Desperate Housewives etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Desperate Housewives etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2012 Cumartesi

KISS THEM GOODBYE

KISS THEM GOODBYE! 8 senedir devam eden ''Desperate Housewives'' yarın akşam son kez yayınlanmaya hazırlanırken diziden geriye kalan, aklımda yer eden 8 şey!

#KAREN McCLUSKEY
Wisteria Lane'in en yaşlısı McCluskey (Kathryn Joosten) 4 esas kadın ödül sezonlarında artık sayılmazken bile Emmy'leri kucaklamıştı. Amerikan yapımlarında görmeye alışık olduğumuz liseli bakıcıların yerine sokaktaki tüm çocuklu annelerin acil durumlarda emanet etmekte A Plan görevini gören McCluskey elinden birasını düşürmeyen cool yaşlılardan, daime dobra, espirli ve komik olan Karen'ı asla etrafınızdan ayrı görmek istemeyebilirsiniz.
MyVeryMcCluskeyMoment: Yaşıtı arkadaşını kaybettikten sonra Lynette ile spor sahasında arkadaşının küllerini savurması.

#MARY ALICE YOUNG
Wisteria Lane'in en eskisi, dizi boyunca dış ses olarak duymaya alışık olduğumuz Mary-Alice'ın (Brenda Strong) dizi içinde pek de büyük bir işlevi olmasa da, gündelik hayatta bazen kendimi stop tuşuna alıp dış sesin konuşmasına izin veriyorum ve o anda Mary başlıyor konuşmaya ''yes ....''. Brenda'nın dış ses kategorisinde Emmy adaylığı bile varmış üstelik.

#EDDIE BRIT
Tüm kadınların korkulu rüyası Lane'in ''bitch goddess''ı Brit'in (Nicolette Sheridan) yapımcı / yazar Marc Cherry ile ilgili olan sorunları nedeniyle diziden ayrıldığı söylense de dizi tarihinde alınan en kötü karar onu oyundan çıkartmaktı sanırım. Elinden geçirmediği erkeğin kalmaması, sokak ortasında arabasıyla beraber kendisini de yıkaması gibi stereotipik anlara imza atan Brit'in en sevdiği uğraşı da Mike üzerinden Susan ile girdiği komik kavgalardı.
#MyVeryEddieBritMoment: Sezonlar ilerledikçe komedisi azalıp dramı artan dizinin en üzücü anı ise önceden karakterin artık dizide yer almayacağını öğrenmiş olsak da o ölüm anını görmeyecektik. Her ne kadar Renee Perry (Vanessa Williams) Marc Cherry'e göre is the new Eddie olsa bile onun eline su dökemez.

#GİZEMLİ YENİ KOMŞULAR
Wisteria Lane aynı zamanda dünyanın en hip mahallesi olsa gerek! Her sezon yeni bir komşu gelip sokak çalkalanmazsa olmazdı! Bunlardan ikisi hiç kuşkusuz Bree van de Kamp'ın kızını ayartan ve evin alt katına zincirlenen iki oğlan çocuğuna sahip Applewhitelar ve oğlunun geleceği söz konusu olup gizemli geçmişe sahip olan İtalyan Bolenler.

#ÇOCUK OYUNCULAR
Dizinin başlangıcında en sevdiğim sahneler Susan ve kızı Julie arasındaki sahnelerdi. Klasik anne kız anlayışını ters yüz eden ikili arasında arkadaşlık ilişkisi de yoktu, zira anne kıza sahip çıkması gereken biri vardı o da yeni ergen Julie'ydi. Susan'ın Delfino'dan olan ikinci çocuğu MJ ise alıp kütüphaneye oturtmak istediğiniz sevimli tatlı yaratıklar gibi. Dizinin en komik çocukları ise Gaby'ye ait. İki çocuğa sahip olan Solis'lerin küçük veledi çoğu zaman ortalıklarda bile değil ama o Juanita yok mu o Juanita. Bu arada ortadan yok olan bir diğer çocuk ise mahallenin gay couple'ının evlat edindiği beyaz tenli sarışın Amerikalının ortadan yok olması da garip. Sorunlu ergen rolüyle diziye girişini yapıp sonradan ortalardan kaybolan Bree'nin kızı ve gay oğlu da  sanki ona Tanrı tarafından gönderilmiş bir ceza gibiydi. Lynette ise 8. sezon sonunda hala futbol takımı tamamlayamadığından gözü açık gidicek gibi duruyor.

#GÖZ YAŞLARI ŞELALE
Komedi git gide azalıp dram artsa da elbette her Amerikan dramı gibi DH da ağlak bir yapıya sahip değil, ancak benim kendi yaşlarımı tutamadığım 4 sahneyi sanırım asla unutamam.
Runaway Groom: Bunlardan ilki Susan Mayer'ın (Teri Hatcher) tam da Mike Delfino (James Denton) ile ilgili hayaller kurduğu anda onu terk etmesi ile gelinliği ile Wisteria Lane'in ortasında arabasının arkasından koşması olmuştu.
Runaway Baloons:  Carlos Solis (Ricardo Chavira) hapisteyken karısı Gabriela Solis'in (Eva Longoria) yanına bir arkadaşını gönderir, adam pek de tekin olmamakla beraber Gaby'nin bir de karnındaki çocuk ile ilgili problemleri vardır. Kızılderili-Latin Amerikalı gangster tipli olan adam ondan beklenmeyecek şekilde Gaby'ye yardım ettikten sonra (Mary Alice talk yapıyor gibi) Gaby'nin elinde olan balonlar da gök yüzüne doğru havalanır.
Bye bye Mike: Toplam 8 sezonda dizinin ve Susan'ın başına gelen en kötü şey bu olsa gerek, hiçbir zaman anlamayacağım Mike'ın neden öldürüldüğünü üstelik bu kadar saçma bir sebeple, evet Mary Alice ''yes, sometimes... gerçek hayatta da insanlar böyle dandik sebeplerden dolayı ölüyor ama...''
Susan & MJ: Mike'ın ölmesine üzülen elbette tek Susan değildi, babasıyla sıkça ''buddy talk'' yapan MJ'in de  hayatı alt üst olur elbette, üstelik okuldaki arkadaşlarının da pek de yardımcı olduğu söylenemez bu duruma. Anne-oğul'un garajda stres atmak için cam kavanozları kırdıkları anda benim de göz yaşı torbalarım çatlamaya başladı sanıırm.

#PROMO
Her seferinde dizinin bir sezon daha uzadığını öğrendikten sonra rahat nefes alıp Ağustos ayını beklemeye koyulduğumu da unutamam. Yeni sezon tanıtım görselleri ve videosu, üstelik videoya eşlik eden bir de hit şarkı; tabii ki Jennifer Lopez ''Miles in These Shoes'' ve Shakira ''She Wolf '' en güzel iki örnekken kırmızı elbiseler ve elmalar hiçbir zaman yalnız bırakmadı onları. Western temalı 7. sezon promosu da unutulmamalı.

#KOMEDİ
Dizinin elbette en komik anlarının altında hep Susan vardı. Çalılıklar arasında çıplak kalan o, araba giderken havlusunu da beraber götürdüğünden yine çıplak kalan o, son sezonda resim dersine çıplak gelen yine o! Striptiz klubünde yapmış olduğu Moby Dick esprisini hala hatırlarken, online siteler için iç çamaşırıyla temizlik yaptığı anlar da unutulmaz. Mahalleli kadının ''sex and the city''si olarak başlayan dizide Gaby'nin seksi bahçıvanı diziden ayrılınca sex azalsa da çocukları ve kimi zaman kendi sığlığı sağ olsun Gaby de bizi güldürmekten geri kalmış sayılmaz. Türk versiyon birebir dilimize çevrilirken twitterda'da ilk paylaştığım şey ilk sezondan kalma bir sahne olmuştu. Bree'nin kocası Rex'in boşalma sonrası ağladığını yemek masasında duyurması! Ki sanırım bu ülkem örf ve adetlerine uymadığından senaryodan çıkarılmıştı.

Ve son bölüm tüm bu dramalara bakacak olursak Susan'ın Mj ve Julie ile mahalleden ayrılıp gitmesi, Lynette ve kocasının artık boşanması, Bree'nin tam da hapise girecekken Gaby'nin mahkeme salonuna girip olayı üstlenmesi gerekir. Ancak teaserdan anladığım kadarıyla bizi daha fazla mutlu bir son bekliyor. İki bölümlük sezon finali Amerika'da yarın akşam gösterilecek olsa da biz sanırım pazartesi akşamını beklemeliyiz.
8 sezon boyunca ki bu lisede hazırlığa başladığım seneden üniversiteden mezun oluncaya kadar devam eder, salı akşamlarımı etkisi altına alan Teri Hatcher- Eva Longoria- Marcia Cross ve Felicity Huffman aka son yılların post-modern soap opera süper kahramanlarını artık izleyemeyecek olmak cidden üzücü. Eva'yı her ne kadar magazinden takip etsek de diğer üçlü için aynı şey geçerli değil, Teri C List Amerikan girl-teenage dramanın yeni sezonunda rol alacak olsa da ben onu daha fazla bir filmde Carine Roitfeld'i canlandırırken görmek istiyorum! Keşke sevdiğimiz diziler hiçbir zaman bitmese.

ps. yazdığım yazıyı sevmesem de bir şekilde diziye tribute yapmam gerekirdi!

13 Eylül 2011 Salı

DERS PROGRAMIM aka TV'DE YENİ SEZON !

Başlıkta TVde yeni sezon dememe bakmayın; aslında Torrent'lerde yeni sezon demeliydim. Görevimiz üç farklı hedeften oluşmakta. Adım 1: Dizilerin günlerini bellemek. Adım 2:  Torrent'lere düşme anını kovalamak. Bu durumda eğer yeni bölüm hakkında meraktan çatlama söz konusu değilse genelde bir gün daha bekleyin. Misal Pazartesi günü yayınlanan ''Gossip Girl''ün en uygun izleme zamanı kanımca çarşambadır. Adım 2nin içinde aynı zamanda ingilizce / türkçe alt yazıların çıkmasını beklemek de var. Tabi aynı zamanda her dizi için siz de kendi gününüzü yaratabilirsiniz. Mesela geçtiğimiz sezon ''Game of Thrones'' pazar, ''Camelot'' cuma günü yayınlanırken, ben her ikisini de Fantastic Tuesday adı altında peşpeşe salı akşamları izliyodum. Sonuç olarak kendi gününüzü belirleyip, ekran karşısına kurulmanız da Adım 3ü meydana getirmekte. Giriş tadındaki bu paragraftan sonra bu sezondan benim seçtiklerim, kimi yeni, kimi devam kimi de sezonlardır devam etmesine rağmen ilk kez benim torrentimde indirilme şansını bulanlardan olacak.

Yoksa annenizle çok fazla dizi seyrediyor diye dalga mı geçiyordunuz ? Buyrun burdan !

Lisede hazırlığa başladığım sene yayınlanmaya başlayan ''Desperate Housewives'' ben üniversiteden mezun olurken ekranlara veda etmeye hazırlanıyor. Ergenliğimi bu 4 kadına borçluyum desem ? 7 sezon boyunca gram ilgi kaybetmeden izlediğim dizi 25 Eylül'de son kez ABC'de elmalarla karşımıza çıkacak. IMDb'de tam tarihi yazmasa da Wikipedia'ya göre 25 Eylül'de başlayacak bir diğer dizi de ''The Good Wife''. Gizem, entrika, suçlar, çözülmeyi bekleyen davalar ve yeni posterde adeta ''good girl gone bad'' diyreketen merak katsayımı zirve yapan Julianna Margulies ''umutsuz ev kadınlarına'' örnek olsun. İki diziyi salı akşamlarına rezerve ederek ''Who Run The World ?- Girls'' gecesini oluştururum.

CWTV yapımı olan baş rolünde THE OC'nin dünya şekeri it girl'ü Rachel Bilson'un olduğu ''Hart of Dixie'' de 26 Eylül pazartesi akşamı yayınlanacak. Dizinin yapım aşamasında adı geçen isim ise THE OC'nin de yaratıcılarından Josh Schwartz. Konu ve içerik göz önüne alınmaksızın Rachel hatrına ilk bölüm izlenir. Geçtiğimiz sezonlar kadar ses getimeden  beşinci kez geri dönmeye hazırlanan ve ufaktan baymaya başlayan ''Gossip Girl'' de aynı gün yayınlanmaya başlayacak. Rachel Bilson ve Leighton Meester savaşı başlasın ! Çarşamba teması belli oldu. ''The Secret Life of American Teenagers''.

Amerika'da salı akşamları yayınlanan Fox yapımı ''Glee'' ise artık gittikçe baymaya başlasa da, tüm zamanların en berbat sezon finaliyle ekranlara ara verse de hala en bilindik müzikallere yer vermemiş olsa da sanırım son bir şansı hak ediyor. Yeni sezon ise 20 Eylül'de başlayacak. 3. sezona başlamadan önce geçtiğimiz sezonun özeti niteliğinde yazdığım yazı için tık. (Postta 2. sezondan Top 10umu yazmıştım). Zaten 2012 başlarında yayınlanmaya başlayacak olsan ''Smash'' nedeniyle kendine çeki düzen verdi verdi, veremedi, gidene eyvallah !

21 Eylül'de double episode'la dönecek olan 2. sezonu 1e göre daha az komedi olan ''Modern Family'' umarım eski temposuna kavuşur. Kavuşmasa da kimin umrunda. ''Jaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaay'' diye çığıran muhteşem Sofia Vergara, bence erkeklerin içinde en komik olan Luke Dunphy ve küçük Mila Kunis; Hayley zaten beni yine dizi karşısında yerime çakar. 22 Eylül'de 4. sezona başlayacak olan ''Parks and Recreations'' nedeniyle de cumaları ''20 is the New 40'' gecesi. ''Parks and Recreations''ı ise bu sezon ilk kez izlemeye başlayacağım. Aslında 40dk olsa çekemezdim yeni bir dizi daha.

Starz'ın fantastik ve tarihsel yönü zayıf, bol explict contentli Eva Green sayesinde en azından bir az daha fazla ses getirmeyi başarabilen dizisi ''Camelot''un iptal edilmesinin yanında ayrietten bir diğer ABC komedisi olan ''Cougar Town'' da henüz kendine 3. sezon şansı bulamadı. Ancak bu bulamayacağı anlamına da gelmiyor. Courtney Cox dizisi -umuyorum ki- sadece ara vermiş olsun. Bu arada ''Pretty Little Liars'' da geçtiğimiz haftalarda sezon arası yapmış olsa da ekimde yine dönüyor. ''Hot In Cleveland'' ise henüz belli olmasa da ikinci sezonla yazı devirenler arasında. ''The Killing'' ve ''Game of Thrones''un yeni sezonları için de baharı beklemek farz oldu. Dizileri torrentlerden değil de Cnbc-e'den takip edenler ise; ''Game of Thrones''u muhakkak kaçırmayın. Ben ''The Vampire Diaries'' ve ''Fring''e devam etmeye çalışırken siz de eğer ''The Killing''i izlemek isterseniz şuraya göz atın. Tık. 

Gelelim adaya. 3. sezon hakkında pek bir bilgimiz olmayan ''Misfits'' en azından sonbaharda geri dönecek. Sadece parlak oyuncu kadrosuyla değil, sanatsal yönleri ve içeriğiyle de döz dolduran sezon finalini I. Dünya Savaşı ile yapan ''Downton Abbey'' de 18 Eylül'de geri dönenlerden. Bakalım savaş Crawley'leri nasıl etkileyecek ? En önemlisi de Lady Sybil Crawley'nin yeni sezondaki aşk hayatı tabi ki :) Bunu seven bunu da sever kontenjanından D.A. yaratıcılarından bir remake de sonbahar ya da kış aylarında yine adadan yayınlanmaya başlayacak olan ''Titanic''. Not etmekte fayda var.

Şimdiye kadar 8 dizim var. Neyseki bunların bazıları 20 dklık bazıları da 12 bölümlük gibi kısa süreli olduklarından çok fazla dizi izliyorum diye stres yapmama gerek yok sanırım. Ancak bunlardan arta kalan zamanda, ki aslında okuldu, orada burada takılmaktı ders yapmaktı diyerekten diziler için uykumdan feragat etsem de zaman arta kalmamış olup ben yaratmak zorunda kalıyorum kısacası. (Cümle garip oldu ama u got it). Her neyse NBC'de çok güzel diziler de başlamak üzere. Gerçi bu dizilerin hiçbirinin de içeriklerini kontrol etmedim henüz. Nasıl olsa benden önce biri izler ve yorumları alırım.

Ekim ayında başlayacak bir diğer HBO dizi de ''Enlightened''ı da not etmekte fayda var. Hala gözden kaçmış ve muhakkak şunları da seyret dediğiniz diziler varsa, çekinmeden söyleyebilirsiniz. Doyasıya dizi izleyebilmem için son senem çünkü.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

PRETTY LITTLE LIARS

Sara Shepards'ın yayınlamış olduğu kitap serisi -Pretty Little Liars- daha çok yeni olarak (Haziran 8de) ABC Family tarafından TV Dizisi haline getirildi ve beklenilen ilgiyi elde ettikten sonra yeni bölümlerin çekilmesi için sipariş verildi. Bu hafta içerisinde 8. bölümünün yayınlanacağı dizi, geçmişten günümüze bir çok dizinin karması halinde aslında.

Amerikan Banliyösü, Rosewood'da geçen hikaye'nin bir anlamda Desperate Housewives'dan pek de farkı yok. 5 yakın arkadaş. Alison (Sasha Pieterse), Spencer (Troian Avery Bellisario), Henna (Ashley Benson), Emily (Shay Mitchell), Aria (Lucy Hale). Elebetteki bu bir ''teenage drama'' olduğu için karakterler Susan, Gaby, Bree, Lynette ve Mary Alice gibi eşit derecede değillerdir. Gruplarının bir de başkanı vardır, o da Ali'dir. Ancak Ali ölmüştür, peşinde bir çok sır da bırakarak. İşte tıpkı mahalledeki arkadaşlarını bıraktığı gibi sırları da bırakan Mary Alice gibi. Sırlar, diziyi basit bir drama dizisinden çıkartıp işe biraz da gerilim (mystery-thriller) katıyor.

Birbirlerinin peşlerinden çevirdikleri işler ve bitmeyen entrikalar ise olayı biraz da Gossip Girls'e çeviriyor. Aşırı derece de olmasa da kızların olduğu yerden moda da eksik olmaz, işte burda da zaten pek de masum olmayan kızların hayatına bir tutam da Sex and The City. 30lu yaşlardaki Carrie, Miranda, Samantha ve Charlotte'nin, ergen banliyö versiyonları.

Peki ya ''college''da geçen bir dizide öğretmen-öğrenci aşkı hiç mi olmaz? Elbette o da var. Yakışıklı Amerikan Edebiyat hocası Ezra (Ian Harding). Yeri gelmişken gençler Amerikan Edebiyatı'nın yapı taşı sayılabilecek iki de önemli kitabı okuyor. ''To Kill a Mockingbird'' ve ''Catcher in the Rye''.

Son olarak dizideki müziklere gelicek olursak. Jenerik de akan şarkı ise hepimizin bildiği ve hayran olduğum ''Secret'' şarkısı, The Pierces. Dizi boyunca yine bilindik Pop ve Indie grupları da arzı endam etmeye devam ediyorlar ayrıca.

Dizi hakkında yapılmış bir diğer yorum ise şurada.

9 Mayıs 2010 Pazar

WHICH ONE IS THE HOTTEST MOM !!

Uzun zamandır bloguma konuk etmek istediğim bu muhteşem kadınları ne yaparım da bir araya getirebilrim derken, az önce adeta ampullerim yandı ve anneler günü dolayısıyla hepsini bir post içine sığdırabiliceğimi gördüm. Tıpkı Vogue Paris'in; Pene, Kate, Meryl, Julianne ve Bono'yu bir araya getirmiş olması gibi.
Annelerimiz hepimizi için de mükemmeldir; ancak sanırım herkes en azından bir seferliğine başka birisi annesi olsa olayların nasıl gelişeceğini merak eder diye düşünüyorum. Tamam cümle biraz dağınık oldu ama :)

İlk seçimim ilk göz ağrım, ergen yıllarımın vaz geçilmez dizi The O.C yıldızı Kristin Cohen / Kelly Rowan. Nedense seyrettiğim andan beri her zaman onun annem olmasını dilerdim. Bilmem neden. Bu arada googleda resimlerini aradığım andan bu fantaziden hemen vazgeçtim.
İkinci sırada ise nedendir bilmem (belki sadece sarışın ve aynı tarzda bi yaşam stilleri olması nedeniyle) sürekli benzettiğim Lily van der Woodsen/ Kelly Rutherford var. Evet evet bir annem olucaksa o da Lily olmalı. Cidden çok eğlenebilirdik onunla :P Bu arada dikkatinizi çekerim, her iki kadının ismi de Kelly. Hem sarışınlar, hem güzeller, hem zarifler, hem de pop kültürünün gençliğe armağan ettikleri iki muhteşem dizinin , iki muhteşem anneleri. Evet tesadüflere inanıyoruz ama :P

Sırada 4 muhteşem! anne var. Susan Mayer/ Teri Hatcher, Gaby Solis / Eva Longoria, Bree Hodge / Marcia Kross, Lynette Scavo / Felicity Huffman. İçlerinden en ideali Susan sanırım. Bree gibi bir anne istemezdim sanırım; hem onu seçmek çok realist bi yaklaşım olurdu, eh burda hayal kuruyosak bu olmamalı di mi :P Lynette'e gelince. Hımm bilemiyorum; nedendir bilmiyorum yok ya istemem. Gaby, öyle bir anne çok havalı olabilirdi. Düşünsene NYC ve Milano Fashion Week'lerde podyuma çıkmış bir anne. OHH gosh ne havalı. Ama sanırım Gaby'yi abla olarak kullanabilirim. Peki ya Edie Britt / Nicollette Sheridan heheh, yok istemem. Lily ve Kristin'in aksine sarışın değil; ama Susan gibi bir kadına hayır diyemezdim doğrusu. Post amacından sapmaya başaldı sanırım, yok yok anne olarak :P

Gelelim Türkiye'ye :P Firdevs ve Aynur Hanımlar. Nebahat Çehre ve Zerrin Nişancı. Firdevs gibi bi anneye sahip olsam hayatımda hiç entrika eksik olmazdı. Bu iyi bişey mi kötü bişey mi bilemicem ama sanırım davulun sesi uzaktan hoş gelir. Aynur'a gelince. Hem sarışın, hem zarif, muhteşem bi kadın :)