Geçen ay "net tavır sahibi" olmaktan bahsetmiştim. Her zamanki gibi plananlanan yazılar taslaklarda kaldı. Blog yazmak zor. Neyse ki bu ay da "listeleme" zamanı. En azından taslaklarda kalan bir yazı, listelerle gücünü birleştirerek yeniden hayat buldu.
Peki nedir bu Attitude List. 2012'de tavrı/ tarzı olan her şey. #allahuekberwohoo dedirtiren şeyler de diyebilirim.
10 İlham veren Siteler
Onlara bakmadan zaman ve gün geçmiyor. Slamxype, Designboom ve Nowness. Genel yayın yönetmenlerinin sahip oldukları tavra hayranım.
9 Jefferson Hack
2012 yılında birçok editörle tanışma şansı edindim. Tanışma derken kimiyle gerçekten tanıştım, kiminin sadece 10 metre uzağında bulundum.Istancool geçtiğimiz sene yoluna IstFestival olarak devam etti. Konukları arasında pek şahane Jefferson Hack de vardı. Dazed& Confused'u nasıl kurduğunu okuduktan sonra hayranlığım on kat daha arttı. Üstelik Another ve Another Man de ondan sorulur. Saçlar ayrı tarz zaten. Kate Moss'a çocuk bahşetme rivayetine girmiyorum bile. İki çift laf edip endistürünün belini kırmayı da isterdim ama o sahnede Pınar Yolaçan'la söyleşirken ben onun fikirlerini hayal etmeye devam ettim.
8 Power Boobs Activate
Listeyi hazırlayana kadar hiçbir zaman izlediğim ya da okuduğum şeylerde beni etkileyen karakterler kadın mıdır erkek midir diye düşünmedim aslında. Aslında hala kafa patlatmıyorum bu konu üstüne, ama şöyle bir gerçek var ki en baba kadın karakterlerden feci etkileniyorum. Mesela "The Good Wife"tan Kalinda Sharma. Üçüncü sezonun kapanış sahnesi bile yeter. Ya da "the Avengers"taki Black Widow Scarlett. Ki mesela Scarlett'ten pek hoşlanmam. Orjinalini izlemedim ama Anne Hathaway ve Cat Woman tiplemesi de oldukça baştan çıkarıcıydı. Son olarak Rooney Mara'nın portrelediği "Ejderha Dövmeli Kız". Tüm zamanların en net tavır sahibi karakteri olarak da herkesi ezer geçer.
7 Carine Roitfeld
Madem editörlerle başladık listeye Carine ile devam edelim. -Yine- IstFestival'de tanıştığım? glossy eyed'ın yanına gidip Vogue Paris 90. yıl özel sayımı imzalattım. "Bonjour!" dedim. Çok sevdiğimi belirttim. Göründüğü kadar yaşlı değil, beklenildiği kadar kibirli değil. "Emmanuelle ile aranız açılmasın, birgün ben de sizinle çalışmak isterim" diyemedim ama sonuçta dünyanın en ilham verici insanı, dünyanın en bir numara editörlerinden birinin kaleminden damlayan mürekkep şu anda bende.
6 Kate Moss
Aslında sadece Kate Moss da değil. Londra Olimpiyatları'yla ilgilenmiyorsanız bile açılış/kapanış seremonilerini izlemişsinizdir. David Gandy, Naomi Campbell, ama daha da önemlisi Stella Tennant ama en önemlisi Kate Moss. Alexander McQueen'in altın elbisesi içinde salınırken ve poz verirkenki hallenmeleri. "She knows how to fuck."
5 Vogue Paris
Tavrı olan yegane mainstream dergi. Her zaman söylüyorum sanırım genel yayın yönetmeni olmann en güzel yanı herkesin sizin fikirlerinizi merakla beklemesi. Dahası yön verme gücünüz. Dahası ortaya çıkarttığınız işin tamamıyla sizin bakış açınız olması. Grammy'lerde çıkıp bütün endüstri önünde şarkınızı söylemek gibi. (Burada elbette egolara da ayar vermek gerekiyor. her neyse konu bu değil.) Roitfeld her ne kadar da editöryal başarı anlamda harika bir dergi yaratsa da Emmanelle Alt'ın bakış açısını kimseyle değişmem. Aralık/ Ocak 2012'deki müzik sayısında kendi duruşuyla bütünleşen şarkıları derginin tarzı ve tavrıyla birleştirdi. Yine bunu web siteleriyle harmanladı. Mayıs'taki Cannes ve Fransız Sinema Endüstrisinin kutlanıldığı sayıda en tavır sahibi Fransızları dergiye çağırırken Ağustos sayısında Paris'i kutladı. Onun dinlediği müzik, izlediği film, okuduğu kitaplar ve Paris. Dergi işte bu yüzden bu kadar ilham verici.
4 Oldies But Goldies
Patti Smith "Banga"yı yayınladı. Grace Coddington moda dergilerinde yer alan en ilham verici editöryalleri yaptı ve Christmas Wish List'in zirvesinde olan "Grace: A Memoir"i yazdı. Vivienne Westwood bir kez daha çılgın ve sinematografik olduğunu yapmış olduğu kıyafetler ve Juergen Teller'la hazırlamış olduğu kampanyada herkese gösterirken Isabelle Huppert başta "Amour" olmak üzere yıl boyunca bana izlettiği her filmle kendisine aşık olmamı sağladı. Ve Huppert ekolünden bir isim daha Charlotte Rampling. Nedense onun oynadığı filmler hep favorilerim.
3 Marina Abramovic
"the Artist is Present"ı izlemek Marina ile olan aramızdaki bağı Jefferson Hack ile aramızda olan 20 metrelik uzaklıktan bile daha yakın kılıyor. Sanatçının retrospektifi niteliğinde olan filmi sanki yapıma hazırlayan ekiple beraber çekiyormuşsunuz gibi birebir izliyorsunuz. Sonra da "Tanrım Marina'nın yanındayım!" diyor, dikilen tüyler eşliğinde ağlıyorsunuz.
2 Charlotte Gainsbourg
Bir cumartesi akşamı. Sıcak/serin yaz. Yer Küçükçüftlik. Zayıf v soluk tenli bir Fransız. Beyazlar içinde. Periler gibi. Siyah Balenciaga'lar. Utangaç, mızmız, sessiz. Bir o kadar da sert duruşu var ama. Oh "Heaven can wait". Çünkü canlı canlı Charlotte Gainsbourg'u izledim/ dinledim/ gördüm.
1 Jane Birkin
Mevsimlerden kış. Okul tatil. Hava yağmurlu. İngiliz ikon. Fransız peri. Jane Birkin Babylon'da. Dünyanın en meşhur ailesinin iki üyesini gördüm. Daha ne olsun? Kimse Birkin'den daha karizmatik bir insanın var olduğuna beni inandıramaz. Cool zarafet.
Jefferson Hack etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jefferson Hack etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Aralık 2012 Çarşamba
27 Mayıs 2012 Pazar
IST-UN-COOL
Bu sene üçüncüsü gerçekleşen (Istancool) IstFestival hakkında aslında söylenmesi gereken çok şey var. Aşağıda yazdıklarımın da gerçeklik payı olmayabilir, ama olayın dışarıdan nasıl göründüğüne değinmek istiyorum.
Olayın Başlangıç Safhası:
- Pablo Ganguli & Liberatum'un düzenlediği ''Istancool'' projesi aslında neredeyse son dakikada iptal oldu. Daha önce William Orbit, Kim Cattrall ve Susan Sarandon'un geleceği söylense de yeni projede hiç biri de yer almadı.
- Dışarıdan görünen aslında tam da şu oldu. Liberatum organizasyonu iptal etti, Istanbul 74 ise fikrin üstüne kondu. Istanbul 74 festivalin ismini IstFestival olarak koysa da Istancool'u kullanmaktan da çekinmedi. Halbuki, Liberatum 'Istancool'un bu sene yapılmayacağını ancak 2013te devam edeceğini ve bunun için de ortak aradıklarını duyurmuştu.
Festival Programı:
- Istanbul 74'ün çağırdığı isimler kendi alanlarında AList ya da Türkiye çapında ünlü olmalarına rağmen çok fazla ses getirecek isimler olmadığından Vakko Moda Merkezi geçtiğimiz seneye göre daha boş ve rahattı. Ki bu festivalin en iyi tarafıydı.
- Cannes'dan Istanbul'a taze gelen yönetmen Andrew Dominik oturumunda fazla sinemacıların olmadığı gibi Mario Sorrenti'de de moda basınından çok ilgi yoktu. Geçtiğimiz sene salonun yarısını basın oluştururken onların bu sene orada olmaması da şaşırtıcıydı. Belli ki bazı ilişkiler iyi yürümemiş. Yine de günün en kalabalık oturumu Mario ile gerçekleşti.
- Günün en beklediğim anlarından biri Jefferson Hack'e aitti. Kendisi konuşmacı değil de moderatör olsa bile hatta bağlı bulunduğu dergi grupları üzerinden sektör hakkında iki çift laf etmese de (ki orda bulunma amacı bu değildi, ama pek tabii de olabilirdi) Pınar Yolaçan'la beraber olmaları gerçek anlamda festivalin en cool yanıydı. Üstelik Yolaçan'ın işleri ve hayal gücüyle tanışmak ve birbirlerinden haberdar olmadan Hack'in de Yolaçan'la benzer şeyleri yıllar öncesinden düşünmesini öğrenmek de bazen hayal gücümün ne kadar sınırlı olduğunu yüzüme çarptı. Hack ve Yolaçan sonrasında gerçekleşen bir diğer sanat konuşması ise festivalin en sıkıcı anları olmakla beraber katılımcıların büyük çoğunluğu ya bahçedeki çimende cool piknik havası yaratmakla ya da barın etrafında hayran hayran Roitfeld'i seyretmekle meşguldü. Elbette bana barda Roitfeld ile takılmak daha cazip geldi. Tabi konuşmanın yarısında sıkıntıdan patlayıp salonu terk etmemden hemen sonra oldu bu.
Pelin Batu ise tüm panellerin sunucusuydu.
- Diğer moderatörlerin aksine Meltem Cumbul fazlaca cooldu. ''Nasıl olsa orda konuşucak bir şeyler bulurum'' mantığıyla pek hazırlanmadan gelmiş olması (pardon kendisi Zoe Cassavetes hakkında google search yapmış) ona kullanacağı her kelimeden önce 5 dakika düşünme payı verme gereğinde bırakmıştı. Sahi konuşma sonunda salonda kaç kişi kalmıştı?
- Festival sponsorlarından ya da işbirlikçilerinden biri de yılda bir kez yayınlanan ve bir tema üzerine hazırlanan Visionaire dergisiydi. Roitfeld'in aynı gruptan dergi çıkartacak olması, Mario Sorrenti ve Derek Blasberg'in aynı yayın grubu için çalışmış olması da aslında bende tamamıyla şu fikri uyandırdı. Istanbul 74'ün insiderlarından biri V groupla iletişime geçti ve onları kafaya alıp Roitfeld imza gununu ve bir oturumu kapattı.
- Riccardo Tisci'nin uçağı kaçırdığı söylense de yalan olduğu apaçık belli. Cuma gecesi yayılmaya başlayan dedikodu Karl Lagerfeld ve Clemence Poesy'den sonra Tisci'nin de programı iptal ettiği yönündeydi. Öte yandan Roitfeld'i sırf imza günü için Istanbul'a çağırtmak da pek akıllıca değildi, kabul edelim.
- Tüm bu konuk iptalleri kapsamında Liberatum'un parmağının olduğunu düşünmek de fazlaca şeytani mi olur orasını da kestiremedim açıkçası.
Festival'in Yönetimi:
- Festival konusunda en büyük şikayet ve sorumsuzluk da buydu. Sürekli kişilerin değişmesi, iptallerin olması ve Istanbul 74'ün bir açıklama yapmadan sadece 'biz kendimizle gurur duyuyoruz' demiş olması da oldukça komikti ayrıca.
- İşin içinde olmasam da en azından kendimi 'iyi bir sosyal medya kullanıcısı' olarak tagliyebilirim sanırım. Sevgili 74, facebook grubunda gelen övgüleri 'like'lamak kadar gelen sorulara cevap vermek de işinizin bir parçası olması lazım. Tabii ya da baştan alınan bir kararla övgülere teşekkür etme ve 'like'lama işini de pas geçebilirdiniz, ki bu durumda ortada sorun kalmazdı.
- Öte yandan sitenizde yapmış olduğunuz sanatçı tanıtımlarında kullandığınız kötü Türkçe de size hiç yakışmayan bir hareket.
Aslında tüm bu olumsuzluklara odaklanırken katılımcıların neler söylediğini es geçtiğimin farkındayım. Bu konuda GQ'de yazılan yazı belki siz orada olmayanları tatmin edebilir. Elbette günün en güzel yanı Carine Roitfeld ile tanışmak ve eski bir Vogue Paris'imi kendisine imzalatmak oldu. İnanılmaz tatlı bir aksanı olduğunu ve fotoğrafların aksine çok da genç göründüğünü belirtmeliyim. Alçak gönüllü olması da extra bir artı puan sanırım.
ps. baştaki ve sondaki fotoğraflar bana ait, Pelin Bau ise Istanbul 74'ün Facebook grubundan.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




