Andrew Dominik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Andrew Dominik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2013 Cuma

KILLING THEM SOFTLY

Bazı filmlerin hikayesi hiçbir şey anlatmaz. Ama karakterler çok güzel konuşur. Andrew Dominik'in yazıp yönettiği "Killing Them Softly" de tam böyle işte.



Barack Obama (on TV): ...to reclaim the American dream and reaffirm that fundamental truth, that, out of many, we are one... 

Driver: You hear that line? Line's for you. 

Jackie Cogan: Don't make me laugh. One people. It's a myth created by Thomas Jefferson. 

Driver: Oh, so now you're going to have a go at Jefferson, huh? 

Jackie Cogan: My friend, Thomas Jefferson is an American saint because he wrote the words 'All men are created equal', words he clearly didn't believe since he allowed his own children to live in slavery. He's a rich white snob who's sick of paying taxes to the Brits. So, yeah, he writes some lovely words and aroused the rabble and they went and died for those words while he sat back and drank his wine and fucked his slave girl. This guy wants to tell me we're living in a community? Don't make me laugh. I'm living in America, and in America you're on your own. America's not a country. It's just a business. Now fuckin' pay me. 

**
Jackie Cogan: America is not a country it's a business.

Günlük hayatta devam eden konuşmalara televizyondan sürekli müdahale eden Amerikan politikası. Komik, absürd, jackass, maço, stylish ve klişe gangster karakterler. Filmi iyi yapan da her bir karakterin her bir özelliği taşıması. Ve günlük hayattan en sığ konuşmalar. Yani senaryo da karakter tiplemeleri de "fucking great."

Brad Pitt- James Gandolfini ve (kısmen) Linara Washington arasında geçen 3-4 dakikalık konuşma ise efsane. Video da bahsettiğim sahnenin sonları. Artık biraz "show is over" ama. 


Yazıyı Ertuğrul Günay kapatıyor.
"Killing Them Softly" eleştirisi
Günay, geçtiğimiz günlerde Brad Pitt'in başrolde olduğu "Killing Them Softly" filmini sinemada izlediğini belirterek, gazetecilere filme gitmemeleri tavsiyesinde bulundu.

Günay, "Ben salondan çıkmayı düşündüm. İğrenç. Ben bu kadar yüz kızartıcı diyalog hayatımda duymadım ve duymak istemem. 13 imiş, '18 yapın veya elinizden geliyorsa kaldırın bu filmi' dedim. Dedim bunu, Türkiye'nin önünde söylüyorum. İtiraz eden çıksın konuşalım. Ben böyle bir şeye destek olamam. Olmaz böyle bir şey. İnsan eşiyle seyrederken rahatsız olur mu, bırakın çocuğuyla, arkadaşıyla, yakınıyla, sevdiğiyle. Sanat fiilen bu değil. Yapan yapsın, ben almam" dedi.

27 Mayıs 2012 Pazar

IST-UN-COOL

Bu sene üçüncüsü gerçekleşen (IstancoolIstFestival hakkında aslında söylenmesi gereken çok şey var. Aşağıda yazdıklarımın da gerçeklik payı olmayabilir, ama olayın dışarıdan nasıl göründüğüne değinmek istiyorum.

Olayın Başlangıç Safhası:
  •  Pablo Ganguli & Liberatum'un düzenlediği ''Istancool'' projesi aslında neredeyse son dakikada iptal oldu. Daha önce William Orbit, Kim Cattrall ve Susan Sarandon'un geleceği söylense de yeni projede hiç biri de yer almadı.
  • Dışarıdan görünen aslında tam da şu oldu. Liberatum organizasyonu iptal etti, Istanbul 74 ise fikrin üstüne kondu. Istanbul 74 festivalin ismini IstFestival olarak koysa da Istancool'u kullanmaktan da çekinmedi. Halbuki, Liberatum 'Istancool'un bu sene yapılmayacağını ancak 2013te devam edeceğini ve bunun için de ortak aradıklarını duyurmuştu.
Festival Programı:

  • Istanbul 74'ün çağırdığı isimler kendi alanlarında AList ya da Türkiye çapında ünlü olmalarına rağmen çok fazla ses getirecek isimler olmadığından Vakko Moda Merkezi geçtiğimiz seneye göre daha boş ve rahattı. Ki bu festivalin en iyi tarafıydı. 
  • Cannes'dan Istanbul'a taze gelen yönetmen Andrew Dominik oturumunda fazla sinemacıların olmadığı gibi Mario Sorrenti'de de moda basınından çok ilgi yoktu. Geçtiğimiz sene salonun yarısını basın oluştururken onların bu sene orada olmaması da şaşırtıcıydı. Belli ki bazı ilişkiler iyi yürümemiş. Yine de günün en kalabalık oturumu Mario ile gerçekleşti.
  • Günün en beklediğim anlarından biri Jefferson Hack'e aitti. Kendisi konuşmacı değil de moderatör olsa bile hatta bağlı bulunduğu dergi grupları üzerinden sektör hakkında iki çift laf etmese de (ki orda bulunma amacı bu değildi, ama pek tabii de olabilirdi) Pınar Yolaçan'la beraber olmaları gerçek anlamda festivalin en cool yanıydı. Üstelik Yolaçan'ın işleri ve hayal gücüyle tanışmak ve birbirlerinden haberdar olmadan Hack'in de Yolaçan'la benzer şeyleri yıllar öncesinden düşünmesini öğrenmek de bazen hayal gücümün ne kadar sınırlı olduğunu yüzüme çarptı. Hack ve Yolaçan sonrasında gerçekleşen bir diğer sanat konuşması ise festivalin en sıkıcı anları olmakla beraber katılımcıların büyük çoğunluğu ya bahçedeki çimende cool piknik havası yaratmakla ya da barın etrafında hayran hayran Roitfeld'i seyretmekle meşguldü. Elbette bana barda Roitfeld ile takılmak daha cazip geldi. Tabi konuşmanın yarısında sıkıntıdan patlayıp salonu terk etmemden hemen sonra oldu bu.
Pelin Batu ise tüm panellerin sunucusuydu. 
  • Diğer moderatörlerin aksine Meltem Cumbul fazlaca cooldu. ''Nasıl olsa orda konuşucak bir şeyler bulurum'' mantığıyla pek hazırlanmadan gelmiş olması (pardon kendisi Zoe Cassavetes hakkında google search yapmış) ona kullanacağı her kelimeden önce 5 dakika düşünme payı verme gereğinde bırakmıştı. Sahi konuşma sonunda salonda kaç kişi kalmıştı? 
  •  Festival sponsorlarından ya da işbirlikçilerinden biri de yılda bir kez yayınlanan ve bir tema üzerine hazırlanan Visionaire dergisiydi. Roitfeld'in aynı gruptan dergi çıkartacak olması, Mario Sorrenti ve Derek Blasberg'in aynı yayın grubu için çalışmış olması da aslında bende tamamıyla şu fikri uyandırdı. Istanbul 74'ün insiderlarından biri V groupla iletişime geçti ve onları kafaya alıp Roitfeld imza gununu ve bir oturumu kapattı.
  • Riccardo Tisci'nin uçağı kaçırdığı söylense de yalan olduğu apaçık belli. Cuma gecesi yayılmaya başlayan dedikodu Karl Lagerfeld ve Clemence Poesy'den sonra Tisci'nin de programı iptal ettiği yönündeydi. Öte yandan Roitfeld'i sırf imza günü için Istanbul'a çağırtmak da pek akıllıca değildi, kabul edelim.
  • Tüm bu konuk iptalleri kapsamında Liberatum'un parmağının olduğunu düşünmek de fazlaca şeytani mi olur orasını da kestiremedim açıkçası.
Festival'in Yönetimi:

  • Festival konusunda en büyük şikayet ve sorumsuzluk da buydu. Sürekli kişilerin değişmesi, iptallerin olması ve Istanbul 74'ün bir açıklama yapmadan sadece 'biz kendimizle gurur duyuyoruz' demiş olması da oldukça komikti ayrıca.
  • İşin içinde olmasam da en azından kendimi 'iyi bir sosyal medya kullanıcısı' olarak tagliyebilirim sanırım. Sevgili 74, facebook grubunda gelen övgüleri 'like'lamak kadar gelen sorulara cevap vermek de işinizin bir parçası olması lazım. Tabii ya da baştan alınan bir kararla övgülere teşekkür etme ve 'like'lama işini de pas geçebilirdiniz, ki bu durumda ortada sorun kalmazdı.
  • Öte yandan sitenizde yapmış olduğunuz sanatçı tanıtımlarında kullandığınız kötü Türkçe de size hiç yakışmayan bir hareket.

Aslında tüm bu olumsuzluklara odaklanırken katılımcıların neler söylediğini es geçtiğimin farkındayım. Bu konuda GQ'de yazılan yazı belki siz orada olmayanları tatmin edebilir. Elbette günün en güzel yanı Carine Roitfeld ile tanışmak ve eski bir Vogue Paris'imi kendisine imzalatmak oldu. İnanılmaz tatlı bir aksanı olduğunu ve fotoğrafların aksine çok da genç göründüğünü belirtmeliyim. Alçak gönüllü olması da extra bir artı puan sanırım.

ps. baştaki ve sondaki fotoğraflar bana ait, Pelin Bau ise Istanbul 74'ün Facebook grubundan.