Gossip Girl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gossip Girl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2011 Salı

DERS PROGRAMIM aka TV'DE YENİ SEZON !

Başlıkta TVde yeni sezon dememe bakmayın; aslında Torrent'lerde yeni sezon demeliydim. Görevimiz üç farklı hedeften oluşmakta. Adım 1: Dizilerin günlerini bellemek. Adım 2:  Torrent'lere düşme anını kovalamak. Bu durumda eğer yeni bölüm hakkında meraktan çatlama söz konusu değilse genelde bir gün daha bekleyin. Misal Pazartesi günü yayınlanan ''Gossip Girl''ün en uygun izleme zamanı kanımca çarşambadır. Adım 2nin içinde aynı zamanda ingilizce / türkçe alt yazıların çıkmasını beklemek de var. Tabi aynı zamanda her dizi için siz de kendi gününüzü yaratabilirsiniz. Mesela geçtiğimiz sezon ''Game of Thrones'' pazar, ''Camelot'' cuma günü yayınlanırken, ben her ikisini de Fantastic Tuesday adı altında peşpeşe salı akşamları izliyodum. Sonuç olarak kendi gününüzü belirleyip, ekran karşısına kurulmanız da Adım 3ü meydana getirmekte. Giriş tadındaki bu paragraftan sonra bu sezondan benim seçtiklerim, kimi yeni, kimi devam kimi de sezonlardır devam etmesine rağmen ilk kez benim torrentimde indirilme şansını bulanlardan olacak.

Yoksa annenizle çok fazla dizi seyrediyor diye dalga mı geçiyordunuz ? Buyrun burdan !

Lisede hazırlığa başladığım sene yayınlanmaya başlayan ''Desperate Housewives'' ben üniversiteden mezun olurken ekranlara veda etmeye hazırlanıyor. Ergenliğimi bu 4 kadına borçluyum desem ? 7 sezon boyunca gram ilgi kaybetmeden izlediğim dizi 25 Eylül'de son kez ABC'de elmalarla karşımıza çıkacak. IMDb'de tam tarihi yazmasa da Wikipedia'ya göre 25 Eylül'de başlayacak bir diğer dizi de ''The Good Wife''. Gizem, entrika, suçlar, çözülmeyi bekleyen davalar ve yeni posterde adeta ''good girl gone bad'' diyreketen merak katsayımı zirve yapan Julianna Margulies ''umutsuz ev kadınlarına'' örnek olsun. İki diziyi salı akşamlarına rezerve ederek ''Who Run The World ?- Girls'' gecesini oluştururum.

CWTV yapımı olan baş rolünde THE OC'nin dünya şekeri it girl'ü Rachel Bilson'un olduğu ''Hart of Dixie'' de 26 Eylül pazartesi akşamı yayınlanacak. Dizinin yapım aşamasında adı geçen isim ise THE OC'nin de yaratıcılarından Josh Schwartz. Konu ve içerik göz önüne alınmaksızın Rachel hatrına ilk bölüm izlenir. Geçtiğimiz sezonlar kadar ses getimeden  beşinci kez geri dönmeye hazırlanan ve ufaktan baymaya başlayan ''Gossip Girl'' de aynı gün yayınlanmaya başlayacak. Rachel Bilson ve Leighton Meester savaşı başlasın ! Çarşamba teması belli oldu. ''The Secret Life of American Teenagers''.

Amerika'da salı akşamları yayınlanan Fox yapımı ''Glee'' ise artık gittikçe baymaya başlasa da, tüm zamanların en berbat sezon finaliyle ekranlara ara verse de hala en bilindik müzikallere yer vermemiş olsa da sanırım son bir şansı hak ediyor. Yeni sezon ise 20 Eylül'de başlayacak. 3. sezona başlamadan önce geçtiğimiz sezonun özeti niteliğinde yazdığım yazı için tık. (Postta 2. sezondan Top 10umu yazmıştım). Zaten 2012 başlarında yayınlanmaya başlayacak olsan ''Smash'' nedeniyle kendine çeki düzen verdi verdi, veremedi, gidene eyvallah !

21 Eylül'de double episode'la dönecek olan 2. sezonu 1e göre daha az komedi olan ''Modern Family'' umarım eski temposuna kavuşur. Kavuşmasa da kimin umrunda. ''Jaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaay'' diye çığıran muhteşem Sofia Vergara, bence erkeklerin içinde en komik olan Luke Dunphy ve küçük Mila Kunis; Hayley zaten beni yine dizi karşısında yerime çakar. 22 Eylül'de 4. sezona başlayacak olan ''Parks and Recreations'' nedeniyle de cumaları ''20 is the New 40'' gecesi. ''Parks and Recreations''ı ise bu sezon ilk kez izlemeye başlayacağım. Aslında 40dk olsa çekemezdim yeni bir dizi daha.

Starz'ın fantastik ve tarihsel yönü zayıf, bol explict contentli Eva Green sayesinde en azından bir az daha fazla ses getirmeyi başarabilen dizisi ''Camelot''un iptal edilmesinin yanında ayrietten bir diğer ABC komedisi olan ''Cougar Town'' da henüz kendine 3. sezon şansı bulamadı. Ancak bu bulamayacağı anlamına da gelmiyor. Courtney Cox dizisi -umuyorum ki- sadece ara vermiş olsun. Bu arada ''Pretty Little Liars'' da geçtiğimiz haftalarda sezon arası yapmış olsa da ekimde yine dönüyor. ''Hot In Cleveland'' ise henüz belli olmasa da ikinci sezonla yazı devirenler arasında. ''The Killing'' ve ''Game of Thrones''un yeni sezonları için de baharı beklemek farz oldu. Dizileri torrentlerden değil de Cnbc-e'den takip edenler ise; ''Game of Thrones''u muhakkak kaçırmayın. Ben ''The Vampire Diaries'' ve ''Fring''e devam etmeye çalışırken siz de eğer ''The Killing''i izlemek isterseniz şuraya göz atın. Tık. 

Gelelim adaya. 3. sezon hakkında pek bir bilgimiz olmayan ''Misfits'' en azından sonbaharda geri dönecek. Sadece parlak oyuncu kadrosuyla değil, sanatsal yönleri ve içeriğiyle de döz dolduran sezon finalini I. Dünya Savaşı ile yapan ''Downton Abbey'' de 18 Eylül'de geri dönenlerden. Bakalım savaş Crawley'leri nasıl etkileyecek ? En önemlisi de Lady Sybil Crawley'nin yeni sezondaki aşk hayatı tabi ki :) Bunu seven bunu da sever kontenjanından D.A. yaratıcılarından bir remake de sonbahar ya da kış aylarında yine adadan yayınlanmaya başlayacak olan ''Titanic''. Not etmekte fayda var.

Şimdiye kadar 8 dizim var. Neyseki bunların bazıları 20 dklık bazıları da 12 bölümlük gibi kısa süreli olduklarından çok fazla dizi izliyorum diye stres yapmama gerek yok sanırım. Ancak bunlardan arta kalan zamanda, ki aslında okuldu, orada burada takılmaktı ders yapmaktı diyerekten diziler için uykumdan feragat etsem de zaman arta kalmamış olup ben yaratmak zorunda kalıyorum kısacası. (Cümle garip oldu ama u got it). Her neyse NBC'de çok güzel diziler de başlamak üzere. Gerçi bu dizilerin hiçbirinin de içeriklerini kontrol etmedim henüz. Nasıl olsa benden önce biri izler ve yorumları alırım.

Ekim ayında başlayacak bir diğer HBO dizi de ''Enlightened''ı da not etmekte fayda var. Hala gözden kaçmış ve muhakkak şunları da seyret dediğiniz diziler varsa, çekinmeden söyleyebilirsiniz. Doyasıya dizi izleyebilmem için son senem çünkü.

16 Kasım 2010 Salı

LITTLE J TURNS OUT TO BE *ITCHY J

Little J. Taylor Momsen. 2007 yılında ''Gossip Girl'' başladığında Britney'nin ''Baby One More Time''daki  Christina'nın ''Geniee In a Bottle'' ve Rihanna'nın ''Pon de Replay'' videolarındanki küçük ''next door girl'' kıvamından farksızdı. Bölümler geçip sezonlar ilerledikçe ''Bitchy J'' ve ''Goth J'' olarak da anılmaya başladı.

Taylor Momsen'ın tek marifetinin Gossip Girl'de oynamak olmadığı ortaya çıktı zamanla. Çeşitli kampanyaların yüzü olduğu yetmezmiş gibi yaz aylarında Madonna ve Lourdes ''Lola'' de hazırladıkları ''Material Girl'' markasının yüzünü de Momsen olarak belirlediler. Aslında pek de yanlış seçim yaptıkları söylenemez. Madonna'nın küçük sevimsiz kızı Lourdes iyi aile kızı portresi çizse de Madonna'nın gençliği ve markanın hedefi pek de bu yönde değil.

Oyunculuk ve modelliğin ardından bir de müzik kariyeri var ! Momsen bir kez daha dizinin başlarında büründüğü o sevimli kız imajından kurtulmuş gibi. Alternaitve / Rock bir grupta solist. Aslında o kadar sert bir duruşları da yok, yer yer soft ve pop'a kayan tınıları bulmak da mümkün. Grubun ismi The Pretty Reckless ve 4 kişiden oluşmakta. İlk albümleri ise ''Light Me Up''. henüz Amerika'da yayınlanmasa da 30 Ağustosta satışa sunulmuştu. İlk single ki albümün gözbebeği ''Make Me Wanna Die'' benim de favorim olup Amerikan Billboard listelerinde 4 numaraya kadar yükseldi. Şarkıların büyük çoğunluğu Momsen tarafından yazılmış olup UK Rock Chart'ta zirveye çıkmış genel listede de 4 numaraya kadar yükselmiş.


''My Medicine'' -ki ikinci favorim -ile sert bir giriş yapan grup ''Since You're Gone'' bunu devam ettiriyo. Ama sert dedimse, kafayı şey yapan türden değil, sanki ergenliklerinde metalciliğie özenen ama aralarda bir yerde sıkışıp kalan tarzları var. Yani o kadar sert olsa ben hayatta dayanamam çünkü. Hemen ardından ise işte bomba ''Make Me Wanna Die'' şarkının introsu leziz tıpkı kendisi gibi. Sonra mesela sound birden bire yumuşuyor. Bu soft tınılar ''Just Tonight'' ile devam etmekte mesela. ''Goin' Down'' da bence kaçırılmadan dinlenilmesi gereken şarkılardan. Hele ''Nothing Left To Lose''. Şarkı sözleri ve dramatik atmosfer o kadar iyi betimlenmişki, Elvis'e göndermeler, rock'n roll and suicide falan.

Şarkıların sözleri ve Momsen'in vokalliğini beğendim, ama dediğim gibi bağırarak ve baslara sert vurarak metalciymiş gibi davranmasalardı. Yer yer Avril Lavigne'nin ''Sk8er Boy'' sounduna kaysa da oldukça ''favorable'' bir iş var ortada. Albüm vasat değil, ama süper de değil. 5 yıldızdan 3.75 hak edebilir. Evenesance'ın daha teenage halimi desem ne ? Denemeye değer !

Kanımca Taylor Gossip Girl'de bitchleşen Little J 'den çok fazla etkilenmiş olmalı ki başlarda gündelik hayattaki tarzı da ''hanım kız'' modundayken şimdilerde sadece iç çamaşırı ve gömleğiyle -üstelik 17 yaşındayken- ödül törenlerine katılabiliyor.

Dizideki karakteri insanı sinir etse de kim kötü bir rol ortaya çıkarttığını savunabilir ki, kim onun o goth ve asi tarzının ona yakışmadığını iddia edip, şarkıcılıkta başarısız olduğunu vurgulayabilir. Jennifer Lopez ve Beyonce ardından yeni bir ''10 Parmağında 10 Marifet'' yıldızı daha. Küçümsenemeyecek biri bence.

görseller
justjared.com
style.com

9 Eylül 2010 Perşembe

READY BITCHES: GOSSIP GIRLS RETURN

Josh Schwartz'ın The O.C'den sonraki muhteşem projesi, Cecily von Ziegesar uyarlaması Gossip Girl bir kez daha, dördüncü kez, haftaya sezon prömiyerini yapacak. Açık havada gerçekleşen çekimler nedeniyle sezon bitmesiyle beraber hemen hemen diziden hiç kopmadık. Fransa'ya göç eden yapım ekibi dizinin yeni sezon bölümlerini orada çekti. Muhteşem kıyafetlerle Paris'deki Moda Haftasına katılan Blake Lively ve Leighton Meester'i de zaten sıkça ''le look de jour'' köşesinde ağırladım.

Oyuncular/ yapımcılar aynı zamanda endüstriye katkıda bulunmak amacıyla Fashion Nights Out projesini de diziye taşıdılar. ''Oh Mon Dieu'' diyerek geri dönen dizi de görülen o ki çeşitli yenilikler var. CNBC-e tarafından ''ezik'' olarak adlandırılan Dan'in kucağında bir bebek, Prag'da (yanılmıyorum değil mi?) vurulan Chuck muhteşem gardrobuyla Paris'te, ''little slot'' Jenny Humpfrey 22 bölümlük 4. sezonun ilk yarısında ''thanks God'' boy göstermeyecekmiş. O sevimli makyajından bizleri mahrum bıraktırdığın için seni hiç affetmeyeceğim Schwartz. Sürekli ''ortalıkta'' dolandığı için nefret ettiğğim (bknz. bir öyle bir böyle ne Dan kadar ezik ne Chuck kadar cool, ne yakışıklı ne çirkin) Arcibald Fransız sürtükleriyle (konu GG olunca yazı dili göz ardı edilebilir) takılıyor. Ve Serena ile Blair meydan kavgasına tutuşup soluğu havuz içinde aldıktan sonra alışverişin ve modanın kalbinde -Paris'de- doyasıya ve çılgınca alışveriş yapıyor. Bize de ''OMFGG!! Oh Mon Dieu!'' demek kalıyor.

Eric hakkında fragmanda bir şey bulunmazken setten dağıtılan fotoğraflarda da hakkında bilgi yok, beni zevkten dört köşe yapan bir diğer şey ise Lily van der Woodsen'ın yani Kelly Rutherford'un da sorunsuz diziye devam etmesi =) Sezonda yeni bir de karakter var bknz. Chuck'ın yeni sevgilisi Eva yani Clemence Poesy. Bir de bilen bilir Dorotha merakımı =) Acaba bebeğiyle beraber Paris'ten ''Bonjour'' deme ihtimali var mıdır ?



Paris'e taşınan sette dolabın da baştan düzenlenmesi gerekiyordu, sanki bu defa ''moda'' şimdiye kadar olduğundan daha fazla göz önünde. Üstelik rengarenk kombinlerde gözümüzü parlatıyor. Arka planda çalınan müzik de gözden kaçmamalı en az dizi kadar iddialı, baştan çıkartıcı ve de kışkırtıcı. ''These Boots Made For Walking'' üstelik daha da romantik, zira çalınan Fransızca versiyonu.


13 Eylül'de yayınlanacak ilk bölüm için şunun şurasında ne kaldı ki ? En geç 15inde biz de izleriz herhalde.
xoxo


26 Temmuz 2010 Pazartesi

PRETTY LITTLE LIARS

Sara Shepards'ın yayınlamış olduğu kitap serisi -Pretty Little Liars- daha çok yeni olarak (Haziran 8de) ABC Family tarafından TV Dizisi haline getirildi ve beklenilen ilgiyi elde ettikten sonra yeni bölümlerin çekilmesi için sipariş verildi. Bu hafta içerisinde 8. bölümünün yayınlanacağı dizi, geçmişten günümüze bir çok dizinin karması halinde aslında.

Amerikan Banliyösü, Rosewood'da geçen hikaye'nin bir anlamda Desperate Housewives'dan pek de farkı yok. 5 yakın arkadaş. Alison (Sasha Pieterse), Spencer (Troian Avery Bellisario), Henna (Ashley Benson), Emily (Shay Mitchell), Aria (Lucy Hale). Elebetteki bu bir ''teenage drama'' olduğu için karakterler Susan, Gaby, Bree, Lynette ve Mary Alice gibi eşit derecede değillerdir. Gruplarının bir de başkanı vardır, o da Ali'dir. Ancak Ali ölmüştür, peşinde bir çok sır da bırakarak. İşte tıpkı mahalledeki arkadaşlarını bıraktığı gibi sırları da bırakan Mary Alice gibi. Sırlar, diziyi basit bir drama dizisinden çıkartıp işe biraz da gerilim (mystery-thriller) katıyor.

Birbirlerinin peşlerinden çevirdikleri işler ve bitmeyen entrikalar ise olayı biraz da Gossip Girls'e çeviriyor. Aşırı derece de olmasa da kızların olduğu yerden moda da eksik olmaz, işte burda da zaten pek de masum olmayan kızların hayatına bir tutam da Sex and The City. 30lu yaşlardaki Carrie, Miranda, Samantha ve Charlotte'nin, ergen banliyö versiyonları.

Peki ya ''college''da geçen bir dizide öğretmen-öğrenci aşkı hiç mi olmaz? Elbette o da var. Yakışıklı Amerikan Edebiyat hocası Ezra (Ian Harding). Yeri gelmişken gençler Amerikan Edebiyatı'nın yapı taşı sayılabilecek iki de önemli kitabı okuyor. ''To Kill a Mockingbird'' ve ''Catcher in the Rye''.

Son olarak dizideki müziklere gelicek olursak. Jenerik de akan şarkı ise hepimizin bildiği ve hayran olduğum ''Secret'' şarkısı, The Pierces. Dizi boyunca yine bilindik Pop ve Indie grupları da arzı endam etmeye devam ediyorlar ayrıca.

Dizi hakkında yapılmış bir diğer yorum ise şurada.

18 Temmuz 2010 Pazar

KÜÇÜK SIRLAR ... BÜYÜK SİNİRLER

Karşınızda dedikoducu erkek; Bebek elitlerinin skandallarla dolu yaşamlarıyla ilgili tek önemli kaynağınız.
Ben kim miyim ? Bu asla söylemeyeceğim bir sır. Beni sevdiğinizi biliyorsunuz. Çok öptüm sizleri. Muck Muck. Dedikoducu Erkek.

Merakla beklediğimiz Küçük Sırlar sonunda çarşamba gecesi yayınlandı. Kış aylarında zaten böyle bir dizinin çok yakın zamanda TV dünyasında boy göstermeye başlayacağı konuşuluyordu. Aslında söylemek istediğim onlarca şey var hakkında, gerçi twitter ve facebook'da da arkadaşlarla bol bol dedikodusunu yaptık, ama buraya yazmadan geçemezdim, uyarayım biraz uzun ve de dağınık bir yazı olabilir.


İlk olarak şunla başlasam belki güzel bir giriş olabilir :) Dedikodular duyulmaya ilk başlandığında hedef Gossip Girl'ü tamamıyle Türkçeleştirmek (senaryo anlamında) ve özentiliğin dibine vurmak olacaktı. Ancak dizinin halen Amerika'da devam etmesi sebebiyle prodüktörler Gossip Girl'ün ''Dedikoducu Kız'' olarak Türkçe'ye çevrilmesine izin vermemişler. Ahh ama burası Türkiye, siz bilmezsiniz ''Sex & The City'' yi ''Omuz Omuza'' ; ''Dawson's Greek''i ''Kavak Yelleri'' .... olarak çevirdiğimizi.

Aklımda tasarladığım set ve oyuncuları zaten daha önce yazmıştım. Fragmanlarda oyuncuların arkasaında dönen bölgenin Akaretler olduğunu ve onların da tam merkezde, Marc Jacobs, Lanvin, Marni gibi mağazalarla tam W'nin kesiştiği noktada yer aldığını gördük. Dizinin zaten vermek istediği mesaj belli, fonda çalan Atiye feat. Teoman // Kal ise tabir-i caizse cuk oturmuştu. Aklımda beliren tek olumlu izlenimler zaten bunlardı. Selena'dan Serena yaratan bir diziden başka ne bekleyebilirdim ki ?? (Elbetteki şaka :P Olay Sinem Kobal'dan Serena yaratmakta aslında). İnanımaz kötü kurgulanmış bir diziyle karşı karşıya kalıp sadece tüm bu iğrençliklere gülüp eğleniceğimi bildiğimden yine de çarşamba saat 21de yaz günüyle (ki ben yazları TV seyretmem) TVnin karşısına kuruldum. (üstelik saat 01.30 kadar, zira sonrasında milyonuncu kez seyrettiğim ''Devil Wears Prada'' vardı.)
Ha bu arada mekanlar deyince; fonda yine lüks alanlar bolca kullanılmış. Bknz. Su; nam-ı diğer Sinem Kobal veyahutta Selena'nın evi. Boğazın kıyısında, bahçesinde oturduğunda ayağını uzattın mı suya dokunabileceğin bir yer. Teşvikiye caddelerinde sürünmeler falan filan.

Gelelim dizinin bizleri (en azından beni; beni beni :P - ki biliyorum bir çokları da benimle aynı fikirde -sağolsun Twitter/ Facebook-) bezdiren sahnelerine / noktalarına. ''msn ve internet'' çağı olarak dilin ne kadar değiştiğini söylememe gerek yok. Hayır yanlış anlamayın; aslında bununla pek de ilgili değilim, sadece ''ation'' arka eki ile biten fiilerin / isimlerin türkçeye ''asyon'' olarak çevrilmesi, evet evet buna dayanamıyorum. Dayanamadığım bir başka konu ise İngilizce kelimelerin direk Türkçe'de kullanılması. Hayır, bunu ben de yapıyorum zaten, ama terim tarzı sözcükleri bknz. single, featuring vb... (hiç kusura bakmayın, ''tekli'' kadar aptal bir kelime yok) ancak gelin görün ki, hiçbir arkadaşıma gündelik hayatta ''kızaaaam sen çok freaksin'' demiyorum, burda asıl önemli olan şey ''cool'' olmak mı ? bence ''kızım çok çılgınsın'' demek de oldukça ''cool''. (bknz. ben de cool kullanıyorum). Transcript ve boyfriend kelimelerini de görmezden gelemem sanırım.

Dizinin sponsorları arasında kim vardı bilemiyorum. Zira 1.Bölüm'ün Sonu yazıldığı anda kendimi koltuktan sıkıntıdan roket gibi fırlattım ancak bu iPhone kullanımı ne olucak ?? Herkesin elinde iPhone ve bunu bizlerin gözüne sokarcasına ?? Peki varoş olarak adlandırılan Meriç'in bile iPhone kullanımı - kaldı ki Meriç ve ailesinin hiç de varoş bir görüntüsü yoktu; ha tabi Bebek sosyetesinin öyle düşünmesi gayet olağan. Laf Meriç'ten açılmışken, bu kızın ilerki günlerini merak ediyorum, zira küçük Jenny'nin tee en baştan nasıl bir ''bitch'' olacağı ortadaydı, ancak
Meriç daha bebek ya :) Ve de kız Facebook'a ''Face'' dediği anda benim için dizi zaten bitmişti.
Çakma Gossip Girl'ün en büyük eksikliği ise bir blog sayfasının olmayışı. Spotted: ??? Olamayacak, onun yerine Twitter çıktı. Bir de biri şu gençlere Tweet demeyi öğretsin, ''tüyit'' diyip diyip duruyolar. Ki çok sinir bozucu bir hal oldu bu, acaba Twitter olmasaydı ne bok yiyeceklerdi merak ediyorum ??

Kanımca dizi de bir de fazlalık var; Blair ! Şimdi Blair aslında Ayşegül; ama Ayşegül isminden Blair yaratılmaz :P Arzu mesela buna en iyi örnek. Ama Penelope ve diğer kız faktörünü göz önünde bulunduracak olursak Ayşegül aslında Blair; o halde Arzu fazlalık, eh X Y'ye eşitse; Y de T'ye eşitse o halde X=T mi oluyo yani ?? Eğer ilerki bölümlerde dizide bir adet Vanessa karakteri bulunmazsa sanırım Arzu bu açığı kapatabilir. (Tabi daha fazla dayanıp bu diziyi seyredebilir miyim bilmiyorum).



Ve babaanne faktörü. Serena'nın anneannesi vardı burada tam tersi, valla ne yalan söyliyeyim diziye en iyi adapte edilmiş karakter buydu. Ha, bence Dan=Demir de güzel uyarlanmış. Ama ilk bölümlerde oldukça fazla benimsediğim Dan'e karşılık Demir'de bi sempatiklik bulamadım.

Son olarak Çetin=Çet=Chuck faktörüne değinmek istiyorum, aslında pek fazla incelemeden şunu söyleyebilirim. Tamam Su=Selena olabilir ama Çetin'den Chuck yaratmak mı ?? Nerede o muhteşem takımlar, kostümler, papyonlar, kıravatlar, ayakkabılar ? Chuck da içten içe bir züppe // snob tavır olsa da Çetin olayı bambaşka. Adam sadece sinir bozucu.

Hah şunu belirtmeden geçemiyeceğim, hadi bırakın benim gittiğim özel okulu, benimkinden çok daha yüksek statude okula giden arkadaşlarımın (bknz. Robert, Amerikan, Fransız Kolejleri / Liseleri) hiçbirini okula Ferrari'yle gittiğini görmedim. Keşke her boku değiştiren senaristler okul yerine üniversitede kurgulasalarmış şu diziyi.

Tamam tamam 30 kere bu son dedim ama :) Eric nerede ?? Yani Eric var da onun karakteri uçmuş gitmiş, eh bunun olacağı en baştan belliydi :P Ayıca ilerki günlerde onla uğraşmamak için sanırım olayı kökten çözüp İngiltere'ye yollamayı daha uygun buldular. Lily de yok onun yerine erkek gelmiş, Rufus da yok, pehh ! Neyse onları da çok severdim zaten, olmayışları sevindirdi beni ?? Ama ya Dorotha :P Göğsüne kadar çekmiş olduğu siyah eteğiyle Su'ların evindeki hizmetçiden Dorotha olru mu ?

Mantık hatalarına girmiyorum bile, onları yazmaya kalksam bi yazı daha çıkar. Belki başka zamana :P Neyse daha fazla isterseniz sözlükten okuyun :p millet acaip şeyler yazmış :P

Bu arada girişteki yazımdaki -çok öptüm- ikilisi sizden de nefret ediyorum ! Çok öptüm ne ya ??

You know, you love me
XoXo
Gossip Boy

9 Mayıs 2010 Pazar

WHICH ONE IS THE HOTTEST MOM !!

Uzun zamandır bloguma konuk etmek istediğim bu muhteşem kadınları ne yaparım da bir araya getirebilrim derken, az önce adeta ampullerim yandı ve anneler günü dolayısıyla hepsini bir post içine sığdırabiliceğimi gördüm. Tıpkı Vogue Paris'in; Pene, Kate, Meryl, Julianne ve Bono'yu bir araya getirmiş olması gibi.
Annelerimiz hepimizi için de mükemmeldir; ancak sanırım herkes en azından bir seferliğine başka birisi annesi olsa olayların nasıl gelişeceğini merak eder diye düşünüyorum. Tamam cümle biraz dağınık oldu ama :)

İlk seçimim ilk göz ağrım, ergen yıllarımın vaz geçilmez dizi The O.C yıldızı Kristin Cohen / Kelly Rowan. Nedense seyrettiğim andan beri her zaman onun annem olmasını dilerdim. Bilmem neden. Bu arada googleda resimlerini aradığım andan bu fantaziden hemen vazgeçtim.
İkinci sırada ise nedendir bilmem (belki sadece sarışın ve aynı tarzda bi yaşam stilleri olması nedeniyle) sürekli benzettiğim Lily van der Woodsen/ Kelly Rutherford var. Evet evet bir annem olucaksa o da Lily olmalı. Cidden çok eğlenebilirdik onunla :P Bu arada dikkatinizi çekerim, her iki kadının ismi de Kelly. Hem sarışınlar, hem güzeller, hem zarifler, hem de pop kültürünün gençliğe armağan ettikleri iki muhteşem dizinin , iki muhteşem anneleri. Evet tesadüflere inanıyoruz ama :P

Sırada 4 muhteşem! anne var. Susan Mayer/ Teri Hatcher, Gaby Solis / Eva Longoria, Bree Hodge / Marcia Kross, Lynette Scavo / Felicity Huffman. İçlerinden en ideali Susan sanırım. Bree gibi bir anne istemezdim sanırım; hem onu seçmek çok realist bi yaklaşım olurdu, eh burda hayal kuruyosak bu olmamalı di mi :P Lynette'e gelince. Hımm bilemiyorum; nedendir bilmiyorum yok ya istemem. Gaby, öyle bir anne çok havalı olabilirdi. Düşünsene NYC ve Milano Fashion Week'lerde podyuma çıkmış bir anne. OHH gosh ne havalı. Ama sanırım Gaby'yi abla olarak kullanabilirim. Peki ya Edie Britt / Nicollette Sheridan heheh, yok istemem. Lily ve Kristin'in aksine sarışın değil; ama Susan gibi bir kadına hayır diyemezdim doğrusu. Post amacından sapmaya başaldı sanırım, yok yok anne olarak :P

Gelelim Türkiye'ye :P Firdevs ve Aynur Hanımlar. Nebahat Çehre ve Zerrin Nişancı. Firdevs gibi bi anneye sahip olsam hayatımda hiç entrika eksik olmazdı. Bu iyi bişey mi kötü bişey mi bilemicem ama sanırım davulun sesi uzaktan hoş gelir. Aynur'a gelince. Hem sarışın, hem zarif, muhteşem bi kadın :)

22 Şubat 2010 Pazartesi

GOSSIP GIRL TÜRKİYE'DE

Gossip Girl your one & only source for into the scandalous life of Manhattan's Elite. ...... You Know You Love me .XoXo Gossip Girl !!!.

Kimi zaman Lost'tan daha gizemli, kimi zaman da Desperate Housewives'dan daha juicy, hatta yeri geldiğinde Prison Break'den bile daha heyecanlı oldu.
2 ayrı kaynağa göre Gossip Girl'ün Türk versiyonun çekiliceğini duydum. Bir kere baştan söyleyeyim bu iş olmazzzz OLMAAZZZ ve hatta O-LA MAZZZZZZZZ.

Herşeyi geçtim Gossip Girl başlı başına bir kültür. Daha önce Sex & The City çakmaları çekilmişti, sonra Dawson's Creek çakmaları, Boston Public, E.R. falan filan. Hiçbirinin de uyarlaması tam olarak yerine oturmadı kaldı ki onlar sadece birer dizi. Yani Dawson's Creek'de kullanılan karakterlerin backgroundu, ya da ne biliim doktorlar her yerde doktordurlar.

Hadi herşey bi tarafa Gossip Girl'de saniye başı biri öpüşüyo, her bölümde biri yatakta. Henüz ''yenge'' ve ''yastık'' meselesini aşamayan, içinde; bırakın cinselliğin, öpüşmenin bile ayıp sayıldığı, nişanlısının bacağını görü diye utanan bir dizi-kültüründe Gossip Girl ne kadar eğlenceli olabilir ki. Hımm belki tamamıyle Türkçeleştirlmez de yer yer esinlenme!!! olur; ama o da olmazki. :S

Gelin isterseniz muhtemel yer ve karakterler üzerine konuşalım. Şimdiden söyliyeyim Türk Magazini ve oyuncuları konusunda pek de bilgi sahibi olmadığım için şu anda etraf tarafta boy gösteren isimleri seçtim sadece :P

Muhtemel okul: Robert College(ya da TR versiyonunda bunu üniversite yapıp Boğaziçi de kullanılabilinir). Constance Billard'dan çok daha havalı bir yer olduğu kesin. Elit kısım orda, Türkiye'deki yabancılar, ve azınlık & high-society'nin rabet ettiği bir okul. Bir diğer önerim Üsküdar Amerikan Koleji. Ama kesinlikle Türkiye versiyonunda o iğrenç, gözünü paradan başka bişeye dikmeyen Doğa Kolejleri olucaktır. Okul konusunda kesinlikle kaybetti.

Serena van der Woodsen için önerim kesinlikle Berrak Tüzünataç. Lütfen Sinem Kobal olmasın, gözümüze ikinci bir eziyet çektirmesinler. Blair Waldorf için bir önerim yok, gözümüzün önündekilerle öyle bir karakteri taşıyabilecek kimse yok çünkü.

Eğer Aşk-ı Memnu'daki Bülent biraz daha büyük olsaydı Dan ya da Archibald için tam da biçilmiş kaftandı, ah bir de Chuck Bass var, bir Balir belki bulunur ama Chuck asla bulunmaz. Bir kere Chuck bir moda ikonu gibi, değişik ve güzel kıyafetler falan, işte erkeklerde bunu taşıyabilecek hiç kimse yok, gerçi Türk versiyonunda bu kadar fazla modanın ön planda olabileceğini zannetmiyorum ama. Haa bu arada lütfen Arda Kural'ı da oynatmasınlar.

Dorotha için sunabileceğim tek öneri Katya. İkisinde de bir Doğu-Blok havası var :p Sonra gelelim Eric karakterine. Kuzum siz hiç bugüne kadar Türk Dizilerinde eşcinsel bir karakterin oynadığını gördünüz mü ?? Benim tek hatırladığım Kampüsistanda bi tane vardı, ki o da arkadaş çevresi tarafından dışlanan ve sonunda evli ve çocuklu bir erkeğe dönüşmüştü. Şimdi bu bağlamda GG türk versiyonunda hemen bir yuvarlak masa: Georgina, Serena, Eric ve Lily masada oturur. Georgina bilerek Eric'in eşcinsel olduğunu söyler. Ancak Turkish version of Lily onun kadar soğukkanlı olmaz, sonunun nerde bittiğini düşünür gibiyim.

Neredeyse içki meselesini unutuyodum, kuzum onlar su niyetine içki içiyo, TR'de resepsiyonlarda bile meyve suyu dağıtılırken olucak iş mi bu. Sonra bir de yıllardır süre gelen Narkadaşımın Naşkısın meselesi var. So Chuck-Blair-Nate-Serena ???? Pardon bıraktığınızda kim kimleydi.

Lily van der Woodsen'ı bence en iyi Peyker'in kaynansı oynar. Elenor için de Firdevs hanım uygundur. Rufus Atilla Saral olabilir. Ya Jenny Humpfrey. Türkiye'de 15 yaşındaki bi kız evi terk etse yaşanabilecek faciayı düşünebiliyo musunuz ? Aslında Lily karakteri için nedense Hülya Avşar'da uygun olabilir :) ama sarışın ve olgun bi kadın çok daha oturaklı olur.

Engin Altan Düzyatan'a da bir rol vermek isterdim. Peki Bass imparatorluğunun başı ??

Gelelim bütün o özel gün meseleleri. Thanksgiving'ler, Christmaslar, Musevi bayramları. Bütün o eğlenceli balolar, yok kar tanesi balosu, yok sosyeteye taktim partisi.

Güzelim benim Upper-East Side Türkiye'ye gelemez. Bence siz en iyisi Ergenekon Mahallesi yaratın. Hülya Avşar Susan; Gülben de Kathreen olsun, Gabrielle de Beren Saat olsun, sonra kaslı bahçıvan bulun, hah buldum Engin Altan'da yakışıklı plumber olsun. Demet Akbağa anaç Mrs. Hodge olsun, Hatta Ayla Algan'da o sevimli yaşlı Karen olur :)) Ouhhh orda da Andrew var, o da olmaz ama :/

Bence Türk yapımcıları kafalarını çalıştırmaya başlasalar iyi olur. Bu böyle araklanma işiyle olabilecek iş değil çünkü.

Ya da şöyle tamamıyle yabancı bir kadro, yani yüzümüzün alışık olmadığı isimlerle de çevirlebilir. Dan Humfrey ve çekirdek ailesi GaziOsmanpaşa'da otursun. Elenor yerine de Dilek Hanif'in atölyesi kullanılabilir. Bi karakterin Zekeriyeköy'de şatosu olur, diğeri Boğaz manzarlı bir Bebek Villasında oturu. Dizi başlarken, torbaları ve çantaları kollarına takılı 10 cm topuklarla City's önünde salınan kzılar geçsin; arada bir arka fon olarak ''Sana Değil Kardeşine'' desin biri :P