Penelope Cruz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Penelope Cruz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2011 Cumartesi

TOP 10 COVERS OF 2010

10 // DEUTSCH VOGUE : IRIS STRUBEGGER by ALEX LUBORIMSKI
Alman Vogue Genel Yayın Yönetmeni Christiane Arp, en başarılı ve sürekli takip edilmesi gereken editörlerden biri, trendlere inanmadığını dile getiren baş editör aynı zamanda derginin kapaklarının çekiminde de bulunuyor, tıpkı Roitfeld ve Alt gibi. Yıl boyunca Rosie Huntington, Doutzen Kroes, Claudia Schiffer ve Natalia Vodionova gibi top modelleri kapağa taşıyan Alman Vogue'u tüm edisyonların içinde de en çekicilerin başında geliyordu. Ancak beni benden alan, yine baş editör Arp tarafından styling'i yapılan Luborimski'li Eylül sayısı çekimi oldu. Dantel ise sadece Alman edisyosunun 3 kere kapağa taşıdığı bir kumaş değildi.

9 // DAZED & CONFUSED: BJÖRK by SAM FALLS
Temmuzda Beyonce, Ekimde Ricardo Tisci ve melekleri, daha önce Arizona Muse ve Aralık sayısı için 20 yıl şerefine 20 kapak. Ki aralarında Kate Moss ve Eva Green de var. Söz konusu Ağustos sayısı olunca ise en az albümü ''Biophilia'' kadar Futuristic ve Art Work tadında bir iş çıkartmıştı Björk ortaya. Unutmadan kendisi aynı zamanda sayının ''guest-editor''u. Sayıyı özel yapan bir diğer şey de 200. kez yayınlanmış olması.

8 // INTERVIEW: FLORENCE WELCH by CRAIG McDEAN
Anne Hathaway, Tom Ford, Rihanna ve Michelle Williams bu seneki sayıların en hip konuklarındandı. Florence Welch'in ise bugüne kadar göründüğü en büyük dergi kapağıydı. Baz Luhrman tarafından röportajı yapılan Welch kanımca hem Interview'a kendi ruhunu elinde tutturan ama aynı zamanda çılgınca bir yanı da olan bir kapak hediye etmiş. Kapak kasım 2011e ait.

7 // VOGUE ITALIA: STELLA TENNANT by STEVEN MEISEL
Genel anlamda yılın en sıkıcı kapaklarını çıkartan Vogue Italia Eylül sayıları için tıpkı kapak spotunda yazıldığı gibi tüm zamanların en avant-garde işine imza atmıştı. Styling'in Karl Templer'a ait  olduğu çekimde modelin üstündeki Prada. Kapak sıra-dışı bir hayat hikayesine sahip olan Ethel Granger'a adanmıştı ve tahmin edildiği gibi Stella'nın rolü de Ethel'i oynamaktı. Kapak sadece en iyi eylül sayısı kapağı değil, Vogue Italia'nın da en iyi kapağı, yine de sene boyunca pek de ''ohh boy'' dedirten işler çıkartmadığı için bu kadar geriye koydum.

6 // NUMERO: KARLIE KLOSS by GREG KADEL
Gelecek postun konu başlığı da tam şu şekilde ''Is Karlie new Kate?''. Kuşkusuz sene boyunca Freja, Malgosia, Arizona gibi isimleri kapağa taşıyan derginin en iyi kapağı Aralık / Ocak sayısıydı. Aralık ayında 3 farklı kapakta boy gösteren Karlie Kloss, giyinik ama inanılmaz seksi ve kadın gibi. ''Magic'' başlıklı sayının içinde yer alan editöryal ise kapaktan çok daha sert ve güçlü. Karlie gümbür gümbür geliyor ve sert ayak seslerinin tek sebebi ise Fransız Numero.

5 // VOGUE: PENELOPE CRUZ by MARIO TESTINO
Haziran ayında yayınlanan sayı sadece Amerikan Vogue'una uzun zamandır yayınlayamadığı en iyi kapağı vermekle yetinmedi, bugüne kadar hep içindeki vahşi seksi kadını dışarıya vuran kapakların aksine Penelope'yi en saf ve gerçek haliyle gösterme şansı da verdi. Yıl boyunca aynı zamanda Ingiliz GQ ve V Magazine'e de kapak olan Penelope'nin dışında, Vogue'un yayınladığı bir diğer önemli kapak da eylül sayısında yer alan Kate Moss'du. Belki Moss'un en iyi kapağı değildi, ancak evliliğini ve başarısını kutlayan ve kraliçe olmanın altını çizen en iyi kapaktı. Elbette Vogue'un da uzun süredir cesaret edemediği bir kapak olması nedeniyle önemliydi.

4 // LULA: ANNA DE RIJK by YELENA YEMCH
Kapağa dikkatle bakarsanız ''girl of my dreams'' yazıyor. İlk bakışta oldukça masum bir kapak ve masum bir başlık. Biraz derine indiğinizde belki sezonun en fetiş yanını en seksi haliyle yansıtan tüm dantel kıyafetli ve LV outfitli kapakların yanında en seksisi aslında. Sade ve çarpıcı kelimesinden daha başka bir sıfat hak ediyor aslında. Biraz 60ların sonu 70lerin başı Fransız ultra seksi romantik-dram filmlerinde yer alan femme-fatale kadın havası da var aslında. Kapak derginin Fall / Winter sayısına ait bu arada.

3 // LOVE: NYASHA MATONODZE by MERT & MARCUS 
Lara Stone, MariaCarla Boscona, Hailee Steinfeld, Chloe Grace Moretz ve daha bir kaç tane daha. Love Fall Winter kapağını süsleyen isimlerdendi. Hepsi de çarpıcı ve supernatural, esasında benim hepsi arasında tercihim Moretz'li olandı ama son dakikada karar değiştirip Nyasha Matonhodze'li olanı seçtim Mert & Marcus'lu kapak Poe hikayesindeki kuzgun misali. Hala izlemediyseniz de derginin videosuna bir göz atın derim.

2 // VOGUE PARIS: LARA STONE by  INEZ & VINOODH
1234567. Lara Stone'lu Vogue kapağı. 1234567. Lara Stone'lu Vogue Paris kapağı. 123456789. Inez & Vinoodh'lu Vogue Paris kapağı. Tıpkı Şubat 2011de olduğu gibi Ağustos 2011 kapağı da Lara Stone'a aitti. Her iki sayının ortak özelliği ''özel koleksiyon sayısı'' olması. Kapağın alt-metninde yatan şeyin Emmanuelle Alt'ın Carine Roitfeld'in en sevdiği iki modelden biri olan Stone'u kullanıp arkasından el salladığı yönünde olsa da önemli bir diğer nokta açılan yeni Vogue Paris döneminin en iyi kapağı olmuş olması. Çok fazla tartışılan Gisele'li nisan kapağı ve Kate Moss'lu aralık / ocak sayısı da favorim olsa da tamamıyle Alt lensinden yayınlanmış ilk sayı olması da belki bu kadar sevmeme ve dergiye farklı yaklaşmama sebep olmuştur. Kisses Inez.

1 // VOGUE TÜRKİYE: EDITA VILKEVICIUTE by EMMA SUMMERTON
Kesinlikle iltimas geçmiyorum ve abartmıyorum, Vogue hakkında yine söyleyecek çok şey var, ama geçtiğimiz sene yapmış olduğum gibi derginin ikinci yıl sayısının yaklaşmasını bekliyorum. Vogue'un sene boyunca sadece 2 fiyaskosu oldu kapak anlamında. Paris Hilton bunun zirvesinde. Ki bana sorarsanız hiç de değil yine de. İsim eskimiş ve over-rated ama Terry Richardson'la birleşince ve nedeni açıklanınca anlamsız kaçmıyor. İkinci fiyasko ise şöyle özetlenebili: Dünyanın en güzel ve seksi kadınlarından olan Isabeli Fontana'yı ''yok artık daha çirkin gösteremezlermiş'' yorumum. Ancak 10 tane inanılmaz kapak. Ece Sükan ve Cüneyt Akeroğlu ortaklığı, Nisan, Ağustos ve Eylül sayılarını bir numara yapsa da elim nasıl olduysa Ekim sayısını yazdı başlığa. Kapağın büyütülmüş halini kesinlikle duvarıma asmak istiyorum. 
***
Konu kapak olunca yıl boyunca en iyiler ve hep en iyiler Vogue Türkiye'den geldi. Güzel kapak yapmak ise Bazaar İspanya ve İngiltere'nin en iyi bildiği şey. İtalya tabi Vogue sayesinde her zaman en fazla konuşulan işlere imza atıyor. Amerikan Vogue ise her zaman A Listleri seçebildiğinden yine en tepede olanlardan.
***
Bu arada;
Listeyi oluşturuken aklımda Tom Ford'un Another Man, Tuba Ünsal'ın XoXo The Mag, Kate Moss'un Harper's Bazaar UK ve Vogue Brasil, Harper's Bazaar Ispanya'nın Haziran ve Eylül sayıları ile Madonna'nın Harper's Bazaar USA sayıları da vardı.

28 Şubat 2011 Pazartesi

AND THE OSCAR GOES TO...

  • Törenin kötü geçmesinin nedeni Anne Hathway ve James Franco'nun kötü sunumu değil, textlerin eğlenceli halde yazılmamasıydı. Ve beklenen oldu androjen Oscarlara da damgasını vurdu.
  • Colin & Livia Firth ile Penelope Cruz ile Javier bardem en tatlı ikiliydi.  

photos via
style.com
zimbio.com

3 Aralık 2010 Cuma

ARALIK AYI DERGİ KAPAKLARI !!!

Normalde ya da genelde diyeyim bu yazıyı Bir Kürkseverin Notları blogunun yazarı Coşkun Hürsel yazıyordu. Ama bu seferlik ben de böyle bir şey yazabilirim dedim ve yazdım. Nedir bu yazı, aralık ayında yayınlanan dergiler hakkında ufak ufak notlar. Bir dergi kolleksiyoncusu olaraktan bu ay benim için inanılmaz bir hazineydi. Çünkü alınması gereken dergiler bir hayli fazlaydı. Zaten konserdi, yılbaşı hediyesiydi, doğum günleriydi diyerekten darbe yemiş bütçe dergiler sayesinde dibe de vurdu.

O zaman dergilerin anası Vogue ile başlayalım. Ve ilk durak Atlantiğin öteki yakasında ülkenin ismiyle değil de editörünün ismiyle anılan Amerikan Edisyonuna. Vogue Anna. Tüm Vogue'ların içinde en az albeniye sahip olan ve kapak konusunda ucuz moda dergisi Elle'den farksız olan Vogue Amerika'nın bu ayki kapağında Angelina Jolie vardı. Hollywood yıldızları ile dergi sattıran Wintour son zamanlarda bence artık adamı hasta etmeye başladı. Dergide herhalde Grace Coddington gibi gerçek bir moda editörü yer almasa derginin ''moda sanatı'' ile yakından uzaktan ilişiği olmaz.

Gelelim O'nun içi boş olan bir diğer edisyona. Karşınızda British Vogue ! Kimi zaman model -Kate Moss- ya da celebrity'leri kapağa taşıyan bu edisyon Amerikan versiyonunun kapağı gibi. Kanımca bir diğer albenisi olmayan dergi. Bu seferki kapağında ise Harry Potter yıldızı Emma Watson yer alıyordu. Derginin kapğaında kasım ayında durması daha yakışı kalıcakken Alexandra Shulman onu aralık kapağında görmek istemiş. İşte Wintour ile tek farkları bu. Gerçi Aralık sayısı zaten kasım ortasında falan yayınlandı ? Tıpkı Amerikalı kardeşi gibi bu kapak da Mario Testino tarafından çekilmiş. British Vogue ayrıca ik ayrı kapakla basıldı. Kapakların tek farkı koskoca Vogue başlığının ve yazılarının renl farkıydı.

Bu ay merakla beklediğim dergilerden biri de Vogue'un Ispanyol edisyonu. Kapakta Penelope Cruz'u gördüğümden beri derginin Türkiye'de yayınlanmasını bekliyorum. Neyseki Paris Vogue gibi sadece boş boş editöryallere bakmayıp bir şeyler de okuyabilicem. Bilgilendiririm sizi de. Peter Lindbergh tarafından fotoğraflanan Cruz aslında moda dergisine pek de yakıştırmadığım şekilde yani sadece ''yüz görünümlü'' şekilde çekilmiş. En azından klişeleşmiş bir şekilde çıplak poz vermemiş.

Vogue Italia ve Paris Vogue. Biri modanın anası biri babası. Gelgegelim 35milyonu Vogue Italia'ya yatıracak kadar fashionisto ya da fashionmaniac değilim. Haftalarca en merak ettiğim 3 kapaktan biri olan derginin üstünde siyah bir Gisele Bündchen ve Preview S/S'11 yazısını görmek beni üzse de, internete düşecek editöryalleri 4 gözle bekliyorum.Ki bu yazıyı editlerken Kate Moss editöryalinin düştüğünü gördüm. Ayrıca görüldüğü üzere kapaklarda bir kararma var. Franca Sozzani'nin dahiyane moda anlayışı beni benden alsa da benim daimi favorim Fransız meslektaşı Carine Roitfeld.

Ona karşı olan sempatimi bir başka yazıya saklamak isterim anca şu an için ''Religion: Carine Roitfeld'' desem yeridir sanırım. Koltuğunu Masyıs ayı için Penelope Cruz'a devrettikten sonra Aralık / Ocak sayısı için de Tom Ford'la bir oldu. Roitfeld'in ''A Single Man'' sonrasında kendisine aşık olduğum Tom Ford ile ortaya çıkarttığı bu dergi benim için mücevher değerinde desem abartmış olmam sanırım. Kapak güzeli Daphne Groeneveld ise Lara Stone'un kopyası gibi. Birçokları gibi ben de ilk kapağı gördüğümde ''bir kez daha mı Lara Stone ?'' dedim. Kırmızının ve siyahın uyumu deri objelerle süslü bir salonda yan yana durmuş kan kırmızısı bir şarap ve bitter bir çikolata tadında. Nerdeyse kapak adamda afrodizyak etkisi yarattı diyeceğim yani. Neyse ayın 15inde gelicekmiş Türkiye'ye. 4 gözle bekliyoruz diyorum. Mert Alas & Marcus Pigott'a ise tebrikler.

Ve gelelim beni yayınlanmasından önce uykusuz bırakan, hatta rüyalarıma giren, ilk başlarda benim için sıradan bir dergi olan ancak daha sonra bir çeşit ''bağımlılığa'' dönüşen Vogue Türkiye kapağına. Ekim ayında yaratılan kapağıyla climaxe ulaşan dergi bu ay da bu başarıyı devam ettirmişe benziyor. Aslında hala ikilemdeyim ! Altın sarısı arkaplanı ve kıpkırmızı elbisesiyle oldukça itici gelebiliyor ilk görüşte, ancak dikkatli bakıldığında o altın sarısı ellerle ''vogue pozunu'' veren McQueen elbiseli Maryna Linchuk'u o elbiseyle başka bir planda düşünemiyorsunuz. Fahionspot başta olmak üzere bir çok forumda da beğenilen ve 4 ana Vogue dışında en beğenilen edisyon olarak lanse edilmesi de beni mutlu etti. Dergiyi ortaya çıkaran fikirleri, her ay bir tema üzerine kurulma fikrine tapıyorum. Zamansızlık kavramını, tüm dergilere temasını sattıran ''disco moda''sını başka kim Osmanlı Imparatorluğu ve Hürrem Sultan ile bir araya getirebilirdi ki ? Bravo Vogue ! Tuba Büyüküstün ve Hatice Arslan sonrasında Demet Evgar'ı bizlerle buluşturmaları ise harika. Geriye tek bir isim kalıyor. Muhteşem Caroline ile Wilma Eles. Gotik Givency ile sarışın bir Avrupalıyı dergide görmek keyif verici olurdu.

Bu ay sepetime iki dergi daha fazla eklettirmeme sebep olan editörlerden biri kapağına Sophie Ellis- Bextor'u diğer ise Tarkan'ı taşıdı. İlk olarak Elle ile başlayalım. Başlamadan önce şu notu belirteyim, kimse bana dergiye El dedirttiremez isterseniz bana kıro deyin onun ismi ELLEdir. Gelelim kapağa. Sen kalk 11 sene sonrasında adam akıllı bir kapak yapmaya çalış, her ne hikmetse Elle'nin baş patronu (Conde Nast'ı biliyorum ama sizinkini değil) bu sene bir erkeğin kapakta yer almasına karar vermiş. Komik değil mi ? Sırf Tarkan'ı kapak yapamayan ekip de yanına bir de yanına kız yerleştirmiş, ancak gelin görün ki kapak dahil hiç bir yerde canım modelin ismi geçmiyor. Varsa yoksa Tarkan ! Hani o süs mankeni olmuş. Tarkan'ın smokinine gelecek olursam ise klibi ''Öp Öp''de bile daha güzeldi. Tüm bu davranışlar biraz ''pathetic'' gibi geldi. Neyse. Son olarak belirtmem gerekirse o editöryalin içinde sarı rengimsi Miu Miu elbisenin yeri yoktu, zira ezberlendi, onun yerine başka bir şey giydirilebilinirdi kıza. Tarkan'ın ve kızın çırılçıplak banyoda yattığı görüntü ise hiç estetik değil, mesele Tarkan'ın kıllı falan olması değil. Biraz sanat biraz bakış açısı. İtiraf etmem gerekirse heyecanlanmıştım. Ama Elle fos çıktı. İlk kez aldığım dergi beni içerik açısından da tatmin etmedi ayrıca. Parama acıdım. Yaratıcılıktan yoksun bir kapak olmuş.

Gelelim Harper's Bazaar'a. Elle gibi pek de el emeği kapak hazırlamayan bu dergi de bu ay kapağa Sophie Ellis- Bextor'u taşıdı. Şarkıcının twitterından bu haberi öğrenmemiz iyi oldu, ama kapağı görünce hayal kırıklılığına uğradım, sen kalk 40 yılın başında böyle bir kapak fikri ortaya at, ama inanılmaz saçma bir görseli kapağa taşı. Her ne hikmetse HB'da bu sene böyle büyük bir ismi kapağa taşımaya kalkışmış. Akif Hakan Çelebi tarafından fotoğraflanan Bextor'un üstündeki Lanvin, styling ise Claudia Behnke tarafından gerçekleştirilmiş. Sophie Ellis'i daha sonra blogumda zaten konuk edeceğim ve o zamana kadar üşenmezsem editöryalleri de kapak ile beraber scan ederim. Evet scan ederim. Zira Harper's Bazaar'ın ne bir internet sitesi, ne güncellenen FaceBook sayfası ne de Twitter'ı var.
Editoryallerinde pek de hikaye yok, ancak stylingi beğendim ve enteresan olan diğer noktası ise kapak kızının ve kapak konusunun bir anda işlenmemiş olması. Yani Sophie'yi en güzel parti elbiseleri ve gece kıyafetleri içinde değil normal bir temada buluyoruz. Ancak dergiyi ve diğer editöryalleri beğendiğimi eklemeliyim. Bugune kadar kaçırmışım. Yalnız derginin neden editör sayfası yok ?

Vogue TR gibi Harper's Bazaar da Jagger kadınlarına yer vermiş. Ancak o sadece Georgia May Jager'ı seçmiş. Kasımda Vogue'da gördüğümüz Azra Akın'da bu HB'da. Garance Dore'un Türkiye seyahati ise yine dergide bulabileceklerinizden.

Volume 2 yolda.

20 Haziran 2010 Pazar

SEX AND THE CITY 2 (THE MOVIE & THE OST)

Nihayet, evet nihayet...hem vizyona bir hafta geç girdi hem de ben ancak bir hafta sonra seyredebildim. İşte Sex and The City işte New Yorklu 4 muhteşem kadın. Carrie, Samantha, Charlotte ve Miranda ...Sarah Jessica Parker, Kim Cattrall, Kristin Davis ve Cynthia Nixon.
IMDb'nin 10 üzerinden 3.1 vermesi nedeniyle ve de birinci filmin çok gereksiz bir içeriğe sahip olması yüzünden bir taraftan kendimi kötü bir film izlemeye hazırlamışken diğer tarfatan da milyonlarca kez izlediğim fragman ve bu muhteşem 4lü ayriyetten filmi izleyen arkadaşlarımın övgüleriyle beraber heyecanım iyice artmıştı.

Ve bekelenen an gelir, salon kararır arka planda Alicia Keys sesiyle Empire State of New York / I love youuu Nuuuyorkkkk diye şarkı çalıp, şehrin en tanıdık, meşhur güneş altında parıldayan gökdeleneleri bir bir arzı endam eder. Durun ! işte apartmandan çıkıp bize doğru gülümseyen Carrie değil mi ?? evet evet ! ve artık film başladı işte. Liza Minelli ve gay düğün'ün ardından 4New Yorklu kadın ''I don't think we're in Kansas any more'' diyerekten lüks cenneti Abu Dhabi'nin görkemli oteline yoksa saray mı demeliydim, giriş yaparlar. Carrie'nin ''sparkle'', Samantha'nın ''seks'' arayışı, Charlotte'un iç çamaşırı giyinmeden üstüne beyaz atlet geçiren bakıcısı ve Miranda'nın patronu dışında konu yok. Ki aslında bunlarda geri planda filmi süsleyen detaylar. Ancak filmde yapılan o komik esprilere ve de ince politik göndermelere de sözüm yok ! Başarılı olmuş, peki ya peçe altından patates kızartması yiyen kadına ne demeli. Ya Samantha'nın Baharat Çarşısında erkeklerin ortasında sergilediği o hareket.

Milyon dolarlık gardrop, ultra lüks markalar, mücevherler, şaaşalı davetler, Miley Cyrus ve Penelope Cruz. Film aslında 3.1i hak etmez, çünkü konu yok, ama bu nasıl iştir ki yaklaşık 3 saat boyunca bir dakika sıkılmıyosun, gözünü ekrandan alamıyosun ve bittiğinde üzülüyosun. Tanrım yoksa lüks düşkünü müyüm ben ?? OMG :P

Filmin soundtrack albümüne bakacak olursak ise birinci sınıf sanatçıların yer almasına rağmen şarkıları pek beğenmedim. Liza Minelli, Natasha Atlas, Dido, Cee Lo, Jennifer Hudson, Leona Lewis, Cyndi Lauper, Erykah Badu ve Alicia Keys. Albümde aynı zamanda filmdeki erkek koroların söylemiş oldukları şarkılar dışında, muhteşem dörtlünün kareokesi de bulunuyor. Hımm ve filmin cidden eğlendiren ve benim de summer hit olarak seçtiğim şarkı Ricki-Lee // Can't Touch It. Ha unutmadan bir de Euphrates Dream; SATC albümünde mezdeke :P

Herşey filmden ne beklediğinize bağlı. 6 sezon + 1 film'in ardından değişen hiçbir şey yok. Konu aynı, odan noktası aynı, izleyiciyi kendine çekme stratejisi aynı. Yok abi ! benim karnım tok bu yalanlara diyosanız, izlemeseniz de olur, ama olur da izlerseniz hiç pişman olmazsınız. Bu arada filmin 3.sü hakkında dedikodular çıktı bile ! ''3. mü ?? Ohh Tanrım '' dediğinizi duyar gibiyim, ama bir spin-off olarak kızların 80lerdeki hallerini çekmeye çalışsalar sanırım hiç de fena olmaz.

19 Nisan 2010 Pazartesi

HERE A DREAM COMES TRUE =) THANK YOU VOGUE


Bilen bilir Penelope Cruz, Kate Winslet, Meryl Streep ve Julianne Moore 'a ne denli aşık olduğumu. Bir de oldukça garip bir huyum vardır; sevdiğim bütün ünlülerin de birbirlerini sevmelerini isterim en azından beraber işler yapmalarını dilerim. Ve bu hayalimi bu sefer de VOGUE PARIS gerçekleştiriyor. Vogue Paris 2010 Mai Issue' yu Penelope Cruz'a adamış.

Karşımızda da üç ayrı kapak var ! Birinde tüm saydığım oyuncular birinde Bono ile Pene, diğerinde ise Pene ile Meryl ! (Tamam moda konsunda ilgiliyim abartılı bir ilgiye sahip olmadığım için Vogue TR benim için yetiyor; ama dünyanın en önemli oyuncularının bir arada olduğu bu dergiyi kaçırmamak lazım açıkçası-) Bu arada Naomi Watts yerine Cate Blanchett ya da Tilda Swinton'ın da o kapakta yer almasını dilerdim. Gwyneth Paltrow'a aşık olmasam da çok severim =) o kapakta kalabilir :P

PS: Haberin kaynağı için SILKYWORLD'e de teşekkür ederi.



Anne Wintour'lu Amerikan Vogue 2010 May Issue kapağında ise Mayıs sonunda vizyona giricek olan Sex and The City yıldızı Sarah Jessica Parker'ın olduğunu da bu vesileyler hatırlatayım ??


Sahi Vogue TR kapağında kim var ??

30 Mart 2010 Salı

ALIŞVERİŞ SEPETİMDE NELER VAR !!!

Bilen bilir aslında oldukça garip huylarımın olduğunu :P Örneğin dergileri sadece D&R'dan alırım, ve muhakkak her ayın son günlerinde ya da ayın ilk günününde bu ritüeli gerçekleştiririm. 5-6 tane dergi aldığımdan ay sonuna zaten ancak biter, hatta bazen bitmez bile; dolayısyla dergilerim bitti hadi yenilerini alayım gibi bir şey ay ortasında da gerçekleşmez. Ayrıca dergilerimi D&Rdan almadığım zaman kendimi kazık yemiş gibi hissederim hatta o ay dergi almamışım hissine bile kapılırım. Dergiler konusundaki bir diğer ilginç huyum ise; paketler muhakkak ilk benim tarafımdan açılmalıdır; ayrıca ben okumadan kimse o dergiye dokunamaz; işte bu tür ilginçlikler.


Neyse aslında bahsetmek istediğim konu bu değil, ancak madem konu açılmışsa garip huylarımdan da biraz olsun bahsetmek istedim sadece. İşte uzun lafın kısası ben yine mart sonu geldiği için D&Ra gittim. Dergiler birer birer sepete eklendikten sonra ikinci durak Fırsat DVD durağı. Evet 4.5 milyonluk DVD'lere alışığım ancak 2.5 milyona hem de kaliteli filmler görünce 4 tane edinmeden kendimi alı koyamadım. Bu arada sevgili D&R'ı en favori filmimi ki kanımca ben yaşlardaki binlerce gencin favori filmi olan Eternal Sunshine of The Spotless Mind filmini 2.5 milyona satmasını esefle kınamaktayım. O filmin değeri 20 milyondur. Neyse vakti zamanında 4.5 milyona aldığım için teşekkür eder ve lafı daha fazla uzatmadan post'un asıl yazılma amacına bağlamak isterim cümlelerimi.

İşte aldığım o 4 film.

Şu filmlerin güzelliğine bakar mısın ?? Birinde Breakfast @Tiffany's de gördüğümden beridir aşık olduğum Audrey Hepburn. Diğerinde rolleriyle Oscar kazanan Katherine Hepburn ve Henry Fonda ve bunu alan bunu da alır misali bir de Jane Fonda dopingi. Bir diğerinde ise sanırım Hollywood'un görüp görebileceği en yakışıklı erkeklerden biri olan (ki eğer itirazı olan varsa muhakkak Tenesse Williams'a ait olan StreetCar Named Desire oyununun uyarlamasını görmeli) Marlon Brando ve hala taşlığını sürdüren dünya sinemasına bir armağan olan Sophia Loren. Vee son olarak JamesMayer'in tağptığı iki ismin bir arada yer aldığı Johnny Depp ve Penelope Cruz (ki kendisi ben tarafından ve tanrı kadını yarattı vol2 olarak anılır, vol1 merak edenler için- Kate Winslet) filmi. Eee daha nolsun yani ?? Şimdiii sonuç olarak bu alışveriş oldukça karlı olmamış mı sorarım size :p

PS: Yazıda D&R reklamı yapılmamıştır :D ama sevgili D&R yetkilileri eğer yazımı okuyosanız sizlerle bu konuda bi anlaşma yapabilirim doğrusu :D

8 Mart 2010 Pazartesi

ACADEMY AWARDS // RED CARPET SHOTS & COMMENTS (YEAH I WRITE ABOUT FASHION :P) EDITED !!


Merakla beklenen gece geldi çattı. Saat 11 sularında NTV'de Yekta Kopan, Dilek Hanif, Tuğrul Eryılmaz ve Mehmet Acar ile başlayan Turkish Pre-Show, saatler 12.30u gösterdiği zamanlarda Hollywood Kodak Theatre'a kaydı ve Let The Begin Red Carpet Show denildi.
Yazıma ilk olarak ben de kırmızı halı görüntüleriyle başlayacağım, beğenmediğim bi kaç elbise dışında bütün kadınlar muhteşem gözüküyodu. Yanlızca şunu belirtmeliyim ki Penelope Cruz, Sarah Jessica Parker ve Jennifer Lopez en yakın zamanda kuaförlerini değiştirmeliler. Saç telleri oradan buradan çıkmış dağınık bi vaziyette katıldılar geceye resmen.

Bunun dışında söylemek istediğim bir diğer önemli ayrıntı ise Golden Globe'lardan sonra Academy Ödüllerine de yağmurun damga vurması, neyseki vaktinde alınan önlemler GG'larda olduğu gibi rezilliğe sebebiyet vermedi ve ünlü hanımlar ıslak elbiselerle arz-ı endam etmek zorunda kalmadılar.


Kırmızı halıda görmek isteyip de göremediğim bir çok isim olduğunu belirterek, Red Carpet Host'ların çok kalieteli olduğunu da vurgulayarak ve de gecenin moda yorumlarını yapan beyfendinin mükemmel olduğunu ve de Dilek Hanif'ten çok daha doğal (En azından tüm kıyafetlere güzel demedi, eleştirilmesi gereken yerlerde de eleştirilerini yaptı.) olduğunu söyleyerek aranızdan çekilebilirim.

Kanımca gecenin en berbat giyinen ismi Zoe Saldana oldu. Hatta o kadar kötü ki Precious yıldızı Gabourey Sidibe'den bile daha kötü. Saçı, makyajı ve vücuduyla bir bakıldığında inanılmaz ötesi görülen Maggie Gyleenhaal'un elbisesini ise yine beğenmedim. Mariah Carey yine her zamanki gibi abartılı bir şekilde karşımıza çıktı. Göğüslerini sergilemekte oldukça cömert davranan şarkıcı aynı zamanda bizlere derin bir yırtmaç sayesinde de kalın bacaklarını göstermekten çekinmiyodu.
Az önce yazının girişinde de bahsettiğim SJP, Pene ve JLO yine gecenin en muhteşem isimlerindendi. Yaşına rağmen hala tüm güzelliği üzerinde olan Helen Mirren ise yine ihtişamlı bi şekilde arz-ı endam etti. Cameron Diaz ve Amanda Seyfried yine göz doldururken sevgili Mo'Nique; Dilek Hanif'e göre king fisher rengine sahip olan bir elbiseyle kırmızı halıda boy gösterirken bizleri kıllı bacaklarından mahrum etti. Yine benim sevmediğim ancak insanların ayıla bayıla övgüler yağdırdığı bir diğer kostüm ise An Education'ın Oscar adayı yıldızı Carey Mulligan oldu. Tüm zamanların yegane Female Director'u olarak tarihe geçicek isim Kathryn Bigelow ise sade ama yine bi o kadar da şık olan isimlerdendi. Yine bir çoklarının beğendiği ama bana sorucak olursanız oldukça abartılı olan Up In The Air yıldızı Vera Faminga'da gecede göze çarpan isimler arasındaydı. Ve son olarak bir diğer Avatar Star Sigourbey Weaver krımızı elbiesi ve siyah kurdelası ile kesinlikle göz dolduruyodu.


Veee gecenin asıl yıldızları. Meryl Streep, Kate Winslet, Sandra Bullock, Demi Moore ve Anna Kendrick. Hepsi de kesinlikle 10 üzerinden 10 alıcakardır ve önümzdeki günlerde kesinlikle tüm modacılar onları övüyo olucaklar.

Veee o muhteşem erkekler. Hiç kuşkusuz gecenin yıldızı Tom Ford oldu. İnanılmaz duruşunun gölgesinde kalsalar da Jake Gyllenhaal, Gerard Butler, Sam Worthington da yine gecenin süper giyinen beyleri arasında yerlerini almışlardı. Ha unutmadan gecenin moda yorumculuğunu üstlenen o yakışıklı beyfendi de Tom Ford ile yarışıcak düzeydeydi.

Şu anda okula gitmem gerektiğinden dolayı, pek fazla resim ekleyemeden yazıyı burada sonlandırmak zorundayım. En kısa zamanda tüm o ihtişamlı kıyafetlerin bulunduğu resimler bloguma eklenecektir.

28 Şubat 2010 Pazar

YOUR MONTHLY MUSICAL MAGAZINE: HERE IT IS APOLLO MUSICAL BOY

Geçtiğimiz 31 Ocak'ta hazırlamış olduğum müzikal yazıdan sonra her ay sonunda müzikal yazılar yazma düşüncesini kendime aşıladım ve şimdi de bunu gerçekleştiriyorum. (Hayır mail kutum tebrik yazılarıyla dolmadı :P)
Anyways ilk başta ayın en iyi single'larını sıralamak istedim.
Tiesto feat. Nelly Furtado: Who Wants To Be Alone
Melanie Fiona: It Kills Me
Timbaland feat. Katy Perry: If We Ever Meet Again
Kesha feat. 30H!3: Blah Blah Blah


Bunun dışında bu ay en çok
MJ 3D Tribute feat. Celine Dion, Usher, Jennifer Hudson ve Carrie Underwood
Leighton Meester: Your Love's Drug
Madonna: Vogue
Emilia Torrini: If you Go Away

30H!3 feat. Katy Perry: Strastrukk parçalarını dinledim.

Ay boyunca kulağımdan eksik etmediğim 2 de albüm vardı.
Sade: Soldier Of Love
Kesha: Animal Ki bu albüm tanıtım yazıları da Mart ayında sizlere ulaşacaktır.


Müzik delisi biri olarak henüz vizyona giren Nine feat. Penelope Cruz, Marion Cotiilard, Kate Hudson, Fergie, Nicole Kidman, Judi Dench, Sophia Loren & Daniel Day Lewis filmini de izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Bu arda ufak bi not ekleyerek Ömür Gedik'e seslenmek istiyorum lütfen yazılarınızı yazmadan önce bir ünlü şahsiyet hakkında bilgi vereceksiniz Google'a bir başvurun, ya da olmadı mail adresim profil sayfamda yazıyor zaten.

Ay boyunca gündemden düşmeyen Beyonce ise 6 ödülüyle havasını atmayaraktan (ki kızceğizin ne kadar humble olduğunu gördük) hem dünya turnesini Karayiplerde sonlandırdı, hem Alicia Keys ile Brezilya'da videosunu çekti hem de Lady Gaga ile Telephone videosunu yaptı. Busy B aynı zamanda Heat adlı kokusunun da tanıtımını yaptı. Whoaaa she must be crazy ! Congrats B

Mart Ayında yayınlanacak albümler ise şöyle:
Jamie Foxx// Body
Gorillaz // Plastic Beach
The White Stripes // Under Great White Northern Lights [Live]
The Scorpions // Sting In the Tail
Justin Bieber // My World Part 2
Goldfrapp // Head First
Usher // Raymond vs. Raymond

20 Ocak 2010 Çarşamba

LOS ABRAZOS ROTOS

Whoaaw bugün sonunda seyrettim şu muhteşem filmi, en sevdiğim oyuncuların başında gelen Penelope Cruz ve yine en sevdiğim yönetmenlerden biri olan Pedro Almodóvar'ın ortak çalışması olan Los Abrazos Rotos.

VC Barcelona sayesinde aşık olduğum Cruz bir kez daha beni büyüledi, yine de onu daha önce Volver'de ve VC Barcelona'da daha başarılı bulmuştum. Todo Sobre Mi Madre sayesinde keşfettiğim ve o günden beri bende bir tutku haline gelen Almodóvar ise yine beni büyüledi.

Sinema hakkında engin bilgilerim olmadığı için sizlere yapabileceğim tek şey sadece türkçe'nin bana elverdiği kadar sıfatı kullanıp filmi övmek olucak.
Senaristliğini ve yönetimini Almodóvar'ın yapmış olduğu filme gelicek olursak 50lerinde kör bir yönetmen Mateo (Harry Caine), onun yardımcısı (menajer, prodüktor ne derseniz) Judith ve oğlu Diego. Elbette bir de oralarda bir yerde duran Lena.

Diego, annesi Judith'in bazı şeyleri kendisinden sakladığını söyler ve bir gün annesinin Madrid dışında olduğu zaman Mateo'dan ona herşeyi anlatmasını ister. Bir anda kamera 14 sene öncesine döner ve olay başlar. Tabi 14 sene öncesi ve sonrasının bir diğer kahramanı da Ray X- ki yine filmde kilit bir noktada durur. Herşeyi öğrendiğini sanan Diego ve her şeyi anlattığını zanneden Mateo ise yanılmaktadır, Judith'in Madrid'den geri dönmesiyle bir çok yeni şey de açığa çıkar !

Bu arada hikaye bu kadarla da sınırlı değildir; film içinde film diyerekten Los Abrazos Rotos içerisinden bir de ''Chicas y Maletas'' (Kızlar ve Bavullar) çıkar. Elbette şaşırmayacağınız gibi filmin başrol oyuncusu Lena'dır, yani Penelope. Burda bir de devreye Lena'nın aşığı Ernesto devreye girer.

Geçtiğimiz sene Cannes'da gösterime girdikten sonra sonbahardan itibaren vizyonlara da dağıtılan filmi görmek için hala şansınzı kaçırmış değilsiniz ! Şuraya göz atarak size en yakın sinemaya gidebilirsiniz.

Altın Palmiye'yi ele geçiremeyen Almodovar, Golden Globe ödül töreninden de 'En İyi Yabancı Film' kategorisinden boş döndü. Bakalım bir kaç gün sonra açıklanması beklenen Acadamy Ödüllerinden adaylık koparabilecekler mi !
Belki yazımla sizi etkiyemedim ama, bence kesinlikl izlenmesi gereken filmlerin başında geliyor. 5 yıldızı da hak ediyor.