Joss Stone etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Joss Stone etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2011 Salı

LP1 by JOSS STONE

Ben henüz 14 yaşındayken yayınlamış olduğu ''You Had Me''yi ilk kez sanırım bir yaz günü NTVnin yabancı müzik programlarından birinde o da 30 saniyelik haliyle dinlemiştim. Sadece şarkıya değil sanırım Joss Stone'a karşı da derin duygular beslemiştim. Tamam tamam, acilen yazı stilimi değiştirmem lazım, yoksa ''bir yaz günü'' ve ''derin durygular'' tamlamalarının sonu pek de hayırlı olmayacak.

Bitip giden ilişkinin ve New York'un ritminin verdiği enerjiyle çekilen videonun ardından geçen 8 senenin sonrasında gelen albüm ise henüz geçtiğimiz günlerde yayınlanan ''LP1''. ''You Had Me'', ''Tell me 'bout it'' ya da ''Free Me'' gibi pop ve r&b destekli soul şarkıların aksine yeni albümün en gözde şarkıları rock ritmli. Britney Spears'in ''I Love Rock 'n Roll''U söylerkenki halinden daha ciddi ama Alanis Morisette kadar da asi değil. Ama bildiğimiz sakin ve yumuşak soul tınıları kendi zincrilerini kırmış gibi. Bazı şarkılarda bu tona kayarak da hem kendini tekrardan bir parça da olsun uzaklaştırmış, hem de yeni şeyler denemesiyle sıkıcı olmaktan paçayı son anda kurtarmış. Bakınız ''Karma''. Gerçi ''Karma'' için rock'ın asiliği yerine funk'ın yaydığı enerji tabiri daha uygun olabilir. Tabi bu asilik aynı zaman da şarkı sözlerine de yansımış. Kızgın aşk kelamlarının ana temayı oluşturduğu albümde ise arabesk sözcük öbekleri de yok değil.  ''Don't Start Lying To Me Now''. 

Yine de albümün genel gidişatı için Rihanna'nın ''Califronia King Bed'' videosundaki renkler gibi benzetmesini yapabilirim. Buna açılış parçası ''Somehow'' da dahil.  Stone kimi zaman da sadece gitarı eline alıp kumsalda akustik müzik yapan genç kılığına girmiş. Bknz.''NewBorn''.

Ve kalbin orta yerine saplanan bıçak gibi balladlar. ''Cry Myself to Sleep'' ile ''I dont want to be in love'' dediği şarkısı ''Last One To Know''.

Beklediğimizden biraz değişik karşımıza çıkan Joss Stone ve albümüne 3.5 sanırım.

31 Temmuz 2011 Pazar

AY BİTMEDEN...TATİLDEYİZ

Yazdığım başlıkla kendimi bir an için Hürriyet gazetesi için ''Bu Hafta Sona Ermeden!'' temalı sayfaları hazırlıyormuş gibi hissetsem de aslında alakası yok. Yoğun ve çabuk geçen temmuz ayında sıcaklardan mıdır, yoksa tembellik ya da vurdumduymazlıktan mıdır bilemiyeceğim ama açıp da blogu bir şeyler yazmayı pek istemedi canım. Aç parantez - Haziran başından beri yazdığım her postta, tembelliğime ve üşengeçliğime de övgüler yağdırmadan geçemiyorum. Kapa parantez. İçimdeki duyguları bir kenara bırakacak olursak aslında pek de kötü geçtiği söylenemez temmuzun. Serinimsi sular, bunaltıcı sıcaklar, yeni bir dil, yayınlanan iki albüm bknz. Beyonce ve Joss Stone + katıldığım iki konser bknz. Patrick Wolf + Sertab Erener (ikisi yan yana durunca da oldukça komik kaçtı aslında.) Ve tabiki nasıl unutabilirim ki muhteşem Harry Potter. Emma Watson ve diğer çocukların görselleri bilgisayarımda yaklaşık 500mblık yer kaplasa da bir türlü post hazırlamak için açamadım laptopun kapağını. Dolayısyla her HP filminden en sevdiğim anlar ve son film hakkında düşüncelerimi sizlerle paylaşmak da yalan oldu. Ha bir de benim okuyucularıma verdiğim güven derecesi ne safhadadır bilemiyecem. Tamam Seda Bacı gibi beni de en güvenilir ekran, pardon blogger yüzü seçmediniz biliyorum ama hakkında yazmak istediğim albüm yazıları bile yalan oldu. Artık kim olduklarını dile getirmeye çekiniyorum bile, albümler mayısta yayınlanınca tabi ki. Ha bir de yok şezlongta uzanırken yok vapurda rüzgara karşı diyerekten çantadan eksik etmediğim kitaplar...O değil de men's fashion week'ler hakkında bile çizittirmememe kaç puan ? Off anlatıcaklar pek bir birikmiş.Yalnız fark ettiyseniz cümlelerim bile yarım yamalak. Neyse Vogue ne demişti. ''Tatildeyiz''.

Konser demişken Joss Stone için de fazlasıyla geç karar verince bilet bulamama gibi hüzün verici bir olayla karşılaşmak bende onaramayacağım derin yaraların açılmasına sebep oldu.

Umarım yukarıdaki paragraflarda bahsettiğim olaylar hakkında yakında yazma fırsatı da bulabilirim. Sebebi yazışıma gelecek olursam bildiğiniz gibi her ay sonunda ay boyunca dinlediklerimi sizlerle paylaşıyordum. Bu sefer uzun uzun yazmak yerine bu konu da bile üşengeçliğimi konuşturup iTunes Top 25'in ilk 7sini screen shotladım. Yaşasın en tembel benim. 8-9-10'u burada yayınlamamın nedeni de uncool şarkılar olması değil, vakti zamanında o kadar fazla dinledim ki play countları tavana zıpladılar, ancak temmuz ayında dönüp de yüzlerine bile bakmadım. Yani türkçe meali aşağıdaki 7 parça bu ay en sık dinlediğim parçalardı.
ps. yukarıdaki görsel Vogue'un ''Tatildeyiz'' temalı Temmuz sayısından. Dree Heminway ve Jon Kortajerena baş rolde. Sebastian Faena hikayeyi çeken, editöryali oluşturan ise Mary Fellowes.

Tabi bir de sanırım asla 2011i kara temmuz olarak unutamayacağımız gerçeğini de göz ardı etmemek lazım.

29 Nisan 2011 Cuma

THE FASHION ROYALITY: THE ROYAL WEDDING !

Aylardır oturup da merakla beklediğim bir organizasyon olmamakla beraber son günlerde arttırılan ''public interest'' ve ''acaba gelinlik kimden?'' sorusunun cevabını ben de bir hayli merak ettiğimden sabah yataktan kalkar kalmaz TV karşısında kitlendim. Öyle bir kitlenme ki bu süre zarfında hem sabah kahvaltısını yaptım, hem öğle yemeğimi yedim hem de yazmam gereken essay için ''brainstorming'' bilem yaptım. Evet anlayacağınız sabah saat 10dan akşamüstü 3e kadar koltuk, TV, laptop ve annem güzel bir dörtlü oluşturduk.
Long live the British Monarchy! (How else would we enjoy some pure Glamour and Style?!)
retweet from Giovanna Battaglia

Tören Kraliyete ait olduğundan ötürü pek de gösterişli kıyafetlerle karşılaşmadık, hepsi tek renk, zarif, şık ama sadeydi. Gerçi zaten hepimizin beklediği şey Catherine Middleton'un gelinliği ve gelen high-society, aristokratik ve zengin üst sınıf insanların takacağı şapkalardı. Vogue haberine göre 36 şapkayla Philip Theracy en fazla tasarımla düğüne katılan isim olmuştu. Kimi sanki Lady GaGa'nın evine gidecekken yanlışlıkla Londra'daki hanedan üyelerine gitmiş gibi görünse de eminim her zarif hanım onlardan bir tanesini takmak istemiştir.

Son dakikaya -arabaya binene- kadar gelinliğin kimin tasarımı olduğunu öğrenemedik. Dün Türkiye'ye göre gece yarısından sonra twitterda dolaşan fotoğrafta Alexander McQueen kreatif direktörü Sarah Burton'un ayı postu gibi kafasına taktığı şeyle Middleton'un oteline girdiği fotorğraf dolaşmaya başladığında taşlar yerine oturmaya başlamıştı zaten. Daha sonra gelin kızımız arabaya binerken Burton'un ona yardım ettiği tweetleri de geldikten sonra zaten henüz araç Westminster Abbey'e ulaşmadan Sarah Burton'dan resmi açıklama gelmişti. Gelinlik ''en ingiliz'', ''en teatral'', ''en asil'' ve ''en royal'' kıyafetleriyle, RTW parçaları bile Haute Couture gibi tasarlayan Alexander McQueen'dendi.

Sizin anlayacağınız bu iş Da Vicni Şifresi kadar gizemli bir hal almıştı. İşte bu yüzden hani bu düğünü ve gelinlik hakkında söylenenleri abartılı bulanlara lafım var. Eminim hemen hemen her gün hepiniz de bungy jumping yaparak vakit geçirip, Gossip Girl ve Lost setinden fırlamış gibi bir hayat sürüyorsunuz, o yüzden hayatınız hiç monoton değil ve ufak heyecanlarla da biraz daha eğlenceli bir gün geçirmek istemiyorsunuz. Eminim arkadaşınız evleneceği zaman bile acaba gelinlik nereden sorusunu sormuyorsunuz ? Bunları sormuyor, yapmıyor olabilirsiniz, o zaman zaten bu düğünün sizi ilgilendirmediği aşikar, ilgilendirmesi gerekmez de, ama ilgilenenlere saldırmak da niye ?


Kate Middleton sonrasında sanırım tüm medyanın en beğendiği üç isim kendi tasarladığı elbisesi ve Philip Theracy şapkası ile Victoria Beckham, Ralph Lauren takımı ile Charles Dickens romanından fırlamış haliyle aristokrat İngiliz Beyefendilerine benzeyen David Beckham,  Sarah Burton tarafından giydirilen ''maid of honor'' aynı zamanda kız kardeş Philippa ''Pippa'' Middleton ve Catherine Walker tarafından giydirilen anne Carole Middeltondı. Bu arada gelen davetliler arasında Elton John'un, Vogue London baş editörü Alexandra Shulman'ın, (altta sağ) Mario Testino'nun, Joss Stone'un ve İgiliz socialite, it girl Tara Palmer'ın (altta sol) da yer aldığını belirtmeliyim. 
Ufak bir not gelinliği tasarlayan Sarah Burton'a dünyanın en büyük modacılarından methiyeler yağdı. Düşünsenize bir de böyle bir olayın Türkiye'de gerçekleştiğini, acaba kaç tane tasarımcı, bir diğerini tebrik ederdi. (Bakınız. Tık.) Tabi aynı şey Londra sokaklarında gerçekleşen sorunsuz ve disiplinli tören için de geçerli.
Şapka olayını abartan iki isim vardıysa onlar Princess Beatrice ile Eugeni'ydi. Lady GaGa için bile fazla absürd modeller değiller mi ? Bu arada sanki tüm şapkalar Mad-Hatter'ın hayal gücünün vücut bulmuş hali gibiydi. Zamanla şapkalar eklendikçe bu post da update edilir.

images via, vogue türkiye, vogue london, tumblr blogs, just jared

21 Mart 2010 Pazar

SPRING PLAYLIST ALL TIME GREATEST SPRING SONGS

Baharın gelişi 21 Mart...Belki de Pandora'nın kutusunda geriye kalan tek şey olan umut tam da bu zamanlarda o çeyiz sandığından ufak da olsa bir yer bulup kendini dışarı bırakıveriyor. Umutla beraber, dünyanın tüm güzellikleri, yeşillikler, sevgiler, bol gülücükler, küçük küçük kırmızı kalpçikler de onla beraber gün yüzüne çıkıyor. İnsan kendini bir başka hissediyor, sanki yollarda podyumda yürür gibi değil de kırlarda çocukların seke seke dolaşması gibi bir yürüyüşle geziniyor, sürekli etrafındakilere gülücekler dağıtarak, içlerinde barındırdıkları sonsuz neşeyi etrafa saçarak. Tamam kendimi birden Romantik Edebiyatta ya da Ütopik bir dünyadan bahsederken bulmuş olabilirim :P ama az sonra sizlere sunucağım Spring Playlist'i dinlerken ne kadar da doğru konuştuğumu anlayacaksınız. Gönül isterdi ki teknolojiden çok fazla anlayan bir blogger olsaydım sizlere bir rip dosyasıyla bahsettiğim şarkıları sunsaydım :/ ama maalesef sadece listeyi sunmakla yetinmek zorundayım.

İlkbahar, çiçek böcek ve mutluluk deyince aklıma ilk geken şarkılar ise Ispanyollara/ Güney Amerikalılara ait. Listenin açılışını Uruguaylı şarkıcı ve ülkemizde de 2000li yılların başında TV'nin başına kitleyen dizilere imza atan (hayır Thalia değil) // (bknz. Vahşi Güzel) Natalia Oreiro yer alıyo. 2000 yılında yayınlamış olduğu Tu Veneno albümünde yer alan Rio de Plata zaten yanılmıyosam aynı zamanda şarkıcının da en bilindik şarkısı. Karnaval havaları estiren video bizlere adeta baharın gelişini karnaval gibi kutlamamızı öğütlüyor.

Uruguay'dan biraz daha yukarı çıkıp kendimizi Karayip Denizine bıraktığımız zaman ise ''davulun sesi uzaktan hoş gelir'' dedirttiren şirin mi şirin küçük bir ada ülkesi bizleri karşılıyor. İşte karşınızda Küba ve işte Buena Vista Social Club. Ibrahim Ferrer, Ruben Gonzalez, Compay Segundo, Omara Portunado, Eliades Ochoa, Ry Cooder ve niceleri... Candela ve El Cuarto Del Tula onların en bilindik şarkıları olmanın yanısıra aynı zamanda en oynak şarkıları da, tanıdık Küba mahalleri, rengarenk elbiseler giyinmiş kızlar ve dans zamanı ...

Gelelim Atlantiğin öteki yakasına ve yola Ispanyol Müziği ile devam etmeye. Bilmiyorum belki de kendilerini bahar zamanı dinlemiş olmam yüzünden onları bu muhteşem ayla özdeşleştirmekteyim ama şarkı isimlerini verdiğimde ne kadar haklı olduğumu anlayacaksınız. İki kız kardeş olan Gitanas Españolas ve Azucar Moreno. Latin Pop'un ve Flamenco'nun en iyi temsilcilerinden olan ikili '00li yılların ikinci yarısında müziği bırakmış olsalar bile bizlere 80lerden ve 90lardan muhteşem hitler bırakmayı ihmal etmediler... işte; olaylı Eurovision şarkıları Bandido, Bésame, Olé, Solo Se Vive Una Vez...

Ispanya'dan ayrılmayıp müziğin kalbi Britanya'ya doğru ilerlemeden önce Manu Chao ile tanışmaya ne dersiniz ?? Ispanyol kökenli Fransız şarkıcın dünyaca meşhur şarkısı Me Gusta dinlemeden, ''Me gusta marihuana, me gustas tu.Me gusta colombiana, me gustas tu. Me gusta la mar, me gustas tu. Me gusta viajar, me gustas tu.'' diye bağırmadan hiç bahar geçer mi ??

Hepimiz severiz son baharda sararmış yaprakların üstüne basarak hışır hışır (tamam yazarken aynı etkiyi göstermemiş olabilir) sesleri çıkartmayı değil mi ? peki yeni yeşermeye başlayan bahar dalları ve gelin gibi süzülen beyaz çiçekli o muhteşem ağaçların arasında dolaşmaya ne dersiniz ? Bunun için ilk başta Britanya'ya gidip Corrine Bailey Rae'yi yanımıza alıp Girl Put Your Records On diye haykırarak bisiklete binmeye ne dersiniz ??


Şimdi de Britanya'daki yolculuğumuza devam edip dünyanın en şeker kızıyla tanışmaya var mısınız ?? İşte here it is Joss Stone. Atlantiğin her iki yakasında da ona büyük başarı getiren ikinci albümü Mind, Body & Soul'dan çıkan Don Cha Wanna Ride müzik çalarınızda dönmeye başladığı anda Nirvanaya bile erebilirsiniz :P

'00lerde dünyanın en tanınmış Barbadoslu şarkıcısının Rihanna olduğunu düşünebilirsiniz, ancak onun sözü bu çöplükte ötmeye başlamadan hemen önce bizler Barbados kökenli Britanyalı Des'ree'yi dinlerdik, bizlere hiçbir şeyi kafaya takmadan üstü açık arabamızda Ohh Life diye bağırarak ellerimizi havada sallandırmayı öğreten şu muhteşem siyahi şarkıcı işte...

Sırada son durağımıza yani Avrupa Doğu Bloğu ve Balkan Ülkelerine geliyoruz. Benim de henüz yeni keşfettiğim Jarnana; bir Arnavut Halk Türküsüymüş, dinleyin siz de sevin...

Geçtiğimiz senelerde Rock'n Coke kapsamında da ülkemize teşrif eden ve son olarak Madonna'ya Sticky & Sweet Turnesinde eşlik eden Gogol Bordello. Romen kökenli Amerikalı Grubun şarkıları...Start Wearin Purple...bahar geldi haydi dolabınızı renkli giysilerle doldurun der gibi :P

Pekii, Avusturya'ya uğrayıp Vivaldi ile 4Seasons/ Spring dinleyip kapanışı yapsak nasıl olur ama...

Ahh az kalsın unutuyordum, bunca cici şarkıdan sonra hala mı içinizde bi sıkıntı var !! O halde hemen rotamızı Atlantiğin öteki yakasına dünyanın en optimist şarksının yaratıcısının yanına Bobby McFerrin ile tanışmaya gidiyoruz. Don't Worry Be Happy diyebilmek için elbette :P

Başlangıçtaki Contemporary Modern Spring Temalı foto şu siteden alınmıştır: Click