Gwyneth Paltrow ve Lisa Kudrow'un girmiş olduğu kimyasal etkileşim sonrasında ortaya çıkan Julie Delpy oyunculuğunun B Side'ında ise KristenWiig ve Woody Allen'dan ilham alınmış bir senaryo yazarlığı bulunuyor.
Romantizmin tatlıktan tavan yaptığı ''Before Sunrise'', ''Before Sunset''ler dışında bir de adamın altına yaptıracak komiklikte ve politik göndermeli ''2 Days in Paris'' ve ''2 Days in New York'' (31. Istanbul Film Festivali'nde gösterimi yapıldı) eklenince aslında demek istediklerim daha rahat anlaşılıyor.
Aslında bu yazı, Fransız oyuncunun ne yazarlık ne de oyunculuk yönünü eleştirmek ya da tartışmak için yazıldı. Sadece 'sizce de bu hayata Julie Delpy olarak gelseydik herşey daha güzel olmaz mıydı?'' mottosundan yola çıkılarak birşeylerin size aktarılması planlandı.
Muhtemelen bir pazar sabahı aldığı baget ekmeği eve götürürken karnı çok acıkmıştır ve başka bir cafe'ye girip kendine bir adet croissant almıştır, yolda onu yiye yiye yürüken önü sepetli biiskletiyle Godard ona çarpmıştır, böylece ''King Lear''da oynaması için teklif alıp daha kariyerin başında Woodye Allen'la da aynı filmde yer almanın haklı gururunu taşımıştır. Juliette Bincohe ve ''Mauvais Sang''dan bahsetmiyorum bile.
Senaristliğini üstlendiği çoğu filmde ise kendi özel hayatından parçaların yer aldığını da görüyoruz, ''Before Sunrise''da Amerika'daki okulundan dönen Celine, ''2 Days in Pairs''te de öz anne ve babasını karakteri Marion ile de paylaştı, '68 sonbaharı Fransız Sokak Devrimler'ini ve ebeveynlerinin o günlerde ne yaptıklarını bize sunan Delpy büyük ihtimalle boş zamanlarında bolca eski albümleri karıştırıp, eline bir ses kaydedici alıp babasını konuşturuyordur.
Aslına bakarsanız Delpy'nin pek boş vakti olduğunu da sanmıyorum. Üçüncü kez Ethan Hawke ile kamera karşısına geçmek için sabırsızlanan Delpy önce projeler bulup onları hayata geçirmek için uğraşırken sonra da onlara devam filmi yaparken hayat zaten akıp gidiyordur. Eminim ki özellikle ''Sunrise-Sunset' serisini izlerken ''eğer bu film kitap olsaydı, tüm repliklerin altınız çizmiştim'' demişsinizdir, dolayısyla böyle şahane senaryolar yaratmak ya da onlara katkıda bulunmak pek de kolay olmasa gerek. Akışkanlık konusuda Tutku'nun kremasından daha ahengli olan senaryo, gerçek hayatın birebir kopyası gibiydi. Hani mimetic anlayış ölmüştü?
Güzellikte Marion Cotillard'ın seksilikte de Ludivine Sagnier'in eline belki su dökemez; (gerçi ilk fotoğrafta da Jessica Chastain havası da yok değil) ama gün geçtikçe bu kadına ısınma katsayımın neyle alakalı olduğunu da çözmüş değilim, ya da inatla -basit ama akıllıca oluşturmuş olduğu senaryoların beni etkileyen tek neden olabileceğini görmezden gelmek istiyorum. Belki de hala Celine karakterini baştaki iki isimden birinin değil de Delpy'nin canlandırmasından dolayı haklı bir burukluk taşıyorumdur. Fakat yine de hayatın bir kısmını Paris'te bir kısmını Los Angels'da yaşarak geçirmek, croissant ile beslenmek, sadece senaryo yazmak, okumak ve onları filme çekmeyi düşünerek zaman geçirmek bir de babanın dizi dibinde 60ları dinlemek dünyanın en cool şeyi olsa gerek! Seks maceralarından bahsetmiyorum bile. Sahi acaba senaryo ve gerçeklik ikilisi bu tema söz konusu olduğunda hangi tarafa daha yakın duruyor Delpy filmlerinde?
Gwyneth Paltrow etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gwyneth Paltrow etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Nisan 2012 Çarşamba
12 Kasım 2011 Cumartesi
GÜÇ SEMBOLÜ: EVİMİZ HOLLYWOOD'DA
Sanırım festivaller dışında ve şans eseri izleyip de filmini beğendikten sonra yönetmenini daha iyi tanıyabilmek açısından seyretmek istediğim diğer filmleri de saymazsak bir filmi seçmemde en büyük etken oyuncular. Ancak bazen öyle yapımlar oluyor ki, zaten kendisine seyirciyi sırf oyuncu kadrosuyla çekmeyi başarıyor, bazen senaryo o kadronun altında ezilirken bazen de bu kadroyla ancak böyle bir hikaye mi yazmışlar diyebiliyoruz. Bazen de senaryoyu yüceltip here comes the comboooooo !
Kuşkusuz geçtiğimiz yaz vizyona giren ''Horrible Bosses'' Evimiz Holloywood'da temalı bir yazı için en iyi örneklerden. Senaryosu klasik bir salak ile avanak ikilisinin yapabileceği türden şeylerden oluşma bir hikayeden çıkıverse de çok sığ bir komedi olsa da kadrodaki her oyuncunun hareketleri inanılmazdı. Komedi filmlerinin olmazsa olmazı Jennifer Aniston yetmezmiş gibi Collin Farrel ve Kevin Spacey de filmin Jason Batemen, Charlie Day ve Jason Sudeikis'den oluşan normal kadrosuna eklenince ortaya karışık ünlülü bir pizza gelmekte. Rolleri daha az da olsa filmin en komik yanlarını yine o büyük üçlü götürse de aslında bence senaryoyu devleştiren isimler oyuncular burada.
Yakın geçmişte vizyona giren bir diğer komedi de son yıllarda seyretmiş olduğum en kaliteli romantik-komedilerin başında geliyordu sanırım. Akıllıca yazılmış espriler, sıkmayan konu ve yıldız kadrosuyla da birleşince sonuçta AA alabilen yapıma dönüşüyor. Bahsettiğim film ''Crazy Stupid Love''un kadrosunda Julianne Moore, Ryan Gosling, Emma Stone, Kevin Bacon ve Marissa Tomei'in yanı sıra komedi filmlerinin beyni Steve Carell'ı da bulunuyordu. Zaten sanırım Carell'ın oynayıp bizlerin burun kıvırabileceği pek de komedi filmi yoktur. Ama yine de tüm dev isimlerin yanı sıra ''tatlı aşıklar'' mesajıyla Hollywood'un yeni gözdesi Emma Stone ve womanizer karakteriyle Ryan Gosling favorimdi. Üstelik bunu Moore'un oynadığı bir film için söylüyorum.
Ve ''Contagion''. Kate Winslet'ın IMDb sayfasında filmi gördüğüm ilk günden beri ''heycans tavan'' şeklinde beklediğim film fragmanından da pek bir şey anlamadığımdan daha da körüklenmişti. Son 20 yılın en gözde üç kadını Kate Winslet, Gwyneth Paltrow ve Marion Cotillard'ı bir araya getiren filmin erkek kadrosu kızların gücü altında ezilse de Matt Damon, Jude Law ve Laurence Fishburne de yavan isimler sayılmaz neticede. Film aslında en olabilecek ve sıradan bir konu üstünde yoğunlaşıyor, zaten ilgimi çeken yanı da reel bir olayı sonuna kadar bu şekilde işin içine fantastik öğeler karıştırmadan devam ettirmeleri. Senaryo ve hikaye sakin sularda devam ederken bir anda da korku gerilim ve endişe hisleri de yine bizlerde uyandırtılan dürtülerden. Modern Çağın kahramanlık destanı da diyebileceğimiz bir metne de sahip olan filmin asıl - en büyük kahramanı - da *spoiler* filmin yıldız kadrosundan her hangi biri olmaması da ilginç ve dikkat çekici kanımca. Saydığım isimlerin hemen hemen hiç biri Kate- Damon ve Damon-Paltrow dışında bir araya gelmeseler de böyle bir kadronun aynı afişte yer almasının bende uyandırdğı hissi kelimelere dökemem sanırım. Kadroda bu denli dev isimler yer almasaydı kalkıp sinemaya gider miydim veya filmi beğenir miydim orası da meçhul sanırım.
Woody Allen ! Kamerasını Avrupa'ya taşıdığından bu yana - ki Amerika için de aksini söylemek imkansız olsa da - muhteşem oyuncu kadrolarını, enfes şehir manzaralarını ve A kalite eğlenceyi sinema salonlarına getirdiği bence çok açık. ''Midnight in Paris'' projesini duyurduğum günden beri yine heyecanın ve merakın film setinden karelerin ve dedikoduların internete düşmesiyle de perçinlenen bir süreçten bahsediyoruz. Baş roldeki iki ana karekterin Owen Wilson ve Rachel McAdams'ın hayal kırıklılığı yarattığı filmin başlı başına üç heyecan yaratan öğesi Paris, Carla Bruni ve Marion Cotillard'dı. Nasıl ki Penelope ve Javier'siz bir Barcelona düşünülemezse Eiffel Kulesinin, Marion'un ve son yıllardaki magazin akımına bakacak olursak da Bruni'siz bir Paris düşünülemezdi. Kathy Bates, Adrian Brody ve Michael Sheen'in de filmde yer alması tabiki de extra artı değerlerden. NewComers olarak gösterilen ve benim son dönemdeki favorilerimden Lea Seydoux'un katkısı bile muhteşemdi, üstelik bence o bile baş roldeki oyunculardan daha iyiydi. 20li yılları sevmemden ötürü mü Fitzgerald'a Hemingway'e Stein'a, Picasso ve Dali'ye ekstra sevgi ve saygı göstermemden midir bilmem ama filmin modern peri masallarından farksız olduğu açık ve net. ''Gece yarıları sadece korkuya değil, eğlenceye, gizeme ve hayallere de açıktır'' temasını bizlere en iyi şekilde anlattıran filmi kesinlikle sevmemin ve bayılmamın nedeni de hayallerimi süsleyen 3 hikayeden birinin bu filmde işlenmiş olması. Diğer ikisi de kısmen ''Immortals'' ve ''Factory Girl''de işlense de umarım hayallerim gerçekleşir.
Aslında iş zengin kadroya gelince bunun tadı en güzel romantik komedilerde çıkıyor. Bütün Hollywood'u bir araya getiren ''Valentine's Day'' ve kısmen de olsa ''He's Not Just Into You'' sanırım demek istediğimi anlatan cinsten. ''Love Actually'' ve ''Mona Lisa Smile'' da bunlardan bir kaçı yine. Özellikle son Harry Potter filmlerini de atlamamalıyım sanırım. Henüz seyretme şansına ulaşamadığım ''Melancholia'' da aslında bu filmlerden bir diğeri.
Filmleri sıralarken elbet aklımdan uçup giden başkaları da olmuştur, ama demek istediğim başka şeyler de var. Bu gibi filmerin en sevdiğim bir diğer yanı ise afişler. Tüm karakterlerle ayrı ayrı yapılan afişlerin yanı sıra, küçük karelerde bir araya gelinen ve üstünde tüm o isimlerin yazdığı ana afişler. İşte o kağıt parçasından fışkıran gücün hazzı. Sanırım bende etki yaratan en büyük kısmı bundan kaynaklanıyor. Üstelik bir de bu filmlerin galaları ya da Cannes'da gerçekleşen photo call'ları var ki. Bence onlar daha da reel.
Bir de muhteşem dörtlü aşk hikayelerinin anlatıldığı 4 yıldız oyuncuyu bir araya getiren filmler vardır ki bence o da başka bir post konusu olabilir.
Kuşkusuz geçtiğimiz yaz vizyona giren ''Horrible Bosses'' Evimiz Holloywood'da temalı bir yazı için en iyi örneklerden. Senaryosu klasik bir salak ile avanak ikilisinin yapabileceği türden şeylerden oluşma bir hikayeden çıkıverse de çok sığ bir komedi olsa da kadrodaki her oyuncunun hareketleri inanılmazdı. Komedi filmlerinin olmazsa olmazı Jennifer Aniston yetmezmiş gibi Collin Farrel ve Kevin Spacey de filmin Jason Batemen, Charlie Day ve Jason Sudeikis'den oluşan normal kadrosuna eklenince ortaya karışık ünlülü bir pizza gelmekte. Rolleri daha az da olsa filmin en komik yanlarını yine o büyük üçlü götürse de aslında bence senaryoyu devleştiren isimler oyuncular burada.Yakın geçmişte vizyona giren bir diğer komedi de son yıllarda seyretmiş olduğum en kaliteli romantik-komedilerin başında geliyordu sanırım. Akıllıca yazılmış espriler, sıkmayan konu ve yıldız kadrosuyla da birleşince sonuçta AA alabilen yapıma dönüşüyor. Bahsettiğim film ''Crazy Stupid Love''un kadrosunda Julianne Moore, Ryan Gosling, Emma Stone, Kevin Bacon ve Marissa Tomei'in yanı sıra komedi filmlerinin beyni Steve Carell'ı da bulunuyordu. Zaten sanırım Carell'ın oynayıp bizlerin burun kıvırabileceği pek de komedi filmi yoktur. Ama yine de tüm dev isimlerin yanı sıra ''tatlı aşıklar'' mesajıyla Hollywood'un yeni gözdesi Emma Stone ve womanizer karakteriyle Ryan Gosling favorimdi. Üstelik bunu Moore'un oynadığı bir film için söylüyorum.
Ve ''Contagion''. Kate Winslet'ın IMDb sayfasında filmi gördüğüm ilk günden beri ''heycans tavan'' şeklinde beklediğim film fragmanından da pek bir şey anlamadığımdan daha da körüklenmişti. Son 20 yılın en gözde üç kadını Kate Winslet, Gwyneth Paltrow ve Marion Cotillard'ı bir araya getiren filmin erkek kadrosu kızların gücü altında ezilse de Matt Damon, Jude Law ve Laurence Fishburne de yavan isimler sayılmaz neticede. Film aslında en olabilecek ve sıradan bir konu üstünde yoğunlaşıyor, zaten ilgimi çeken yanı da reel bir olayı sonuna kadar bu şekilde işin içine fantastik öğeler karıştırmadan devam ettirmeleri. Senaryo ve hikaye sakin sularda devam ederken bir anda da korku gerilim ve endişe hisleri de yine bizlerde uyandırtılan dürtülerden. Modern Çağın kahramanlık destanı da diyebileceğimiz bir metne de sahip olan filmin asıl - en büyük kahramanı - da *spoiler* filmin yıldız kadrosundan her hangi biri olmaması da ilginç ve dikkat çekici kanımca. Saydığım isimlerin hemen hemen hiç biri Kate- Damon ve Damon-Paltrow dışında bir araya gelmeseler de böyle bir kadronun aynı afişte yer almasının bende uyandırdğı hissi kelimelere dökemem sanırım. Kadroda bu denli dev isimler yer almasaydı kalkıp sinemaya gider miydim veya filmi beğenir miydim orası da meçhul sanırım.
Woody Allen ! Kamerasını Avrupa'ya taşıdığından bu yana - ki Amerika için de aksini söylemek imkansız olsa da - muhteşem oyuncu kadrolarını, enfes şehir manzaralarını ve A kalite eğlenceyi sinema salonlarına getirdiği bence çok açık. ''Midnight in Paris'' projesini duyurduğum günden beri yine heyecanın ve merakın film setinden karelerin ve dedikoduların internete düşmesiyle de perçinlenen bir süreçten bahsediyoruz. Baş roldeki iki ana karekterin Owen Wilson ve Rachel McAdams'ın hayal kırıklılığı yarattığı filmin başlı başına üç heyecan yaratan öğesi Paris, Carla Bruni ve Marion Cotillard'dı. Nasıl ki Penelope ve Javier'siz bir Barcelona düşünülemezse Eiffel Kulesinin, Marion'un ve son yıllardaki magazin akımına bakacak olursak da Bruni'siz bir Paris düşünülemezdi. Kathy Bates, Adrian Brody ve Michael Sheen'in de filmde yer alması tabiki de extra artı değerlerden. NewComers olarak gösterilen ve benim son dönemdeki favorilerimden Lea Seydoux'un katkısı bile muhteşemdi, üstelik bence o bile baş roldeki oyunculardan daha iyiydi. 20li yılları sevmemden ötürü mü Fitzgerald'a Hemingway'e Stein'a, Picasso ve Dali'ye ekstra sevgi ve saygı göstermemden midir bilmem ama filmin modern peri masallarından farksız olduğu açık ve net. ''Gece yarıları sadece korkuya değil, eğlenceye, gizeme ve hayallere de açıktır'' temasını bizlere en iyi şekilde anlattıran filmi kesinlikle sevmemin ve bayılmamın nedeni de hayallerimi süsleyen 3 hikayeden birinin bu filmde işlenmiş olması. Diğer ikisi de kısmen ''Immortals'' ve ''Factory Girl''de işlense de umarım hayallerim gerçekleşir.
Aslında iş zengin kadroya gelince bunun tadı en güzel romantik komedilerde çıkıyor. Bütün Hollywood'u bir araya getiren ''Valentine's Day'' ve kısmen de olsa ''He's Not Just Into You'' sanırım demek istediğimi anlatan cinsten. ''Love Actually'' ve ''Mona Lisa Smile'' da bunlardan bir kaçı yine. Özellikle son Harry Potter filmlerini de atlamamalıyım sanırım. Henüz seyretme şansına ulaşamadığım ''Melancholia'' da aslında bu filmlerden bir diğeri.
Filmleri sıralarken elbet aklımdan uçup giden başkaları da olmuştur, ama demek istediğim başka şeyler de var. Bu gibi filmerin en sevdiğim bir diğer yanı ise afişler. Tüm karakterlerle ayrı ayrı yapılan afişlerin yanı sıra, küçük karelerde bir araya gelinen ve üstünde tüm o isimlerin yazdığı ana afişler. İşte o kağıt parçasından fışkıran gücün hazzı. Sanırım bende etki yaratan en büyük kısmı bundan kaynaklanıyor. Üstelik bir de bu filmlerin galaları ya da Cannes'da gerçekleşen photo call'ları var ki. Bence onlar daha da reel.
Bir de muhteşem dörtlü aşk hikayelerinin anlatıldığı 4 yıldız oyuncuyu bir araya getiren filmler vardır ki bence o da başka bir post konusu olabilir.
26 Mayıs 2011 Perşembe
GLEE TOP SONGS OF SEASON 2
Henüz Glee'nin tüm bölümlerini izlemeyenler için spoiler vermiş olabilirim.
Mayıs biterken sıra sıra Amerikan dizileri de finallerini yapmaya başladı. Bu listeye eklenen bir diğer yapım ise ''Glee''. Birinci sezona nazaran çok daha eğlenceli ve enerjik geçen sezonun en iyi yanı ise yardımcı öğretmen rolünde sık sık karşımıza çıkan Gwyneth Paltrow'du. Yapımcıların bir diğer sürprizi ise sezonun ikinci bölümü için Britney Spears ile yapılan ortak çalışmaydı. Sürekli Javier Bardem ve Anne Hathaway'in de konuk oyuncu olarak diziye katılabileceği söylentisi ortalıklarda dolaşdıysa da henüz bunlar gerçekleşmedi.Gelelim sezon boyunca 100e yakın söylenen şarkıdan sizler için seçtiğim top 10 hits of Glee.
Empire States of Mind
2009-2010 yılına damgasını vuran Jay Z ve Alicia Keys ortaklığı aslında sezon finaline sanki daha fazla yakışırdı. Performans ise seçmeler için gruba yeni üye aramak amacıyla lisenin bahçesinde yapılmıştı.
Toxic
Sezonun ikinci bölümü olan ''Britney / Brittany''de şarkıcının az sahnede görünmesi hayal kırıklılığına uğramamıza neden olsa da beraber büyüdüğümüz şarkıların Glee tarafından seslendirilmesi ayrı bir duygu seline sebep olmuştu. Glee için yeniden düzenlenen ''Toxic'' ise orijinal versiyonunu aratmayacak kadar başarılı olmuştu.
I Look To You
Ne Rachel Berry ne Finn Hudson. Glee'de en fazla sevdiğim bi' karakter varsa o da Mercedes. (Ardından Santana). Whitney Houston ve diva karakterini en iyi şekilde taşıyan ve bu havaya sahip tek isim olan Mercedes'in yanındaki isimler ise Quinn ve Tina. Ne denir tencere yuvarlanmış ve kapağını bulmuş. When Mercedes meets Whitney.
Tik Tok
Hikaye lisede geçiyorsa öğrencileri seks, uyuşturucu ve alkol konularında bilgilendirmeden bir şeyler yapmanız neredeyse imkansız. ''Bir şişe içkiyle dişlerini fırçaladığını ve akşamdan kalma olduğunu dile getiren bir şarkıdan da ne kadar ahlak bekçisi olur'' demeyin. Teenage pop star Kesha'nın (Ke dollar sign Ha. Ki bu da lise müdürünün yaptığı yaran esprilerdendi) şarkısının dizide yer alması ve kendisine çok benzettiğim Britanny tarafından seslendirilmesi de ''yeme de yanında yat'' dedirttiriyo adama resmen. Aynı zamanda iki sezon boyunca her halde ''New Directons''ın gerçekleştirmiş olduğu en eğlenceli performanların başında geliyor.
Do You Wanna Touch Me ?
Holly Holliday adı aldtında Gwyneth'in Glee'ye geldiğini yazmıştım. Konu bu sefer çocuklara sex eğitimi vermek. Ancak hocanız ateşli olursa ok yaydan çıkabilir ! Deriler için salınan bir Gwyneth. Fazla fetiş.
Loser Like Me
Sezon boyunca dizi için yazılmış şarkılar da seslendirildi. Rachel'ın saç bandı için yazdığı şarkı, final bölümünde Brittany'nin söylediği ''My Cup''ı pek de başarılı olarak değerlendiremeyiz belki ama, yola ezik olarak başlayıp tüm bu süreçte başlarına gelenleri özetledikleri şarkı aynı zamanda Sue Sylvester'a ithaf edilip ''regionals''da seslendirilmişti.
Turning Tables
Holly Holliday ciddi anlamda rocks. Yılın şu ana kadar ki en başarılı albümü olarak gördüğüm Adele ''21''den ''Turning Tables''ı en az onun kadar muhteşem söylemesi de bence Paltrow'a güç vermeli. Grammylerdeki canlı performansı, Glee'deki eğlenceli sahneleri, bence endüstri yeni bir kadın şarkıcı için hazır olabilir.
Dancing Queen
''Prom Queen'' bölümünde yapılan Kate Middleton esprisi bir yana böyle bir müzikal showda sonunda Abba söylenmiş olması bana ''ohh bee'' dedirttirmişti. Mikrofonun başındaki isimler ise Santana ve Mercedes. Sezon boyunca özellikle iki sezon boyunca Santana'nın geçirmiş olduğu metamorfoz bir yana Mercedes ile yaptığı düetler dizinin en mükemmel anlarıydı. Abba ve Whitney Houston da dahil düet için defalarca bir araya gelen ikili sanki müziğin divası ve Bronxtan çıkmış urban bir şarkıcının uyumunun vücut bulmuş hali gibiydi.
Back To Black
Sezonun en sıkıcı aynı zamanda en ağlak ve duygusal bölümü olan ''Funeral''de Amy Winehosue havasına sahip olan Santana bir kez daha mikrofon başında. Sue Sylvester'ın kardeşinin ölümü beni ağlatsa da diziye gereksiz yere melodram kattı. Belki ilerki sezonda Sue karakterinin gelişimi için gerekli olan da buydu.
I Love New York / New York, New York
Millenyumun en başarılı albümü olan ''Confessions on a DanceFloor''dan ''I Love New York'' sezon boyunca seslendirilen tek Madonna şarkısı oldu. (Don't Cry For Me Argentina sayılmazsa) Belli ki yapımcılar geçtiğimiz sezon yapılan Madonna Tribute bölümünde söylenen şarkıları fazlasıyla yeterli bulmuş. Mash Up yapılan parçaya destek ise ''On the Town'' adlı müzikalden geldi. New York temalı bir bölüm için sadece bu iki parçanın seçilip onların da mash-upa kurban gitmesi üzücü olsa da Glee'nin 5 yıldızlı şarkılarından bir diğeri olmuş. Sezon finali eski dönem Amerikan romantik-komedi filmlerine gönderme yaparken yine Kurt tarafından yapılan ''Breakfast @ Tiffany's'' esprisi sanırım iki sezon boyunca espiri anlamında dizinin en climactic anıydı.
Sezon boyunca aynı zamanda Rocky Horror Show ve Fleetwood Mac'e tribute yapılıp Justin Bieber, Rebecca Black gibi yeni yetmelere göz kırpılıp Lykke Ki, Florence Welch gibi cool isimlerin şarkıları söylenip son yılların en büyük pop hitlerine sahip olan Lady GaGa, Katy Perry ve Rihanna şarkılarına yer verildi.
Çok fazla ''sezon boyunca'' tamlaması kullandığımın farkındayım.
Etiketler:
Britney Spears,
Glee,
Gwyneth Paltrow,
Madonna,
Music,
TV,
TV Series,
Video
14 Kasım 2010 Pazar
COUNTRY MUSIC & BAMBI & LATIN GRAMMY AWARDS: KASIMDA ÖDÜL ALMAK BAŞKADIR !
Kasım ayı ödül ayı. MTV EMA, Coutry Music Awards, Latin Grammy's ve American Music Awards. Aralık ayında Grammy'ler ve Golden Globe'lar açıklanır. Ocak ve Şubat aylarında ise Oscarlar, Brirtler ve aklınıza gelebilecek bilimum ödül törenleri. Kış aylarının tek güzellikleri bu. Kimi Atlantiğin öteki yakasında olduğu için gece uykunuz kaçar, kimini sadece haberlerden takip edebilirsiniz, kimini de laptop kucakta iki büklüm şekilde. Bunun için yeniden teşekkürler MTV Türkiye.
Kısacası Kasım'da Ödül Törenleri Başkadır.
Evet gelelim bu postun konusuna. Aynı gün dağıtılan iki değişik ödül. Biri Amerika'nın Halk Müziği olan Country Music diğeri ise dünyayı etkisi altına alan sıcak Latin rüzgarının en büyük ödülü Latin Grammy's. Bambi'ler ise Almanya'dan Medya ve TV dallarında verilen ödüller.
County Music Awards'da gecenin sunucuları son 3 senedir olduğu gibi Carrie Underwood ve Brad Paisley oldu. Geceye damgasını vuran olay ay içerisinde filmi çıkacak olan Gwyneth Paltrow'un onca Country şarkıcısı içinde efeler gibi sahneye çıkıp şarkı söylemesi oldu. Pek de fena olmamış. Leighton Meester ile beraber böylece yeni filminin tanıtımını da yapmış oldu.
Her horoz kendi çöplüğünde ötse bile Taylor Swift burada ötemedi. Evine eli boş dönen gereksiz şarkıcı yerine son zamanlarda en sevdiğim grup olan Lady Antabellum (bknz.) ''Need You Now'' ile Best Single of 2010 ödülünü ve Vocal Group of the Year ödülünü aldı.
Törene damgasını vuran bir diğer isim ise Miranda Lambert oldu. 3 ödül kapan Lambert Music Video, Best Album ve Best Female ödüllerini elde etti.
Bambi Awards'da gecenin sunucusu Sarah Jessica Parker olurken, Shakira, Orlando Bloom ve Beth Ditto & Gossip ve Mest Özdil ödül kazananlar arasındaydı. Shakira aynı hafta içerisine kalçasıyla Madrid'i ve Berlin'i salladı. Berlin'de hem X Factor'de ''Loca''yı hem de yarışma finalistleri ile ''Underneath Your Clothes'' şarkısını seslendirdi. Ödül töreninde ise Roberto Cavalli'nin onun için tasarladığı elbisesyie bir kez daha ''Waka Waka'' dedi.
Ve Latin Grammy's. Sonunda hak ettiği ilgiyi kendi ''communty''si içinde elde etti. Nelly Furtado ''Best Female Pop Album'' ödülünü kazandı ''Mi Plan'' ile. Shakira'yla beraber söylediği ''La Tortura'' ile birçoklarının yeni tanıştı Alejandro Sanz -ki kanımca dünyanın en seksi şarkı söyleyen adamı ise ''Best Male Pop Album'' ödülünü kazandı. Gecede canlı performan sergileyen isimlerden bir kaçı ise Nelly Furtado, Ricky Martin ve Enrique Iglesias vardı. Gecede aynı zamanda ödül de kazanan La Mala Rodriguez de Nelly'nin canlı performansında ona eşlik de etti. Video Youtube'dan kaldırıldğı için ekleyemedim. Sorry !
Kısacası Kasım'da Ödül Törenleri Başkadır.
Evet gelelim bu postun konusuna. Aynı gün dağıtılan iki değişik ödül. Biri Amerika'nın Halk Müziği olan Country Music diğeri ise dünyayı etkisi altına alan sıcak Latin rüzgarının en büyük ödülü Latin Grammy's. Bambi'ler ise Almanya'dan Medya ve TV dallarında verilen ödüller.
County Music Awards'da gecenin sunucuları son 3 senedir olduğu gibi Carrie Underwood ve Brad Paisley oldu. Geceye damgasını vuran olay ay içerisinde filmi çıkacak olan Gwyneth Paltrow'un onca Country şarkıcısı içinde efeler gibi sahneye çıkıp şarkı söylemesi oldu. Pek de fena olmamış. Leighton Meester ile beraber böylece yeni filminin tanıtımını da yapmış oldu.
Her horoz kendi çöplüğünde ötse bile Taylor Swift burada ötemedi. Evine eli boş dönen gereksiz şarkıcı yerine son zamanlarda en sevdiğim grup olan Lady Antabellum (bknz.) ''Need You Now'' ile Best Single of 2010 ödülünü ve Vocal Group of the Year ödülünü aldı.
Törene damgasını vuran bir diğer isim ise Miranda Lambert oldu. 3 ödül kapan Lambert Music Video, Best Album ve Best Female ödüllerini elde etti.
Bambi Awards'da gecenin sunucusu Sarah Jessica Parker olurken, Shakira, Orlando Bloom ve Beth Ditto & Gossip ve Mest Özdil ödül kazananlar arasındaydı. Shakira aynı hafta içerisine kalçasıyla Madrid'i ve Berlin'i salladı. Berlin'de hem X Factor'de ''Loca''yı hem de yarışma finalistleri ile ''Underneath Your Clothes'' şarkısını seslendirdi. Ödül töreninde ise Roberto Cavalli'nin onun için tasarladığı elbisesyie bir kez daha ''Waka Waka'' dedi.
Ve Latin Grammy's. Sonunda hak ettiği ilgiyi kendi ''communty''si içinde elde etti. Nelly Furtado ''Best Female Pop Album'' ödülünü kazandı ''Mi Plan'' ile. Shakira'yla beraber söylediği ''La Tortura'' ile birçoklarının yeni tanıştı Alejandro Sanz -ki kanımca dünyanın en seksi şarkı söyleyen adamı ise ''Best Male Pop Album'' ödülünü kazandı. Gecede canlı performan sergileyen isimlerden bir kaçı ise Nelly Furtado, Ricky Martin ve Enrique Iglesias vardı. Gecede aynı zamanda ödül de kazanan La Mala Rodriguez de Nelly'nin canlı performansında ona eşlik de etti. Video Youtube'dan kaldırıldğı için ekleyemedim. Sorry !
Görseller;
zimbio.com
justjarred.com
facebook.com
9 Haziran 2010 Çarşamba
CFDA AWARDS 2010
Oscar, Grammy derken Moda dünyasının önemli gecelerinden / ödüllerinden biri olan CFDA AWARDS 2010 geçtiğimiz günlerde dağıtıldı. Moda gurusu olmadığım için şu isim kazanmalıydı ya da şu isim yanlış seçim gibi yorumlarda bulunamayacağım. Sadece ''menswear designer of the year'' ödülünün Tom Ford'a gitmesini isterdim. Vogue ve Style.com sitelerinde gezinirken gözüme takılan en şıkların resimlerini copy paste yaparak bloguma koymaya karar verdim. Eh sizlere de yalkışıklı erkekler ve güzel kadınlarla iyi seyirler.
Sex And The City2 Londra galasından sonra bir kez de CFDA'larda Alexander McQueen ile karşımıza çıkan Sarah Jessica Parker aynı zamanda gecenin de en şık kadınıydı. Bu arada tören esnasında McQueen tribute yazısı da okumuş kendileri. McQueen'e aynı zaman da ''Special Tribute'' ödülü de verildi.

Sarah Jessica her ne kadar gecenin kraliçesiyse Gossip Girl ile hayatımıza giren ve gardroplarda ciddi ciddi değişiklikler yapılmasına sebep olan Ed Westwick ise gecenin kralıydı.

Bu iki güzel style chic & chico'dan sonra törenin runner-up'ları ise moda ikonu ödülünü alan Iman ve ''womenswear designer'' kategorisinde ödülü kucaklayan Marc Jacobs.

Geceye elbisesini tasarlayan Michael Kors ile katılan moda ikonu İngiiz aktrsit Gwyneth Paltrow ise sade ama büyüleyici siyah elbisesiyle göz kamaştıran bir diğer isim oldu.
Küçüklüklerinde dünyanın en tatlı ikizleri olsan Olsenlar şimdilerin moda ikonları. Ortalarına aldıkları Sasha Pivovorava'yı beğenmesem de resimden çıkartma ihtimalim yoktu :)
Vogue editörü, moda cadısı :D ya da moda ilahı Anna Wintour ise sanki asil, elegan ve şık olmak nedir onu bizlere öğretir gibi.
Veee son olarak gecenin 4 şık beyefendisi. Simon Spurr, Zachary Quinto, Blake Mycoskie, John Whitledge. Blake'in takımını da ayırca ödün almak istiyorum ayakkabılarla beraber.

Sex And The City2 Londra galasından sonra bir kez de CFDA'larda Alexander McQueen ile karşımıza çıkan Sarah Jessica Parker aynı zamanda gecenin de en şık kadınıydı. Bu arada tören esnasında McQueen tribute yazısı da okumuş kendileri. McQueen'e aynı zaman da ''Special Tribute'' ödülü de verildi.

Sarah Jessica her ne kadar gecenin kraliçesiyse Gossip Girl ile hayatımıza giren ve gardroplarda ciddi ciddi değişiklikler yapılmasına sebep olan Ed Westwick ise gecenin kralıydı.

Bu iki güzel style chic & chico'dan sonra törenin runner-up'ları ise moda ikonu ödülünü alan Iman ve ''womenswear designer'' kategorisinde ödülü kucaklayan Marc Jacobs.


Geceye elbisesini tasarlayan Michael Kors ile katılan moda ikonu İngiiz aktrsit Gwyneth Paltrow ise sade ama büyüleyici siyah elbisesiyle göz kamaştıran bir diğer isim oldu.

Küçüklüklerinde dünyanın en tatlı ikizleri olsan Olsenlar şimdilerin moda ikonları. Ortalarına aldıkları Sasha Pivovorava'yı beğenmesem de resimden çıkartma ihtimalim yoktu :)

Vogue editörü, moda cadısı :D ya da moda ilahı Anna Wintour ise sanki asil, elegan ve şık olmak nedir onu bizlere öğretir gibi.

Veee son olarak gecenin 4 şık beyefendisi. Simon Spurr, Zachary Quinto, Blake Mycoskie, John Whitledge. Blake'in takımını da ayırca ödün almak istiyorum ayakkabılarla beraber.

19 Nisan 2010 Pazartesi
HERE A DREAM COMES TRUE =) THANK YOU VOGUE

Bilen bilir Penelope Cruz, Kate Winslet, Meryl Streep ve Julianne Moore 'a ne denli aşık olduğumu. Bir de oldukça garip bir huyum vardır; sevdiğim bütün ünlülerin de birbirlerini sevmelerini isterim en azından beraber işler yapmalarını dilerim. Ve bu hayalimi bu sefer de VOGUE PARIS gerçekleştiriyor. Vogue Paris 2010 Mai Issue' yu Penelope Cruz'a adamış.
Karşımızda da üç ayrı kapak var ! Birinde tüm saydığım oyuncular birinde Bono ile Pene, diğerinde ise Pene ile Meryl ! (Tamam moda konsunda ilgiliyim abartılı bir ilgiye sahip olmadığım için Vogue TR benim için yetiyor; ama dünyanın en önemli oyuncularının bir arada olduğu bu dergiyi kaçırmamak lazım açıkçası-) Bu arada Naomi Watts yerine Cate Blanchett ya da Tilda Swinton'ın da o kapakta yer almasını dilerdim. Gwyneth Paltrow'a aşık olmasam da çok severim =) o kapakta kalabilir :P
PS: Haberin kaynağı için SILKYWORLD'e de teşekkür ederi.


Anne Wintour'lu Amerikan Vogue 2010 May Issue kapağında ise Mayıs sonunda vizyona giricek olan Sex and The City yıldızı Sarah Jessica Parker'ın olduğunu da bu vesileyler hatırlatayım ??

Sahi Vogue TR kapağında kim var ??
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








