. Gerçi o da filmle reklamını yapıyor. Ya da Chanel'in parfüm reklamları. Hani Keira'nın motosiklete atladığı sahne. Hem film. Hem reklam. 

Yerli filmlere gelince bu konuda en başarılı iş Serkan Şedele ve 101 Prodction'a aitti bence. Emel Kurhan'ın projesini de unutmamak gerekir. Öte yandan bir de Aslı Filinta videosundan sonra bayaa bir alkış koptu. Vimeo'da aradım buldum ve üç gündür aynı videoyu izliyorum. İnanılmaz eğlenceli, kıpır kıpır, ofiste masa altında ayaklar dans ediyor. Emre Doğru'nun da ellerine sağlık. İki sene önce Pitbull, Karen Elson ve Lanvin ortaklığı da böyle bir şeydi. Ya da birinci oturumda da gösterilen Azealia Banks ve Givenchy videosu. Ama benim gözümde bunlar mesela moda filmi değil. Evet tema moda, yani bir kere kıyafetler var. Seçilen kıyafetlerle kreatif ekibin derdini anlamaya çalışıyosunuz, müzik desen farklı bir diyalog aracı ama bilmiyorum işin içine "film" kavramı girdiğinde benim aklım karışıyor.     
Order and Dance from 74MOTION on Vimeo.

Karl Lagerfeld Cannes zamanında Chanel Cruise koleksiyonunu göstereceği zaman bir de film yayınlayacak. Keira Knighley ise Coco Chanel. Aşağıda teaser var. İşte bu gibi işler moda filmi bence. Diğerleri markanın konumunu gösteren, duruşunu belli eden ya da derdini anlatmaya çalışan projeler gibi.

Sonuçta videoların ortak noktası moda. Modanın çağrışımı herkeste farklıdır diye düşünüyorum ama bazı işlerin moda filmi olduğuna inandırılmam için bir konuşmak, tartışmak gerekiyor sanırım.

Gitmeden son bir örnek daha. İnternette bulamadım ancak modelin Kenzo'nun harflerine büründüğü şey de bir moda filmi bence. İzleyen varsa derdimi anlayacaktır.

GET LUCKY- EITHER WAY

Fransız ikili bu işte gerçekten iyi mi? Uzun bekleyiş ardından heyecan abartması mı, yoksa tamamıyla sosyal medya PR'ının son örneği mi? Belki de gerçekten kaliteli elektronik müziğe açlık durumu. Her neyse Daft Punk döndü, hem de feci. Üstüne bir de Hedi Slimane ile Saint Laurent iş birliği gelince pazarlama stratejisine moda da dahil edildi. Moda işin içindeyse popülariteyi dert etmenize gerek yok zaten. Hoş Daft Punk'ın buna ihtiyacı var mıydı zaten?

Her neyse "Get Lucky" her ne kadar sabah akşam enerji verse de Londralı gloomy indie folkçu arkadaşlar Daughter şarkıyı kendilerince düzenlemişler. Açık konuşmak gerekirse bu hali de çok güzel. Çok daha güzel. Şarkı ardından Daft Punk versiyonunu dinleyince asıl şeklinin Antalyalı Rus turistler için düzenlenmiş olduğunu bile düşünebilirsiniz.

Sonuç summer clubbing ya da summertime sadness. Get Lucky her şekilde sallıyor ortalığı.

5 Şubat 2013 Salı

ÖNLENEMEZ ÇAĞRIŞIMLAR

Farklıdır onun yüzü
Anlatır hep gözü
Heycanlıdır
Keşfeder, yaşar, görür!
Öğrenir.

Charlotte Rampling ve onun vücuduyla değil de gözleriyle oynadığı efsanesi son günlerde çokça dinlediğim 123 şarkısı "Trip"i dinlerken yine aklıma geliverdi. Yukarıdaki sözler şarkıdan. Yukarıdaki kare de hatırladığım kadarıyla film boyunca sadece yüzünü izlediğimiz "The Mill and The Cross"tan.

Hazır Rampling demişken şu sahneyi de paylaşmadan edemiyecem. Huppert ile en sevdiğim oyuncuların başında gelen Rampling'i çok seyrettim, ancak hiçbir yerde alttaki videoda özellikle 0.45'ten sonra sevdiğim kadar sevemedim. Zaten "Swimming Pool" da bugüne kadar en fazla seyrettiğim film sanırım. 
Bu arada François Ozon'un en son filmi "Dans La Maison" da uzun zamandır wishlist olarak izlemek istediğim filmlerin zirvesinde. Kristin Scott Thomas ve Ludivine Sagnier, Clemence Poesy ve Melanie Laurent sonrası en sevdiğim Fransız Emmanuelle Seigner bir arada filmde.  

Ayrıca da "Salmon Fishing in the Yemen"in görmezden gelinmeden Golden Globe'lara aday olmasına çok sevinmiştim, ama KS Thomas yardımcı dalda resmen unutulmuş. Senenin en komik karakterini o yaratmıştı resmen. 

Gitmeden; "wishlist"te yer alan bir diğer film de "Night Train To Lisbon". Rampling ve Laurent bir arada. Ha, ayrıca filmin yönetmeni Bille August 1998 yapımı ve Liam Neeson, Geoffrey Rush ve Uma Thurman'ı bir araya getiren "Les Miserables''ın da yönetmeniymiş.

"Les Miserables" demişken: Sizce de -özellikle de ödül sezonunun- en kötü filmi değil mi? Şarkı söyleyemeyen bir Russell Crowe'u yönetip böbürlenen Tom Hooper yetmezmiş gibi Hugh Jackman da o kadar parlak değil. Üstelik yıl boyunca Anne Hathaway'in etrafta salya sümük bir romantiklikle "Ehe ehe annemin oynamış olduğu rolü yeniden oynadım." "Bakın rolüm için saçlarımı kestirdim" diye gezmesi de cabası.

Çeşitli nedenlerden dolayı eski yazılarımı da pek sevmem ama "The Mill and The Cross" demişken şunu yeniden paylaşmaktan kendimi alamadım. Yalnız sayfayı açarsanız yazılara bakmazsanız sevinirim. 

29 Kasım 2012 Perşembe

TAVIR MI? TARZ MI? TEKRAR MI?

Alanı fark etmez ancak -özellikle- sanatçıların yaptıkları işlerde belirli bir "DNA" vardır. Peki sanatçının karakterinden beslenen bu işler onun tavrını mı ortaya koyuyor, yoksa tarzı belirli bir süre sonra sıkıcı bir tekrara mı dönüşüyor?


Belki diğer dallara girmek biraz riskli olabilir, ama moda fotoğrafçılığı belki de bu konu için en güzel örnek olabilir.

Bruce Weber ile başlayabiliriz mesela. Moda dergilerinde yer alan en romantik ve en hippie kareler ondan sorulur. Gündelik kıyafetleri de yine post-modern berduşlar gibi. Onun yakalamış olduğu çıplak kareler her ne kadar seksi olsa da romantizm ve yumuşak dokunuş ön plandadır. Grace Coddington "The September Issue"da fotoğraf karelerinin çok da fazla net ve keskin olmaması gerektiğini söyler. Weber'in işleri de biraz böyledir. Onun fotoğraflarında hep bir doğaya karışma, doğaya kaçma vardır. Siyah, beyaz dokunuşlarla kumsallar, rengarenk kıyafetlerle piknik havaları. Herkes eğleniyor. Herkes neşeli.
Üstte Amerikan Vogue Ağustos. Altta İtalyan Vogue Ekim. Ve Selfridges için çekmiş olduğu Christmas videosu.

Annie Leibovitz de bir bakıma Zümrüt ya da ailemizin fotoğrafçısı tadında. Dergiler portfolyo çekimleri için genelde onun kapısını çalıyor. Ya da portre çekme konusunda Leibovitz'in eline kimse su dökemiyor. İşlerinin müdavimi ise Vanity Fair. Group shot kapaklar genelde onun eseri. Ya da dergilerde portre yazılarına eşlik eden açılış görsellerinin kredilerinde onun ismini görmeye alışkınız artık.
 Kuşkusuz bu kare tüm zamanların en ünlü ve bilindik kapağı. Vanity Fair Ağustos 91 kapağındaki Demi Moore ve Leibovitz ortaklığı daha sonra birçok fotoğrafçı, editör ve ünlü isimle beraber defalarca taklit edildi.

Hans Feurer'i anlatmak içinse Vogue Türkiye'nin onunla beraber yapmış olduğu çekim sonrasında attığı tek bir başlık yeter."Esne Genişle." Sportif formlar ve hareketli yaşam onun karelerinin vaz geçilmezleri.
Her iki kare de Vogue Paris.

Camilla Akrans ve Koray Birand ise sürekli aynı kadının peşinde. Gizemli bahçeler. Aşk. Tutku. Göğüsler fora. Saçlar havada. Dudakta kırmızı ruj. Duruşta baştan çıkaran cazibe. (Yeri gelmişken ufak da bir not Birand'ın bu ayki Bazaar Türkiye çekimi ayın en iyisi.)

Ötelerde bir yerde bir de Tim Walker. O daima doğada. Stüdyoda olduğu zamanda kullandığı gotik dokunuşlar yeniden bizi karanlığa götürüyor. (Bknz. Marion Cotillard ve Jennifer Lawrence ile W kapak çekimi.) Şamanlar ve bozkırlar onun marifeti. Tim Walker harikalar diyarından ayrılmayı sevmezmiş gibi en güzel masalları anlatırken daima hip ve indie olmayı da başarıyor. Moğol diyarlarından selam var. Maceralarda inecek var.
Üstteki İngiliz Vogue Aralık 2011. Alttaki İngiliz Vogue Aralık 2012

Steven Klein ise karanlık sularda. Weber gibi onun da portfolyosu çıplak karelerle dolu. Ancak bu sefer daha koyu. Daha kışkırtıcı. Daha seksi. Ve daha çirkin. Calvin Klein'in son parfüm ve renkli iç çamaşırı reklamlarını hatırlayın. Ya da Interview'daki Brad Pitt'i. W'nun 40. yıl sayıları. Weber'in aksine hiçbir kare yumuşak değil. Çizgiler net. Renkler keskin. Duygular vahşi. Ya da sırf Madonna demek her şeyi açıklıyordu zaten.
Üstte Vogue Paris, Altta Interview

Mario Testino ise artık çok sıkıcı. Steven Meisel her ay Vogue Italia ile beraber görkemli işlere imza atarken Mert& Marcus hala seksi. Biraz da "Yalan Rüzgarı" tadında. Inez & Vinoodh, Alt önderliğinde kimlik karmaşası yaşarken son zamanların yeni süper ikilisi Sean and Seng'in imzası editöryallere eklenen hayvanlar. Cüneyt Akeroğlu ise gücünü Ece Sükan'la birleştirdiğinde en az köfte-patates kadar lezzetli. Kalem etek, beyaz gömlek kadar uyumlu. Terry Richardson ise ... marifet "Me as Terry" pozu vermekte. Are you cool enough?

Kapanış ise Juergen Teller'dan. Belki de en keskin net tavra sahip fotoğrafçı. Vivienne Westwood ve Marc Jacobs'un kıyafetleri onun karelerinde daha fazla anlam buluyor. Masalsılığı ise Tim Walker'la yaraşır cinsten. Ancak onun kadar masum değil. Sezonun en konuşulan kampanyası Celine de onun elinden çıkma MJ'in Bang'i de. Kullanılan renkler biraz 70ler Fransız ekolu. Biraz saçma. Biraz entel. Hafif bir Wes Anderson dokunuşu. Sofistike ama çılgın.
Üstte Flair October cover. Altta Westwood kampanyası.

Başta sorduğum sorunun cevabı mı peki?

31 Ağustos 2012 Cuma

MOODBOARD: KISS ME ALL BEFORE YOU GO #SUMMERTIMESADNESS

Yaz ne zaman biter?
A) 23 Eylül
B) Okullar açıldığında
C) 1 Eylül
D) "Sonbahar gelsin artık yea" dediğiniz zaman
Tatil ve partylemek bir kenara yaz ayları aslında hüzünlüdür. Bence. Ya da ben çok fazla Lana del Rey dinledim. Instagram'ımı palmiye ağaçlarıyla donattım ve Marilyn Monroe'nun son günlerine takıldım.
Bir önceki post konusu olan Ludivine Sagnier'in en meşhur filmi "Swimming Pool" ki orjinali postta yer alan ikinci ve üçüncü fotoğraflara da ilham kaynağı olmuştur, seksi ve gizemi/gerilimi bol olduğu kadar duygusal ve acıklıdır da. Tıpkı bir synth-pop şarkısı gibi. Aynı zamanda David Bellemere'nin bu görsellerinde olmayan netlik de bu duygusallığı çağrıştırıyor bence. Hüzün bu postta karşılaşacağınız en sık kelime ve filmin theme müziği de tek kelimeyle hüzünlü.
Külkedisini erkek olarak var sayarsanız "Great Expectations" ve Pip buna en güzel örnek olabilir. Edebiyat uyarlamasının en meşhur adaptasyonun soundtracki de tıpkı Pip gibi güzünlü. 

Tilda Swinton'un "I am Love" filminde oğlunun arkadaşıyla doğa içinde seviştiği sahne bence tüm zamanların en iyilerine oynamakla kalmaz, öncesinde kurulan diyaloglar da tıpkı o sahne gibi hüznü çağrıştırır. 
                      
Son olarak aklıma gelen film "Room in Rome" da tıpkı bir temmuz günü gibi. Sıcak. Sıcak yüzünden çıplak. Çıplak olduğu için seksi. Ama çıplaklık her şeyi de tüm çıplaklığıyla da sergilediğinden hüzünlü. 
Tıpkı bir Ryan McGinley ya da Bruce Weber hüznü de bu mood-board'a dahil elbette.
Fotoğraflar ise benim instagram'dan.
Patti Smith'in hayat hikayesi başlı başına hüzün olsa da ''Hayalperestler" bahsettiğim moodboarda cuk oturan bir kitap olabilir. Okuduktan sonra ağzımda kalan tek tadın hüzün olmasına rağmen şu anda nedenini hatırlayamadığım Rosa Regas kitabı "Dortea'nın Şarkısı" da bana hep bu modu çağrıştıracak.
Ve yazıya ilham veren Lana del Rey parçası "SummerTime Sadness" Lana'nın sesi de en az şarkı sözleri, melodi ve video kadar hüzünlü.

Yazıyı bitirdikten sonra karşıma çıkan bu görseli ise 'gthenewblack'in instagramından aldım. 
Yapmış olduğu ilham veric işler içinse bence bir şuraya göz atın.
Summertime Sadness, biten summer'ın da sadnessı ile birleşiyor.
KISS ME GOODBYE

+ Apollo Boy Temmuz kapağı

images via
açılış görseli: Natasha Poly by Mario Sorrenti, Emmanuelle Alt
ikinci ve üçüncü: Anna Selezneva by David Bellemere, Geraldine Saglio
for Vogue Paris, June July Issue from models.com

12 Mayıs 2012 Cumartesi

KISS THEM GOODBYE

KISS THEM GOODBYE! 8 senedir devam eden ''Desperate Housewives'' yarın akşam son kez yayınlanmaya hazırlanırken diziden geriye kalan, aklımda yer eden 8 şey!

#KAREN McCLUSKEY
Wisteria Lane'in en yaşlısı McCluskey (Kathryn Joosten) 4 esas kadın ödül sezonlarında artık sayılmazken bile Emmy'leri kucaklamıştı. Amerikan yapımlarında görmeye alışık olduğumuz liseli bakıcıların yerine sokaktaki tüm çocuklu annelerin acil durumlarda emanet etmekte A Plan görevini gören McCluskey elinden birasını düşürmeyen cool yaşlılardan, daime dobra, espirli ve komik olan Karen'ı asla etrafınızdan ayrı görmek istemeyebilirsiniz.
MyVeryMcCluskeyMoment: Yaşıtı arkadaşını kaybettikten sonra Lynette ile spor sahasında arkadaşının küllerini savurması.

#MARY ALICE YOUNG
Wisteria Lane'in en eskisi, dizi boyunca dış ses olarak duymaya alışık olduğumuz Mary-Alice'ın (Brenda Strong) dizi içinde pek de büyük bir işlevi olmasa da, gündelik hayatta bazen kendimi stop tuşuna alıp dış sesin konuşmasına izin veriyorum ve o anda Mary başlıyor konuşmaya ''yes ....''. Brenda'nın dış ses kategorisinde Emmy adaylığı bile varmış üstelik.

#EDDIE BRIT
Tüm kadınların korkulu rüyası Lane'in ''bitch goddess''ı Brit'in (Nicolette Sheridan) yapımcı / yazar Marc Cherry ile ilgili olan sorunları nedeniyle diziden ayrıldığı söylense de dizi tarihinde alınan en kötü karar onu oyundan çıkartmaktı sanırım. Elinden geçirmediği erkeğin kalmaması, sokak ortasında arabasıyla beraber kendisini de yıkaması gibi stereotipik anlara imza atan Brit'in en sevdiği uğraşı da Mike üzerinden Susan ile girdiği komik kavgalardı.
#MyVeryEddieBritMoment: Sezonlar ilerledikçe komedisi azalıp dramı artan dizinin en üzücü anı ise önceden karakterin artık dizide yer almayacağını öğrenmiş olsak da o ölüm anını görmeyecektik. Her ne kadar Renee Perry (Vanessa Williams) Marc Cherry'e göre is the new Eddie olsa bile onun eline su dökemez.

#GİZEMLİ YENİ KOMŞULAR
Wisteria Lane aynı zamanda dünyanın en hip mahallesi olsa gerek! Her sezon yeni bir komşu gelip sokak çalkalanmazsa olmazdı! Bunlardan ikisi hiç kuşkusuz Bree van de Kamp'ın kızını ayartan ve evin alt katına zincirlenen iki oğlan çocuğuna sahip Applewhitelar ve oğlunun geleceği söz konusu olup gizemli geçmişe sahip olan İtalyan Bolenler.

#ÇOCUK OYUNCULAR
Dizinin başlangıcında en sevdiğim sahneler Susan ve kızı Julie arasındaki sahnelerdi. Klasik anne kız anlayışını ters yüz eden ikili arasında arkadaşlık ilişkisi de yoktu, zira anne kıza sahip çıkması gereken biri vardı o da yeni ergen Julie'ydi. Susan'ın Delfino'dan olan ikinci çocuğu MJ ise alıp kütüphaneye oturtmak istediğiniz sevimli tatlı yaratıklar gibi. Dizinin en komik çocukları ise Gaby'ye ait. İki çocuğa sahip olan Solis'lerin küçük veledi çoğu zaman ortalıklarda bile değil ama o Juanita yok mu o Juanita. Bu arada ortadan yok olan bir diğer çocuk ise mahallenin gay couple'ının evlat edindiği beyaz tenli sarışın Amerikalının ortadan yok olması da garip. Sorunlu ergen rolüyle diziye girişini yapıp sonradan ortalardan kaybolan Bree'nin kızı ve gay oğlu da  sanki ona Tanrı tarafından gönderilmiş bir ceza gibiydi. Lynette ise 8. sezon sonunda hala futbol takımı tamamlayamadığından gözü açık gidicek gibi duruyor.

#GÖZ YAŞLARI ŞELALE
Komedi git gide azalıp dram artsa da elbette her Amerikan dramı gibi DH da ağlak bir yapıya sahip değil, ancak benim kendi yaşlarımı tutamadığım 4 sahneyi sanırım asla unutamam.
Runaway Groom: Bunlardan ilki Susan Mayer'ın (Teri Hatcher) tam da Mike Delfino (James Denton) ile ilgili hayaller kurduğu anda onu terk etmesi ile gelinliği ile Wisteria Lane'in ortasında arabasının arkasından koşması olmuştu.
Runaway Baloons:  Carlos Solis (Ricardo Chavira) hapisteyken karısı Gabriela Solis'in (Eva Longoria) yanına bir arkadaşını gönderir, adam pek de tekin olmamakla beraber Gaby'nin bir de karnındaki çocuk ile ilgili problemleri vardır. Kızılderili-Latin Amerikalı gangster tipli olan adam ondan beklenmeyecek şekilde Gaby'ye yardım ettikten sonra (Mary Alice talk yapıyor gibi) Gaby'nin elinde olan balonlar da gök yüzüne doğru havalanır.
Bye bye Mike: Toplam 8 sezonda dizinin ve Susan'ın başına gelen en kötü şey bu olsa gerek, hiçbir zaman anlamayacağım Mike'ın neden öldürüldüğünü üstelik bu kadar saçma bir sebeple, evet Mary Alice ''yes, sometimes... gerçek hayatta da insanlar böyle dandik sebeplerden dolayı ölüyor ama...''
Susan & MJ: Mike'ın ölmesine üzülen elbette tek Susan değildi, babasıyla sıkça ''buddy talk'' yapan MJ'in de  hayatı alt üst olur elbette, üstelik okuldaki arkadaşlarının da pek de yardımcı olduğu söylenemez bu duruma. Anne-oğul'un garajda stres atmak için cam kavanozları kırdıkları anda benim de göz yaşı torbalarım çatlamaya başladı sanıırm.

#PROMO
Her seferinde dizinin bir sezon daha uzadığını öğrendikten sonra rahat nefes alıp Ağustos ayını beklemeye koyulduğumu da unutamam. Yeni sezon tanıtım görselleri ve videosu, üstelik videoya eşlik eden bir de hit şarkı; tabii ki Jennifer Lopez ''Miles in These Shoes'' ve Shakira ''She Wolf '' en güzel iki örnekken kırmızı elbiseler ve elmalar hiçbir zaman yalnız bırakmadı onları. Western temalı 7. sezon promosu da unutulmamalı.

#KOMEDİ
Dizinin elbette en komik anlarının altında hep Susan vardı. Çalılıklar arasında çıplak kalan o, araba giderken havlusunu da beraber götürdüğünden yine çıplak kalan o, son sezonda resim dersine çıplak gelen yine o! Striptiz klubünde yapmış olduğu Moby Dick esprisini hala hatırlarken, online siteler için iç çamaşırıyla temizlik yaptığı anlar da unutulmaz. Mahalleli kadının ''sex and the city''si olarak başlayan dizide Gaby'nin seksi bahçıvanı diziden ayrılınca sex azalsa da çocukları ve kimi zaman kendi sığlığı sağ olsun Gaby de bizi güldürmekten geri kalmış sayılmaz. Türk versiyon birebir dilimize çevrilirken twitterda'da ilk paylaştığım şey ilk sezondan kalma bir sahne olmuştu. Bree'nin kocası Rex'in boşalma sonrası ağladığını yemek masasında duyurması! Ki sanırım bu ülkem örf ve adetlerine uymadığından senaryodan çıkarılmıştı.

Ve son bölüm tüm bu dramalara bakacak olursak Susan'ın Mj ve Julie ile mahalleden ayrılıp gitmesi, Lynette ve kocasının artık boşanması, Bree'nin tam da hapise girecekken Gaby'nin mahkeme salonuna girip olayı üstlenmesi gerekir. Ancak teaserdan anladığım kadarıyla bizi daha fazla mutlu bir son bekliyor. İki bölümlük sezon finali Amerika'da yarın akşam gösterilecek olsa da biz sanırım pazartesi akşamını beklemeliyiz.
8 sezon boyunca ki bu lisede hazırlığa başladığım seneden üniversiteden mezun oluncaya kadar devam eder, salı akşamlarımı etkisi altına alan Teri Hatcher- Eva Longoria- Marcia Cross ve Felicity Huffman aka son yılların post-modern soap opera süper kahramanlarını artık izleyemeyecek olmak cidden üzücü. Eva'yı her ne kadar magazinden takip etsek de diğer üçlü için aynı şey geçerli değil, Teri C List Amerikan girl-teenage dramanın yeni sezonunda rol alacak olsa da ben onu daha fazla bir filmde Carine Roitfeld'i canlandırırken görmek istiyorum! Keşke sevdiğimiz diziler hiçbir zaman bitmese.

ps. yazdığım yazıyı sevmesem de bir şekilde diziye tribute yapmam gerekirdi!

20 Nisan 2012 Cuma

MOODBOARD: ALL THAT JAZZ

''The Artist'' filmi, Gucci, Etro ve Balenciaga derken Art Deco ile Jazz Age bir kez daha gündeme geldi, üstelik sene sonuna doğru yayınlanacak Fitzgerald uyarlaması ''Great Gatsby'' de Baz Luhrmann gözünden üçüncü kez beyaz perdede.

Büyük Buhran'dan hemen evvel. Birinci Dünya Savaşı sonrası canlanan ekonomi sayesinde daha önce durma noktasına gelen sanat sahnesinde de yeşermeler hatta 'altın çağ' yaşanmaya başlar. Amerikan Kültürü'nde ise belki de Kıta’nın keşfedilişinden bu yana en deli dolu günlerin yaşandığı yıllardır. 

Realiteden kaçan yazarların yeni başvuru noktası modernizmdir, artık sadece olanlara bir aynadan bakmıyoruz, onun öteki tarafına da geçmek istiyoruz, bilinç içine kaymaya başlayan anlatılar nedeniyle okuduğumuz hiçbir şeye  inanmamamız gerektiğine her şeye şüpheyle yaklaşmamız gerektiğini öğreniyoruz. Belki de bu yüzden ''Great Gatsby'' romanını sadece Gucci'nin ilham kaynağı olarak değil de 20li yılların el kitabı olarak görmeliyiz. Hikâyenin anlatıcısı Nick Carraway'in dediklerine inanma zorunluluğumuz, Gatsby'nin yalanları, savaş sonrası yaşanmaya başlayan yıllarda artık hiçbir şey eskisi kadar düz olamazdı elbette!

Yıllar aynı zamanda kadın kimliğinin oturması için de önemliydi. 20lerin hemen başı. ''Donwton Abbey'' sezon finaline doğru malikânenin en küçük kızı Lady Sybil baş kaldırmaya ve kadınlar hakkında konuşmaya başlamıştı. Dahası giydikleri de bunu kanıtlıyordu. Pantolon! Oldukça devrimsel değil mi?  Etrafımda ne zaman saçını kestiren bir kadın görsem ve ona bunun nedeni sorulsa daha 'modern' olduğunu söylemeleri de belki modern çağın başladığı bu yıllardan kalan bir şeydir. Elbette ki biten savaştan sonra geri gelmeyen erkeklerin yerine geçmesi gereken kadınlardadır sıra. Ancak hala romantik ve mantığa pek de uygun görülmeyen kadınlar; yolu 'erkeklerin dünyasına erkek gibi davranarak onlar gibi var olarak' girmeye çalışmakta arar. Aslında herkesin kendini dışa vuruş şekli farklılaşmıştır. Böylece dönemin aynı zamanda felsefe akımlarından olan ekspresyonizm de böyle böyle doğmaya başlar.
Bir diğer deyişle 'flepper' kadınlarının da zamanıydı artık. Onlar şimdinin YSL smokinleri kadar seksi takım elbiseleri ve kısa saçları ile ellerinde tuttukları sigaraları ile de Gatsby partylerine gidebiliyorlardı. Elbette Jordan Baker gibi tüm bu kılık kıyafeti kendine yeni bir imaj olarak seçenlerin yanında hala Daisy'ler de vardı. Onlar da hala erkeğin ve aşkın peşinden koşarak var olma çabası içinde olanlardandı. Saçaklı, sallanan elbiseler içinde çalan o jazz ritmleri arasında tüm o zenginliğin sefasını sürmeye çalışmaları aslında hiç de absürd değil.

Dönemin yapı taşlarından olan bir diğer modern edebiyat örneği Ernest Hemingway kitabı ''Sun Also Rises''da da yine bu temalarla karşılaşıyoruz. Maskülen hayat çizmeye çalışan kadınlar, erkekler gibi sadece zevklerin peşinden koşmak isteyen Lady Brett Ashley buna en güzel örnek. Hatta yine sezonun en hit trendlerinden biri olan Matador esintileri de ilhamını maskülenlik ve erkekliğin buram buram koktuğu Hemingway romanından almış gibi. 


Jane Birkin şarkısı ''18'' ise sanki yukarıdaki şarkıların ya da Gatsby romanının fon müziği gibi.



ps1:-Bugün eski yazımı bir kez daha okuduğumda beğenmediğim- hem film hem de kitap üzerine ettiğim iki çift lafı da şuradan okuyabilirsiniz. http://apolloyournextdoorboy.blogspot.com/2011/04/great-gatsby.html

ps2:-pics via, vogue türkiye mart 2012/ models.com

17 Nisan 2012 Salı

FUCKYEAH17APRIL1990

This was how things like in April, 17 1990  on the day I was born
Grace Coddington was just newly 49.
Emma Watson was only 2 days old.
Victora Beckham's mom was singing ''Happy Birthday''.
Anna dello Russo was talking with her friends about how everything was gorgeous on her 28th b-day party.
There was only 2 more days for 3rd episode of  ''Twin Peaks'' season 1.
There was NO Justin Bieber and NO Chloe Grace Moretz.
Kate Winslet and Penelope Cruz still hadn't filmed any projects.
Lana del Rey only imitating Madonna just in front of the mirror.
There was still Soviet Union.
Still 9 years 8 months for Millenium.

#1 Song on Billboard HOT 100
Tommy Page // I'll Be Your Everything
#1 Album on Billboard TOP 200
Bonnie Raitt // Nick of Time
#1 Song on UK TOP 40
Madonna // Vogue

#1 on American Box Office
Teenage Mutant Ninja Turtles
American Vogue April 1990
Christy Turlington by Patric Demarchelier
British Vogue April 1990
Tatjana Patitz by Patric Demarchelier
Playboy April
Meryl Streep in 1990
1990 FIFA World Cup Italy Logo
1990 Eurovision Song Contest // Yugoslavia
How people smiling on Beverly Hills 90210
Ocean, Beach and NAKED Kate Moss (no change in 22 years)
by Corrine Day for The Face
and yes

2 Nisan 2012 Pazartesi

MOOD BOARD: AFTER TASTE

Love 7. sayısının temasını 'After Taste' olarak belirlemiş, kapaktaki alt-spot ise 'celebrating the end of elegance'. Linda Evangelista, kapağın arkasında, derginin hemen içerisinde ise kırmızı tüylü bir maske ve tüylü bir elbise ile poz veriyor, genel duruşundaki zarif hatları aksine 'vintage bir porno dergisinden' fırlamış gibi.
Kapağın ilhamı ise İngiliz sanatçı Jamie Reid. Punk ve anarşizm ile Kraliyete selam çakıp adanın sembolüyle dalga geçen Reid de bir anlamda pırlanta kadar zarif 'görünen' bir fenomeni yerle bir ediyor aslında.
Flip-flopların geçtiğimiz 10 sene içerisinde sonunda erkeklerin de vazgeçilmezi olduğundan beri, iş çığrığından  çıktı aslında. İş yeri gibi daha kurumsal mekanlara kadar her yerde kullanılmaya başlanan dünyanın en rahat varlıklarına Tom Ford'un da itirazı vardı. Geçtiğimiz sene yayınladığı ''Centilmenlik Manifestosu'nda'' ise kaybolan dandy ruhunu yaşatmaya çalışmıştı. Üstelik internette karşıma Bryan Boy ve stili çıktıkça Ford'un ne yapmaya çalıştığını daha fazla anlar oldum.
Deneysel indie'ciler, Gagavari kısa filmler...Onların en büyük düşmanı ise ''cheesy'' videolar. Black Eyed Peas ve Jennifer Lopez'in (bu arada 'Dance Again'i dinlediniz mi?) en büyük takipçisi olduğu ecnebi dilde pop-apaçi müziğini görselliğe yansıtan ise LMFAO videoları oldu. Eğlenceli olmalarına laf yok, ama bu o anlayışın sorgulanmaması anlamına da gelmiyor. Ve elbette Madonna'nın videosu. Tipik Madonna marjinalliği ve Mert & Marcus'un sınırsızlığı birleşince ortaya topuklu ayakkabı ve külotlu çorap giyen erkekler çıkıyor.
 
Nerede o Fransız filmleri tadında yaşanan aşkların günümüz karşıtı ise Karl Lagerfeld'in gözdesi Baptiste Giabiconi ve Mavi Başıklı Kız Katy Perry'nin aşkı.
 Bu ay iki farklı kapakla karşımıza çıkan Vogue Türkiye ise şu anda dünyanın en hit modeli olan Lara Stone'u kapağa taşıdı. Birinde romantik yüzünü gösteren Lara (ki hem Lara'nın hem de Vogue TR'nin bugüne kadar yaptığı en iyi kapak) diğer kapakta ise Cüneyt Akeroğlu ve Grace Cobb tarafından 80lerin cafcaflı pop dünyasının içindeki Alice'e büründü. Kapakta kullanılan renklere, Lara'nın koca göğüslerini gözümüze gözümüze sokan siyah sutyen de eklenince bye bye elegance.
Keza, yine Vogue Italia'nın Mart 2012 kapağı da buna en büyük örnek. Gofret jelatinlerinden saç tokaları, abartılı makyaj ve renklerin bir arada kullanılması. Doğu Blok ülkelerinin ve İranlı kadınları anımsatan bir stil anlayışı hatta.
Bundan sonra geriye tek bir şey kalıyor. 80lerin sonunda ve 90ların başında bir anda ortaya çıkan Underground Vogue kültürünün geriye dönmemesi. Google'dan ''How Do I Look?'' hakkındaki görselleri aratıp aynı zamanda ''Ball Culture'' denene şeyle de karşılaşabilirsiniz. Zira Italyan Vogue'unun gönderme yaptığı şey biraz da buydu.

23 Mart 2012 Cuma

KARLIE GOES XXX

Karlie Kloss Vogue Türkiye 2010 eylül sayısına kapak olduğu zaman yanılmıyorsam Seda Domaniç edito yazısında en fazla Kloss'un defileler boyunca farklı kadın tiplerini en iyi şekilde yansıtmasından etkilendiğini yazmıştı. Ancak Kloss 18 yaşına bastığından bu yana tek bir kadını oynuyormuş gibi! Seksi olmaya çalışan bayan ördek dudak en büyük ikonu sanki. Komşu kızı ve 'America's sweatheart' profilinden Victoria's Secret defilesiyle sıyrılan Kloss ondan sonra sürekli çıplak vücut şekilde gezmeye başlayıp soyadları uyaklı ablası Kate Moss'a özenmeye başladı.
Numero Paris
Son olarak Show Studio tarafından yapılan ve Ruth Hogben tarafından yönetilen ''Fashion Fetish'' adlı moda-videosunda kah sarı perukla çakma Aphrodite olmuş, kah Paris'in arka sokaklarında yaşayan dudak yalayıcı, kırbaç emici bir kadın. Video aslında bir anlamda çıplak kalmadan, fetiş sembolleriyle nasıl seksi olunduğunu / olunabileceğini / olmaya çalışıldığını gösteriyor. İyi seyirler!!

21 Mart 2012 Çarşamba

GQ.COM.TR 'deyim + SOME OTHER NEWS

Vogue'un Türkiye'ye gelmesinden sonra aynı kaderi GQ'nun de paylaşacağını öğrendiğimden beri, beni çok büyük bir heyecan kaplamıştı. Heyecanımın nedenlerini yine yeniden anlatmaya başlamıyacağım elbette ama küçük de olsa geçtiğimiz gün o çatı altında bir şekilde kendime yer bulmuş sayıldım. Derginin web sitesi için '31. Istanbul Film Festivali'nde Kaçırılmayacak 10-lu'yu yazdım. Göz atmak isterseniz şuraya tıklamanız yeterli. Umarım birlikteliğimiz bununla sınırla kalmaz.
''Born To Die''da 0 km şarkılar bulunmasına rağmen o daha önce yayınlanan ''Lizzie Grant''tan ''Blue Jeans''i seçti yeni videosu için. Önceki videosunda yer alan killer-boy friend yine burda da yerini alırken bir de timsahın da eklenmesiyle bu seferki kast tamamlanmış. Siyah-beyaz ve bir hayli sinematografik olan video bir anlamda da bana fashion-movie'leri anımsatıyor.
Copy-right hakları nedeniyle tüm sitelerden Madonna'nın yeni videosu ''Girl Gone Wild'' kaldırılsa da izlemiş biri olaraktan hakkında konuşabilirim. Videonun genel havası bir önceki albümden ''Give It 2 Me''yi hatırlatsa da erkek modellerin katılımıyla tabii ki bambaşka bir havaya bürünülmüş. Bu anlamda biraz da 90ların ilk yarısı Madonna'yı anımsata da moda dünyasının en kışkırtıcı fotoğraflarını çeken Mert & Marcus bence hepimizi bir kez daha baştan çıkartmayı başarabildi. Ufak da bir not: Videoda yer alan modellerden ikisi Jon Kortajarena ve Sean O'Pry
Geçtiğimiz gün yayınlanan fragmandan sonra şimdi de bir bir filmin afişleri paylaşılmaya başladı. Tıpkı Tarsem'in ''Mirror Mirror'' uyarlaması gibi Tim Burton da hikayeye kendi gothic bakış açısının yanına bir de zevzek denebilecek komedi unsurları eklemiş gibi ? Bir de Eva Green'in saç rengine ne demeli ?
Önce Madonna, sonra Two Door Cinema Club şimdi de bir kez daha Nouvelle Vague'un Istanbul'a geleceği söyleniyor. Kabare şeklinde gösteri sunacakları söylenen Fransızlar 25 Haziran'da Istanbul'da. Bence şahane! Bir de Vampire Weekend, The Weeknd ve Lana del Rey izlesek? Adele kıskanmasın o da sonbahara. 

14 Mart 2012 Çarşamba

THE VIDEOS OF THE MOMENT

Son günlerde fazlaca cool ve izlenilesi videoyu bir anda görünce hepsini bir havuzda toplamanın en mantıklı şeyi olabileceğini düşündüğümden ötürü, here comes the new post.

Fransız Indie-Pop ikilisi The Shoes yepyeni videolarında daha önce de Vampire Weekends'in ''Giving Up The Gun'' videosunda oynayan Jake Soyadınıartıkgoogle'abakmadanyazabiliyorum'u davet etmişler. Garpitir ki her iki grubun da dünya çapında pek de tanınıyor olmamasına rağmen (en azından o zamanlarda VW o kadar da A List değildi) Gyllenhaal oynamak için arıza çıkartmamış. Bolca gürültülü müzik, let's party, let's dance ve Gyllenhaal her zamankinden daha sert: Bir seri katil rölünde. Lütfen biri çıkıp da evet videomuza ''Good Neighbours'' filmi ilham verdi desin.
İki Ermeni asıllı sanatçı biri fotoğrafçı: Aram Bedrossian diğeri modacı: Kevork Kiledjian, son zamanların en hip oluşumu 'Fashion Movies'e katkıda bulunmak için birleşmişler. Aslında ortaya çıkan pek de artistik ve sinematografik bir film değil, Kiledjian'ın Sonbahar / Kış '12 defilesinin kamera arkası görüntülerinden oluşan bir kolaj da denilebilinir. Bayıldığım kısım Bedrossian'ın 'Drive'ın en baba şarkısını yer yer -remix-leyerek backgrounda döşemesi. Unutmadan son zamanların en yükselişe geçen modellerinden Kendra Spears da videoda. Ve elbette yeni siyah 'kalın kaşlar'.

Massasuchets'li karı-koca Mint Julep ''Songs about Snow'' sonrasında yayınlamış oldukları ikinci albümleri ''Save Your Season''dan ''To The Sea''ye video çekmişler. Beni çeken sadece şarkı ve videonun çekim perspektifi değil, kullanılan kitaplar da ! Güzel bir 'öneri listesi' çıkmaz mı videodan?
Hakkında daha birçok kere konuşacağıma adım gibi eminim. (O yüzden şimdi kısa kesiyorum). GQ Türkiye'nin şurada yaptığı post sayesinde öğrenmiş bulundum ki en favori 3 kitabımdan biri olan ''On The Road''un -sinema uyarlamasının- fragmanı yayınlanmış. Cannes'da gösterilecek filmin Türkiye gösterim tarihi ise FilmEkimi olabilir diye düşünüyorum.
Son zamanlarda yine 'kader' kavramı karşıma pek çıkmaya başladı. Sadece bir senseless repetition mı yoksa bana bir şeyler mi demeye çalışıyor bilemicem ama Peugeot'nun yapmış olduğu reklam inanılmaz eğlenceli ve tam bir komedi aslında ?

3 Mart 2012 Cumartesi

KISA KISA ...

Bu sene Marilyn Monroe yılı olarak belirlenmişti. Ölümünün 50. yılı. Michelle Williamslı ''My Week With Mairlyn', yeni ''Glee''; ''Smash'' vs vs. Cannes Film Festivali ise 65. yılını bu olayla birleştirerek bence hoş bir saygı duruşunda bulunmuş. Aynı şeklilde poster için seçilen görselin de sıradan bir Marilyn fotoğrafı olmaması da anlamlı.
Geçtiğimiz pazar gerçekleşen Oscar'lar hakkında pek yazacak vaktim olmadı, bir gece uykusuzluk bir hafta sersemlik de diyebiliriz. ''Midnight In Paris'', ''Hugo'' ve ''The Girl w The Dragon Tattoo''nun cebe indirdiği tüm ödüller için sevinirken ''The Artist''in kazandığı 3 ödülü de fazlasıyla gereksiz buldum. Pinterest sayesinde kolay bir şekilde kendi şıklarımı yayınlayabilme imkanı da buldumsa sanırım buraları iyicene boşladım.
İlk albümü ve stili hakkında daha önce şurada uzun uzun yazsam da Lana del Rey'in official anlamdaki ilk albümü ''Born To Die'' için bir şeyler deme fırsatım olmamıştı. Daha slow ve uyuşuk akan albüm yine de bence  oldukça dinlenilesi. İzlemiş olduğum canlı kayıtları konusunda hayal kırıklıkları şelale olsa da hele siz bence bir ''Dark Paradise''ı dinleyin. Wonderland'in Kasım / Aralık sayısına kapak olduktan sonra iD'nin Kış ve V'nin pre-spring sayısına da editöryal çekimi gerçekleştirdi. LoveCat, New York Times T Style, Interview Germany / Russia dergilerinin şubat sayısı kapağında aynı anda bulundu. ''Gördüğüm ilk anda ondan güzel bir Vogue kapak kızı olucağını düşündüm'' diyen Alexandra Shulman ise Vogue British'in mart kapağını ona ayırdı. Bakalım bu hip'lik ne zaman son bulacak?
Elbette Lana del Rey dışında dinlediğim isimler de mevcut, şarkının çıkmasının üstünden neredeyse sene geçse de yurdumda bu kış popüler olan Michel Telo da vazgeçilmezlerimden. 90ların Ricky Matin'i havası yok mu sizce de ?
Büyük heyecana ise çok az kaldı. 30 gün sonra ''Game of Thrones'' yeniden aramızda. Kış geldi geçti yeni temamız ise 'War is Coming' peki bakalım bu sefer gelebilecek mi ?
New York Moda Haftası'ndan Libertine ve John Bartlett! Sanırım senelerdir aradığım ancak bulamadığım, deri ceketi Libertine'i yapmış. Burberry duymasın. JB ise tüm New York'un en değişik tasarımını yaratmış. Özellikle Paris ve Milano'nun full-siyah showlarından sonra ilaç gibi geldi de denilebilir.
Moda / stil profili ve gustoları en kolay gösterebilmenin yollarından şurada bahsetmiştim. Bu hafta yeni bir site daha eklendi listeye, Pinterest meets Hypem olarak tarif edebileceğim 'This is my Jam' anlamış olduğunuz gibi müzik zevkleri üzerine kurulu. Ya da bir diğer deyişle song of the day/ week'i paylaşmanın cool bir yolu ?