
Amerikan Banliyösü, Rosewood'da geçen hikaye'nin bir anlamda Desperate Housewives'dan pek de farkı yok. 5 yakın arkadaş. Alison (Sasha Pieterse), Spencer (Troian Avery Bellisario), Henna (Ashley Benson), Emily (Shay Mitchell), Aria (Lucy Hale). Elebetteki bu bir ''teenage drama'' olduğu için karakterler Susan, Gaby, Bree, Lynette ve Mary Alice gibi eşit derecede değillerdir. Gruplarının bir de başkanı vardır, o da Ali'dir. Ancak Ali ölmüştür, peşinde bir çok sır da bırakarak. İşte tıpkı mahalledeki arkadaşlarını bıraktığı gibi sırları da bırakan Mary Alice gibi. Sırlar, diziyi basit bir drama dizisinden çıkartıp işe biraz da gerilim (mystery-thriller) katıyor.
Birbirlerinin peşlerinden çevirdikleri işler ve bitmeyen entrikalar ise olayı biraz da Gossip Girls'e çeviriyor. Aşırı derece de olmasa da kızların olduğu yerden moda da eksik olmaz, işte burda da zaten pek de masum olmayan kızların hayatına bir tutam da Sex and The City. 30lu yaşlardaki Carrie, Miranda, Samantha ve Charlotte'nin, ergen banliyö versiyonları.

Peki ya ''college''da geçen bir dizide öğretmen-öğrenci aşkı hiç mi olmaz? Elbette o da var. Yakışıklı Amerikan Edebiyat hocası Ezra (Ian Harding). Yeri gelmişken gençler Amerikan Edebiyatı'nın yapı taşı sayılabilecek iki de önemli kitabı okuyor. ''To Kill a Mockingbird'' ve ''Catcher in the Rye''.
Son olarak dizideki müziklere gelicek olursak. Jenerik de akan şarkı ise hepimizin bildiği ve hayran olduğum ''Secret'' şarkısı, The Pierces. Dizi boyunca yine bilindik Pop ve Indie grupları da arzı endam etmeye devam ediyorlar ayrıca.
Dizi hakkında yapılmış bir diğer yorum ise şurada.

Liza Minelli ve gay düğün'ün ardından 4New Yorklu kadın ''I don't think we're in Kansas any more'' diyerekten lüks cenneti Abu Dhabi'nin görkemli oteline yoksa saray mı demeliydim, giriş yaparlar. Carrie'nin ''sparkle'', Samantha'nın ''seks'' arayışı, Charlotte'un iç çamaşırı giyinmeden üstüne beyaz atlet geçiren bakıcısı ve Miranda'nın patronu dışında konu yok. Ki aslında bunlarda geri planda filmi süsleyen detaylar. Ancak filmde yapılan o komik esprilere ve de ince politik göndermelere de sözüm yok ! Başarılı olmuş, peki ya peçe altından patates kızartması yiyen kadına ne demeli. Ya Samantha'nın Baharat Çarşısında erkeklerin ortasında sergilediği o hareket.
