Sophie Ellis Bextor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sophie Ellis Bextor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2011 Çarşamba

BRIT AWARDS 2011

Brit Awards 2011 dün gece sahiplerini buldu. Pek de net olmayan ekrandan, çözünürlüğü az olarak internet üzerinden show'u takip etmeye çalışsak da Adele ve Rihanna'nın performansı elbette kaçırılmazdı. Grammy'lere nazaran adaylıklar daha adil ve yerinde dağıtılmıştı ! Sonuçlar da yine en az adaylıklar kadar memnun ediciydi (hemen hemen).

Geceye damgasını vural isim elbette MTV EMA'lerden hatta Grammy'lerden daha iyi bir performans sergileyen Rihanna'ydı ! Hem ''Only Girl'' hem ''S&M'' hem de ''What's My Name''i seslendiren Rihanna'nın showu muhteşem olmuş. Özellikle sonlara doğru sahneyi basan drummer boys ve Barbadoslu kızlar ile sahne ortasında yanan ateş gerçekten harika. Showunun başında kırmızı saten Giles giyen Rihanna daha sonra seksi siyah mayosuyla? performansına devam ediyor ! Rihanna aynı zamanda geceyi ''Best International Female'' ödülünü Cheryl Cole'un elinden alarak mutlu bir şekilde kapattı ! Grammy'lerden ''Album of The Year'' ödülünü kazanan Arcade Fire Britlerde de ''Best International Album'' ve ''Best International Band'' ödülünü alarak 2de 2 yaptı. Grammy'lerden hüsranla ayrılan Justin Bieber ise bu sefer eli boş dönmedi ve ''Best International Breakthrough Act'' ödülünü kazandı. Cee Loo ise ''Best International Male'' ödülünü aldı !

Gelelim İngilizlere ! Grammylerde de karşımıza çıkan Mumford & Sons aday olduğu 3 kategoriden ikisini kazanamadı hatta ödüllerden birini ''Best British Band''i Take That'e kaptırdı. Ancak en prestijli dallardan biri olan ''Mastercard British Album of The Year'' ödülünü ''Sigh No More''  ile kazandılar. Plan B ''Best British Male'' olurken şaşırtan kategori ''Best British Female'' oldu ! Cheryl Cole, Ellie Goulding ve Paloma Faith dururken ödülü kazanan isim Laura Marling oldu ! Tıpkı ''female'' kategorisinde de olduğu gibi ''Best British Single'' ödülünü kazanan Tinie Tempah ''Pass Out'' da beni şaşırttı. (Dört gözle Florence + The Machine'in ödülü kucaklamasını beklerken elbette şaşırtıcı olur :))

Ve kırmızı halı !
Cheryl Cole aka British Bomb muhteşem Stella McCartney maxi-dress'i içinde süper seksi duruyor. Taşıdığı clutch ise Alexander McQueen ! Porselen bebek ve gerçek İngiliz kadını Sophie Ellis Bextor ise giymiş olduğu Dolce & Gabbana içinde 20leri anımsatıyor ve belki de gecenin en güzel kızı oluyor !
Avril Lavigne her zamanki sümsüklüğünde gülümserken, Alesha Dixon deri ceketi ile asi görünen ama en az geçen günkü Emilio Puccisi ile dans topuna gönen Jennifer Lopez'in sesksiliğinde ! Ve her zaman için kırmızı halının en tarz ismi Mark Ronson !
Bunlar da sahneden ! Take That ve Adele performansını sergilerken ! Justin Bieber'ın üstündeki ise Dolce & Gabbana.

photos taken from

11 Aralık 2010 Cumartesi

SOPHIE ELLIS BEXTOR @ BABYLON

Humm nerden başlasam nasıl başlasam bilemedim.

Ve ordaydım işte. En ön sırada, Sophie Ellis Bextor yanımdaki arkadaşım kadar yakındı. Gözümün içine baka baka şarkı söylüyodu, sanki benimle flört ediyodu (ve elbet en önsırada duran diğer arkadaşlarla). Elini uzattın mı ona deyebilicektin yani, önümüzde en kışkırtıcı showlarını yaptı, göz renginin ve vücudunun güzelliği karşısında iç geçirdik, onu tanımlamak için başka sıfat bulamadık. Sahi bir de Harper's için verdiği röportajda ''gençken çok çirkindim'' dememiş miydi ? Fotoğraflarda zaten belli oluyodu, One Love'da bu kadar yakından göremesem de yeniden anlamıştım ama bu kadar yakından baktığımda ona neden porselen bebek dendiğini anladım. Sanki yanlış bir şey yaptın mı, elini ona deydirdin mi kırılıcakmış gibi.

Canlı canlı söyledi, kısacık şort ve karışık topuklu ayakkabılarıyla 1.30 saat boyunca ayakta dans etti. Hopladı zıpladı, bizi nefessiz bıraktı, sesimizi kesti. Güzellik ve heyecan karşısında neredeyse kalp krizi geçireceğimi söylemedim di mi yazıya başlarken ?

Yeni albümünde yer alan ''Dial My Number'' ile geceyi başlatan Sophie eğer henüz yayılmamış ve bilinmedik bir şarkısıyla bile geceyi sallayabiliyorken başka ne denir ki ? Yeni albümünden bir de ''Starlight''ı söyledi. Tanrım sanırım 2011'in en iyi albümü olucak. Gecenin sonlarına doğru da ''Heartbeat''i söyledi ya. İşte gecenin climaxe ulaştığı andı sanırım. Yok böyle dans şarkısı abicim. Sophie gerçekten adamı eğlendirmeyi biliyor.

Modjo, Moloko ve Arcade Fire'ı da coverlayan Bextor sanki kendi şarkısını söylüyormuşcasına showa devam etti, hele Rusya'dan sonra Arcade Fire'ı tanıyan bir grupla karşılaştığı için sevindi. Ve son olarak kapanışta ''Murder on the Dancefloor''u söylerken zaten artık halim kalmamıştı.
Yüzündeki bu ifadeye bayıldım ben. Slow şarkılardan birini söylerken ya ''Today's The Sun On Us'' ya da ''What've We Started ?''

Her defasında Türk izleyicisini öven Sophi Ellis Bextor'a burdan ''testicals'' diyorum, şey pardon teşekkürler. Babylon'un ufak ortamı yüzünden ıtış tıkış geçiceğini düşünmüştüm, ama inanılmaz samimi, sıcak ve eğlenceli geçeceğini bu kadar da tahmin edememiştim. Teşekkürler Babylon'a. Bir kez daha olsa seve seve Sophie dinlerin diyorum. Bir de orda güzel insanlarla tanıştım, soğukta dışarıda beklerken ve içeride :) eğlenceliydi hani

görsellerin tamamı ise bana aittir. İzinsiz kullanılamaz diyerekten havamı da atarım.

5 Aralık 2010 Pazar

SAFKAN INGILIZ !! SOPHIE ELLIS- BEXTOR

Harper's Bazaar Türkiye editöryalinin başlığı ''safkan Ingiliz''. ''Porselen Bebek''den sonra yeni bir tanımlama. Bazı insanlar vardır, sanki moda dergilerinde boy göstersin sürekli fotoğrafçılara poz versin diye yaratılmıştır. Sophie Ellis Bextor da bunlardan biri olsa gerek. En son videosu ''Not Giving Up On  Love'' (Armin van Buuren) ise sanki dergi için gerçekleştirilen çekimin kamera arkası görüntüleriyle oluşturulmuş gibiydi.

Haziran ayında One Love (tık) için ilk kez ülkemize gelen Sophie Ellis'i 5 gün sonra yeniden capcanlı izleyebileceğim için çok mutlu ve de heyecanlıyım. Bu muhteşem güzelliği 6 ay içerisinde ikinci kez görmek ''belki de London'da yaşsam kendisiyle bu kadar karşılaşmazdım'' dedirtti insana. Babylon'da cuma akşamı sahneye çıkacak Bextor ülkemize bir kez daha geleceğini/ muhakkak gelmek istediğini festivalde söylemişti zaten. Demek sözün güvenilirmiş Sophie ! Girdin gözüme.

Her neyse Babylon öncesi kendisi Harper's Bazaar için çekimlerle gündeme geldi. Türkiye edisyonu için özel olarak çekilen bu editöryalden daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Şimdi de onu blogumda ağırlama vakti. Hem editöryallerine bakma vakti, hem de en sevdiğim Sophie şarkılarını seçme zamanı. Yazımdan heyecanlanıp onu siz de izlemek isterseniz ... üzgünüm Biletix'e göre SOLD OUT !  
Claudia Behnke tarafından yapılan styling bence oldukça başarılı. Vivienne Westwood, Hakaan, Burberry Prorsum .. Ancak yapılan stylingin bir hikaye ile birleştirilmemiş olması bir hayal kırıklılığı yarattı diyebilirim. Fotoğrafçılıktan anlamam ama düz bir şekilde gördüğümü söyleyecek olursam Akif Hakan Çelebi'nin çektiği bazı kareleri de pek beğendiğim söylenemez. Mesela ikinci görselde Hakaan elbise ve kanepe birbiriyle çok uyumlu , Sophie'nin pozu da güzel, ama sayfaya yerleşememiş sanki ? Belki de bunun suçu fotoğrafçıda değildir, bilemicem o kadarını ama :)
2000li yılların en hit kadın şarkıcılarından ve de it girl'lerinden biri olan Sophie bugune kadar 3 albüm yayınladı. 4. albüm ise deyim yerindeyse ''yılan hikayesine'' döndü. 2010 sonbaharında çıkması beklenen albüm daha sonra kış aylarına ertelendi, şimdi ise sadece 2011 deniliyor. One Love'da çoğunlukla yeni şarkılarını söylediğinden aslında nelerle karşılaşacağımı biraz biliyorum, ama o albümü ele almak da başka türlü bir haz verir diye düşünüyorum.
Scan dolayısyla görseller pek de hoş olmasa bile bu Moschino elbisesi ile Sophie'nin duruşuna hayran oldum. Ama bakışını da beğenmedim, yani eller kollar birini baştan çıkartmayı bekleyen kadın izlenimini verse bile, gözler ve surat ifadesi başka şeyler söylüyor.
İşte burdaki bakışları sevdim. Gelelim muhteşem Sophie'nin en sevdiğim şarkılarına. Onu tanımama neden olan ''Murder On The Dancefloor'' kesinlikle bu Top 10de yer alır. Aslında hazır aralık ayı ve disko teması işlenmişken bence bu şarkıyla bir editöryal yaratılabilinirdi. Groovejet // If This ain't Love ise sizi diskoya hayran bıraktıracak cinsten.
Yahu allah aşkına bu poz nedir ? Sanki gece kızlarla dışarı çıkmayı bekleyen Istanbul'da kendi ''sex and the city''sini yaşayan ve facebook'a face diyen kız pozu. Donuk bakışların ardında aslında romantik şarkılar söyleyen bir kız da yatıyor bakınız  ''I Won't Change You''.''Catch You'' onun bugüne kadar yaptığı en hit şarkılardan biri olurken hangimiz uzun yağmurlardan sonra ''Today's The Sun On Us'' diye facebook ve twitter'ımızı updatelemedik ki?
Burberry içinde Barbie gibi çıkmamış mı ? Ve yılan hikayesine dönen ''Make A Scene''. 2011de çıkması planan albümden öyle iki şarkı yayınlandı ki ! Hem 2010un en iyi dans kayıtları oldular (benim için) hem de Sophie'nin diskografisinde zirveyi kaptılar.''Heartbreak (Make Me Dancer)'' ve ''Bittersweet''.
Ve kapak. Zaten geçtiğimiz günkü yazımda da bahsetmiştim. Kapağı pek beğenmediğimi söylediğimi biliyorum, ancak editöryalleri gördükten sonra pek de kötü olmadığının kanısındayım. Sophie Ellis'i kapağa çıkarttıkları mükemmel olmasa da güzel bir editöryal hazırladıkları için Harper's Bazaar Türkiye'ye teşekkürler. Yaptıkları röportaj ise gayet leziz.

Bir kez daha bu muhteşem kadının şarkılarını capcanlı dinleyebileceğim için heyecanlıyım. Babylon'a da bu mıuhteşem konuk için teşekkürler. Bu da benim sonradan vazgeçtiğim Aralık ayı Apollo Boy Mag kapağım. Takltiçi gibi gözükmemek için son anda vazgeçtim. Ancak sağ üstte de gördüğünüz üzere kapağın son hali de pek kötü sayılmaz.

3 Aralık 2010 Cuma

ARALIK AYI DERGİ KAPAKLARI !!!

Normalde ya da genelde diyeyim bu yazıyı Bir Kürkseverin Notları blogunun yazarı Coşkun Hürsel yazıyordu. Ama bu seferlik ben de böyle bir şey yazabilirim dedim ve yazdım. Nedir bu yazı, aralık ayında yayınlanan dergiler hakkında ufak ufak notlar. Bir dergi kolleksiyoncusu olaraktan bu ay benim için inanılmaz bir hazineydi. Çünkü alınması gereken dergiler bir hayli fazlaydı. Zaten konserdi, yılbaşı hediyesiydi, doğum günleriydi diyerekten darbe yemiş bütçe dergiler sayesinde dibe de vurdu.

O zaman dergilerin anası Vogue ile başlayalım. Ve ilk durak Atlantiğin öteki yakasında ülkenin ismiyle değil de editörünün ismiyle anılan Amerikan Edisyonuna. Vogue Anna. Tüm Vogue'ların içinde en az albeniye sahip olan ve kapak konusunda ucuz moda dergisi Elle'den farksız olan Vogue Amerika'nın bu ayki kapağında Angelina Jolie vardı. Hollywood yıldızları ile dergi sattıran Wintour son zamanlarda bence artık adamı hasta etmeye başladı. Dergide herhalde Grace Coddington gibi gerçek bir moda editörü yer almasa derginin ''moda sanatı'' ile yakından uzaktan ilişiği olmaz.

Gelelim O'nun içi boş olan bir diğer edisyona. Karşınızda British Vogue ! Kimi zaman model -Kate Moss- ya da celebrity'leri kapağa taşıyan bu edisyon Amerikan versiyonunun kapağı gibi. Kanımca bir diğer albenisi olmayan dergi. Bu seferki kapağında ise Harry Potter yıldızı Emma Watson yer alıyordu. Derginin kapğaında kasım ayında durması daha yakışı kalıcakken Alexandra Shulman onu aralık kapağında görmek istemiş. İşte Wintour ile tek farkları bu. Gerçi Aralık sayısı zaten kasım ortasında falan yayınlandı ? Tıpkı Amerikalı kardeşi gibi bu kapak da Mario Testino tarafından çekilmiş. British Vogue ayrıca ik ayrı kapakla basıldı. Kapakların tek farkı koskoca Vogue başlığının ve yazılarının renl farkıydı.

Bu ay merakla beklediğim dergilerden biri de Vogue'un Ispanyol edisyonu. Kapakta Penelope Cruz'u gördüğümden beri derginin Türkiye'de yayınlanmasını bekliyorum. Neyseki Paris Vogue gibi sadece boş boş editöryallere bakmayıp bir şeyler de okuyabilicem. Bilgilendiririm sizi de. Peter Lindbergh tarafından fotoğraflanan Cruz aslında moda dergisine pek de yakıştırmadığım şekilde yani sadece ''yüz görünümlü'' şekilde çekilmiş. En azından klişeleşmiş bir şekilde çıplak poz vermemiş.

Vogue Italia ve Paris Vogue. Biri modanın anası biri babası. Gelgegelim 35milyonu Vogue Italia'ya yatıracak kadar fashionisto ya da fashionmaniac değilim. Haftalarca en merak ettiğim 3 kapaktan biri olan derginin üstünde siyah bir Gisele Bündchen ve Preview S/S'11 yazısını görmek beni üzse de, internete düşecek editöryalleri 4 gözle bekliyorum.Ki bu yazıyı editlerken Kate Moss editöryalinin düştüğünü gördüm. Ayrıca görüldüğü üzere kapaklarda bir kararma var. Franca Sozzani'nin dahiyane moda anlayışı beni benden alsa da benim daimi favorim Fransız meslektaşı Carine Roitfeld.

Ona karşı olan sempatimi bir başka yazıya saklamak isterim anca şu an için ''Religion: Carine Roitfeld'' desem yeridir sanırım. Koltuğunu Masyıs ayı için Penelope Cruz'a devrettikten sonra Aralık / Ocak sayısı için de Tom Ford'la bir oldu. Roitfeld'in ''A Single Man'' sonrasında kendisine aşık olduğum Tom Ford ile ortaya çıkarttığı bu dergi benim için mücevher değerinde desem abartmış olmam sanırım. Kapak güzeli Daphne Groeneveld ise Lara Stone'un kopyası gibi. Birçokları gibi ben de ilk kapağı gördüğümde ''bir kez daha mı Lara Stone ?'' dedim. Kırmızının ve siyahın uyumu deri objelerle süslü bir salonda yan yana durmuş kan kırmızısı bir şarap ve bitter bir çikolata tadında. Nerdeyse kapak adamda afrodizyak etkisi yarattı diyeceğim yani. Neyse ayın 15inde gelicekmiş Türkiye'ye. 4 gözle bekliyoruz diyorum. Mert Alas & Marcus Pigott'a ise tebrikler.

Ve gelelim beni yayınlanmasından önce uykusuz bırakan, hatta rüyalarıma giren, ilk başlarda benim için sıradan bir dergi olan ancak daha sonra bir çeşit ''bağımlılığa'' dönüşen Vogue Türkiye kapağına. Ekim ayında yaratılan kapağıyla climaxe ulaşan dergi bu ay da bu başarıyı devam ettirmişe benziyor. Aslında hala ikilemdeyim ! Altın sarısı arkaplanı ve kıpkırmızı elbisesiyle oldukça itici gelebiliyor ilk görüşte, ancak dikkatli bakıldığında o altın sarısı ellerle ''vogue pozunu'' veren McQueen elbiseli Maryna Linchuk'u o elbiseyle başka bir planda düşünemiyorsunuz. Fahionspot başta olmak üzere bir çok forumda da beğenilen ve 4 ana Vogue dışında en beğenilen edisyon olarak lanse edilmesi de beni mutlu etti. Dergiyi ortaya çıkaran fikirleri, her ay bir tema üzerine kurulma fikrine tapıyorum. Zamansızlık kavramını, tüm dergilere temasını sattıran ''disco moda''sını başka kim Osmanlı Imparatorluğu ve Hürrem Sultan ile bir araya getirebilirdi ki ? Bravo Vogue ! Tuba Büyüküstün ve Hatice Arslan sonrasında Demet Evgar'ı bizlerle buluşturmaları ise harika. Geriye tek bir isim kalıyor. Muhteşem Caroline ile Wilma Eles. Gotik Givency ile sarışın bir Avrupalıyı dergide görmek keyif verici olurdu.

Bu ay sepetime iki dergi daha fazla eklettirmeme sebep olan editörlerden biri kapağına Sophie Ellis- Bextor'u diğer ise Tarkan'ı taşıdı. İlk olarak Elle ile başlayalım. Başlamadan önce şu notu belirteyim, kimse bana dergiye El dedirttiremez isterseniz bana kıro deyin onun ismi ELLEdir. Gelelim kapağa. Sen kalk 11 sene sonrasında adam akıllı bir kapak yapmaya çalış, her ne hikmetse Elle'nin baş patronu (Conde Nast'ı biliyorum ama sizinkini değil) bu sene bir erkeğin kapakta yer almasına karar vermiş. Komik değil mi ? Sırf Tarkan'ı kapak yapamayan ekip de yanına bir de yanına kız yerleştirmiş, ancak gelin görün ki kapak dahil hiç bir yerde canım modelin ismi geçmiyor. Varsa yoksa Tarkan ! Hani o süs mankeni olmuş. Tarkan'ın smokinine gelecek olursam ise klibi ''Öp Öp''de bile daha güzeldi. Tüm bu davranışlar biraz ''pathetic'' gibi geldi. Neyse. Son olarak belirtmem gerekirse o editöryalin içinde sarı rengimsi Miu Miu elbisenin yeri yoktu, zira ezberlendi, onun yerine başka bir şey giydirilebilinirdi kıza. Tarkan'ın ve kızın çırılçıplak banyoda yattığı görüntü ise hiç estetik değil, mesele Tarkan'ın kıllı falan olması değil. Biraz sanat biraz bakış açısı. İtiraf etmem gerekirse heyecanlanmıştım. Ama Elle fos çıktı. İlk kez aldığım dergi beni içerik açısından da tatmin etmedi ayrıca. Parama acıdım. Yaratıcılıktan yoksun bir kapak olmuş.

Gelelim Harper's Bazaar'a. Elle gibi pek de el emeği kapak hazırlamayan bu dergi de bu ay kapağa Sophie Ellis- Bextor'u taşıdı. Şarkıcının twitterından bu haberi öğrenmemiz iyi oldu, ama kapağı görünce hayal kırıklılığına uğradım, sen kalk 40 yılın başında böyle bir kapak fikri ortaya at, ama inanılmaz saçma bir görseli kapağa taşı. Her ne hikmetse HB'da bu sene böyle büyük bir ismi kapağa taşımaya kalkışmış. Akif Hakan Çelebi tarafından fotoğraflanan Bextor'un üstündeki Lanvin, styling ise Claudia Behnke tarafından gerçekleştirilmiş. Sophie Ellis'i daha sonra blogumda zaten konuk edeceğim ve o zamana kadar üşenmezsem editöryalleri de kapak ile beraber scan ederim. Evet scan ederim. Zira Harper's Bazaar'ın ne bir internet sitesi, ne güncellenen FaceBook sayfası ne de Twitter'ı var.
Editoryallerinde pek de hikaye yok, ancak stylingi beğendim ve enteresan olan diğer noktası ise kapak kızının ve kapak konusunun bir anda işlenmemiş olması. Yani Sophie'yi en güzel parti elbiseleri ve gece kıyafetleri içinde değil normal bir temada buluyoruz. Ancak dergiyi ve diğer editöryalleri beğendiğimi eklemeliyim. Bugune kadar kaçırmışım. Yalnız derginin neden editör sayfası yok ?

Vogue TR gibi Harper's Bazaar da Jagger kadınlarına yer vermiş. Ancak o sadece Georgia May Jager'ı seçmiş. Kasımda Vogue'da gördüğümüz Azra Akın'da bu HB'da. Garance Dore'un Türkiye seyahati ise yine dergide bulabileceklerinizden.

Volume 2 yolda.

31 Ağustos 2010 Salı

TOP SONGS OF AUGUST

Yaz ayları artık sona erdi. Her ne kadar da kendimizi 21 Eylül yazın bitişidir diye kandırsak da işte Ağustos ayı da son buldu, geride ise ay boyunca dinlediğimiz şarkılarla akıllarımıza yer eden hatıralar kaldı.
SONG OF THE WEEK
 EMINEM // LOVE THE WAY YOU LIE ft. RIHANNA
 YOLANDA BE COOL & DC UP // WE NO SPEAK AMERICANO 
 ARMIN VAN BUUREN // NOT GIVING UP ON LOVE vs. SOPHIE ELLIS BEXTOR (2 WEEKS)

Bunlar dışında ;
Kid Cudi & Best Coast & Rostam from Vampire Weekend // All Summer 
Crookers ft. Rosisn Murphy // Royal T
Dido // Everything To Lose

Albümlerden ise
Eminem // Revovery
Goldfrapp // Heads First
Ramadan // Hazır Mısın ?

Her zamanki gibi bir de Eylül ayında yayınlanacak albümlere göz atmalı ! Albüm listesi geçtiğimiz aylara nazaran bir hayli kabarık, ucuz Türk Popçularının yaz albümü diyerekten sabun köpüğü şarkılarla doldurdukları lay lay lom parçaları Amerikan Yerlileri Eylül ayında piyasaya sürüyor. Orda kural bu. Tüm A-List şarkıcılar bunu yapıyor.
Sara Bareilles // Kaleidoscope Heart
Kid Rock // Born Free
N.E.R.D // Nothing
Robyn // Body Talk Part 2
David Archuleta // Otherside of the Down
Linkin Park // A Thousand Suns
Olivia Newton- John // Grace and Gratitude Renewed
John Legend and The Roots // Wake Up
Maroon 5 // Hand All Over
Liza Minelli // Confessions
Ne-Yo // Libra Scale
Eric Clapton // Clapton
Phil Collins // Going Back
Mark Ronson and the Business International // Record Collection
Seal // 6: Commitment
T.I //  King Uncaged

Bu ay iki de video paylaşmak istedim. Biri Armin Van Buuren ve Sophie ortaklığı. Porselen bebek her zamanki gibi harika klip sanki bir moda çekiminin background videosu gibi olmuş.


İkinci video ise eğlenceli halleriyle All Summer şarkısına ait.

30 Temmuz 2010 Cuma

TOP SONGS OF JULY

Her devirlan ay gibi yeniden ayın en iyi şarkılarına bakma vakti geldi. Temmuz ayı boyunca seçmiş olduğum song of the weekler bir kenara, dinlediğim diğer şarkılar, gelecek ay yayınlanacak yeni albümler ve de ağustos ayı içerisinde yazmayı planladığım diğer müzik postları.

Ancak yazımızın asıl konusuna geçmeden önce blogumdaki iki yenilikten de bahsetmek isterim. Blogun sağ tarafında yer alan Songs Of The Week ve Look de Jour resimlerinin üstlerine bastığınızda geçmiş günlerin ''look''ları hatta ve hatta yorumları ve de geçmiş haftaların şarkılarına göz atma imkanınız da var. Hani büyükşehir çalışıyor.

Bu hafta Vitrindeyiz'in önerisi olarak - ki kendisi Ağustos ayı içerisinde de yapmış olacağım röportajla bu sayfada yerini alacak- song of the week kısmında aynı zamanda UK TOP 40 listesinde de zirvede bulunan Yolanda Cool & DCUP parçası ''We No Speak Americano''yu seçtim. Önceki iki hafta boyunca ise bi kaç gün içinde YouTube'da 3 milyonu aşkın izlenen, yepyeni albümü LifeStyle'ı sunmayı planlayan Nelly Furtado'nun La Mala Rodriguez ve Julieta Venegas eşliğinde kaydettiği ''Baja Otra Luz'' zirvede yer alıyordu. Yazın en hit albümü ''Aphrodite''den çıkan ''All The Lovers'' Kylie Minogue bir diğer seçilmiş şarkı olurken Snoop Dogg eşlikli Katy Perry parçası ''California Gurls'' de yine listede yer alan bir diğer single oldu.

Bunlar dışında bu ay sıkça
Vampire Weekend // Contra albümünü dinledim (Ki artık Ağustos'da hakkında yazı yazılıcak.)
Kylie Minogue // Aphrodite (ama özellikle All The Lovers, Cupid Boy, Closer ve Get Outta My Way).
Yıl sonuna doğru yayınlamaya başlayacağım TOP 100 Albums of the Decade post'ları için ay boyunca sıkça eski albümleri dinlemye başladım ve Madonna // Confessions On A Dancefloor en fazla dinlediklerimden biri oldu. Ve elbette albümün bomba şarkılar Hang Up & Isaac.

İlkbahar aylarında yayınlanan ama benim Fashion & Grief sayesinde haberim olduğu Gogol Bordello // Trans Continental Hustle ise yine bu ay dinlediklerim arasındaydı.

Ve elbette Sertab Erener // Rengarenk.

Gelelim Ağustos ayında yayınlanacak hit albümlere.
Katie Melua // House
Ciara // Basic Instinct
Katy Perry // Teenage Dream
Usher // Verses

Katy Perry demişken. Geçtiğimiz gün Tumblr hesabımda zaten yayınlamıştım, ama bir kez de burada yayınlamaktan zarar gelmez. İşte Teenage Dream Promo Photos ve albüm kapağı.

MTV VMA 'lerin ise 12 Eylül'de tıpkı Movie Awards'da olduğu gibi Los Angels'dan yayınlanacağı belirtildi, ancak henüz adaylıklar açıklanmadı.

Armin Van Buuren ise Twitter hesabından Mirage albümü için Sophie Elis Bextor ile beraber kaydettikleri '' Not Giving Up On Love'' şarkının linkini paylaştı.

Son olarak sizlerle Maroon 5 ve Eylül içerisinde yayınlayacağı albümden çıkan ilk single Misery'nin videosunu paylaşmak isterim. İyi seyirler. Sexy ve JohnTravolta style. mode.on.

Ayrıca yazarınız bir hafta boyunca yıllık iznini kullanacağından dolayı buralarda olamayacak. iyi tatiller !! :)


Maroon 5 - Misery from tonyfan on Vimeo.

30 Haziran 2010 Çarşamba

TOP SONGS OF JUNE

Şu yazılara nasıl giriş yapılır bilemiyorum ! Sanırım en iyisi direkten haziran ayında dinlediğim parçaları sıralamaya başlasam iyi ederim :)



Songs Of The Week

Lena Mayer // Satellite (1 hafta)
Shakira ft. Freshly Ground // Waka Waka (This Time For Africa) ( 2 hafta)
Katy Perry ft. Snoop Dogg // California Gurls (1 hafta)

Bunlar dışında en fazla
Kylie Minogue // All The Lovers
Sophie Ellis Bextor // Heartbreak (Make Me A Dancer)
Sophie Ellis Bextor // Bittersweet
Train // Hey Soul Sister

Albümlerden ise en fazla Sex and The City 2 Ost ve The Phenomenal Handclap Band dinlendi.

Temmuz ayında ipodlarınızı dolduracak 0km şarkılar ise aşağıdaki yepyeni albümlerden çıkıcak. İşte coming soon...

Kylie Minogue // Aphrodite
Enrique Iglesias // Euphoria
Kelis // Flesh Tone
M.I.A. // /\/\/\Y/\ (garip bir isim )
Sting // Symphonicity

Görüldüğü gibi Temmuz ayında yine işler kesat. Genel anlamda 2010 senesinde pek ''star'' albümler yayınlanmadı zaten. Xtina hayal kırıklılığından sonra geriye bir tek Kylie kalıyo. Önümüzdeki aylara bakalım. Katy Perry ve Maroon 5 çok yakında. Onlar dışında Madonna, Beyonce, Justin, Britney, Shakira, MC gibi isimler uyumaya devam etsinler ! Biz de bu aralarda rotamızı yeni müziklere/ gruplara doğru çevirelim.

Ha bu arada, bir de ortalıkta dedikodu dolanmakta ! Fergie, Will.I.am ile olan anlaşmazlıklar nedeniyle Black Eyed Peas'ten ayrılmak istiyomuş, ya da ayrılacakmış. Elephunk albümü ile 2003 yılında gruba katılan ve 90ların pek de tanınmayan grubu zirveye taşıyan - en azından bunda büyük payı olan Fergie'nin ayrılışı bakalım ne gibi etkiler bırakır grup üzerine. Ama ben yine de umarım sadece bir dedikodudur demek istiyorum.

Son olarak geçtiğimiz günlerde siyahilere verilen BET Awards dağıtıldı. Queen Latifah tarafından sunulan gece sadece müzik konusunda değil diğer kategorilere de el atmış durumda ayrıca. Gecede kazananlar arasında Alicia Keys, Nicki Minaj, Drake, Jay Z ve Alicia düeti; Empire State of New York, Beyonce ve Lady Gaga videosu; Videophone, Hype Williams (yönetmen) ve Rihanna da bulunuyor. spor dalında LeBron James ve Serena Williams ödül kucaklarken sinema dalında da Mo'Nique ve Precious: Based on the Novel Push by Sapphire de ödül kazananlar arasında.

Post'u bitirmeden de şeker gibi bir video gelsin ! It's California =) Enjoy


Katy Perry ft. Snoop Dogg - California Gurls 1080 HD from Oleg Surfer on Vimeo.

26 Haziran 2010 Cumartesi

EFES ONE LOVE

Mika ve Freshtival ardından ikinci kez bir festivale gidecektim üstelik bu seferki daha değişikti, daha özeldi; iki gündü. :) İşte Efes Pilsen One Love !

Cumartesi günü Pera Müzesi’ndeki Botero sergisi ve Taksim Cumhuriyet Sanat Galerisi ardından rotamızı AKM önünden santralistanbul’a doğru kalkan servislere çevirdik. Yanlış servise binme gafletine kalkıştığımız için ücretsiz olan servislere 3 milyon gibi bir ücret ödedik, neyseki diğer 3 kullanışımızda bedava olan servislere binebildik :P

Cumartesi günü alana vardığımızda kolumuza geçirilen turuncu bileklikler ile alanı gezmeye başladık, hayatilerle, bando takımıyla karşılaştıktan sonra Club 14.1'e geçip All Tommorow's Parties adlı belgeseli izledik. Bitiminde yine halen sıcağın hakim olduğu çimlere ve dev minderlere kendimizi attık. Girişe yakın bir yerde minderlere oturduğumuz için iki gün boyunca gelen geçenin ne giyindiğini konuştuk, hangi markların kullanıldığını gördük, şıkları ve rüküşleri seçtik. Yeri gelmişken söylemem gerekir ki giyim konusunda inanılmaz cüretkâr insanlar mevcuttu. Hem de fazlasıyla. Freshtival kadar ağırlıklı olmasa bile wayfarer'lar yine gündemdeydi. Loafer, Toms ve Zara yine 5 kişiden 4ünün üzerinde görebileceğiniz markalardandı. Şeytan dediki al foto makinanı milletin yanına yaklaş resimlerini çek, ondan da blogda yayınla. Al sana mis gibi moda post'u. Bunun dışında ilk gün bize eşlik eden Vodafone standında görevli kızceğiz ile lafladıktan sonra ikinci gün de Pozitif Oragnizasyonun bizlere yollamış olduğu anketörün sorularını yanıtladık, bu arada yanımıza gelen bir diğer anketör ise iki kişi olduğumuz için resmen bizleri azarladı :p

İkinic gün ise, bir çok insanın aksine, hızla yağan yağmur bizim keyfimizi kaçırmadı, zira millet ne yapsak diye düşünürken biz minderli kapıp üstü kapalı ortama geçip kaçışanları dikizleyip onların dedikodusunu yapıp eğlenmeye devam ettik. Ama maalesef o sırada çalmakta olan İlhan Erşahin’i de duyamaz olduk, zira sığındığımız yerdeki nüfüs arttıkça onlarda orada başka müzik çalmaya devam ettiler. İkinci gün Blur hakkındaki No Distance Left to Run belgeselini izleme gibi planımız olmasına rağmen izlemedik.


Havanın kararmaya başlamasıyla ana sahne önüne toparlanmaya başlayan gençlik arasında bizde yerimizi aldık, hem de oldukça ön sıradan. Cumartesi günü Fischerspooner ve Groove Armada’yı sadece dinlemekle yetinsek de (ki bu bizim tercihimizdi) ikinci gün muhteşem Sophie Ellis- Bextor ve The Ting Tingsi sahne önünden hem de baya önlerden izledik.

Açıkçası ciddi bir Sophie Ellis hayranı değilim, sadece bu güne kadar yayınlamış olduğu single’ları bilirim, üstelik konser esnasında yeni albümünden parçalar seslendireceğini söylediğinde biraz hayal kırıklığına uğrasam da çok geçmeden ciddi anlamdakoparken ve dans ederken buldum kendimi. Sophie gerçekten de bana unutamayacağım bir saat geçirtti, belki atmosferin de katkısı olmuştur buna :P Kadın cidden taş gibi, dedikleri gibi cidden porselen bebek ! daha fazla abazalık yapmak istemem ama, hatun resmen kusursuz !! hani bir de ‘’sahnesi iyi’’ kalıbı vardır ya cidden bu durumda söyleyebilirim bunu. Eh seyircisiyle nasıl etkileşime gireceğini ve bizleri nasıl coşturacağını da biliyor. Sahne aldığı sırada ‘’ben nasıl daha önce Türkiye’ye gelmem'' diye hayıflanan Sophie, HT Gaztesine verdiği röportajda da muhakkak boğaza nazır Kuruçeşme Arena’da sahne almak istediğini açıklamış. Valla sen gel ben bir daha gelmem mi seni izlemeye be!.

Hemen ardınan sahneye çıkan The Ting Tings ise kanımca ciddi bir fiyaskoydu. Sophie sayesinde kaptığım o enerjiyi, coşkuyu ve dans etme arzusunu bir anda yerle bir etti. Zaten sahneye ilk çıktıklarında bir de kızın mikrofonuna da ses vermemişlerdi. Bu arada Mika ardından The TT’’de sahnede Türkçe konuştu, ancak Mika aksine içtenlikle konuşmak yerine önceden kağıda yazılmış cümleleri okudu. Yanılmıyorsam son olarak da ‘’Türkçem bok gibi ama sizleri iyi eğlendirebiliriz’’ gibilerinden bir şey söyledi. Peh! Neyse kısacası şöyle böyle geçti. Keşke The Ting Tings yerine asıl Headliner Sophie olsaydı. Neyse artık. Bir haftasonu da böyle geçti, bir festivalde böyle bitti. Sırada Imogen Heap var ! en azından aklımda :P


Bakalım 2011de düzenlencek 10. Efes One Love’da kim var.