Meltem Cumbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Meltem Cumbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mayıs 2012 Pazar

IST-UN-COOL

Bu sene üçüncüsü gerçekleşen (IstancoolIstFestival hakkında aslında söylenmesi gereken çok şey var. Aşağıda yazdıklarımın da gerçeklik payı olmayabilir, ama olayın dışarıdan nasıl göründüğüne değinmek istiyorum.

Olayın Başlangıç Safhası:
  •  Pablo Ganguli & Liberatum'un düzenlediği ''Istancool'' projesi aslında neredeyse son dakikada iptal oldu. Daha önce William Orbit, Kim Cattrall ve Susan Sarandon'un geleceği söylense de yeni projede hiç biri de yer almadı.
  • Dışarıdan görünen aslında tam da şu oldu. Liberatum organizasyonu iptal etti, Istanbul 74 ise fikrin üstüne kondu. Istanbul 74 festivalin ismini IstFestival olarak koysa da Istancool'u kullanmaktan da çekinmedi. Halbuki, Liberatum 'Istancool'un bu sene yapılmayacağını ancak 2013te devam edeceğini ve bunun için de ortak aradıklarını duyurmuştu.
Festival Programı:

  • Istanbul 74'ün çağırdığı isimler kendi alanlarında AList ya da Türkiye çapında ünlü olmalarına rağmen çok fazla ses getirecek isimler olmadığından Vakko Moda Merkezi geçtiğimiz seneye göre daha boş ve rahattı. Ki bu festivalin en iyi tarafıydı. 
  • Cannes'dan Istanbul'a taze gelen yönetmen Andrew Dominik oturumunda fazla sinemacıların olmadığı gibi Mario Sorrenti'de de moda basınından çok ilgi yoktu. Geçtiğimiz sene salonun yarısını basın oluştururken onların bu sene orada olmaması da şaşırtıcıydı. Belli ki bazı ilişkiler iyi yürümemiş. Yine de günün en kalabalık oturumu Mario ile gerçekleşti.
  • Günün en beklediğim anlarından biri Jefferson Hack'e aitti. Kendisi konuşmacı değil de moderatör olsa bile hatta bağlı bulunduğu dergi grupları üzerinden sektör hakkında iki çift laf etmese de (ki orda bulunma amacı bu değildi, ama pek tabii de olabilirdi) Pınar Yolaçan'la beraber olmaları gerçek anlamda festivalin en cool yanıydı. Üstelik Yolaçan'ın işleri ve hayal gücüyle tanışmak ve birbirlerinden haberdar olmadan Hack'in de Yolaçan'la benzer şeyleri yıllar öncesinden düşünmesini öğrenmek de bazen hayal gücümün ne kadar sınırlı olduğunu yüzüme çarptı. Hack ve Yolaçan sonrasında gerçekleşen bir diğer sanat konuşması ise festivalin en sıkıcı anları olmakla beraber katılımcıların büyük çoğunluğu ya bahçedeki çimende cool piknik havası yaratmakla ya da barın etrafında hayran hayran Roitfeld'i seyretmekle meşguldü. Elbette bana barda Roitfeld ile takılmak daha cazip geldi. Tabi konuşmanın yarısında sıkıntıdan patlayıp salonu terk etmemden hemen sonra oldu bu.
Pelin Batu ise tüm panellerin sunucusuydu. 
  • Diğer moderatörlerin aksine Meltem Cumbul fazlaca cooldu. ''Nasıl olsa orda konuşucak bir şeyler bulurum'' mantığıyla pek hazırlanmadan gelmiş olması (pardon kendisi Zoe Cassavetes hakkında google search yapmış) ona kullanacağı her kelimeden önce 5 dakika düşünme payı verme gereğinde bırakmıştı. Sahi konuşma sonunda salonda kaç kişi kalmıştı? 
  •  Festival sponsorlarından ya da işbirlikçilerinden biri de yılda bir kez yayınlanan ve bir tema üzerine hazırlanan Visionaire dergisiydi. Roitfeld'in aynı gruptan dergi çıkartacak olması, Mario Sorrenti ve Derek Blasberg'in aynı yayın grubu için çalışmış olması da aslında bende tamamıyla şu fikri uyandırdı. Istanbul 74'ün insiderlarından biri V groupla iletişime geçti ve onları kafaya alıp Roitfeld imza gununu ve bir oturumu kapattı.
  • Riccardo Tisci'nin uçağı kaçırdığı söylense de yalan olduğu apaçık belli. Cuma gecesi yayılmaya başlayan dedikodu Karl Lagerfeld ve Clemence Poesy'den sonra Tisci'nin de programı iptal ettiği yönündeydi. Öte yandan Roitfeld'i sırf imza günü için Istanbul'a çağırtmak da pek akıllıca değildi, kabul edelim.
  • Tüm bu konuk iptalleri kapsamında Liberatum'un parmağının olduğunu düşünmek de fazlaca şeytani mi olur orasını da kestiremedim açıkçası.
Festival'in Yönetimi:

  • Festival konusunda en büyük şikayet ve sorumsuzluk da buydu. Sürekli kişilerin değişmesi, iptallerin olması ve Istanbul 74'ün bir açıklama yapmadan sadece 'biz kendimizle gurur duyuyoruz' demiş olması da oldukça komikti ayrıca.
  • İşin içinde olmasam da en azından kendimi 'iyi bir sosyal medya kullanıcısı' olarak tagliyebilirim sanırım. Sevgili 74, facebook grubunda gelen övgüleri 'like'lamak kadar gelen sorulara cevap vermek de işinizin bir parçası olması lazım. Tabii ya da baştan alınan bir kararla övgülere teşekkür etme ve 'like'lama işini de pas geçebilirdiniz, ki bu durumda ortada sorun kalmazdı.
  • Öte yandan sitenizde yapmış olduğunuz sanatçı tanıtımlarında kullandığınız kötü Türkçe de size hiç yakışmayan bir hareket.

Aslında tüm bu olumsuzluklara odaklanırken katılımcıların neler söylediğini es geçtiğimin farkındayım. Bu konuda GQ'de yazılan yazı belki siz orada olmayanları tatmin edebilir. Elbette günün en güzel yanı Carine Roitfeld ile tanışmak ve eski bir Vogue Paris'imi kendisine imzalatmak oldu. İnanılmaz tatlı bir aksanı olduğunu ve fotoğrafların aksine çok da genç göründüğünü belirtmeliyim. Alçak gönüllü olması da extra bir artı puan sanırım.

ps. baştaki ve sondaki fotoğraflar bana ait, Pelin Bau ise Istanbul 74'ün Facebook grubundan.

16 Ocak 2012 Pazartesi

WE NEED TO TALK ABOUT GOLDEN GLOBES !

69.su dün gece gerçekleşen Golden Globe'lar hiç kuşkusuz son yılların en eğlenceli geçen ödül töreniydi. Bunda twitterda atılan peşi sıra tweetler ile hep beraber evde toplaşıp seyretmişiz gibi hava yaratılmış olmasının etkisi de olabilir gerçi. Ricky Gervais'in çok az görünmesi zaman zaman da sıkıcı espriler yapmış olması pek canımı sıkmadı zira genel olarak her ağzını açtığında beni güldürdü. Ama elbette gecenin komedi showuna dönüşmesinin tek nedeni bu değildi.
The real Game oh Thrones
Güzel kıyafet anlamında inanılmaz kısır bir ödül töreni olduğu konusunda hem fikiriz. Geçriğimiz yıl Rodarte içinde parlayan Natalie Portman, Lanvin'in en kötü elbisesini seçmişti, twitterda saatlerce tartışılan Jessica Chastain elbisesinin Balenciaga mı yoksa Givenchy mi olmuş olması bile umrumda değil, yılın adamı Micki Fassbender'ın Mahmutpaşa çıkışlı parlak kumaş takım elbisesi derken bir de Meltem Cumbul hadisesi.

Aslında Meltem Cumbul nereden tutarsanız tutun elinizde kalıyor, Chloe olduğunu sabah öğrenmiş olduğum perde çakması kıyafetin markası önemli bile değil zira berbat, iki gün boyunca ''Yabancı Dilde En İyi Film'' ödülünü taktim etmesi konuşulurken sadece twitterdakiler değil eminim salondakiler de ''Who was that starnge Turkish woman wanting World Peace'' diye ortalığı ayağa kaldırmışlardır. Seriously Meltem ?

Hey Brad ! ''We really need to talk about Angelina!'' Geçtiğimiz sene olduğu gibi bu sene de zarafetini Atelier Versace elbisesiyle sürdürmeye çalışsa da çuvalladığı yer kolları oldu, bir Etiyopyalı kadar zayıf ve sağlıksız görünen Angelina'nın yapmış olduğu bu kadar pozitif olaya rağmen hala ''Curved Woman are the Best'' kampanyasına destek olmamasına anlam veremiyorum.
Gecenin kuşkusuz en dikkat çeken ve şık olan 5 kadın oyuncusu.
Şahsen ben kaçırsam da ''Downton Abbey'' için ''En iyi TV Filmi / Mini Dizi'' kategorisindeki ödülü alması için sahneye çıkarken neredeyse düşmek üzere olan Elizabeth McGovern'ın herkesi güldürdüğünü okudum. Kadın oyuncu dalında ödülü bir kez daha Kate Winslet'a kaptıran Elizabeth'e de teşekkür etmek istiyorum. Zira gecenin asıl kraliçesinin kim olduğunu öğrenmiş olduk. Jenny Peckham elbisesiyle Winslet'ı salonun en arkasına oturtan akademiye bir çift lafım vardı, ama aynı zamanda Julianne Moore ile aynı masada oturmuş olmaları içimi nasıl ferahlattı, beni nasıl mutlu etti anlatamam. Bu arada sözlüğü açtığınızda zerafet yanında Kate Winslet yazıyor değil mi ?
Hepimiz Meryl Streep'in ''I dont a give a shit to the Fashion'' mottosunu bildiğimize göre dün gece ne kadar paspal olduğundan bashetmeme gerek yok, mürebbiyeler gibi kapalı giyinen Michelle Williams'ın gecenin en şıkı olmaması ise ''Kezban goes Paris'' temalı saç bandıydı !1 Nisan'da geri dönecek olan ''The Killings''in yıldızı Mireille Enos'un ödülü kucaklamayacağını bildiğim halde bir umut yeniden Julianna Margulies'in kazanabileceğini bekliyodum. Bir dalda daha umutlarım solarken Kate Winslet sonrası gecenin en şık kadını olarak onı görmem içime su serpti diyebilirim.
Şıklık yarışına devam etmeden George Clooney'nin ''penis envy'' temalı konuşması bknz Fassbender'a düzmüş olduğu methiyeler gecenin de son bombasıydı sanırım. Ewan MvGregor, Adam Levine ve Ricky Geravis'in gecenin en şık erkekleri olduklarını söylememe gerek bile yok.

Söke söke ''Hugo''nun hadi o olmadı ''the Help''in ödülü kazanmasını beklerken (I dont give shit to damn statistics) ''The Descendants'' ödülü kazanması ise ''Game of Thrones''un ''Drama Dizi'' dalında en iyi ödülünü alamaması kadar bomba etkisi yarattı. 15 Nisan'da geri dönecek olan dizinin yıldızlarından Peter Dinklage da yine -en azından- Emmy'lerde olduğu gibi 'erkek oyuncu' dalında yüzümüzü güldürdü. Bu arada !F'in tweetine göre de 'The Descendants' programları içierisinde yer alıyormuş.

Kimileri Madonna'nın ödül kazanmasını reytinglere bağlasa da ohh common 5 şarkı arasında en iyisi onunkiydi. Animasyon kategorisinde hiçbir filmi izlememiş olsam da ''Tin Tin''in senenin en görkemli yapımı olduğuna kalıbımı basarım.(Gerçi o da senaryo açısından 0dı ama?) Yabancı Filmler'den henüz ''A Separation''u izlememiş olsam da nasıl ''The Skin I Live In''den daha kallavi bir yapım olabilir merak ediyorum.
Tıpkı senaryo dalında olduğu gibi komedi / müzikal alanında da ''Midnight In Paris''in kazanmasını beklerken aslında beklendiği gibi ödülü kazanan tıpkı başrol oyuncusunun da yapığı gibi ''The Artist'' oldu. Böylece iki ödülle ayrılan The Descendants'ı geçerek 3 ödülle gecenin filmi oldu. Bu arada dram yanı ağır basan ''50/ 50'' o kategoride yer kalmadı da komedi /müzikale sığdırdık izlenimi veriyor.

Yazıyı gecenin geri kalan şık isimlerini sayarak bitirmem gerekiyosa o halde top 5imi sıralarım.
1: Kate Winslet
2: Julianna Margulies
3: Emma Stone
4: Evan Rachel Wood
5: Salma Hayek
pics: instyle.com / jj.com

28 Mart 2010 Pazar

TÜRKİYE OSCAR ÖDÜLLERİNİ TAKLİT ETMEYE KALKARSA NE OLUR ??? ''RED CARPET SHOW'' DA CABASI

Tamam son zamanlarda oldukça tembelleşmiş olabilirim; hatta öyleki bir zamanlar üst üste gönderdiğim postlar artık tarihe karışmaya başladı ve ben ancak haftada bir kez yeni bir ''entry'' yazacak zaman bulabiliyorum. Her neyse, bugünkü yazacağım konu aslında bayatladı, hatta üstüne de sıkça konuşuldu, ama bu temayı bloguma taşımasam tam da arşiv özelliğini elde tutamayacağımdan dolayı 3. Yeşilçam Ödülleri hakkında bahsetmek istedim

Başlarda resim bulamadım, daha sonra kaliteli resim bulamadım derken bu yazı ancak bugüne sarktı (yazarınız aslında burda kendi tembelliğinden şikayet etmek yerine Türkiye'deki internet sisteminin ne kadar yavaş işlediğini de vurgulamak istiyor :p)

Gecede kimler ödül aldı, kimler alamadı, neden alamadı gibi konuşmalara giremiyeceğim çünkü gösterilen hiç bir filmi henüz izlemedim o yüzden oraları geçiyorum. Yine de söylemek istediğim tek şey Binnur Kaya, Elit İşcan, Derya Alabora ve Reha Erdem'in ödül almalarına çok sevindim. Bunun yanısıra beslediğim önyargılardan dolayı filmi seyredecek olsam bile (ki hiç bi güç bana seyrettiremez) Nefes: Vatan Sağolsun filminin o ödülü hak etmediğini söylemek istiyorum.

Az sonra gecede tercih edilen kıyafatler hakkında konuşmaya başlamadan önce ödül törenine gel(e)meyen yönetmenleri vs. esefle kınamaktayım (Derya Alabora hariç) En azından gelemiyorlasa bunu önceden belirtmeleri gerekiyordu, böylece ödül dağıtmak için sahneye çıkan diğer ünlü kişilerin gözlerini dürbün gibi kullanarak tüm salonu scan etmelerine gerek kalmayacaktı. İşte organizasyonun bir diğer saçmalığı da burda ! Genelde aday olan isimler, ki eğer bunlar en önemli kategorilerde aday olmuşlar ise tee arkalara oturtturulmaz, şayet oturtturulmuşlar ise sıranın en ortasına da konumlandırılmamalıydılar. Demet Evgar (ki kendisine tapınırım) en önde oturuken neden Binnur Kaya arkalarda kalmıştı ??


Tabi yazıyı bu kadar geç yazdığım için daha söylenebilecek çok şey varken bir çoğunu atlamak zorunda kalıyorum, ancak hiçbir şey bana Meltem Cumbul'un inanılmaz berbat sunuşunu unutturamaz. Aslında Meltem Cumbul'un kötü sunuşunu geçtim onu ''kusursuz bir sunuş'' olarak lanse eden diğer blogger ve köşe yazarlarına hiç anlam veremiyorum. Sen git milyon kere bu tür ödül törenlerini sun (ki sırf bu yüzden bence Meltem C. bu geceyi sunmamalıydı keza yine Mekmet Ali Erbil, Cem Davran, Hande Ataizi ve Cem Yılmaz'da artık sunum yapmamalı) bir de Eurovision gibi tüm Avrupa'nın konuştuğu bir organizasyonda başrol oyna, ondan sonra gece boyunca tüm sunumları tıpkı ilkokul müsamaerleridne 5. sınıf çocuklarının yaptığı gibi sadece kartlardan oku. Aynı şekilde Cansu Dere sözüm burdan sana da ulaşmalı (ama sen hadi neyse, bu tür işlerde pek bilgin yok)
Gecenin özensizlikleri bunlarla sınırlı değil elbette. Sıradan bir talk show programına katılır gibi gelen erkeklere hiçbir anlam veremedim. Tamam sizlerden smokin beklemiyordum ama o paçavra hallere ne demeli ?? Ayrıca basının Yaşar üstüne neden bu kadar çok gittiğine de anlam veremedim, oraganizasyonu yerlere göklere sığdıramayan yazarlar Yaşar'a gelince açtılar ağzılarını yumdular gözlerini. Neymiş sakız çiğniyerek kırmızı halıda poz vermiş, adamın sanki tek eksikliği sakız çiğnemek, o tür kıyafetlerle böyle bir organizasyona geldiğini (tamam kıyafet iyi ama gelinmez yani öyle) kırmızı halıda o şekliyle yürümesine ise kime laf etmiyor. (kaldı ki Colin Farrell de hemen hemen her kırmızı halıda ağzında sakızla poz verir ayrıca bknz. Mickey Rourke).

Gelelim hanım kızlarımıza. Turuncu rengi şu dünyada yer alan 90089 renk arasında en nefret ettiğimdir ancak elbise Ece Sükan üzerinde inanılmaz durmuştu, aynı şekilde yine kendisi gecenin en şık ismiydi, Vogue içerisinde yer alan ve modayla bu kadar içli dışlı biri olması elbette yadsınamaz ama cidden gecenin en süper ismiydi (ancak kırmızı halı-turuncu elbise ikilisi elbette pek de güzel bi kombine değil :P) Kimileri mezuniyet kıyafeti giymiş diye onu eleştirse de (ayrıca kendisine zerre kadar sevgi tohumları taşımadığım -ki Gossip Girl TR sonrası iyice artan nefretim )Sinem Kobal yine en şık isimlerdendi.

Sürekli küçüklüğünü bilirim diye bahsettiğim Saadet Işıl Aksoy ise sanki rahibe kıyafetini ele geçirmiş ve geceye katılmıştı, fakat çanta seçimin çok güzel olduğunu da vurgulamalıyım. Kıyafet seçimiyle 10 numara olan Demet Evgar'a ise bir çift lafım var: Hey bebeğim saçların muhteşem olmuştu, ama senin doğal saç renginle güzel bir topuzla ya da saçlarını savurarak o elbiseyi üstüne geçirseydin Ece Sükan'la yarışabilirdin bile :p Sade ama şık kelime çiftinin bir tanımı varsa o da Hatice Arslan olmalı. Saçı, makyajı ve elbisesi ile Ece'den sonra gecenin en şıkıydı kanımca :) Çoğu kişinin aksine Bergüzar Korel'i ve Nebahat Çehre'yi beğenmediğimi eklemeliyim. Cansu Dere için eh işte yorumunu yaparak Berrak Tüzünataç için ise bir içim su sıfatını kullanabilirim.

Erkekler hakkındaki bir kaç konuya yukarıda değinmeme rağmen şu isimler hakkında da konuşmalıyım. Bir modacı olarak daha kaliteli bir şekilde karşımıza çıkabilirdin sevgili Cengiz Abazoğlu. Halit Ergenç'in yine çok saçma bi şekilde Bergüzar'a eşlik ettiğinin altını çzierek, zorunlu olarak Arda Turan'ı ve Yılmaz Erdoğan'ı gecenine şıkları seçiyorum. Zira sadece bu iki isim geceye nasıl katılmaları konusunda bilgiliydi. Whupps İlker İnanoğlu'nu da es geçmemek lazım :)
3. Yeşilçam Ödül Töreni, Academy Awards kıavmında mıydı ?? Sanırsam hiçbirimiz 3. Oscar Ödüllerine katılmamıştık, ancak 3. Oscar Ödüllerinde kullanılan teknolojinin 2010 yılındakiyle aynı olmadığı konusunda hepimiz hemfikiriz yanılmıyosam. So what ??? yeşilçam ödülleri 10 fırın ekmek yemeli diyorum ben :)