Twitter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Twitter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2010 Pazar

KÜÇÜK SIRLAR ... BÜYÜK SİNİRLER

Karşınızda dedikoducu erkek; Bebek elitlerinin skandallarla dolu yaşamlarıyla ilgili tek önemli kaynağınız.
Ben kim miyim ? Bu asla söylemeyeceğim bir sır. Beni sevdiğinizi biliyorsunuz. Çok öptüm sizleri. Muck Muck. Dedikoducu Erkek.

Merakla beklediğimiz Küçük Sırlar sonunda çarşamba gecesi yayınlandı. Kış aylarında zaten böyle bir dizinin çok yakın zamanda TV dünyasında boy göstermeye başlayacağı konuşuluyordu. Aslında söylemek istediğim onlarca şey var hakkında, gerçi twitter ve facebook'da da arkadaşlarla bol bol dedikodusunu yaptık, ama buraya yazmadan geçemezdim, uyarayım biraz uzun ve de dağınık bir yazı olabilir.


İlk olarak şunla başlasam belki güzel bir giriş olabilir :) Dedikodular duyulmaya ilk başlandığında hedef Gossip Girl'ü tamamıyle Türkçeleştirmek (senaryo anlamında) ve özentiliğin dibine vurmak olacaktı. Ancak dizinin halen Amerika'da devam etmesi sebebiyle prodüktörler Gossip Girl'ün ''Dedikoducu Kız'' olarak Türkçe'ye çevrilmesine izin vermemişler. Ahh ama burası Türkiye, siz bilmezsiniz ''Sex & The City'' yi ''Omuz Omuza'' ; ''Dawson's Greek''i ''Kavak Yelleri'' .... olarak çevirdiğimizi.

Aklımda tasarladığım set ve oyuncuları zaten daha önce yazmıştım. Fragmanlarda oyuncuların arkasaında dönen bölgenin Akaretler olduğunu ve onların da tam merkezde, Marc Jacobs, Lanvin, Marni gibi mağazalarla tam W'nin kesiştiği noktada yer aldığını gördük. Dizinin zaten vermek istediği mesaj belli, fonda çalan Atiye feat. Teoman // Kal ise tabir-i caizse cuk oturmuştu. Aklımda beliren tek olumlu izlenimler zaten bunlardı. Selena'dan Serena yaratan bir diziden başka ne bekleyebilirdim ki ?? (Elbetteki şaka :P Olay Sinem Kobal'dan Serena yaratmakta aslında). İnanımaz kötü kurgulanmış bir diziyle karşı karşıya kalıp sadece tüm bu iğrençliklere gülüp eğleniceğimi bildiğimden yine de çarşamba saat 21de yaz günüyle (ki ben yazları TV seyretmem) TVnin karşısına kuruldum. (üstelik saat 01.30 kadar, zira sonrasında milyonuncu kez seyrettiğim ''Devil Wears Prada'' vardı.)
Ha bu arada mekanlar deyince; fonda yine lüks alanlar bolca kullanılmış. Bknz. Su; nam-ı diğer Sinem Kobal veyahutta Selena'nın evi. Boğazın kıyısında, bahçesinde oturduğunda ayağını uzattın mı suya dokunabileceğin bir yer. Teşvikiye caddelerinde sürünmeler falan filan.

Gelelim dizinin bizleri (en azından beni; beni beni :P - ki biliyorum bir çokları da benimle aynı fikirde -sağolsun Twitter/ Facebook-) bezdiren sahnelerine / noktalarına. ''msn ve internet'' çağı olarak dilin ne kadar değiştiğini söylememe gerek yok. Hayır yanlış anlamayın; aslında bununla pek de ilgili değilim, sadece ''ation'' arka eki ile biten fiilerin / isimlerin türkçeye ''asyon'' olarak çevrilmesi, evet evet buna dayanamıyorum. Dayanamadığım bir başka konu ise İngilizce kelimelerin direk Türkçe'de kullanılması. Hayır, bunu ben de yapıyorum zaten, ama terim tarzı sözcükleri bknz. single, featuring vb... (hiç kusura bakmayın, ''tekli'' kadar aptal bir kelime yok) ancak gelin görün ki, hiçbir arkadaşıma gündelik hayatta ''kızaaaam sen çok freaksin'' demiyorum, burda asıl önemli olan şey ''cool'' olmak mı ? bence ''kızım çok çılgınsın'' demek de oldukça ''cool''. (bknz. ben de cool kullanıyorum). Transcript ve boyfriend kelimelerini de görmezden gelemem sanırım.

Dizinin sponsorları arasında kim vardı bilemiyorum. Zira 1.Bölüm'ün Sonu yazıldığı anda kendimi koltuktan sıkıntıdan roket gibi fırlattım ancak bu iPhone kullanımı ne olucak ?? Herkesin elinde iPhone ve bunu bizlerin gözüne sokarcasına ?? Peki varoş olarak adlandırılan Meriç'in bile iPhone kullanımı - kaldı ki Meriç ve ailesinin hiç de varoş bir görüntüsü yoktu; ha tabi Bebek sosyetesinin öyle düşünmesi gayet olağan. Laf Meriç'ten açılmışken, bu kızın ilerki günlerini merak ediyorum, zira küçük Jenny'nin tee en baştan nasıl bir ''bitch'' olacağı ortadaydı, ancak
Meriç daha bebek ya :) Ve de kız Facebook'a ''Face'' dediği anda benim için dizi zaten bitmişti.
Çakma Gossip Girl'ün en büyük eksikliği ise bir blog sayfasının olmayışı. Spotted: ??? Olamayacak, onun yerine Twitter çıktı. Bir de biri şu gençlere Tweet demeyi öğretsin, ''tüyit'' diyip diyip duruyolar. Ki çok sinir bozucu bir hal oldu bu, acaba Twitter olmasaydı ne bok yiyeceklerdi merak ediyorum ??

Kanımca dizi de bir de fazlalık var; Blair ! Şimdi Blair aslında Ayşegül; ama Ayşegül isminden Blair yaratılmaz :P Arzu mesela buna en iyi örnek. Ama Penelope ve diğer kız faktörünü göz önünde bulunduracak olursak Ayşegül aslında Blair; o halde Arzu fazlalık, eh X Y'ye eşitse; Y de T'ye eşitse o halde X=T mi oluyo yani ?? Eğer ilerki bölümlerde dizide bir adet Vanessa karakteri bulunmazsa sanırım Arzu bu açığı kapatabilir. (Tabi daha fazla dayanıp bu diziyi seyredebilir miyim bilmiyorum).



Ve babaanne faktörü. Serena'nın anneannesi vardı burada tam tersi, valla ne yalan söyliyeyim diziye en iyi adapte edilmiş karakter buydu. Ha, bence Dan=Demir de güzel uyarlanmış. Ama ilk bölümlerde oldukça fazla benimsediğim Dan'e karşılık Demir'de bi sempatiklik bulamadım.

Son olarak Çetin=Çet=Chuck faktörüne değinmek istiyorum, aslında pek fazla incelemeden şunu söyleyebilirim. Tamam Su=Selena olabilir ama Çetin'den Chuck yaratmak mı ?? Nerede o muhteşem takımlar, kostümler, papyonlar, kıravatlar, ayakkabılar ? Chuck da içten içe bir züppe // snob tavır olsa da Çetin olayı bambaşka. Adam sadece sinir bozucu.

Hah şunu belirtmeden geçemiyeceğim, hadi bırakın benim gittiğim özel okulu, benimkinden çok daha yüksek statude okula giden arkadaşlarımın (bknz. Robert, Amerikan, Fransız Kolejleri / Liseleri) hiçbirini okula Ferrari'yle gittiğini görmedim. Keşke her boku değiştiren senaristler okul yerine üniversitede kurgulasalarmış şu diziyi.

Tamam tamam 30 kere bu son dedim ama :) Eric nerede ?? Yani Eric var da onun karakteri uçmuş gitmiş, eh bunun olacağı en baştan belliydi :P Ayıca ilerki günlerde onla uğraşmamak için sanırım olayı kökten çözüp İngiltere'ye yollamayı daha uygun buldular. Lily de yok onun yerine erkek gelmiş, Rufus da yok, pehh ! Neyse onları da çok severdim zaten, olmayışları sevindirdi beni ?? Ama ya Dorotha :P Göğsüne kadar çekmiş olduğu siyah eteğiyle Su'ların evindeki hizmetçiden Dorotha olru mu ?

Mantık hatalarına girmiyorum bile, onları yazmaya kalksam bi yazı daha çıkar. Belki başka zamana :P Neyse daha fazla isterseniz sözlükten okuyun :p millet acaip şeyler yazmış :P

Bu arada girişteki yazımdaki -çok öptüm- ikilisi sizden de nefret ediyorum ! Çok öptüm ne ya ??

You know, you love me
XoXo
Gossip Boy

28 Mayıs 2010 Cuma

EUROVISION SECOND SEMI-FINAL

Dün gece Oslo'da 55. kez düzenlenen Eurovision'un ikinci yarı finali de gerçekleştirildi. Salı geceye göre enerjisi çok daha bol bir geceydi, acemiliğini üstünden atan Norveç bizlerin karşısına daha iyi hazırlanmış bir şekilde çıktı. Kader kısmet bu ya ikinci yarı finalde iyi olan sadece show değil aynı zamanda şarkılar da daha kaliteliydi. Birinci yarı finalde seçmiş olduğum zoraki Top 10 listesini bu sefer zorla 10 şarkıyla sınırlandırmak zorunda kaldım.

İşte benim 10 favori ikinci-yarı final ülkelerim. Ermenistan, İsrail, Danimarka, isviçre, Azerbaycan, Ukrayna, Romanya, İrlanda, Gurcistan ve Turkiye. Gece bitiminde ise 10 da 9 yaptığımı fark ettim. İsviçre yerine finale geçiş hakkını kazanan ülke G. Kıbrıs oldu.
Ülkelerin show bakımından daha dolu oldukları dünkü program Litvanya ile beraber açıldı. Parlak şortlarıyla twitter ahalisinin favorisi haline gelen 'boy band' finale geçiş hakkını kazanamdı.

Gecenin hemen ikinci ülkesi ise Ermenistandı. Djivan Gasparian ile sahneye çıkan Eva Rivas güzel bir teatral showla şarkısını bütünledi. Grup gece boyunca en favorim olarak kalmaya da devam etti.Ermenistan sonrasında sahneye çıkan İsrail ekibi ise dillerini anlamasam da beni kendilerine hayran bırkan bir ballad seslendirdiler.

İki kişi olarak sahneye çıkan Danimarka ekibine ise yine twitterdan 80ler modunda bir parça gibi tepkiler geldi. seksenler meksenler şarkı cidden süperdi, tam bi eurovision parçası ve finali de geçtiler. Şakıyı da cidden sevdim ayrıca.

Komşu Azerbaycan ise 4 kız + 1 erkekle sahneye çıktı. Şarkı güzel bir R&B balladıydı. Hiç birimiz Mariah Carey gibi bi performans beklemediğimize göre oldukça güzel şarkıydı. Showlarına gelicek olursak, 4 kızın da masvmavi giymesi solistin önde, vokallerin arkada salınması bana 2008 Norveç ekibini hatırlattı, ki o da muhteşem bi şarkıydı. Erkek dansçının ise parandemsi hareketlerde bulunması bana Hadise'nin showundaki adamı hatırlattı.

Piyano başında bi erkek bi kadınla karşımıza çıkan Romanya ekibinden ise bir Lady GaGa showu beklerdim. Piyano başından aniden kalkıp bir dans gösterisi mesela :p

Hollanda (palyaçolarla sahneye çıktılar), Bulgaristan (vücütlarına naylon mu bağlamışlardı ??) ve Slovenya ekiplerinin gecenin en berbat üç ülkesi olduğunu söylemekten gurur du yarım. Kıbrıs'a gelicek olursak Eurovision çerçevisinde yine güzel bir şarkıydı. Ancak Miley Cyrus / Justin Bieber kıvamında olmaları zaten benden 0 puan almalarına en büyük etkendi. Hırvatistan ise idare eder bi pozisyondaydı. Valla notlarıma ülke yanına 'eh' yazmışım sadece. :P

İsveç ve İsviçre ... ard arda sahne alan iki grup :P İsveç liseli kızla sahneye çıktı, İsviçre ise hiç fena sayılmazdı. Yalnız başına sahne alan Ukrayna ise hem şarkı açısından hem de sahnede duruş açısından bana geçen seneki Rus kızı hatırlattı.

15 sene önce birinci olan İrlandalı şarkıcı ise yeniden yarışmaya katılmak istemiş anlaşılan. Müzikalite açısından gecenin bir numaralı grubu olan ülkeye yolları açık olsun diyorum. Gürcistan yine resmen beni benden aldı. o ne güzel bi balladdı öyle.

Veeee Türkiye. Merak ettim de acaba bir Avrupalı olsaydım yine Türkiye'yi severmiydim. Yani Türkiye vatandaşı olmasaydım ve bir sonraki showun ülkemizde yapılmasını istemeseydim ?? yine de severmiydim. Orjinal versiyona göre daha rock bir şekilde sahneye çıkan Manga en azından özüne dönmüştü. Robotta hiç fene sayılmazdı. Ayrıca Manga stilinde şarkı olmaması ve Avrupalı gençlerin alternatif seslere açık olması onları birinciliğe taşıyabilir. Hayırlısı. Yalnız o değil de birinci olrularsa Türkiye için çok sevinirim ama bu şarkıyla birinci olduk diye üzülürüm.

Final gecesi ise siz o yarışmayı izlerken ben çok uzaklarda :) Maçka'da Mika konserinde olacağım. Sizlere iyi seyriler. Dolayısyla beni seven herhangi bir dostum, puanlamalar dahil, ki en sevdiğim kısımdır, showu çekip bana yollamazsa bir final yazısı hazırlayamicam, ama şarkıları bildiğimden yine konuşurum ben belki de:)

XoXo

25 Ocak 2010 Pazartesi

TWITTER KULLANIM ŞARTLARI !!!

Gelin bugün de sizlerle twitter kullanım şartşlarını tartışalım batı yakasının karla kaplı sokaklarından :) San Fransisco merkezli Twitter 2006 yılında kurulmasına rağmen herhalde tepe noktasına 2008in son aylarında ve 2009 yılında ulaştı (biraz şarkıların liste başarısını anlatır gibi oldu ama). 2008 yılı seçimlerinde Barack Obama'nın sayesinde kullanım alanı gittikçe artan Twitter'ı çok yakın zamanda tüm ünlüler kullanmaya başladı, öyle ki Twitter kullanmayan ünlüleri parmakla gösterir olduk, hımm bi düşünelim kim kaldı ki zaten, Beyonce?, Madonna? başka var mı ?



Newsletterlarına üye olmadığımız ünlülerin bir sonraki adımlarını ya da onların en içten hallerini anında Twitter'dan öğrenir olduk ! Kim Kardashian'ın yarı çıplak halleri, Demi Moore'un poposu, Miley Cyrus 'ün sütünü MacBook'una dökmesi, Lady GaGa 'nin hayranlarına Little Monsters diye seslenmesi. Twitter zamanla hatta öyle bir boyut kazandı ki Çağdaş Roman yazarlarından Brezilyalı Paulo Coelho vaktini twitterda çene çalarken geçirdi, yeni ve genç yazarlar Twitter üzerinden romanlar, hikayeler hatta operalar yazmaya başladı !
Bir de 2009 yılının ikinci yarısından itibaren Twitter'a türk medyasının ilgisi elbette ! Sanırız ki Türkiye'de bu akımı ilk Sertab Erener ve Demir Demirkan başlattı ! Ancak benim gözümde ciddi anlamda her biri de küçüldü. Sertab Erener örneğin zamanla sadece kendisine sevgi gösterisinde bulunan küçük canavarlarına mention yapar oldu, Nil başta kendini izleyen herkesi followlamasına rağmen kısa süre sonra öğrendik ki bizleri teker teker silmiş ! Bir de kıçı kırık diğer ünlüler, Twitterdaki tek amaçları kendi takımlarını izlemek oldu. Ortalıkta gazteciyim diye geçinen her iki O.B sonra ona buna alerjisi olan A.Ö özellikle beni çileden çıkartan isimler oldular !
Türk Medyasının ikiyüzlü olduğunu gördükçe yabancı ünlülerin ne kadar da alçakgönüllü olduklarını gördüm türk followerslarına cevap veren Ricky Martin, belki hiç okumasa bile ya da kendi tarafından eklenmemiş olsak bile Lady GaGa'nın bizleri izliyor olması ! Sanırım bir tek Serra Yılmaz türk ünlülerinden en alçak gönüllü olanı.
Eh bir de Twitter'da kendini ünlü zanneden paçoz yaratıklar ! Elbette Twitter Andy Warhol tezinin en büyük destekçisi ! Ancak kimileri ünlülerin kendilerini izlmemelerini eleştiredursun onlar henüz kendi çaplarında olan sıradan insanları bile izlemeyen kesimdi.

Hah bir de twitterda şöyle yazılır böyle yazılır derdi var ! 140 karakterlik mikroblog sitesinde aslında yazabiliceğiniz çok şey var, ancak twitter'ın ana teması 'o an' . Dolayısıyla 'şu anda tostumu yiyip, kahvemi içerek kar manzarasını seyrediyorum' demek hepimizin en doğal hakkı. Aaaa yok bizim küçük Sokratesler bu işe de el attı, yok böyle insanları niye takip edeyim, yok sürekli mention yapan insanı neden takip edeyim falan filan. Öyleki bazı yabancı blog sitelerde twitterda yazılmaması gereken tweetler başlıklı makaleler bile yazıldı. Ancak twitter'da facebooklaşmadı mı ! Kurulum amacından sapmadı mı ?

Aslında kilit nokta kaliteli ve doğru olmak ! Yani düzgün insanları followlarsanız hiçbir şey başınıza gelmez.

Twitter'ı ben mi nasıl kullanıyorum ? Twitter hesabımı ilk açtığımda 2009 Şubattı. İlk tweetim'de şöyleydi ! ''I watched Desperate Housewives and now writing sth to my blog''. O zamanlar pek kimsecikler yoktu, genellikle bloggerlar kullanırdı, zamanla yeni yeni kişiler eklemeye başlamıştım ve twitterın en güzel zamanlarıydı. Sonra deyim yerindeyse tam anlamıyla kırolar dolmaya başladı, twitter'a geliş amaçları yazdıkları şey falan filan.

Şu anda sadece 21 kişi izliyorum (6sını çıkar, ünlüler) 15 kişi var listemde! Bana yararlı olabilecek 15 kişi ! Onlar sayesinde yeni şeyler keşfettiğim 15 kişi ya da kaldıkları dersi, o anda düşündüklerini yazan içten 15 kişi. Evet yazdığınız tüm tweetlerde ''whoopper yiyorum'' demek de sıkıcı; sürekli medyadan haber veren kişiler de sıkıcı. Sanırım en iyisi listeninde az ve öz kişi bulunması !

Peki siz Twitter hakkında ne düşünüyorsunuz ??? Feedbacklerinizi benden esirgemeyin :)