Carine Roitfeld etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Carine Roitfeld etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2013 Cuma

MOSS FAKTÖR

Yeniden beni bişeyler yazmak için itekleyen şey demek Kate Moss.

Kate Moss İngiliz Vogue'unun Mayıs sayısında. Hem de Olimpos'un zirvesindeki diğer altın kızlarla beraber. Beyonce ve Stella Tenant.
Kıyafetlerin iştihamını saymazsak Kate Moss'u Corrine Day'in onu The Face için 20 küsur yıl önce çekmiş olduğu en yalın karelerdeki gibi görüyoruz. Açıkçası orda kıyafetlerin anlamı yok zaten, karşınızda duran kişi Kate Moss. İhtişam adında. İhtişam bakışlarda. İhtişam duruşta. Çabasız coolluk, çabasız zarafet. Karelere baktığımızda hala beyinden vurulmuşa dönüyoruz.

Gelelim bir de Carine Roitfeld'in son zamanlarda yaptıklarına. Tüm Harper's Bazaar edisyonlarında yayınlanan "2013 İlkbahar/ Yaz Koleksiyonları" çok konuşuldu. Hem zaten nasıl konuşulmasın? Bazaar'ın bugüne kadar kullanmadığı modeller ya da birçok edisyonun kullanamayacağı isimler tek bir sayıda tek bir editöryalde bir arada. Oysa ortaya çıkan iş Roitfeld yaratıcılığından çok uzakta. Hepsini toplasan bir Moss etmez. Kaldı ki prodüksiyonda Lara Stone ve Stephanie Seymour bile var. Belki de güzel bakmamızı sağlayan fotoğrafçı. Belki mi?

Gelelim Roitfeld'in bir diğer işi CR Fashion Book'a. Kabul ortaya çıkan iş Vogue'a yaptıkları kadar provokatif olmasa da sıradan moda karelerinden çok daha fazlasını sunuyor. Ancak ters giden bir şey var. Kemikleşmiş fanlar bile Carine'in bu işini beğenmiyor. Acaba kullandığı modellerin yüzde 99'ının no name olması buna bir neden olabilir mi diye düşünmeden edemiyorum.

6 Şubat 2013 Çarşamba

DARE TO BE NAKED?

Bir iki gün arayla yayınlanan benzer iki yazı. İlki süper model Anja'nın dergisi 25'in editosundan. İkinci alıntı ise Roitfeld'in CV'sine eklediği yeni görev olan Bazaar global fashion director'lüğü üzerine.
"What I was not ready for was the reaction to the last issue’s use of erotica. The unexpected backlash made me realize that our generation is more conservative than that of our parents. Basically, celebrating a woman’s body as having a sexuality instead of merely being sexual is viewed as wrong. The media operates on a paradox—it’s no secret—where selling the notion of unobtainable beauty is allowed, while portraits of women just being women are simultaneously shunned."
Anja Rubik, EIC- 25 Magazine
"After recounting her storied history as the founder of porno chic, Roitfeld says she is moving in a new direction these days. "I am a grandma now," she repeats. She's also trying to adapt to a more global audience. "When you go to America, you have to think a bit differently," she said. "What you call porno-chic, people do not understand." But fear not — she's still the same Carine. "For me, fashion is not about reality. I’m not the girl next door. I’m always dreaming, always thinking about something more crazy."
Carine Roitfeld

"Shame" filmini de en uygunsuz bulanlar Amerikalılar değil miydi zaten? 

Üstelik "yetişkin" insanlar olarak Amerika'nın masallardaki gibi özgürlükler ülkesi olmadığını da biliyoruz.

Çizilen imaj dışında altta kalan sararmış otlar sadece. 

19 Aralık 2012 Çarşamba

THE ATTITUDE LIST

Geçen ay "net tavır sahibi" olmaktan bahsetmiştim. Her zamanki gibi plananlanan yazılar taslaklarda kaldı. Blog yazmak zor. Neyse ki bu ay da "listeleme" zamanı. En azından taslaklarda kalan bir yazı, listelerle gücünü birleştirerek yeniden hayat buldu.

Peki nedir bu Attitude List. 2012'de tavrı/ tarzı olan her şey. #allahuekberwohoo dedirtiren şeyler de diyebilirim.


10 İlham veren Siteler
Onlara bakmadan zaman ve gün geçmiyor. Slamxype, Designboom ve Nowness. Genel yayın yönetmenlerinin sahip oldukları tavra hayranım.

9 Jefferson Hack
2012 yılında birçok editörle tanışma şansı edindim. Tanışma derken kimiyle gerçekten tanıştım, kiminin sadece 10 metre uzağında bulundum.Istancool geçtiğimiz sene yoluna IstFestival olarak devam etti. Konukları arasında pek şahane Jefferson Hack de vardı. Dazed& Confused'u nasıl kurduğunu okuduktan sonra hayranlığım on kat daha arttı. Üstelik Another ve Another Man de ondan sorulur. Saçlar ayrı tarz zaten. Kate Moss'a çocuk bahşetme rivayetine girmiyorum bile. İki çift laf edip endistürünün belini kırmayı da isterdim ama o sahnede Pınar Yolaçan'la söyleşirken ben onun fikirlerini hayal etmeye devam ettim.
8 Power Boobs Activate
Listeyi hazırlayana kadar hiçbir zaman izlediğim ya da okuduğum şeylerde beni etkileyen karakterler kadın mıdır erkek midir diye düşünmedim aslında. Aslında hala kafa patlatmıyorum bu konu üstüne, ama şöyle bir gerçek var ki en baba kadın karakterlerden feci etkileniyorum. Mesela "The Good Wife"tan Kalinda Sharma. Üçüncü sezonun kapanış sahnesi bile yeter. Ya da "the Avengers"taki Black Widow Scarlett. Ki mesela Scarlett'ten pek hoşlanmam. Orjinalini izlemedim ama Anne Hathaway ve Cat Woman tiplemesi de oldukça baştan çıkarıcıydı. Son olarak Rooney Mara'nın portrelediği "Ejderha Dövmeli Kız". Tüm zamanların en net tavır sahibi karakteri olarak da herkesi ezer geçer.

7 Carine Roitfeld
Madem editörlerle başladık listeye Carine ile devam edelim. -Yine- IstFestival'de tanıştığım? glossy eyed'ın yanına gidip Vogue Paris 90. yıl özel sayımı imzalattım. "Bonjour!" dedim. Çok sevdiğimi belirttim. Göründüğü kadar yaşlı değil, beklenildiği kadar kibirli değil. "Emmanuelle ile aranız açılmasın, birgün ben de sizinle çalışmak isterim" diyemedim ama sonuçta dünyanın en ilham verici insanı, dünyanın en bir numara editörlerinden birinin kaleminden damlayan mürekkep şu anda bende.

6 Kate Moss
Aslında sadece Kate Moss da değil. Londra Olimpiyatları'yla ilgilenmiyorsanız bile açılış/kapanış seremonilerini izlemişsinizdir. David Gandy, Naomi Campbell, ama daha da önemlisi Stella Tennant ama en önemlisi Kate Moss. Alexander McQueen'in altın elbisesi içinde salınırken ve poz verirkenki hallenmeleri. "She knows how to fuck."

5 Vogue Paris
Tavrı olan yegane mainstream dergi. Her zaman söylüyorum sanırım genel yayın yönetmeni olmann en güzel yanı herkesin sizin fikirlerinizi merakla beklemesi. Dahası yön verme gücünüz. Dahası ortaya çıkarttığınız işin tamamıyla sizin bakış açınız olması. Grammy'lerde çıkıp bütün endüstri önünde şarkınızı söylemek gibi. (Burada elbette egolara da ayar vermek gerekiyor. her neyse konu bu değil.) Roitfeld her ne kadar da editöryal başarı anlamda harika bir dergi yaratsa da Emmanelle Alt'ın bakış açısını kimseyle değişmem. Aralık/ Ocak 2012'deki müzik sayısında kendi duruşuyla bütünleşen şarkıları derginin tarzı ve tavrıyla birleştirdi. Yine bunu web siteleriyle harmanladı. Mayıs'taki Cannes ve Fransız Sinema Endüstrisinin kutlanıldığı sayıda en tavır sahibi Fransızları dergiye çağırırken Ağustos sayısında Paris'i kutladı. Onun dinlediği müzik, izlediği film, okuduğu kitaplar ve Paris. Dergi işte bu yüzden bu kadar ilham verici.

4 Oldies But Goldies
Patti Smith "Banga"yı yayınladı. Grace Coddington moda dergilerinde yer alan en ilham verici editöryalleri yaptı ve Christmas Wish List'in zirvesinde olan "Grace: A Memoir"i yazdı. Vivienne Westwood bir kez daha çılgın ve sinematografik olduğunu yapmış olduğu kıyafetler ve Juergen Teller'la hazırlamış olduğu kampanyada herkese gösterirken Isabelle Huppert başta "Amour" olmak üzere yıl boyunca bana izlettiği her filmle kendisine aşık olmamı sağladı. Ve Huppert ekolünden bir isim daha Charlotte Rampling. Nedense onun oynadığı filmler hep favorilerim.
3 Marina Abramovic
"the Artist is Present"ı izlemek Marina ile olan aramızdaki bağı Jefferson Hack ile aramızda olan 20 metrelik uzaklıktan bile daha yakın kılıyor. Sanatçının retrospektifi niteliğinde olan filmi sanki yapıma hazırlayan ekiple beraber çekiyormuşsunuz gibi birebir izliyorsunuz. Sonra da "Tanrım Marina'nın yanındayım!" diyor, dikilen tüyler eşliğinde ağlıyorsunuz.

2 Charlotte Gainsbourg
Bir cumartesi akşamı. Sıcak/serin yaz. Yer Küçükçüftlik. Zayıf v soluk tenli bir Fransız. Beyazlar içinde. Periler gibi. Siyah Balenciaga'lar. Utangaç, mızmız, sessiz. Bir o kadar da sert duruşu var ama. Oh "Heaven can wait". Çünkü canlı canlı Charlotte Gainsbourg'u izledim/ dinledim/ gördüm.

1 Jane Birkin
Mevsimlerden kış. Okul tatil. Hava yağmurlu. İngiliz ikon. Fransız peri. Jane Birkin Babylon'da. Dünyanın en meşhur ailesinin iki üyesini gördüm. Daha ne olsun? Kimse Birkin'den daha karizmatik bir insanın var olduğuna beni inandıramaz. Cool zarafet.

6 Eylül 2012 Perşembe

PLEASE WELCOME CR FASHION BOOK

Sadece sonbaharın değil son ayların en fazla beklenen dergisi Carine Roitfeld'in yeni işi CR Fashion Book hala yayımlanmadı ama editöryallerden bir çok preview'ün yanı sıra kapaklar görücüye çıktı.

İşte CR Fashion Book üzerine notlar. 

  1. Dergide top modellerin yanı sıra yeni isimler de kullandım. Yeni isimler geleceğe bakış olurken top modeller melekleri sembolize ediyor. Şans getirmek ve dergiyi korumak adına diyor Roitfeld.
  2. Fotoğrafçıların da işlevi aynı. Bruce Weber kapağı çekerken tıpkı modeller gibi kimsenin tanımadığı fotoğrafçıların işleri de dergide yayımlandı. (Bilindiği üzere Conde Nast bazı büyük fotoğrafçıları sırf Vogue ile çalışsın diye kendine bağlamış. Roitfeld de konan bu ambargoyla bir çoğuyla çalışamadığı için 'yeni fotoğrafçılar' bir şekilde olaya takılan kulp mu bilemedim. Gerçi Vogue'dan ayrıldıktan sonra en büyük pişmanlıklarından biri de dergideyken yeni isimlere hiç yer vermemiş olmasaydı.)
  3. 140 sayfa reklamın yer aldığı dergi 340 sayfa.
  4. İlk sayının headline'ı ise çok manidar ''Rebirth''. Zira sırf yeni bir dergi doğmuyor, kendisini de küllerinden doğurtuyor. Vogue'dayken inanılmaz özgürdüm ama yine de altın bir kafes içerisindeydim diyerek de yeni dergisinin özgürlükler ülkesi olduğunun da altını çiziyor.  
  5. Soldaki kapakta yer alan isim Kate Upton. Memeler yine ön planda ancak buradaki gibi değil. Weber kadrajıyla daha hippie bir seksilik ön planda. Sağdaki ise Audrey Harrelson googleladığınızda kapak olduğu yeni dergi dışında pek bir veriyle karşılaşacağınızı düşünmüyorum. 

Dergiden yayımlanan previewlar gösteriyor ki, Vogue Paris'in altındna çok fazla su akmış. Yeni editöryallerde yer alan fotoğrafların hepsi de nev-i şahsına münhasır. Paris kadını değil, global kadınlar ön planda. Eski işlerinden ders aldığı ve onları geride bıraktığı da ortada.
Ancak, elbette kimse öldürücü cazibe kadınların dergiden ayrı kalacağını söylemedi. 
Melekler ve Lara korusun dergini Carine.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

YENİ MODEL IT-GIRL: KATE UPTON

Birçok Amerikalı model gibi Kate Upton da belirli bir duruş, karakter ve karizmadan yoksun. Yine pek çok Amerikalı model gibi onu da meşhur eden seksi olmak. Ve o şu günlerde -her nasıl olduysa- moda dünyasının zirvesine oynamaya başladı. 

'92 doğumlu olmasının yanı sıra bugünlerde asıl ününü tıpkı onun bir başka versiyonu olan Brooklyn Decker gibi Sports Illustrated'a hatta daha doğrusu özel  'swimsuit issue'ya- ki derginin kendisinden daha meşhurdur (bir bakıma Vogue'un September Issue'su gibi) borçlu.
IMG photocall- Guess Campaign
2009 yılında Guess ve iç çamaşırı kampanyasıyla başlayan serüven bu yıl içerisinde Esquire US, GQ US ve Muse gibi dergilerin kapaklarında göğüslerini sergilemekle devam etti. (Lara Stone ve Joanna Kulig korkmaya başlarsa iyi olur.)

Dolgun dudaklar, kıvrımlı bir vücut ve uzun sarı saçlar, Amerikalı Aphrodite ya da yerel dille American Bombshell. Erkek dergilerinin stereotiplerine tam manasıyla uyan Upton'un asıl şaşırtan becerisi ise Anna Wintour, Carine Roitfeld, V ve Harper's Bazaar US'in de radarına takılmış olması. Moda dünyasına kendini kabul ettirmeye çalışan Upton geçtiğimiz haftalarda Burberry defilesinde ön sıradayken magazin basınını da ihmal etmemek için Cannes'daki 'On The Road' prömiyerine katılmıştı.
Muse by Sebastian Faena
Erkek dergilerinin Upton peşinden koşma nedeni belliyken, moda dünyasını onu neden tercih eder? sorusunun cevabı ise 'nihayet' değişen beden ölçüleri ve seksilik anlayışı olabilir. Aşağıdaki görsel ise Vogue İspanya editöryalinden kopup geldi. Fotoğrafa iki sefer bakmanızı istiyorum ve kendinize şunu söyleyin. 1: SI kapağındaki ucuz kızla alakası yok. 2: V Spain kapağındaki mayolu Saskia mı sizi kıskandırır / mayoyu sattırır yoksa bu poz mu?
Classy şeyler üretmekten geri kalmasa da Carine Roitfeld edepsiz işleriyle daha ünlü demek abartı olmaz büyük ihtimalle. Eylül ayında çıkartacağı CR Fashion Book'un kapağına yerleştireceği Kate Upton'ı Terry lensinden çıplak mı yoksa Bazaar'daki gibi high-class kıyafetlerde mi koyacağı aslında merak konusu. Ancak bana kalırsa her iki şekilde de fark etmez, zira tıpkı editöryal başlığında bulunan atıf gibi she just brought sexy back!
Bazaar US
Başlıkta da belirttiğim gibi o bir it girl. Ama yeni model. Alternatif sularda yüzmüyo, tumblr'da street style fotoğraflarıyla dolaşmıyo, ama yayımlanan her dergide kendine yer bulup editörlerin yeni gözdesi olmayı başarıyor. Erkeklerin kalbine giden yol olan SI'ı çoktan fethetti. Eh Wintour ve Roitfeld de 'biz de varız' dedi! Geriye tek pek de söylenecek bir şey kalmıyor. Memelerin parlasın! Pardon. Yıldızın parlasın Upton girl! 

27 Mayıs 2012 Pazar

IST-UN-COOL

Bu sene üçüncüsü gerçekleşen (IstancoolIstFestival hakkında aslında söylenmesi gereken çok şey var. Aşağıda yazdıklarımın da gerçeklik payı olmayabilir, ama olayın dışarıdan nasıl göründüğüne değinmek istiyorum.

Olayın Başlangıç Safhası:
  •  Pablo Ganguli & Liberatum'un düzenlediği ''Istancool'' projesi aslında neredeyse son dakikada iptal oldu. Daha önce William Orbit, Kim Cattrall ve Susan Sarandon'un geleceği söylense de yeni projede hiç biri de yer almadı.
  • Dışarıdan görünen aslında tam da şu oldu. Liberatum organizasyonu iptal etti, Istanbul 74 ise fikrin üstüne kondu. Istanbul 74 festivalin ismini IstFestival olarak koysa da Istancool'u kullanmaktan da çekinmedi. Halbuki, Liberatum 'Istancool'un bu sene yapılmayacağını ancak 2013te devam edeceğini ve bunun için de ortak aradıklarını duyurmuştu.
Festival Programı:

  • Istanbul 74'ün çağırdığı isimler kendi alanlarında AList ya da Türkiye çapında ünlü olmalarına rağmen çok fazla ses getirecek isimler olmadığından Vakko Moda Merkezi geçtiğimiz seneye göre daha boş ve rahattı. Ki bu festivalin en iyi tarafıydı. 
  • Cannes'dan Istanbul'a taze gelen yönetmen Andrew Dominik oturumunda fazla sinemacıların olmadığı gibi Mario Sorrenti'de de moda basınından çok ilgi yoktu. Geçtiğimiz sene salonun yarısını basın oluştururken onların bu sene orada olmaması da şaşırtıcıydı. Belli ki bazı ilişkiler iyi yürümemiş. Yine de günün en kalabalık oturumu Mario ile gerçekleşti.
  • Günün en beklediğim anlarından biri Jefferson Hack'e aitti. Kendisi konuşmacı değil de moderatör olsa bile hatta bağlı bulunduğu dergi grupları üzerinden sektör hakkında iki çift laf etmese de (ki orda bulunma amacı bu değildi, ama pek tabii de olabilirdi) Pınar Yolaçan'la beraber olmaları gerçek anlamda festivalin en cool yanıydı. Üstelik Yolaçan'ın işleri ve hayal gücüyle tanışmak ve birbirlerinden haberdar olmadan Hack'in de Yolaçan'la benzer şeyleri yıllar öncesinden düşünmesini öğrenmek de bazen hayal gücümün ne kadar sınırlı olduğunu yüzüme çarptı. Hack ve Yolaçan sonrasında gerçekleşen bir diğer sanat konuşması ise festivalin en sıkıcı anları olmakla beraber katılımcıların büyük çoğunluğu ya bahçedeki çimende cool piknik havası yaratmakla ya da barın etrafında hayran hayran Roitfeld'i seyretmekle meşguldü. Elbette bana barda Roitfeld ile takılmak daha cazip geldi. Tabi konuşmanın yarısında sıkıntıdan patlayıp salonu terk etmemden hemen sonra oldu bu.
Pelin Batu ise tüm panellerin sunucusuydu. 
  • Diğer moderatörlerin aksine Meltem Cumbul fazlaca cooldu. ''Nasıl olsa orda konuşucak bir şeyler bulurum'' mantığıyla pek hazırlanmadan gelmiş olması (pardon kendisi Zoe Cassavetes hakkında google search yapmış) ona kullanacağı her kelimeden önce 5 dakika düşünme payı verme gereğinde bırakmıştı. Sahi konuşma sonunda salonda kaç kişi kalmıştı? 
  •  Festival sponsorlarından ya da işbirlikçilerinden biri de yılda bir kez yayınlanan ve bir tema üzerine hazırlanan Visionaire dergisiydi. Roitfeld'in aynı gruptan dergi çıkartacak olması, Mario Sorrenti ve Derek Blasberg'in aynı yayın grubu için çalışmış olması da aslında bende tamamıyla şu fikri uyandırdı. Istanbul 74'ün insiderlarından biri V groupla iletişime geçti ve onları kafaya alıp Roitfeld imza gununu ve bir oturumu kapattı.
  • Riccardo Tisci'nin uçağı kaçırdığı söylense de yalan olduğu apaçık belli. Cuma gecesi yayılmaya başlayan dedikodu Karl Lagerfeld ve Clemence Poesy'den sonra Tisci'nin de programı iptal ettiği yönündeydi. Öte yandan Roitfeld'i sırf imza günü için Istanbul'a çağırtmak da pek akıllıca değildi, kabul edelim.
  • Tüm bu konuk iptalleri kapsamında Liberatum'un parmağının olduğunu düşünmek de fazlaca şeytani mi olur orasını da kestiremedim açıkçası.
Festival'in Yönetimi:

  • Festival konusunda en büyük şikayet ve sorumsuzluk da buydu. Sürekli kişilerin değişmesi, iptallerin olması ve Istanbul 74'ün bir açıklama yapmadan sadece 'biz kendimizle gurur duyuyoruz' demiş olması da oldukça komikti ayrıca.
  • İşin içinde olmasam da en azından kendimi 'iyi bir sosyal medya kullanıcısı' olarak tagliyebilirim sanırım. Sevgili 74, facebook grubunda gelen övgüleri 'like'lamak kadar gelen sorulara cevap vermek de işinizin bir parçası olması lazım. Tabii ya da baştan alınan bir kararla övgülere teşekkür etme ve 'like'lama işini de pas geçebilirdiniz, ki bu durumda ortada sorun kalmazdı.
  • Öte yandan sitenizde yapmış olduğunuz sanatçı tanıtımlarında kullandığınız kötü Türkçe de size hiç yakışmayan bir hareket.

Aslında tüm bu olumsuzluklara odaklanırken katılımcıların neler söylediğini es geçtiğimin farkındayım. Bu konuda GQ'de yazılan yazı belki siz orada olmayanları tatmin edebilir. Elbette günün en güzel yanı Carine Roitfeld ile tanışmak ve eski bir Vogue Paris'imi kendisine imzalatmak oldu. İnanılmaz tatlı bir aksanı olduğunu ve fotoğrafların aksine çok da genç göründüğünü belirtmeliyim. Alçak gönüllü olması da extra bir artı puan sanırım.

ps. baştaki ve sondaki fotoğraflar bana ait, Pelin Bau ise Istanbul 74'ün Facebook grubundan.

6 Mart 2012 Salı

MEN OF THE MOMENT!

Normalde editoryal paylaşmadığımı artık hepiniz de fark etmişsinizdir, ama bazen öyle anlar geliyor ki, twitter/ tumblr / pinterest yetmiyor ve ''bunu muhakkak blog'da paylaşmalıyım'' diye kendimden geçiyorum.
Kısalar hariç 4. yönetmenlik deneyimi olan ''The Broken Tower''ın bir de senaryosunu kaleme alıp Hart Crane'i canlandırdı. Türkiye vizyon tarihi konusunda fikrim olmasa da Allen Ginsberg sonrası birkez daha Amerikan şairini canlandıran James Franco bence bunu bir alışkanlık haline getirmeli. Hem yönetmenliğini, hem senaristliğini hem de baş rolünü kendisine ayırdığı bir diğer film ''Sal'' da yine vizyonda sıra bekleyenlerden. 
2012nin Michael Fassbender'ı olmaya aday Franco Winona Ryder ile ''The Stare'', Mila Kunis ve Jessica Chastain ile ''Tar'' (ki burda da yine başka bir Amerikan şairi rolünde) ''Cherry'', ''Maladies'' ve içinde Chris Noth, Sarah J Parker, Amanda Seyfried ve Sharon Stone'nun da bulduğu daha en az +5 starın yer aldığı ''LoveLace'' için kamera karşısında geçtikten sonra hepsinin haberici olarak Alman GQ Style dergisinin ilkbahar / yaz sayısına kapak oldu. Modern çağın Mapplethorpe'u olarak lanse edilen kapak ve diğer çekimler ise Mariano Vivanco'ya ait. 
En az oynadığı roller kadar şairane aynı zamanda da Mapplethorpe ruhuyla kavrulan kareler bence diğer editörlere ''bu benim dergimde olmalıydı'' dedirtmiştir. 
Bir diğer editöryal ise GQ Style Avustralya Sonbahar / Kış sayısına ait. (Yarım Küre farkı en fazla moda ends. etkiliyor sanırım). ''Hunger Games'' dolayısıyla bir çok derginin kadrajında olan Liam Hemsworth'un fotoğrafları Franco'nunkiler kadar şairane ve romantik olmasalar da 50lerin Amerikasına çakılan selam ile bir hayli sinematografik. Fotoğrafları dikkatle incelerseniz ise yaklaşmakta olan ''beyaz çorap'' trendinin şaka değil de gerçek olduğunu görebilirsiniz.
Vogue'dan ayrıldıktan sonra yapmadığı iş kalmadı desek abartı olmaz. Bugüne kadar modelleri giydiren Carine Roitfeld W ve Harper's Bazaar UK için modellik bile yaptı, son zamanlarda sıkça V için çalışan glossy french granma kendi dergisini yayınlayana kadar paslanmak istememiş olabilir. V Man'in İlkbahar / Yaz sayısını hazırlayan Roitfeld, en sevdiği ve bugüne kadar çalışabilme imkanı bulamadığı fotoğraflçıarı ve gerçek erkekleri toplayarak oluşturduğu editöryallerle bence kariyerinin en iyi işlerine imza attı. 
Nick Knight ile Tahar Rahim
Karl Lagerfeld ile Louis Garrel
Bruce Weber ile Reeve Carney
Jean Baptiste Mondino ile Jose Maria Manzanares
Sebastian Faena ile Hollywood Babylon
Peter Lindbergh ile JT Besins

all images via; fashionspot

29 Ocak 2011 Cumartesi

TALENTED MR.FORD

Mr. Ford bu aralar her yerde ! Evet artık o Tom Ford değil. Mr. Ford. Kendine böyle denmesinden hoşlanıyomuş. Sanmıyorum ego sorunu olduğunu. Zira Gucci'den neden yolunu ayırdığını ve hayat tarzını değiştirdiğinden bunun öyle olmadığını anlıyorsunuz. Bir de Paris Vogue faktörü var. Koskoca Vogue'u koskoca Tom Ford'a teslim etsinler, adam edito köşesinde sadece Terry Richardson ile öpüştüğü resmi koysun ve altına ''Merry Christmas'' yazsın.

2010 yılının enlerini seçerken yılın adamı olarak belirlemiştim kendisini. ''A Single Man'' ile zirveye yakın bir yerden başlayan sinema kariyeri ardından sonbaharda modaya geri dönüşünü kutladı. Hem de ne kutlama !

Şubat kapakları Tom Ford ile süslnemeye devam ediyor. Interview Magazine ve Out Magazine'de. Üstelik Out'un kapağında sevgilisi Richard Buckley ile. Daha önce diğer bloggerlardan önce Vogue'un Amerikan edisyonu için gerçekleştirilen ''preview''ü yayınlamıştım, şimdi de madem kendisinden bu kadar fazla bahsediliyor dedim, tamamını yayınlamakta fayda var !  Ancak ondan önce bir de şu konuşulan karelere göz atmalısınız. Bir çokları aşırı bulsa da ilgi çekici. İlgi çekmek için her yol mübah değil mi ? İşte Vogue Paris için gerçekleştirmiş olduğu çekim. Görüldüğü gibi Yetenekli Bay Ford'un elini atmadığı şey yok !

Ve diğerleri ...
Mr. Ford sinirli. Belli ki bloggerları pek de sevmiyo. İnsan bloggerı neden sevsin ki zaten. Bırakın blogları sevmeyi, interneti hiç sevmediği de açık. Sosyal medyadan uzak kalmasının yanında style.com'un da defilesini yayınlamasını istemiyor. Aslında adam haklı. Onca zaman sen uğraş, show için heyecanlan zaten hepi topu 15 dakika olan defilen bittikten sonra sana gelen konuklar bir diğer show için mekan değiştirirken senin kıyafetler internette dolaşmaya başlasın.  Belki de en azından bu konuda geçmişe dönsek hoş olmaz mı ? biraz daha fazla merak uyanmaz mı bizde ? Hem modeller hem ünlüler, podyumdalar. Saçma salak yürümüyolar. Zevk alıyorlar. Hepsi kendi showunu yapıyor ve eğlenip gülüyorlar. Üstelik Bay Ford hepsini de bir bir açıklıyor.

Her zaman belli sınıfların daha üstün olması gerektiği kanısındayım. Eğer Coddington, Roitfeld, Sozzani, Wintour ve daha fazlası orada defilede sadece seçkin 100 kişiden biri olmaya hak kazanmışsa biz de ancak onları bir kaç ay sonra görmeye itilmişsek bence burada sakınca yok.Bu da böyle bir dipnot olsun. Ha çalışın didinin ayrıcalıklı olun. Ben bunu yapmaya gayret edebilirim. Değil ki Tom Ford showunu izleyebilmek için... Her şey için ....

Tüketim toplumunda, her an her şey elimizin altında. Düşünsenize geçtiğimiz haftalarda Milano ve Paris'ten bütün showları - birçoğunu- anında aktardım burada. Şu anda taze, hala konuşuluyor, ancak 3 ay sonra. Hayır!  unutulacak. Üstüne üstelik onların konuşulması gereken zaman bundan tam 8 ay sonra başlayacak -sözüm ona-. Ancak ne gerek var. Konuşulması için zaten her an yeni bir aksiyon ortaya atılacak.

Erkek kolleksiyonu için ise biraz bekleyebiliriz sanırım. Bir kaç sürpriz :)

7 Ocak 2011 Cuma

BREAKING NEWS : NOUVELLE REDACTRICE DE VOGUE PARIS

Olaylı bir şekilde aralık ayının ortalarında Vogue Paris'ten istifa ettiği ve hala istifa mı ettiği yoksa kovulduğu tam da açıklanmayan Carine Roitfeld'in yerine yine onun takımından biri yani Emmanuelle Alt getirildi. Le Figaro moda yazarı ile arasında çekişme olsa da kazanan isim 10 senedir derginin moda direktörlüğünü yapan Alt oldu.

Carine Roitfeld'ten bile daha az eğitimli ! olduğu için pek de istenmeyen Alt bence tam da yerinde bir seçim. Küçük Roitfeld olan Alt moda dünyasının en güçlü iki Vogue Edisyonundan birini bence en iyi şekilde yönetecektir.

Sıra geldi Roitfeld'in son iki ve Alt'ın ilk kapağını görmeye ?

3 Aralık 2010 Cuma

ARALIK AYI DERGİ KAPAKLARI !!!

Normalde ya da genelde diyeyim bu yazıyı Bir Kürkseverin Notları blogunun yazarı Coşkun Hürsel yazıyordu. Ama bu seferlik ben de böyle bir şey yazabilirim dedim ve yazdım. Nedir bu yazı, aralık ayında yayınlanan dergiler hakkında ufak ufak notlar. Bir dergi kolleksiyoncusu olaraktan bu ay benim için inanılmaz bir hazineydi. Çünkü alınması gereken dergiler bir hayli fazlaydı. Zaten konserdi, yılbaşı hediyesiydi, doğum günleriydi diyerekten darbe yemiş bütçe dergiler sayesinde dibe de vurdu.

O zaman dergilerin anası Vogue ile başlayalım. Ve ilk durak Atlantiğin öteki yakasında ülkenin ismiyle değil de editörünün ismiyle anılan Amerikan Edisyonuna. Vogue Anna. Tüm Vogue'ların içinde en az albeniye sahip olan ve kapak konusunda ucuz moda dergisi Elle'den farksız olan Vogue Amerika'nın bu ayki kapağında Angelina Jolie vardı. Hollywood yıldızları ile dergi sattıran Wintour son zamanlarda bence artık adamı hasta etmeye başladı. Dergide herhalde Grace Coddington gibi gerçek bir moda editörü yer almasa derginin ''moda sanatı'' ile yakından uzaktan ilişiği olmaz.

Gelelim O'nun içi boş olan bir diğer edisyona. Karşınızda British Vogue ! Kimi zaman model -Kate Moss- ya da celebrity'leri kapağa taşıyan bu edisyon Amerikan versiyonunun kapağı gibi. Kanımca bir diğer albenisi olmayan dergi. Bu seferki kapağında ise Harry Potter yıldızı Emma Watson yer alıyordu. Derginin kapğaında kasım ayında durması daha yakışı kalıcakken Alexandra Shulman onu aralık kapağında görmek istemiş. İşte Wintour ile tek farkları bu. Gerçi Aralık sayısı zaten kasım ortasında falan yayınlandı ? Tıpkı Amerikalı kardeşi gibi bu kapak da Mario Testino tarafından çekilmiş. British Vogue ayrıca ik ayrı kapakla basıldı. Kapakların tek farkı koskoca Vogue başlığının ve yazılarının renl farkıydı.

Bu ay merakla beklediğim dergilerden biri de Vogue'un Ispanyol edisyonu. Kapakta Penelope Cruz'u gördüğümden beri derginin Türkiye'de yayınlanmasını bekliyorum. Neyseki Paris Vogue gibi sadece boş boş editöryallere bakmayıp bir şeyler de okuyabilicem. Bilgilendiririm sizi de. Peter Lindbergh tarafından fotoğraflanan Cruz aslında moda dergisine pek de yakıştırmadığım şekilde yani sadece ''yüz görünümlü'' şekilde çekilmiş. En azından klişeleşmiş bir şekilde çıplak poz vermemiş.

Vogue Italia ve Paris Vogue. Biri modanın anası biri babası. Gelgegelim 35milyonu Vogue Italia'ya yatıracak kadar fashionisto ya da fashionmaniac değilim. Haftalarca en merak ettiğim 3 kapaktan biri olan derginin üstünde siyah bir Gisele Bündchen ve Preview S/S'11 yazısını görmek beni üzse de, internete düşecek editöryalleri 4 gözle bekliyorum.Ki bu yazıyı editlerken Kate Moss editöryalinin düştüğünü gördüm. Ayrıca görüldüğü üzere kapaklarda bir kararma var. Franca Sozzani'nin dahiyane moda anlayışı beni benden alsa da benim daimi favorim Fransız meslektaşı Carine Roitfeld.

Ona karşı olan sempatimi bir başka yazıya saklamak isterim anca şu an için ''Religion: Carine Roitfeld'' desem yeridir sanırım. Koltuğunu Masyıs ayı için Penelope Cruz'a devrettikten sonra Aralık / Ocak sayısı için de Tom Ford'la bir oldu. Roitfeld'in ''A Single Man'' sonrasında kendisine aşık olduğum Tom Ford ile ortaya çıkarttığı bu dergi benim için mücevher değerinde desem abartmış olmam sanırım. Kapak güzeli Daphne Groeneveld ise Lara Stone'un kopyası gibi. Birçokları gibi ben de ilk kapağı gördüğümde ''bir kez daha mı Lara Stone ?'' dedim. Kırmızının ve siyahın uyumu deri objelerle süslü bir salonda yan yana durmuş kan kırmızısı bir şarap ve bitter bir çikolata tadında. Nerdeyse kapak adamda afrodizyak etkisi yarattı diyeceğim yani. Neyse ayın 15inde gelicekmiş Türkiye'ye. 4 gözle bekliyoruz diyorum. Mert Alas & Marcus Pigott'a ise tebrikler.

Ve gelelim beni yayınlanmasından önce uykusuz bırakan, hatta rüyalarıma giren, ilk başlarda benim için sıradan bir dergi olan ancak daha sonra bir çeşit ''bağımlılığa'' dönüşen Vogue Türkiye kapağına. Ekim ayında yaratılan kapağıyla climaxe ulaşan dergi bu ay da bu başarıyı devam ettirmişe benziyor. Aslında hala ikilemdeyim ! Altın sarısı arkaplanı ve kıpkırmızı elbisesiyle oldukça itici gelebiliyor ilk görüşte, ancak dikkatli bakıldığında o altın sarısı ellerle ''vogue pozunu'' veren McQueen elbiseli Maryna Linchuk'u o elbiseyle başka bir planda düşünemiyorsunuz. Fahionspot başta olmak üzere bir çok forumda da beğenilen ve 4 ana Vogue dışında en beğenilen edisyon olarak lanse edilmesi de beni mutlu etti. Dergiyi ortaya çıkaran fikirleri, her ay bir tema üzerine kurulma fikrine tapıyorum. Zamansızlık kavramını, tüm dergilere temasını sattıran ''disco moda''sını başka kim Osmanlı Imparatorluğu ve Hürrem Sultan ile bir araya getirebilirdi ki ? Bravo Vogue ! Tuba Büyüküstün ve Hatice Arslan sonrasında Demet Evgar'ı bizlerle buluşturmaları ise harika. Geriye tek bir isim kalıyor. Muhteşem Caroline ile Wilma Eles. Gotik Givency ile sarışın bir Avrupalıyı dergide görmek keyif verici olurdu.

Bu ay sepetime iki dergi daha fazla eklettirmeme sebep olan editörlerden biri kapağına Sophie Ellis- Bextor'u diğer ise Tarkan'ı taşıdı. İlk olarak Elle ile başlayalım. Başlamadan önce şu notu belirteyim, kimse bana dergiye El dedirttiremez isterseniz bana kıro deyin onun ismi ELLEdir. Gelelim kapağa. Sen kalk 11 sene sonrasında adam akıllı bir kapak yapmaya çalış, her ne hikmetse Elle'nin baş patronu (Conde Nast'ı biliyorum ama sizinkini değil) bu sene bir erkeğin kapakta yer almasına karar vermiş. Komik değil mi ? Sırf Tarkan'ı kapak yapamayan ekip de yanına bir de yanına kız yerleştirmiş, ancak gelin görün ki kapak dahil hiç bir yerde canım modelin ismi geçmiyor. Varsa yoksa Tarkan ! Hani o süs mankeni olmuş. Tarkan'ın smokinine gelecek olursam ise klibi ''Öp Öp''de bile daha güzeldi. Tüm bu davranışlar biraz ''pathetic'' gibi geldi. Neyse. Son olarak belirtmem gerekirse o editöryalin içinde sarı rengimsi Miu Miu elbisenin yeri yoktu, zira ezberlendi, onun yerine başka bir şey giydirilebilinirdi kıza. Tarkan'ın ve kızın çırılçıplak banyoda yattığı görüntü ise hiç estetik değil, mesele Tarkan'ın kıllı falan olması değil. Biraz sanat biraz bakış açısı. İtiraf etmem gerekirse heyecanlanmıştım. Ama Elle fos çıktı. İlk kez aldığım dergi beni içerik açısından da tatmin etmedi ayrıca. Parama acıdım. Yaratıcılıktan yoksun bir kapak olmuş.

Gelelim Harper's Bazaar'a. Elle gibi pek de el emeği kapak hazırlamayan bu dergi de bu ay kapağa Sophie Ellis- Bextor'u taşıdı. Şarkıcının twitterından bu haberi öğrenmemiz iyi oldu, ama kapağı görünce hayal kırıklılığına uğradım, sen kalk 40 yılın başında böyle bir kapak fikri ortaya at, ama inanılmaz saçma bir görseli kapağa taşı. Her ne hikmetse HB'da bu sene böyle büyük bir ismi kapağa taşımaya kalkışmış. Akif Hakan Çelebi tarafından fotoğraflanan Bextor'un üstündeki Lanvin, styling ise Claudia Behnke tarafından gerçekleştirilmiş. Sophie Ellis'i daha sonra blogumda zaten konuk edeceğim ve o zamana kadar üşenmezsem editöryalleri de kapak ile beraber scan ederim. Evet scan ederim. Zira Harper's Bazaar'ın ne bir internet sitesi, ne güncellenen FaceBook sayfası ne de Twitter'ı var.
Editoryallerinde pek de hikaye yok, ancak stylingi beğendim ve enteresan olan diğer noktası ise kapak kızının ve kapak konusunun bir anda işlenmemiş olması. Yani Sophie'yi en güzel parti elbiseleri ve gece kıyafetleri içinde değil normal bir temada buluyoruz. Ancak dergiyi ve diğer editöryalleri beğendiğimi eklemeliyim. Bugune kadar kaçırmışım. Yalnız derginin neden editör sayfası yok ?

Vogue TR gibi Harper's Bazaar da Jagger kadınlarına yer vermiş. Ancak o sadece Georgia May Jager'ı seçmiş. Kasımda Vogue'da gördüğümüz Azra Akın'da bu HB'da. Garance Dore'un Türkiye seyahati ise yine dergide bulabileceklerinizden.

Volume 2 yolda.