Nikolaj Coster Waldau etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nikolaj Coster Waldau etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2013 Pazartesi

ONES TO WATCH- 2013

Aşağıdaki isimlerin hiçbiri de "yeni keşif" değil. Bir iddiam yok yani. Bazıları 2012 yılında göz önünde olmaya başladı bile. Ancak 2013 onların yılı olacak. Ya da çok mu iddialı. Şöyle diyeyim o halde. Hepsi de kendi alanında çok konuşulacak. Kendinizi hazırlayın. (Tamam yine mi iddialı. Ben çok konuşucam en azından. Yeter mi?)


Vikings
Şuradaki Skarsgaard yazısında Vikings'den bahsetmiştim. Biraz Spartacus, biraz Game of Thrones. Ve hep dediğim gibi yapım History TV elindne çıkma. Starz kadar seks ve kan. HBO kadar görkem kokmayabilir yani. Ama sizce de bu efsanevi Nordik Vikingler izlenilmeyi hak etmiyor mu?

Nikolaj  Coster Waldau
Danimarkalı Aktör "Game of Thrones"la büyük çıkışını yaptıktan sonra (Adı tandık gelmeyenlere- Ensest Lanister) adını çok daha fazla duyuracak gibi. 2013'te vizyona girecek üç önemli filmde o var. Jessica Chastian ile "Mama", Tom Cruise, Morgan Freeman, Melissa Leo, Olga Kurylenko ve Andrea Riseborugh ile "Oblivion" ve sıkı durun. Juliette Binoche ve Maria Doyle Kennedy ile "A Thousand Times Good Night". Tüm bunlar yeni senenin "Leading Man"i yapmıyor mu onu? Her hangi bir dergi kapağında kendisini görmek isteriz.

Scoot McNairy
Scoot McNairy yıllardır beklediği çıkışı bu yıl yapmışa benziyor. Andrew Dominik ve Gus Van Sant onla çalışmayı seçen iki önemli yönetmen. Ben Affleck "Argo"da ona yer verirken Steve McQuuen de onla iş birliği yapan diğer yönetmenlerden. Kendi gibi birden gündem olan Benedict Cumberbatch, Michael Fassbender, Brad Pitt ve Guy Pearce de 2013'te vizyona girecek filmlerde McNairy'ye eşlik eden diğer isimlerden.

Alexander Wang
John Galliano'nun Dior'dan ayrılmasıyla moda editörlerine gün doğdu. Taşın biri yerinden oynadığından bu yana bütün büyük moda evlerinde sürekli isim değişikliği oldu. Bunu gören moda editörlerinin her biri de yazıya Galliano'yu anarak başladı. Balenciaga'dki değişikliğin kökü oraya kadar gitmiyodur her halde? Wang'in kariyeri açısından Balenciaga büyük bir adım. Kim onun bu koltukta fazla barınamayacağını büyükler liginin ona göre olmadığını söylese de dedikodular arasında Balenciaga'dan artıkların/ çalıntıların Wang koleksiyonlarında zaten görüldüğünü de söylüyo. Dior'a gelen Raf kadar ses getirir mi bilinmez ancak yaklaşan moda haftlarının en merakla beklenen ismi olacağı kesin.

Cara Delevingne
Joan Smalls, Models.com'un zirvesinde Lara Stone kadar uzun süre duracağını düşünüyorsa yanılıyor. Chanel ve moda editörlerinin biriciği Delevinge şu günlerde Katie Grand'ın da gözdesi. Her gün onun hakkında tweetliyor, instagrama yeni bir fotoğraf koyuyor. Moss bu durumu kıskanır mı bilinmez ama bu sürede Delevingne de boş durmuyor. Senenin pek konuşulan filmi "Anna Karenina"da ufak da olsa kendine yer bulan Delevingne Chanel dışında Burberry ve DKNY için de kamera karşısına geçti. iD, Vogue Korea, Style.com ve Russh son zamanlarında yer aldığı kapaklar olurken, Love'un yeni sayısında da o var. Dedikodular Alexandra Shulman'ın İngiliz Vogue mart kapağını da ona ayırdığını söylüyor. Wait and see.

Gemma Arterton
Eski Bond kızı Gemma'nın konuşulmayacağını söylemek zaten saçmalık olurdu. Sadece iMDB profiline bile bakmanız yeterli. "Hansel & Gretel"de Gretel olan İngiliz Arterton, Kylie Minouge ile "Walking on Sunshine" müzikalinde rol alacağı gibi yeni bir Julian Fellowes yapımında da başrolde. Benedict Cumberbatch ve Ben Affleck ile de kamera karşısında olan Arterton'un ajandası bir hayli kalabalık. Yıldızın parlasın Gemma. Sahi bu listede Benedict neden yok?

Daria Strokous
Models.com'da basamakları hızla tırmanan Rus asıllı Daria Strokous Franca Sozzani ve Anna Wintour'dan da geçer notu aldı zaten. Raf Simons'lı Dior kampnayasında da o var. "Contagion"da gözüken Strokous 2000lerin ikinci yarısından bu yana piyasada. Couture defileler, A List kampanyalar, Vogue kapakları. Sırada: duruşuyla ikon olma yolunda. Diğer Rus meslektaşlarına göre fazla cool.
Sofia and Mauro / Vogue Türkiye
Sofia & Mauro
İlk kez Vogue Türkiye sayesinde tanıştığım Arjantinli ikili Sofia Sanchez and Mauro Mongiello'nun bir diğer sıkı takipçisi ise Numero. Indie fashion dergilerine seksi& cool çekimler yapan ikilinin kareleri keskin değil. Hayal dünyası kadar renkli. Polaroid kadar vintage-romantik. Baştada dediğim gibi kimseler konuşmasa da ben en fazla onların peşinde koşucam bu yıl. İlhamın kokusu yakında.


Michael de Luca / Dana Brunetti / Kelly Marcel
2012 yılını "50 Shades" serisiyle geçirdik. Sbun köpüğü hala sönüp gitmedi. Zira sıra filminde. Henüz hiçbir şey belli değil. Yukarıdaki isimler ise yapımcılar ve yazarlar. Onlar kesinlikle göz önünde. Aktörler kim olacak? Kurgu nasıl olacak? Yönetmen kim? Seks var mı? Bu onların sene içerisinde cevaplamaktan bıkmamaları gereken sorulardan birkaçı.

Olga Kurylenko
Blackbook
Bond kızı olarak ünlenen eski model ve Fransız filmlerinin gözdesi Olga Kurylenko'nın gözü A List olmakta. "Magic City"de Marion Cotillard zarafetinde, Dita Von Teese seksapelliğinde poz verirken emeline bir Terrence Malick filmi olan "To The Wonder"da rol kaparak ulaşmışa benziyor. Sırada "Oblivion" var. Bu arada "Magic City" 20 Mart'ta geri dönüyor. Asıl 50 Shades orda. Yerden yere vurulan "Empires of the Deep"te de başrolde. Neyse reklamın iyisi kötüsü olmaz.

PS: Blogda üçüncü sene devrilmiş.

27 Mart 2012 Salı

GAME OF THRONES

İkinci sezonun başlamasına günler kala, hem dizide neler olup bittiğini hatırlamanın, hem de en sevdiğim sahneleri sıralamanın zamanı gelmişti sanırım!

Dizide yer alan üç farklı hanedanın kim olduğunu anlamanın ve aralarındaki ilişkileri sindirebilmek için sanırım ilk bölümünün en az iki kere izlenmesi gereken  ''Game of Thrones'' walking deadvari yürüyen mavi gözlü ölülerle açılıyor; zaten sezon boyunca dizinin üstünde durduğu şey de buydu. Yaklaşık 10 senedir kışın uğramadığı ülkenin karanlığa gömülüp uykularından uyanıp huzurlu yaşamı alt üst etmeleri için ölülerin yeniden geri dönmesine az kalmıştı.

Özetsiz başlayan hemen hemen 1 saat sürüp saniye heyecanını kaybetmeyen dizi eski epic edebiyat anlayışının günümüze taşınması kadar heyecanlı. HBO yapımı olan 'Game Of Thrones' aynı zamanda bence tüm zamanların en büyük prodüksiyonlu dizisidir. Sanki olaylar kısaltılamadığından filmin yapılmasından vaz geçilmiş de diziye dönüşmüş gibi. Edgar Allan Poe meets Lord of The Ring havası olan dizinin en mistik ve ilgimi çeken kısımlarından biri de haberleşmenin kuzgunlar tarafından sağlanması. Baknız. ultimate myth-epic figure.
Dionisiac ritüelleri anımsatan bir düğünle evlenen ve dizinin en popüler ve karakteriyle background'u en fazla merak ettiğim Daenerys Targeryen (Emilia Clarke) ise dizide neredeyse sevdiğim tüm sahnelerin içinde bulunuyor. Uçuşan perdeler ve sıcak küvete girdiği sahneyle tanıdığımız Khaleesi dışarıdan bakınca inanılmaz naif ama karakterini irdeleyince korkusuz, sert ve bir erkekten bile daha fazla erkek. Drago'yu gördüğü ilk anda ürkse bile amaçları uğruna, istediğini alma adına evlenmemek için itiraz edip direnmeyen Targeryen, ilerki sahnelerde canlı canlı bir hayvan kalbi yiyerek ne kadar dayanıklı oldğunu gösterip dizinin final sahnesinde hikayenin mit ve epik düzeyini tavana taşıdı.
Senaryonun akıllıca kurgulandığını düşündüğüm dizinin en fazla sevdiğim bir diğer yanı da bu elbette. Örenğin 7 Kingdoms hakkında direkt olarak fazlaca bir şey sunulmasa da ne olup olmadıkları konusunda Bran Stark'a (en küçük erkekten bir büyüğü) ders verilirken öğreniyoruz. Entrikası ve seksi (tarihsel drama olup da ensest-gay-lesbian-straight ilişki olmazsa zaten o dizi gerçek hayatı tam yansıtmıyor demektir) bol dizide yine Petyr Baelish ve lezbiyen seks sahnesinin sadece görselliği değil de arkada geçen diyaloglar da kuvvetliydi. Tywin Lannister'ın hayvanı keserken (ki dizide çokça dökülen kanın sahiplerinden bazıları da hayvanlardı)oğlu Jaime Lannister.'a nutuk çekmesi de yine önemli/ önemsiz ikili olaylardan biriydi. Ya da Arya Stark'ın kılıç sallarken hocasının verdiği bazı öğütleri buna örnek gösterebilirim.

Finali hatırlayacak olursak, buzlar ülkesi'nden gelen Eddard Stark ve ölüm kadar korkunç Khal Drogo öldü. Güçlü olduğu var sayılan Jaime Lannister esir alındı, ateş kraliçesi Daenerys hükümdarlığını ve ölümsüzlüğünü ilan etti ve yarım adam Tyrion Lannister saraya gönderildi. Rob ise ufak zaferlerle işe başladı. Anlayacağınız denge oyunları altüst oldu. Bu arada Bakınız: aynı zamanda, dizi buzlar ülkesinde başlıyor ve ateşler içinde bitiyor. (A Song Of Fire and Ice)
Birinci sezondan olan bu konuşma Eddard Stark ölmeden hemen önce gerçekleşmişti. Sadece geleceğin sembolü değil tüm dizinin de ana fikri aslında.

2. sezona dönecek olursak: Girişteki fotoğraf da her şeyi açıklıyor. Babasını öldüren Lannister'la savaş içerisinde olan Rob Stark (Richard Madden) biraz zor görünse de bakalım savaştan galip çıkacak mı? Hesapta oğlu tahtta olsa da ülkeyi yöneten Cersei Lannister'ın - ya da oğlu cidden pabuç bırakmayacak gibi (Lena Headey) iki yanında da kardeşi var. Bir tarafta beraber ensest ilişki içerisinde oldukları Jaime (Nikolaj Coster Waldau) diğer tarafta cüce Tyrion Lannister (Peter Dinklage). Tyrion'un yönetimle pek fazla işi yok gibi gözükse de kurnaz planlar konusunda kafasının çalıştığını ve finalde babası tarafından gözünün açıldığına da şahit olmuştuk. Ve tabii 7 Krallığı yeniden ele geçirmeye hazırlanan Targeryen (Emilia Clarke). Kızdan korkun, beyler! 

Yukarıdaki fotoğrafa girmese de 'piç' olan Jon Snow bakalım duvarı korumaya devam edicek mi? Sansa, Joeffrey ile bir yastıkta kocayıp Aria evin yolunu bulacak mı? Tüm bunların cevabını babam çilekli pasta yapmaya başladığı zaman öğrebilicez bence.