Anne Hathaway etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anne Hathaway etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2013 Salı

2012- EN ÇARPICI KARAKTERLER

Yine başlık seçiminde bir hata var. Tamam en çarpıcı olanları olmayabilir, ama benim en sevdiğim karakterler. Biggest comeback yapanlar. Most underrated olanlar. Geçmişi yeniden canlandıralar. Kendileri için biçilmiş kaftanı giyenler. Hepsinin ortak noktasında ise bir tutam saçmalık var. Ne demiş tumblr kızı. "Fuck Normal!"

Eva Green- Dark Shadows
Senenin en saçma salak eğlenceli filmi Tim Burton'dan geldi. Summer blockbuster'ı Michelle Pfeiffer'a kaybettiği şöhreti, Hollywood'a Bella Heatchote'u verirken Eva Green ve Johnny Depp'e de tüm zamanların en ateşli seks sahnesini armağan etti. Her zaman olduğu gibi Eva Green yeniden görmezden gelindi. Evet, hem de Akasya Durağı'ndan fırlamış kadın karakteriyle bile. Golden Globe, en iyi komedi kadın ödülüm sende Green.
Anne Hathaway- The Dark Night Rises
Michelle Pf.'ın ününün yeniden canlanmasının tek sebebi elbette Tim Burton değildi. Pısırık, aile kızı Anne Hathaway'den kedi kadın olur muydu? Peki, olduğunu düşünelim. Michelle kadar iyi iş çıkarabilir miydi? Sonucun Les Mis'dekinden çok daha iyi olduğunu iddia edebilirim.

Charlize Theron- Snow White and the Huntsman
Balgamı ağzından akmadan hemen önceki anda çıkan ses kadar dolgun ve kışkırtıcı ses tonuyla "evil queen insanın kendine yakışanı giymesidir" dedirten Charlize Theron. "Mirror, mirror on the wall. Who is fairest of em all." // Başka kimsenin ses tonu bu kadar sex diye bağıramaz. "Lips red as blood, hair black as night. Bring me your heart, my dear, dear snow white."

Matthew McConaughey- Killer Joe
Senenin en popüler erkek oyuncusu kimdi deseler Matt Mc'ın poposu deseniz kimse sonucu sorgulamaz. B Sınıfı Hollywood romantik-komedilerinden Cannes açılışlarına sınıf atlayan Mc, sadece Jessica Chastain gibi porno oyuncularıyla yarışacak kabarıklıkta filmografi yaratmadı aynı zamanda nasıl derler Amerikalılar "He just nailed them all." Üstelik geriye de sinema tarihinin en kült sahnelerinden birini bırakarak. Hayır "Magic Mike"daki butt dance'inden bahsetmiyorum. Bu arada, put that panths back on!

Nicole Kidman- PaperBoy
Film tam anlamıyla Nicole Kidman'ın, Zac Efron üstüne işemesiyle pazarlansa da filmin vaat ettiği şey çok daha fazla. Hayır hapisanedeki mastürbasyon sahnesinden de fazla. Nicole Kidman. Botoks şişleri inmeye başlayan Pamelo Anderson ilham kaynağı. Who cares? Kidman yıllar sonra beyaz perdeye muhteşem bir karakteri canlandırarak döndü. Hem de ödül sezonunda oldukça göz ardı edilen bir rolle. Give goddamn Oscar to Kidman Academy!

Maggie Smith- The Best Exotic Marigold Hotel
Pek tabii Judi Dench'le best lesbian couple ever olabilirler. Aksiliğin sebebi farklı mı diye düşünüyodunuz yoksa.

Jude Law- Anna Karenina
Levin'in kızıl sakallarını kıskanmak dışında "Anna Karenina"daki en güzel şey extreme soğukkanlı, duvar gibi, hissiz bir Jude Law izlemekti. Yine görmezden gelindiğini düşünüyorum.

Denis Lavant (M Oscar)- Holy Motors
Eva Mendes bile bir canavır yanında sakinliğini koruyabiliyorsa?

Full Cast-MoonRise Kingdom
She is just so big Tilda Swinton. Aptal aşıklar. Edward Norton ve çorapları. Ridiciuously fantastic. Extremely  bombastic.

Quevenzhane Wallis- Beasts of the Southern Wild
"Alphabet called wants her letters back!" Jennifer Lawrence called wants her Oscar back. Moonrise Kingdom sevimliliği reloaded.

5 Şubat 2013 Salı

ÖNLENEMEZ ÇAĞRIŞIMLAR

Farklıdır onun yüzü
Anlatır hep gözü
Heycanlıdır
Keşfeder, yaşar, görür!
Öğrenir.

Charlotte Rampling ve onun vücuduyla değil de gözleriyle oynadığı efsanesi son günlerde çokça dinlediğim 123 şarkısı "Trip"i dinlerken yine aklıma geliverdi. Yukarıdaki sözler şarkıdan. Yukarıdaki kare de hatırladığım kadarıyla film boyunca sadece yüzünü izlediğimiz "The Mill and The Cross"tan.

Hazır Rampling demişken şu sahneyi de paylaşmadan edemiyecem. Huppert ile en sevdiğim oyuncuların başında gelen Rampling'i çok seyrettim, ancak hiçbir yerde alttaki videoda özellikle 0.45'ten sonra sevdiğim kadar sevemedim. Zaten "Swimming Pool" da bugüne kadar en fazla seyrettiğim film sanırım. 
Bu arada François Ozon'un en son filmi "Dans La Maison" da uzun zamandır wishlist olarak izlemek istediğim filmlerin zirvesinde. Kristin Scott Thomas ve Ludivine Sagnier, Clemence Poesy ve Melanie Laurent sonrası en sevdiğim Fransız Emmanuelle Seigner bir arada filmde.  

Ayrıca da "Salmon Fishing in the Yemen"in görmezden gelinmeden Golden Globe'lara aday olmasına çok sevinmiştim, ama KS Thomas yardımcı dalda resmen unutulmuş. Senenin en komik karakterini o yaratmıştı resmen. 

Gitmeden; "wishlist"te yer alan bir diğer film de "Night Train To Lisbon". Rampling ve Laurent bir arada. Ha, ayrıca filmin yönetmeni Bille August 1998 yapımı ve Liam Neeson, Geoffrey Rush ve Uma Thurman'ı bir araya getiren "Les Miserables''ın da yönetmeniymiş.

"Les Miserables" demişken: Sizce de -özellikle de ödül sezonunun- en kötü filmi değil mi? Şarkı söyleyemeyen bir Russell Crowe'u yönetip böbürlenen Tom Hooper yetmezmiş gibi Hugh Jackman da o kadar parlak değil. Üstelik yıl boyunca Anne Hathaway'in etrafta salya sümük bir romantiklikle "Ehe ehe annemin oynamış olduğu rolü yeniden oynadım." "Bakın rolüm için saçlarımı kestirdim" diye gezmesi de cabası.

Çeşitli nedenlerden dolayı eski yazılarımı da pek sevmem ama "The Mill and The Cross" demişken şunu yeniden paylaşmaktan kendimi alamadım. Yalnız sayfayı açarsanız yazılara bakmazsanız sevinirim. 

5 Ocak 2013 Cumartesi

HAFTANIN KAPAKLARI

Bilmiyorum bu gelenek ne kadar uzun sürer ama.

Geçen ay senenin en iyi kapaklarını sıraladığımda Esquire Russia'nın harika kapaklarından bahsetmiştim. Kapakları hep aynı aslında. Semi close-up shotlar ve ayın A List ünlüsü. Bu tür sade kapaklar aslında hep hoşuma gidiyor. Kaldı ki moda dergisi değilseniz oldukça da ideal.

Yalnız ekibin bir de hilesi var. Kapaklarındaki fotoğrafları kendileri çekmiyor. Ancak büyük edisyonların kapaklarından aşırma da değil. Bu yüzden göze batmıyor aslında. Yani oldukça orjinal.

Kapakta hiç spot olmamasını da hep sevmişimdir. Daha cool bi kere. Hem de daha davetkar. "Bizi bilen bilir,  iki spotla kendimizi sattıracak değiliz" diyor sanki. Ha, alırsın okursun. İçeriği beğenmezsin. Sonra da şöyle dersin "never judge a mag with its cover." Ya da güzellik mi akıl mı? Neyse Rusça hakkında en ufak bir fikrim yok da, içerideki görseller çok hoş. Moda çekimleri ve diğer editöryal çekimler "Hacı biz Rusuz Sibirya kadar soğuğuz" diye bağırıyor. Dergi ne olursa olsun içeriğin ülkeyi temsil edebilmesi gerekiyor bence. (Yani bu tartışmalı oldu da. İyi bir konu çıkar belki bu cümleden.)
Böyle yaratıcı kapaklar pek yapılmıyor artık. Zaten Bazaar da yaratmadı. Yeniden çekim yaptılar. Neyse en azından başka bir dergiden değil. Kendi tasarımlarını Anne Hathaway ile canlandırdılar. Yine de fena olmadı. A List dergiler, A List isimlerle yaratıcı şeyler yapmaktan kaçınıyor. En son V'nin Winter sayısı bu önermeye karşı gelerek Jean Paul Goud ile Scarlett Johansson'u bir araya getirmişti.

Gerçi bu kapak da kiyosklarda değil de abonelerin kapılarında satışta. Bazaar hep yapıyor zaten bunu.

29 Mayıs 2012 Salı

SUMMER BLOCKBUSTERS

Yaz filmleri -özellikle Türkiye için ikiye ayrılır-. A Grubu'ndakiler, blockbuster filmlerdir. Çoğu Dünya'yla aynı anda Türkiye'de de vizyona girme hırsı taşısa da bazıları da mayıs boyunca kırmızı halıdan takip ettiğimiz filmleri izleme vaktidir. B Grubu filmleri ise -sıkıcı- Fransız filmleriden ibarettir. Sıkıcı dememe bakmayın, aslında bu tamamıyla dağıtımcının vizyonu sebebiyledir.

B Grubu filmler bir başka post konusu olmaya bekleyedursun, bugün, şimdiden senenin box office şampiyonu ilan edilen filmlerin tarihini bir köşeye bence not etmeli.

The Snow White and The Huntsman- 1 Haziran
Kadro açıklandığında herkesin ağzında tek bir soru: Kristen Stewart'tan Pamuk Prenses olur mu? Kardeşim bu ne Stewartmış dediğinizi duyar gibiyim, zira 'On The Road' için de aynı sorunlar meşgul etmişti bizi. Ancak gelin görün ki burada bizi asıl meşgul etmesi gereken isim belki de kariyeri boyunca 'Monster' sonrası en doğru rol seçimini gerçekleştiren Charlize Theron. Kraliçeler katında kendine yer edinmeyi başaran Charlize magazin basınından tanımış olduğumuz hükümet gibi kadın tanımlamasını bu sefer filmde canlandırmaya karar verdi. Youtube'daki fragmanda bile beni titreten ve kendimden geçiren Theron'u bir de sinemadaki fragmanı izlerken ruhumu Şamanlara teslim ettiğim doğrudur. Hikayenin masalsı özüne sadık kalan Tarsem'in aksine karanlık, gotik ve aksiyonu olan bir Pamuk Prenses izlemek için ise ben çoktan gün saymaya başladım.

Prometheus- 1 Haziran
Alien filmlerinin devamı gibi duran Prometheus'un kadrosunda ise orjinal ejerderha dövmeli kız Noomi Rapace, nokta noktası adından daha meşhur Michael Fassbender, Guy Pearce ve Charlize Theron bulunmakta. Gözünüz Sigourney Weaver'ı arıyor farkındayım. Bilim-Kurgu ve Korku en favori türüm olmasa da kadronun sağlamlığından insan merak etmiyor değil filmi, üstelik tüm bu artan merakın sebeplerinden biri de yapımcı şirketin internete saldığı viral kampanyaları. Hatta kampanyanın ünü filmden daha fazla bile olabilir.

Dark Shadows-15 Haziran
Fragmanın yaklaşık ilk 40 saniyesinde her şey normal, hatta bilindik ve kendisinden beklenen bir Tim Burton var, sonrasında ise en az saçını sarıya boyayan Beyonce kadar çirkin ve saçma bir Eva Green belirip Johnny Depp ile sevişmeye başlıyor. Fragmanı izlediyseniz zaten hayalini kurduğunuz sahneyle alakası olmadığını da anlıyosunuz. Vampirlerin karanlık ve gotik dünyasını disko topu ile birleştiren filmin diğer oyuncuları ise Helena Bonham Carter, Chloe Grace Moretz ve Michelle Pfeiffer.

The Amazing Spider Man3D- 6 Temmuz
Kirsten Dunst'ın, yağmur altında tersten asılı olan Tobey Maguire'yi öptüğü sahne çoktan geride kaldı. Artık James Franco ve Willem Dafoe da yok. Yerine sürekli aynı rolleri oynamış olduğu havasını veren Emma Stone ve Social Network sonrası Hollywood'un yeni jönü olan Andrew Garfield geldi. Yine de çocukluk efsanesini bir kenara bırakmamız gerektiği anlamına gelmiyor bu elbette. Bir de düşünün ya yeni Mary Jane Kristen Stewart olsaydı?

The Dark Knight Rises- 27 Temmuz
Anne Hathaway kedi kadın oldu, Marion Cotillard'ın varlığından hiç söz etmiyorum bile, bir süre sonra insanı 'acaba bugün yeni bir poster / teaser yayınlamışlar mıdır?' diye her sabah internette haklarında araştırma yaptırtan filmin tek üzücü yanı ise efsanenin sona gelmiş olması. 'Avengers' ile senenin en fazla merak edilen super-kahraman filmi olan Batman üçlemesinin sonuncusu yine bir Nolan kurgusu nedeniyle bizi filmin içine hapsetçek gibi duruyor.

Rock of Ages- 31 Ağutos
W Dergisine verdiği pozlar gibi filmdeki görüntülerin de orta yaş bunalımında olan bir adamın gençleşme macerası gibi görünen film aynı zamanda Tom Cruise için de şu soruyu sormamızı sağlıyor. 'Is he still relevant?'' 20.yy ın en çirkin günleri 80ler ve müzikal dünyaya yolculuğa çıkmaya hazır olun! Seks ve ucuz rock'n'roll-u konu alan film yukarıda saydığım diğer 5 yapımın aksine yılın en 'cheesy' işi olmaya da aday. Zaten neden listeye soktuğumu ben bile bilmiyorum.

28 Şubat 2011 Pazartesi

AND THE OSCAR GOES TO...

  • Törenin kötü geçmesinin nedeni Anne Hathway ve James Franco'nun kötü sunumu değil, textlerin eğlenceli halde yazılmamasıydı. Ve beklenen oldu androjen Oscarlara da damgasını vurdu.
  • Colin & Livia Firth ile Penelope Cruz ile Javier bardem en tatlı ikiliydi.  

photos via
style.com
zimbio.com

29 Aralık 2010 Çarşamba

LOVE & OTHER DRUGS

Hınzır ve yakışıklı Jake Gyllenhaal ve kız kardeşim kadar sevdiğim Anne Hathaway ''Love & Other Drugs'' için bir kez daha bir aradalar (bknz BrokeBack Mountain ilk örnek için). Oyunculuklarını konuşturmuşlar desem yalan olur. Seksapelliklerini ve vücutlarını cömertçe sergileyip bedenlerini konuşturmuşlar desem yeridir sanırım.

Bildiğimiz romantik komedilerden biraz değişik bu sefer. İşin aşk kısmı yani. İnanılmaz romantik, ya da benim modumdan öyle, biraz da dramatik. Ama işin komedi kısmı da oldukça garip :) Filmin adı ''Sex & Other Drugs'' konulabilirdi. Yani hani ''Sex and The City'' için ''less sex'' dediler ya, işte bu da bildiğimiz türevlerinden biraz daha fazla ''sex'' içeriyo. Yani filme gidiş nedeniniz Jake Gyllenhaal ve Anne Hatahaway'i çırılçıplak görmekse buna alınmam bozulmam.

Aslında filmin ''sex sells'' üzerine dayandığını hepimiz biliyoruz. Daha vizyona girmeden bile çeşitli forumlarda oyuncuların -ki kimi photoshoplu (yani bunu filmi izlerken anlıyosunuz yoksa herhangi birini çıplak gördüğümden değil :P) çırılçıplak hallerini görmemizle beraber yine yarı çıplak şekilde ''Entertainment Weekly''ye poz vermeleri falan. Ha bu arada diğer filmlerin hepsini izlemeden karar veremem belki ama sanırım Golden Globe'lar için pek de şanslı adaylardan sayılmazlar.

Filmin en komik yanı Jake Gyllenhaal'un seks manyağı evlere şenlik kardeşi Josh Gad için yazılmış repliklerdi sanki. Unutmadan bir romantik komediyi romantik komedi yapan o filmin New York'ta çekilmesi gerektiği anlamına gelmiyormuş. Ve son olarak film müzik konusunda oldukça zayıf kalmıştı.

Uzun lafın kısası, bizler eğlenmeyi ve çıplaklığı seviyoruz. Netice itibariyle filme koşarak gidebilirsiniz. Kaybedeceğiniz bir şey yok yani. 


Randevu Istanbul'a bir kez daha teşekkürler. Netice itibariyle filmi herkesten önce festival sayesinde izledik.

7 Aralık 2010 Salı

ARALIK AYI DERGİ KAPAKLARI VOLUME 2!!!

Geçtiğimiz günkü yazımda ağırlıklı olarak Vogue ve moda dergilerine yer vermiştim. Geri kalan bazı Vogue kapakları ile henüz Türkiye'de yayınlanmayan GQ Kapakları hakkında konuşmak isterim. Billboard'un kapanması üzere Türkiye'ye geldiğinde bünyesinde çalışmayı hayal ettiğim dergi kapakları yani.
Babe of the Year başlığıyla sunulan Amerikan Edisyonu kapağında genel olarak erkekleri görmeye alışıktık aslında. Ancak bu sefer Scarlett Johansson ile karşımızdalar.  Benim pek de haz etmediğim bayan dolgun dudağın yer aldığı sayının bir diğer teması ise ''men of the year issue''.

''Style'' temasının amerikan versiyonunda daha fazla yer kaplamasına rağmen fiyatından dolayı elim çoğunlukla British Editon'a gider. Ki Brit kapağı da genelde fiyasko olur. Neyse ki bu ay durum tam tersi. Zira kapakta yeni filmiyle vizyona geri dönen Robert Downey JR. yer alıyor. Bence kaçırılmaz bu ay. GQ British Ocak ayı kapağını bile çoktan gösterdi. Rihanna. Tıpkı Interview Magazine Aralık / Ocak sayısında olduğu gibi. Kanye West'in sorularını dergi için cevaplayan Rihanna'nın sayesinde bence Interview Mag da bu ay sepete eklenebilir.

Vogue'un olduğu tüm ülkelerde GQ'nun olduğunu düşünürsek önümüzdeki aylarda GQ Türkiye postu yapsam şaşırmamalısınız aslında. Vogue ile beraber zaten Conde Nast Traveller ve GQ'nün de geleceği söyleniyordu, ama bakalım. İşte bu da Çin Edisyonunun kapağı. Ne yorum yapsam bilemedim. Ryan Kwanten ise Men of the Year seçildiği Avustralya'da kapak olmuş.

Bir de GQ'nun Style Issue'ları var. İşte bu da onlardan biri. British GQ'nun hazırladığı bu kapak ''Ultimate Winter'' temalı bir diğer yayın. Fall / Winter.

Bir de Esquire var elbette. Pek de hoşlanmadığım yani FHM gibi erkek dergisi desen değil, GQ gibi stile yer veren dergi desen o da değil. Bence bir el atmalı bu dergiye de. Vogue ve Elle neyse GQ ve Esquire farkı da o sanırım. Ancak yine de Brit sayısını cebe indirseniz iyi edersiniz zira ''Love and Other Drugs'' ile çok konuşulan o da yetmezmiş gibi çırılçıplak fotoları bloglara düşen bir de Taylor Swift aşşkıyla çoluk çocuğa malzeme veren Jake Gyllenhaal kapakta. The Ultimate Man issue diyelim o halde.

Sıra geldi ayın kazanan diğer kapaklarına. Aslında bu yazıyı hazırlarken çoğu derginin Ocak sayıları bile yayınlandı da ne yapalım artık. Zaten anlamıyorum ben bu dergicilik mantığını. Hani illa bir şeyler yapmak istiyosan ay başında bir sonaki ayın kapak yıldızını açıkla, ay ortasında çekimden bir kare yayınla tam ayın 31inde kapağını göster 1inde de standlarda bulalım ?

Muhteşem Alexander McQueen ile Salma Hayek V dergisinin İspanyol Edisyonunda adeta parlıyor. Karl Lagerfeld bu aralar çok ortalıkta. V Magazine'in Amerikan edisyonunda ise ''yıllandıkça şarap gibi olan kadınlar'' var.

Harper's Bazaar Espana kapağı da bir hayli çekiciyken anlamadığım bir şey anlamsız bir şekilde milyon kere kullanılan Miu Miu elbisenin bir kez de Elle China'da kullanılmış olması. Aslında hem Çin'den hem de Elle'den beklenilen bir davranış. Zira Çin dergicilik sektöründe hep böyle yapıyor.

Aklınıza gelebilecek her ülkede edisyonu olan Elle'nin Hollanda edisyonunda ise Lara Stone. Ancak illisture edilmiş haliyle. Hazır laf Çin ve Lara Stone'dan açılmışken Vogue China'nın bugune kadar yapmış olduğu en iyi işe göz atmak gerekir sanırım. Dreamland temalı kapak bence radarlardan kaçmamalı.

Herhalde dünya üzeride en fazla kapak güzeli bir isim varsa o da Kate Moss'dur bu sefer de Id kapağında. Industrie'nin yepyeni sayısında ise Woman in disguise ve Marc Jacobs var. Anna Wintour sonrası güzel seçim.

Kasımda klişe dolu Amerikan Vogue'unda yer aldıktan sonra da Aralık sayısı için Elle UK'a Balmain elbise ile beraber poz veren isim ise Anne Hathaway. Natalia Vodianovalı Harper's Bazaar UK kapağı da ayın parlayan yıldızlarından.

Ve party klişesi bu ay bütün dergilerde yer alan Georgia May Jagger. Australia Vogue'un da kapağındaydı. Ayın sevdiğim Vogue kapağına gelmeden önce son olarak bünyesinde Anna Dello Russo'yu barındırmasına rağmen Vogue Nippon kapaklarını beğenmediğimi de eklemeliyim. Vogue Korea'da Nippon gibi bana en uzak olan. Bir de copy paste yapmasalar.

Az önce ''ayın en sevdiğim kapağı'' demiştim di mi? Evet zaten Vogue Paris ve Türkiye'den sonra düzeltme yapmalıydım, ama bir de Vogue Nippon için onca laf salladıktan sonra olmadı. Vogue Portugal kapağı Nippon October'dan aşırmaymış. Neyse, kapakta Anna Beatriz Barros.

Hemm bir de laf kapanışta Vogue'lara geçmişken British Vogue January kapağında da Keira Knightley var. Ama totally disaster !

Umarım atladığım kapak kalmamıştır. :)))

8 Mayıs 2010 Cumartesi

MET INSTITUTE GALA

Geçtiğimiz pazartesi düzenlenen 2010 MET INSTITUTE GALA 'daki en şıkları gördük beğendik, biraz geç de olsa şimdi de burda yayınlama kararı aldım, blogumun bu güzel kadınlardan mahrum kalmaması lazım.

Alice In Wonderland'deki rolune kendini iyicene kaptıran Anne Hathaway yine beyaz prenses haliyle karşımızda.

Türkiye'nin ilk Vogue yıldızı Jessica Stam ise sizce de inanılmaz asil ve elegan durmuyo mu ??

Ciddi anlamda şık mi bilmiyorum ama ben Gossip Girl Vanessa / Jessica Szohr'u beğendim açıkçası.

Burberry beyazıyla oldukça şık duran Emma Watson'un yanındaki şık beyfendiyi de unutmayın.

Jennifer Lopez. Kadının ismi bile gözümüz kapalı onu bi listeye sokmamızın bir nedeni.

Tamam Sienna Miller da inanılmaz duruyo ama peki ya Jude Law ?? :P

Jennifer Lopez bizim için neyse. En karizmatik kadın Sarah Jessica Parker da aynı bizim için. Viva la Carrie.

Bir diğer prenses Maggie Gyllenhaal =) Üstelik karalara bezenmiş prenses.

En şık en sonda. Blake Lively. Tanrım o nasıl bir güzelliktir. Tanrı gencecik güzel bir kız yarattı'nın tanımı Blake olmalı. OMFGG

17 Mart 2010 Çarşamba

ALICE ALWAYS GOES TO WONDERLAND 2010 & 1988 PRODUCTIONS


Mia Wasikowska, Johnny Depp, Anne Hathaway ve Helena Bonham Carter 'ın başarılı oyunculuklarının yanısıra başarılı sanat yönetmenliği ile göz duran ''Alice in Wonderland'' filmini izledim bugün. Rengarenk sahneleriyle göz dolduran sahneler, kendine hayran bıraktıran Mia; tiyatro dersinde aklıma gelen profili yüzünden sürekli gülmeme neden olan Helena, pamuk prenses edasıyla bir kez daha kendisini sevdiğim için memnun olduğum Anne, ve muhteşem Johnny (fakat birini ona ya da Tim'e başrolun Johnny'de olmaması gerektiğini hatırlatmalı :p )

Filmin neden sürekli Tim Burton's Alice In Wonderland olarak anıldığını da filmi izkedikten sonra nihayet anladım. :P Tüm bu güzellikler dışında basit bi çocuk filminden öteye gidemeyen filmi Cevahir AVM sinemalarında da 3D ve Orjinal Dili ile izlemeniz mümkün :))
Bir kaç ay önce seyretmiş olduğum bir başka Alice In Wonderland filmi de 1988 yapımıi Çek yönetmen Jan Švankmajer tarafından yönetilen sürrealist ve stop motion/ slow motion özellikleri taşıyodu. Tim Burtons'ın Alice'i kadar renkli görüntülere sahip olmasa da seyredilmesi gereken filmin bir diğer ''yeniden çeviri'' olduğunu belirtmeliyim. Film de ise Alice'i canlandıran Kristýna Kohoutová dışında etten kemikten olan başka oyuncunun olmadığını da belirtmek isterim.
Henüz okumadıysanız bir de filmin soundtrack albümü hakkında bir yazım vardı. Okumak için tıklayabilirsiniz.