FilmEkimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FilmEkimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2012 Pazartesi

FILMEKIMI -2012

Sonbaharın evlat olsa sevilir kontenjanından gönüllerin incisi FilmEkimi programı sonunda açıklandı. Hangi filmler seyretmeli listesi hazırlamak da bana verilen görevdi. (Haddime değil de.) Mutlaka seyretmek istediklerim, bu film kaçmamalı dediklerim, festivalde kaçırsam da bulup buluşturup izlemeliyim dediğim filmler. Falan. Filan. 


Top 15im.

Beasts of the Souther Wild
Cannes'ın gözdesi. Afişi janjanlı. Oyuncu kadrosu 0km yeni tatlar arayanlar için. 

Amour
Çünkü Michael Haneke filmi. Çünkü Isabelle Huppert baş rolde. Rahatsız olarak gerilmeyi seviyorsanız bir de.

W.E
Madonna'nın bir de yönetmenlik deneyimini görelim. Çünkü costume drama.

Passion
Dünyanın en güzel filmlerinin gerilim, dram ve gizemden oluştuğunu var saysarsak. Noomi Rapace ve Rachel McAdams (garip bir birliktelik). Brian de Palma filmi.

Io e Te
Çünkü Bernardo Bertolucci.

The Angel's Share
Ken Loach komedisi farklı bir şey. İrlanda hikayesi. Avrupalı ötekiler.

Pieta
Venedik Film Festivali'nde toplamadığı ödül kalmadı. Kim Ki Duk yönetmen. Uzak doğu filmi.

Jagten
Baş rol oyuncusu Mads Mikkelsen Cannes'da ödül kaptı. Bu sezon çok gündemde (En Kongelif Affaere, Hannibal). Gelecek günlerin de Fassbender'ı olarak görülüyor. Şimdiden tanımalı. 

I, Anna
Noir thriller, Charlotte Rampling. Zaten Charlotte'un olması dünyalara bedel değil mi?

The We and The I
Ağır filmler arasına mola. Gençlik filmi. Michael Gondry yönetmen.

Die Wand
Çünkü Alman edebiyatı uyarlaması bir film. 

7 Dias en la Habana
Havana ve Küba kültürü yetmez diyorsanız. Benicio del Toro, Julio Medem (Sex and Lucia, Los Amantes del Circulo Polar, Habitacion en Rome). Daniel Brühl ve Emir Kustrica oyuncular arasında. 

Svartur A Leik
Çünkü Nordic. 

Jack and Diane
Kylie Minouge'un oyunculuğunu merak etmiyor musunuz? Tamam must watch değil ama bonus.

Infancia Clandestina
Haydi itiraf edin. Natalia Oreiro ve Vahşi Güzel günlerini özlediniz. Tamam must watch değil. Ama göz atmalık. Bonus olsun bu da.

Acele etmeyin. Liste oluşturmak için daha çok zaman var. 22 Eylül'de biletler satışa çıkacak. Festival ise 29 Eylül- 9 Ekim arasında.

Festivalden film seçerken dikkat edilecek hususlar.

  1. Uzun süredir yatak döşek ateşler içinde beklemiyorsanız ve yakın zamanda vizyona girecekse festival için kasmayın. Onun yerine DVD ve Torrent'te bulunması zor bir filmi seçin.
  2. Öğrenciyseniz okula değil sinemaya gidin.
  3. Film hakkında çok heyecanlı değilseniz pazar sabah ilk seansa film seçmeyin.

3 Eylül 2012 Pazartesi

FESTİVALLER FESTİVALLER

Hemen korkmayın. Bu yaz ya da sonbahar muhakak gidilmesi gereken - hiç de gerçekçi olmayan- Avrupa'daki en iyi 25 müzik festival haberi değil bu. Daha fazla sinema daha fazla sinema diyerek kana kana yeni hikayelerle tanışmak isteyenler için bu post.


5i 10u bilmem, Venedik'e gidemeyeğimizden 'ah keşke orda olaydık' muhabbetine de girmiyorum, hem elimizde olanlar - tamam bir Venedik değil- - gerçi o da bir Cannes değil- ama göz atılmayı fazlasıyla hak ediyor. 

13-16 Eylül || PEDALfest
Bicycle Film Festival ile başlayan bu süreç festival maratonunun da en eğlenceli kısmı. Kendinizi 'The Kid with a Bike' gibi hissetmemeniz için hiçbir neden yok. Üstelik hem festival gezici (dünya metropollerinden sonra Istanbul'da), hem de siz. Altınıza bisikleti alıp Goethe Institut, GarajIstanbul ya da şehir hatları vapuruyla Büyük Ada'ya geçiyorsunuz. Tabii hatırlatmakta fayda var. Karşınıza çıkacak filmler öyle Avrupa'nın bir köşesinden 5 ödülle dönen bir Fransız filmi değil. Belgeselvari deneysel işlerle karşılaşmak maksat. He bir de kafaya iki bira dikip pedal çevirmek. Aman diyeyim alkollü çıkmayın yola :D
Program hakkında detaylı bilgi için tık. ya da tık.

13- 23 Eylül || TOPHANE BİZİ BEKLER
Açıkçası bazen kendimi Türk filmlerine kaptırmak için illa da bir festival ortamı olması şart. İki sene evvel bunun için özel bir festival düzenlense de tanıtım yetersizliğinden sanırım bir kez daha el atılmadı. Şu anda adını bile hatırlamadığım o festival yakın dönem Türk Filmleri'ni tek bir çatı altında toplarken Istanbul Modern'den, Modern Sinema filmleri ''Biz de Varız!'' mottosu altına toplayıp aslında önemli ama halkça rağbet görmeyen yurt dışı festivallerinden ödüllü filmleri bir araya getiriyor. Henüz program açıklanmamış olsa da daha önceki ''temali film haftalarında'' bizleir pek de hayal kırıklığına uğrattıkları görülmemiştir.

14 Eylül- 23 Ekim || PERA'DA BİR PARİZYEN
10 gün sinema. Fransız. Romantik. Bu festival kaçmaz desem de, filmlerin ulaşılabilinirlik seviyesi yüzünden o kadar 'aman kaçırmayın' denecek bir şey değil. ''Paris'te Gece Yarısı'' bunlardan ilki. Woody Alllen'ın realist-fantastik dünyası Paris sokakları, 20 YY kültür-sanat camiası, Hemingway ve Fitzgerald. Picasso ve Stein. Julie Delpy ve Paris'te bir Amerikalı Adam Goldberg. Üstelik çok komik. Geçtiğimiz bahar Istanbul Film Festivali'nde karşımıza çıkan ''New York'ta 2 Gün'' filminin de başlangıcı. Paris deyince, aşk, aşk deyince, şarkı. Bir başka önerme Paris deyince, Fransiz filmleri Fransız filmleri eyince Louis Garrel ve Ludivine Sagnier. Tamam bir de şuna bakın. Louis Garrel deyince threesome. Anlayacağınız Paris'te her şey mübah. Aslında liste çok eksik. Ama neyse. Daha başka hangi film var diyenler varsa? Tık.

29 Eylül- 7 Ekim || SONBAHAR'DA FESTİVAL BAŞKADIR
Spoiler/ teaser niyetinde izleyeceğimiz birkaç filmi açıklamış olsalar da asıl listeyi 10 Eylül'de görücüye çıkartacaklar. Sonrasında gelecek Lale Kart sorunları, bilet kalmadı çemkirmeleri ise Nisan'daki büyük festival öncesi ön hazırlık niyetine. Bak düşünürken stres oldum. 

13 Ekim 2010 Çarşamba

THE TREE

Charlotte Gainsbourg'a ne kadar hayran olduğumu her defasına dile getiriyorum. Sırf onun bu filmde oynadığını bildiğimden saat 10.10da biten dersimden kaçarcasına çıktım ve kendimi Atlas'a attım. Papaz bir kez daha pilav yedi ve bilet kaptım. Cannes kapanış filmini Gainsbourg için seyretmiş olabilirim, ama eğer o olmasaydı filmi görmezden gelebilirdim ki bu da bence hoş olmazdı.

Trajik bir şekilde babasını / kocasını kaybeden bir eş ve çocuklar. Adamın ruhunun ağaçta saklandığını düşünürler. Doğa insanı yönetmeye başlar. Doğanın insanı yönetmesini bir kenara bırakın Charlotte Gainsbourg'un kızını oynayan Simone // Morgana Davies ise sadece annesine karşı değil doğaya da hesap soruyo ve sorguluyor. Bu bağlamda da inceden inceye ufak ve eğlenceli komedi de var. Ve en az Charlotte kadar göz doldurucu. ''The Fall''daki küçük çocuk kadar mükemmel, tatlı ve iyi bir oyuncu. Yönetmen Julie Bertucelli'yi ise daha sonraki günlerde takip etmek adına radarıma aldım diyebilirim.

Filmin müzikleri ise Gregorie Hetzel'e ait. Hemmen internette araştırılıp albüm şarkıları dinlenmelidir.

Sıkan değil, hüzünlendiren, ağlatan bir dram. Saf bir film, karmaşa yok. Kısa bir kesimi deniz kenarında çekilen filmin diğer mekanı ise şehir dışında kalan insanı duygulandırabilecek bir manzaraya sahip olan köy.

Etkilendim. 10 üzerinden 10 bile veririm ben buna.

JUST A BOOM MEANS KABOOM

Yeniden FilmEkimi.
Aşağıdaki satırlar filmboyunca aklımda oluşan speach bubblelar.
Yolu mu şaşırıp yanlış filme mi geldim ben ? This is somethin like soft porn !
Ohh shit, çocuğun gözlerine bak, okyanus kadar mavi ! Yakışıklıymış.
Tanrım bu kız hayatımda gördüğüm en seksi, ateşli ve güzel kızlardan biri !
Yanılıyo olamam yolum şaştı sanırım ama yanlış filme mi geldim ben !
Stella ve Smith. Tıpkı Charlie ve George gibi değiller mi !
Tek farkı Smith sadece eşcinsel değil hercinsel (film ekimi tanımı). Ama Stella Julianne Moore gibi.
Okyanus kenarında California'da. ''Foaming'' hesabı. Free sex. Every kinda sex.
Biri lezbiyen, diğeri gay.
Bir de London. Ne şeker isim bu.

Ben bu filmi salondan çıktıktan sonra nasıl tanımlayabilirim ki.
Ohh shit ! ve WTF! doğru birer ünlem olabilir mi ?
Bir de woodoo büyücüsü var, yer yer korku ve gerilim.
Ama komedi ve seks de eksik kalmıyor !
Dur ya bu olay iyiden iyiye heyecanlı olmaya başladı.
Yok artık iyiden iyiye çocuk filmine dönmeye başladı.
Hı hımm ben de Madonna'nın oğluyum.
Demek bilim kurgu / fantasik böyle oluyormuş.
_
Üniversite lise ve hayat arasındaki 4 yıllık tatildir. İstediğin boku yiyebilip, herkesle düzüşebilrisin tarzı bir şeyler söylüyo Stella. Çılgın, seksi ve olabildiğince post-modern bir şey. Otlar, partiler bir de Messiah. Hippie, indie, so 70s.

Film bittiğinde yanımdaki 50lik amca bana şöyle der ! Neyse artık en kötü film bizde değil demekki.

Sonu belki de hayatımda gördüğüm en kötü son cidden.

IMDb 7.2 vermiş. Sıkı sıkıya bu puanlamaları kontrol etmem ama. Ya filmi ben anlamadım. Please help me ? Bir de çelişki var, şu anda filmi bir kez daha seyret desen yine de seyrederim.

Yine de yorumum şudur sanırım. Bir queer movie olarak başlayan daha sonra saçmalamaya başlayan bir film ! Of bilemedim.

Müzikleri de şahane.

Greg Araki yapmış yapacağını bize de Thomas Dekker, Haley Bennett ve Juno Temple'yi izlemek düşüyor.

10 Ekim 2010 Pazar

HAPPYTHANKYOUMOREPLEASE

Önceden FikmEkimi listeme aldığım, daha sonra bilet bulamadığım Ctesi saat 1de gişeye gidip yarım saat bekledikten sonra elime biletini aldığım film.

Film sonunda mı ? Mutluydum, bunun için Tanrı'ya şükrettim ve sonrasında daha fazlasını istedim, daha fazla mutlu olmak istedim. 

Hem yönemen hem de yazarlık olarak ilk kez koltuğa oturan isim ise Josh Radner aka Ted Mosby ! Her anında kahkaha, son zamanlarda ne zaman bu kadar ciddi bir komedi filmi izledim bilemiyorum. Müzikler ise arka plandan filmi güçlendiren en önemli etkenlerden biri. Filmin diğer oyuncularını da not etmek lazım bir kenara.

 New York'lu 6 genç. Hayat ve Aşk. Bir de metroda tanıştığınız siyahi bir çocuk. Ne yapın edin seyredin. Soundtrack'ini bulursanız bana da bildirin !

PS. Bilet sırasındayken gelip biletlerini satmaya çalışan insanları görmek, bilet alırken o sırada senle bekleyen insanlarla laflamak ... işte bunlar gerçek festival ruhu diyorum. 

HAPPYTHANKYOUMOREPLEASE

go get yourself loved!

xoxo  

23 Eylül 2010 Perşembe

FESTIVAL ZAMANI || FILMEKIMI




En son Istanbul Film Festivali ağzımda güzel bir tat bırakınca uzun zamandır FilmEkimi'ni sayıklar olmuştum. Filmlerin açıklancağı günü tıpkı Oscar'ların ve Grammy'lerin açıklandığı gün gibi sabırsızlıkla bekledim. Sonuç mu ? Benim gibi orta şekerli bir sinema izleyicisi olarak oldukça tatmin edici filmler var. Henüz gideceğim seansları ayarlamadım ama en azından hangi filme gideceğimi biliyorum ! Eğer siz de kararsız kaldıysanız belki önerilerime bakarak zevkinize uygun bir şeyler seçebilirsiniz.

THE TOWN: Yönetmen koltuğunda Ben Affleck olduğu için bir hayli merak uyandırıcı. Onun dışında Blake Lively ve Rebeca Hall'un filmde yer alması insanı kendine çeken bir diğer sebep. Ah Jon Hamm ve Chris Cooper'ı da unutmamak lazım. Bir de Toronto Film Festivali'nde de dünya prömiyerini yaptığını belirtsem iyi olacak.




NEW YORK I LOVE YOU: Uzun zamandır merakla beklediğim filmi sonunda izleyebilecek olmam gayet hoş. Tema New York olunca seyretmeme lüksüm yok diyebilirim. 11 Farklı yönetmenin 11 farklı bakış açısıyla oluşturduğu filmde yönetmen koltuğundan 3 isim ilgi çekiyor. Natalie Portman, Fatih Akın ve Shekar Kapur. Hayden Christensen, Rachel Bilson, Orlando Bloom, Christina Ricci, Bradley Cooper, Blake Lively, Chirs Cooper, Ethan Hawke, Julie Christie ve Uğur Yücel ise filmler içinde karşımıza çıkacak oyunculardan bazıları. 




SOMEWHERE: Venedik Film Festivali'nde Altın Aslanı kucaklayan filmin yönetmeni ve senaristi ise tanıdık bir isim: Sophia Coppola.

KABOOM : Gümm olarak Türkçe adı verilen filmin ise beni kendine çeken yanı tamamıyla konusu. Cannes'da Eşcinsel Palmiye ödülünü kucakladığını belirtmeliyim.

THE TREE: Oyuncu kadrosunda koskoca Charlotte Gainsbourg'un ismini gördüğümde verdiğim tepki zaten şuydu. ''Abi bu film kaçmazz.'' Filmin afişi ise başka bir güzellik zaten. Yönetmen Julie Betucelli ise yavana atılmaması gereken başka bir güzellik. (yönetmen olarak yani).







MY SON, MY SON, WHAT HAVE YE DONE ?:
Yapımcı koltuğunda David Lynch. Oyuncular ise Willem Dafoe ile muhteşem Chloe Sevigny.

CERTIFIED COPY: Iranlı senarist / yazar Abbas Kiarostami ile tanışmak için güzel fırsat. Çekim yerleri ise Toskana. Ama hepsinden daha önemli bir şey varsa, o da Juliette Bincohe'un filmde yer alması ve rolüyle Cannes'da en iyi kadın oyuncu ödülünü almasıdır.

HAPPYTHANKYOUMOREPLEASE: How I Met Your Mother? yıldızı Josh Radnor tarafından hem kaleme alınmış, hem çekilmiş hem de kendisi oyuncu olarak bulunmuş. Ünlü yönetmen ve rejisör Elia Kazan'ın tornu Zoe Kazanı da filmde merak etmiyor değilim.

JACK GOES BOATING: Romantik komedi olmasına artı olarak bir de künyesinde hem oyuncu hem de yönetmen olarak Philip Seymour Hoffman'ı görmek filmi seyretmek için yeterli bir neden sanırım.


Bu 10 film dışında 3 tane daha izlemek istediğim var ! Onlara henüz karar vermedim, bakalım. Turne / Tournee. İnsanlar ve Tanrilar / Des Hommes et Des Dieux ve Devrim / Revolucion.

Bir diğer öneri listesi için. http://www.thebalkabaa.com/2010/09/filmekimi-2010-onerileri.html