Golden Globe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Golden Globe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2012 Cuma

GOLDEN GLOBE ADAYLIKLARI

Eyaletler ve birlikler birer birer "eleştirmen" ödüllerini açıklayadursun mainstream ödüllerin adaylıkları da bizlere "Christmas ruhu" gibi "Oscar Ruhu"nu yavaş yavaş aşılamaya başladı. Geçtiğimiz günlerde açıklanan Indie Spirit Adaylıklarından sonra dün ve bügün açıklanan Screen Actors Guild Awards ve Golden Globe adaylıkları 24 Şubat gecesi karşılaşacaklarımıza dair birkaç ipucu vermeye başladı.


"The Master" ve "Anna Karenina": PR ve ses getirmek açısından yayınlanmadan önce haklarında çok fazla yaygara koparılsa da ikisi de ödül sezonunu domine eden filmler olmaktan çok öte bir yerlerde.

Nasıl ki Türk izleyicisini 10 numaradan vurmak için ağlak olmak şart Amerikan izleyicisini kendine çekebilmek için de savaş ve Irak üzerine bir şeyler söylemek gerekiyor. Karşısındakiler yılın en iyi yapımları olsa da "Zero Dark Thirty"nin tüm ödülleri toplayacak olma bahisleri bir hayli yüksek. Öte yandan filmi bu denli itici kılan bir diğer özellik de Kathryn Bigelow'un iki sefer üst üste aynı hikayeyi çekmiş olma hevesi. Jessica Chastain ardı arkası kesilmeyen başarılı rollerle ödül anlamında emeğinin karşılığını pek alamasa da yine bir savaş filminde oynuyor oluşu onun da yüzünü güldürebilir. Yine de muhtemelen izlemeyeceğim filmle ödül alması performansını kaçıracağımdan da bünyemde derin yaralar bırakacağa benziyor.
Salmon Fishing in Yemen
Komedi/ Müzikal dalı ise şahsen benim yüzümü en fazla güldüren kategori oldu. Ewan McGregor ve Emily Blunt'ı bir araya getiren "Salmon Fishing in Yemen"in ve muazzam oyuncu(luk)ların yer aldığı "The Best Exotic Marigold Hotel"in paspas altı edilmemiş olması çok hoş. Öte yandan indie duruşu "Moonrise Kingdom"ı diğer büyük yapımların yanında ezdirmediği için de alkış. Akış bakımından çokça MK'a benzettiğim "Beasts of the Southern Wild"ın da listede -kadın oyuncu dalında bile- yer almayışı üzücü ama. (Gerçi onun dalı bura değil de MK bilinç akışı yaptırdı.)

Ewan McGregor'un oynadığı yapımlar ödül sezonlarında daima ön plana çıksa da kişisel idolümün kırmızı halı üzerinde henüz doğru dürüst bir heykelcikle poz veremeyiş oluşu benim canımı çok sıkıyor. "Versatility" anlamında çağın en büyük aktörlerinin başında gelen McGregor'un kara bahtı Leonardo Di Caprio ve Brad Pitt ile yarışır. Yine "Killing Them Softly" ve Matthew McConaughey'nin ortalıklarda olmayışını da garipsedim.

Öte yandan fragmanının tüm filmi ele verdiğini var sayarsak -gerçi önermenin durumla bir alakası yok ama- Naomi Watts'ın "The Impossible" ile bu denli gündeme gelişi pek şaşırtıcı. Rakiplerinin Chastain, Cotillard ve Mirren olduğunu var sayarsak hele ödülü kazanma şansı ne derecedir orası tartışılır. Bir de Naomi Watts bana hep çok silik gelir. "Funny Games", "Eastern Promises" ve "21 Grams" gibi yapımlarda yer alsa da hep bir B sınıfı oyuncusu gibi. Kaderini belki de "Diana" değiştirir.

Kariyerinin başındaki "Burning Plain" performansı hemen arkasından gelen "Winter's Bone" ve "Hunger Games"deki performansının bile ihtiraslı olduğunu var sayarsak "Silver Linings" ve Jennifer Lawrence çoktan merak edilenler listesinin zirvesine oturdu bile. Bradley Cooper da umarım hak ettiği yeri edinebilir.

Müzik dalları her zaman için bana karışık gelse de Adele'in liste içinde olması sevindirici. En büyük rakibinin Taylor Swift oluşu olayı bir anda Grammy'lere çeviriken "Snow White" ile Florence Welch'i ve yine "Hunger Games" ile Arcade Fire'ı görememek üzücü.

Son 10 senede seyretmiş olduğu animasyon yapımları bir elin beş parmağını geçmeyen beni çok eğlendiren "Hotel Transylvania"yı listede görmek de yine yüzümü güldürenler arasında. (Bakınız. nasıl da ufak şeylerden mutlu oluyorum). Öte yandan yurdum vizyonunda filmin Türkçe dublajlı oynatılması ise filmi antipatik bulanların gayet tabii sebebi olabilir. Transylvania'da Karadeniz aksanı?
Amour
Yüzyılın en sıkıcı filmi dalında başı çeken "En Kongelig Affeare" (gerçi daha önce de bahsettiğim gibi IKSV'nin filmi pazarlayış yöntemleri festivallerde izlenen birçok filmin beğenilmemesine sebep olabiliyor) Yabancı Filmler dalında aday olurken izlerken hissizleşmenize ardından kopup gitmenize ve donakalmanıza neden olan "Amour" - henüz "Rust& Bone"ıu (Rag&Bone değil. Dikkat) izlememiş olsam da bence kategorinin galibidir. Öte yandan kadın oyuncu yarışında olan Emmanuelle Riva'nın da ne kadar ileriye gidebilecğini görmek için sabırsızlanıyorum.

Televizyona gelince; "The Good Wife"a büyük haksızlık yapan Hollywood yabancı basını bir kez daha Julianna Margulies ve Archie Panjabi'ye adaylık verse de bir terbiyesizliği de Christine Baranski'ye yaptı. Alan Cumming'in de yine hiç adaylık elde edememiş olması büyük ayıptır.

Yeni dizilerden "Girls" ve "The Newsroom"un gözden kaçmaması da pek şahane. Yalnız drama'da TGW'a yapılan haksızlık komedi de "Parks & Recreation"a yapılmaya devam ediliyor. Üstelik bu sezon bir anda attan popülaritesini de düşenecek olursak bu görünmez gelinişliği şaşırtıcı.

İçimden çok büyük bir his Michelle Dockery'nin ödülü alacağını söylese de kategorinin gerçek galibi Margulies'dir. Komedi dalında ise akademi umarım Amy Poehler'a ödül vererek bir ölçüde ayıplarını kapatır. Bu arada diziden başka isimlerin de aday olmayışı üzücü.

Maggie Smith bir kez daha her koldan aday olurken (sen ne yüce bir insansın) "Modern Family" varlığını korurken, "Game of Thrones" tamamıyla  silinip giderken Nicole Kidman ve Julianne Moore rekabeti burada da devam ediyor. Umarım yine ödülü kucaklayan isim Moore olur (Lange aradan zıplamasa bari.)
The Girl
Sienna Miller'ın ödülü kapabilme adına hiç şansı olmasa da filmografisnin en iyi performansını sergilediğini belirtmeliyim. Zira kendisi benim için bugüne kadar hep Jude Law'ın sevgilisi ve "September Issue"nun kapak yıldızı olarak varlığını sürdürüyordu. Bu bağlamda yine "The Girl" aday olmuş oluşu da pek sevindirici şeyler arasında.

Aralık ayı itibariyle filmlerin yüzde 98'ini göremeyen biri olarak adaylıkları eleştirmek gerçi pek de doğru sayılmaz. Bu iş bu seviyedeyken biraz fun-boy'lukla sınanıyor sadece.

Ödül gecesi görüşmek üzere.

16 Ocak 2012 Pazartesi

WE NEED TO TALK ABOUT GOLDEN GLOBES !

69.su dün gece gerçekleşen Golden Globe'lar hiç kuşkusuz son yılların en eğlenceli geçen ödül töreniydi. Bunda twitterda atılan peşi sıra tweetler ile hep beraber evde toplaşıp seyretmişiz gibi hava yaratılmış olmasının etkisi de olabilir gerçi. Ricky Gervais'in çok az görünmesi zaman zaman da sıkıcı espriler yapmış olması pek canımı sıkmadı zira genel olarak her ağzını açtığında beni güldürdü. Ama elbette gecenin komedi showuna dönüşmesinin tek nedeni bu değildi.
The real Game oh Thrones
Güzel kıyafet anlamında inanılmaz kısır bir ödül töreni olduğu konusunda hem fikiriz. Geçriğimiz yıl Rodarte içinde parlayan Natalie Portman, Lanvin'in en kötü elbisesini seçmişti, twitterda saatlerce tartışılan Jessica Chastain elbisesinin Balenciaga mı yoksa Givenchy mi olmuş olması bile umrumda değil, yılın adamı Micki Fassbender'ın Mahmutpaşa çıkışlı parlak kumaş takım elbisesi derken bir de Meltem Cumbul hadisesi.

Aslında Meltem Cumbul nereden tutarsanız tutun elinizde kalıyor, Chloe olduğunu sabah öğrenmiş olduğum perde çakması kıyafetin markası önemli bile değil zira berbat, iki gün boyunca ''Yabancı Dilde En İyi Film'' ödülünü taktim etmesi konuşulurken sadece twitterdakiler değil eminim salondakiler de ''Who was that starnge Turkish woman wanting World Peace'' diye ortalığı ayağa kaldırmışlardır. Seriously Meltem ?

Hey Brad ! ''We really need to talk about Angelina!'' Geçtiğimiz sene olduğu gibi bu sene de zarafetini Atelier Versace elbisesiyle sürdürmeye çalışsa da çuvalladığı yer kolları oldu, bir Etiyopyalı kadar zayıf ve sağlıksız görünen Angelina'nın yapmış olduğu bu kadar pozitif olaya rağmen hala ''Curved Woman are the Best'' kampanyasına destek olmamasına anlam veremiyorum.
Gecenin kuşkusuz en dikkat çeken ve şık olan 5 kadın oyuncusu.
Şahsen ben kaçırsam da ''Downton Abbey'' için ''En iyi TV Filmi / Mini Dizi'' kategorisindeki ödülü alması için sahneye çıkarken neredeyse düşmek üzere olan Elizabeth McGovern'ın herkesi güldürdüğünü okudum. Kadın oyuncu dalında ödülü bir kez daha Kate Winslet'a kaptıran Elizabeth'e de teşekkür etmek istiyorum. Zira gecenin asıl kraliçesinin kim olduğunu öğrenmiş olduk. Jenny Peckham elbisesiyle Winslet'ı salonun en arkasına oturtan akademiye bir çift lafım vardı, ama aynı zamanda Julianne Moore ile aynı masada oturmuş olmaları içimi nasıl ferahlattı, beni nasıl mutlu etti anlatamam. Bu arada sözlüğü açtığınızda zerafet yanında Kate Winslet yazıyor değil mi ?
Hepimiz Meryl Streep'in ''I dont a give a shit to the Fashion'' mottosunu bildiğimize göre dün gece ne kadar paspal olduğundan bashetmeme gerek yok, mürebbiyeler gibi kapalı giyinen Michelle Williams'ın gecenin en şıkı olmaması ise ''Kezban goes Paris'' temalı saç bandıydı !1 Nisan'da geri dönecek olan ''The Killings''in yıldızı Mireille Enos'un ödülü kucaklamayacağını bildiğim halde bir umut yeniden Julianna Margulies'in kazanabileceğini bekliyodum. Bir dalda daha umutlarım solarken Kate Winslet sonrası gecenin en şık kadını olarak onı görmem içime su serpti diyebilirim.
Şıklık yarışına devam etmeden George Clooney'nin ''penis envy'' temalı konuşması bknz Fassbender'a düzmüş olduğu methiyeler gecenin de son bombasıydı sanırım. Ewan MvGregor, Adam Levine ve Ricky Geravis'in gecenin en şık erkekleri olduklarını söylememe gerek bile yok.

Söke söke ''Hugo''nun hadi o olmadı ''the Help''in ödülü kazanmasını beklerken (I dont give shit to damn statistics) ''The Descendants'' ödülü kazanması ise ''Game of Thrones''un ''Drama Dizi'' dalında en iyi ödülünü alamaması kadar bomba etkisi yarattı. 15 Nisan'da geri dönecek olan dizinin yıldızlarından Peter Dinklage da yine -en azından- Emmy'lerde olduğu gibi 'erkek oyuncu' dalında yüzümüzü güldürdü. Bu arada !F'in tweetine göre de 'The Descendants' programları içierisinde yer alıyormuş.

Kimileri Madonna'nın ödül kazanmasını reytinglere bağlasa da ohh common 5 şarkı arasında en iyisi onunkiydi. Animasyon kategorisinde hiçbir filmi izlememiş olsam da ''Tin Tin''in senenin en görkemli yapımı olduğuna kalıbımı basarım.(Gerçi o da senaryo açısından 0dı ama?) Yabancı Filmler'den henüz ''A Separation''u izlememiş olsam da nasıl ''The Skin I Live In''den daha kallavi bir yapım olabilir merak ediyorum.
Tıpkı senaryo dalında olduğu gibi komedi / müzikal alanında da ''Midnight In Paris''in kazanmasını beklerken aslında beklendiği gibi ödülü kazanan tıpkı başrol oyuncusunun da yapığı gibi ''The Artist'' oldu. Böylece iki ödülle ayrılan The Descendants'ı geçerek 3 ödülle gecenin filmi oldu. Bu arada dram yanı ağır basan ''50/ 50'' o kategoride yer kalmadı da komedi /müzikale sığdırdık izlenimi veriyor.

Yazıyı gecenin geri kalan şık isimlerini sayarak bitirmem gerekiyosa o halde top 5imi sıralarım.
1: Kate Winslet
2: Julianna Margulies
3: Emma Stone
4: Evan Rachel Wood
5: Salma Hayek
pics: instyle.com / jj.com

17 Ocak 2011 Pazartesi

THE SHINING STARS OF GOLDEN GLOBES

68. Golden Globe Ödülleri dün gece Los Angeles Beverly Hilton Hotel'den canlı yayınla dağıtıldı. Henüz filmlerin %90'ını seyretmediğim için ödül kazananlar hakkında yorum yapmayı doğru bulmuyorum. Ancak herkesin beklediği gibi ana dallarda ödül kapan Natalie Portman, Colin Firth, Annette Bening, The Social Network ve Kids Are All Right yerinde seçimlerdi.

Drama dalındaki dizilerden bi' haber olan ben komedi alanında sadece ''Glee'' ve ''Modern Family'' konusunda ahkam kesebilirdim. En iyi komedi dizisi ödülünü ''Modern Family'' kucaklamalıydı ancak ödül ''Glee''ye gitti. Ancak dizideki Kurt ve Sue karakterini canlandıran Chris Colfer ve Jane Lynch yerinde seçimlerdi. Yabancı Film kategorisinde yarışan ve merakla beklediğim ''I Am Love'' ve ''Biutiful'' ise elleri boş dönenlerden oldu. Ancak ilk filmin yıldızı Tilda Swinton geceye katıldığı Jil Sander ile çoktan kazanan olmuştu ve Javier Bardem'e laf etmek bile düşmez. Hem Cruz cepte hem de baba olacak. Hehe.

Gelelim gecenin kırmızı halıda konuşulan isimlerine. Bu arada an ve an kimin ne giydiğini ve ne zaman geldiğini tweetleyen Vogue Türkiye ekibine de teşekkürler. Kırmızı halıda stil ikonu Alexa Chung ünlülerle röportaj yaptı. 


Justin Bieber her delikten çıktığı gibi bu ödül töreninde de yer aldı ve kendinden bekleneni yaparak ''animasyon film'' ödülünü sundu. Aynı zamanda şaklabanlık yapmak için de o itici gözlükleri kafasına geçirmişti. Gecenin hiç kuşkusuz bir diğer parlayan ismi Angelina Jolie oldu. Atelier Versace içinde adeta parlıyordu. İlk defa bu kadını sevdim. Brad Pitt'in omzuna yaslayarak geceyi takip etmek, onun papyonunu düzeltmesi ve rujunu tazelemesi. Fazla bizden biriymiş. lol

Gecenin parlayan renklerinden biri de zümrüt yeşiliydi. Gecede o rengi kullanan sadece Angelina Jolie ve Catherine Zeta Jones değildi. Victor & Rolf içinde parıldayan Natalie Portman kendini kutlamaya gelmişti. Normalde kırmızı halının parlayan yıldızı olan Robert Downey JR'u bu sefer pek sevmedim. O kırmızı kravat ve gri takım elbise kombinini sevmedim, eğer erkeklerde bir yıldız vardıysa o da Jake Gyllenhaal'du.

Eğlenceli elbisesini farklı renklerde ayakkabılarla kombinleyen Helena Bonhem Carter ise hiç de rüküş sayılmazdı. Zac Posen içinde zarif bir şekilde parıldayan Eva Longoria'nın sırt dekoltesi Anne Hathaway kadar olmasa da çok çekiciydi. Gecede Armani Prive giyen bir diğer güzel de dış görünüşten başka bir artıya sahip olmayan Megan Foxtu. Michelle Williams'ı o kısa saçlarla Valentino içinde beğenmesem de yılın en hit filmi olan ''Blue Valentine''ı dört gözle bekliyorum.

Bir umut Erdem ile çıkagelmesini umduğum Julianne Moore ise Lanvin ile boy gösterdi. Johnny Depp her zamanki coolluğunda arz-ı endam ederken ise şaaşalı Zuhair Murad ile Jennifer Lopez yine kırmızı halının gözdelerinden biriydi, saçını beğenmesem de :) Kendisinden hiç haz etmediğim Halle Berry'den yine haz etmedim. Ve erkeklerde bir başka güzel görünüm Robbert Pattinson'daydı. Sandra Bullock ise geçen seneki kadar parlamasa da enfesti ve saçlarnı çok beğendim. Ki normalde perçemlerden hiç de haz etmem. Helen mirren'ı da hiç sevmediğimi ve sürekli Mery Streep olmaya çalıştığı gibi bir kaygısı var gibi düşündüğümü söylemiş miydim ?

Gecenin ve Golden Globe tarihinin en rüküş ve berbat görünümü ise Christina Aguilera'dan geldi. Burberry içinde kırmızı halıda kuğu gibi süzülen isim ise gecede ödül de veren Leighton Meester oldu. Prada ile gelen Nicole Kidman ise her zamanki gibi botoks canavarı buzlar kraliçesi gibiydi. Hiç kuşkusuz Portman, Jolie, Anne ve Eva sonrasında gecenin en şık ismi Scarlett Johansson'du.

Uzun lafın kısası;
en şık erkek: Jake Gyllenhaal
en rüküşler: Christina Aguilera, Halle Berry
ve parlayan yıldızlar: Eva Longoria, Natalie Portman, Anne Hathaway, Scarlett Johansson, Angelina Jolie
photos taken from style.com
just jared

18 Ocak 2010 Pazartesi

GOLDEN GLOBES / NICE PICS




























that's all from gossip boy...XoXo... :p

THE GOLDEN GLOBES

Ödül sezonu açıldı di mi ! evet evet açıldı ve bunların ilki dün akşam (bize göre sabaha karşı) LA/ BeverlyHills'den gerçekleşti. Kodak Tiyatrosu'nda gerçekleşen ödül törenine nazaran daha ciddiyetisz geçen geceye kesinlikle yağmur damga vurdu. Saatler süren onca hazırlık için hiç de iyi olmasa gerek ! Kimilerinin saçları bozuldu, kimilerinin elbisesi ıslandı, biri şemsiyesini unuttu derken, gece biraz garip başladı. Bu arada NBC'nin sunucu diye kırmızı halıya koydukları körpecik kızlardan biri yıllar süren MTV TRL programının sunucusu bir zamanlar Nick Lachey ile de aşk yaşayan Vanessa'ydı. (belki hala beraberlerdir, bilemiyorum; ama Vanessa'yı görmem iyi oldu :p)

Aslında bu yazı okuyacağınız diğer tüm Golden Globe yazılarından değişik olucak, çünkü ilk defa hiçbir filmi seyretmedim ve dizilerin hiçbiri hakkında da fikrim yok ! Sizlerle sadece gecenin gidişatı hakkında konuşucam! Eh aslında gece boyu sabahlamamı geektiren bir durum yoktu sanırım, ama Oscar'larda bu böyle olmaz, geçen sene hemen hemen bütün adaylardan haberdardım.

Kırmızı halıdan başlayalım mı ??
Aslına bakarsanız kırmızı halıda da pek bi marifet yoktu; Fergie ve Josh Dushamel, Mariah Carey ve Nick Cannon, Penelope Cruz, George Clooney şu anda hatırlıyabildiklerim. İsterseniz diğerlerini resimlerle izleyelim :)

Ancak resimlere geçmeden önce, aklımda kalan bir kaç notu daha paylaşmak isterim :)

Sanırım 2010 Penelope için lanetli bir yıl oldu :) Hem kendisi ödül kazanamadı, hem de rol arkadaşlarına ödül kazandırtmadı, hem de Nine ve Broken Embraces ödül kazanamadı.

Mo'nique beni cidden şaşırttı. Bugüne kadar adını da ilk defa duydum zaten, ama konşması cidden çok hoştu. Yine aynı şekilde Drew Barrymore da çok iyi konuştu ve geçen seneki Kate Winslet gibi çok heyecanlıydı.

Dexter gecenin bir diğer kazanan ismiydi.
Meryl Streep her zamanki gibi göz dolduruyordu.
Up In The Air 2 ödülle gecenin bir diğer kazananıydı.
Cher ve Christina oldukça garip bir ikili olmuşlardı :p
Sanırım ilk defa geceye tümüyle damga vuran bir film olmadı ??