Yanındaki erkeğin her daim bakımlı olması için adres Muji. Eh sizi dolaştırmak için yanına aldığı paraları cebe sokuşturmuyacak ya ? Onun için de Calvin Klein. Yoksa siz de mi kışın renksiz geçmesinden şikayetçisiniz o halde adres TopMan. Ve henüz H&M'e gitmediyseniz en trend gömlekleri hediye etmek uğruna güzel bir fırsat.
Aksesuarları hepimiz seviyoruz sezonun hit parçası şapkalar ve vücudu sıcak tutmak için doğru GAP'e. Hatta çok kalın parçalar giyemeyenler için alttan ince bir gömlek üstüne de Gap sweatshirt'ünün bir hayli cool gözükmenizi sağlar. Pantalonlar belden düşmesin diyorsanız Benneton boşuna yok :) Ve elbette saat denince Casio.
İstediğiniz kadar güzel giyin, klas olun, nazik olun, güzel kokmuyosanız hiç bir artı değeriniz yoktur. Jude Law gibi olmak istiyorsanız Dior, Marc Jacobs kadar kışkırtıcı olmak istiyorsanız Bang her zaman elegan olanlardansanız YSL ya da Nice Boy'un zevkine güveniyorsanız -ki her şey apaçık ortada- o zaman adres belli Hermes. Bu aynı zamanda Nice Boy'un değişmez ve en sevdiği parfüm ! Siz de onun gibi kokmak istemez misiniz ?
Ay başında da sizlere bahsettiğim gibi bu ay sizlere 3 farklı sürprizim vardı. Bunlardan biri geçtiğimiz günlerde yayınladığım Indie Istanbul röportajıydı. Bir diğeri de daha sonra yayınlayacağım Atlas Bebek röportajı. Ama şimdi son zamanlarda erkek moda bloggerı deyince akla gelen ilk isim olanNiceThingsForNiceBoys 'a blogumu teslim etme zamanı. (diğer erkek moda bloggerlar alınmasın :P please pimp your blog more)
Post'un içeriği ise size sürpriz olduğu kadar bana da sürpriz.To be continued... olan bu post serisinin ilki ise şimdi yayında. 2010 yılının son günlerine gelmişken elbette geçtiğimiz senenin enlerini hatırlamasak olmaz. Bu sefer benden daha profesyonel (evet çünkü her defasında moda'dan pek de anlamadığımı dile getiriyorum zaten) bir gözle izleyin bakalım moda dünyasını.
Nice boy bizler için 2010dan geriye 4 model seçmiş. İstanbul'da bile hemen hemen tüm billboardları H&M dolayısıyla kaplayan Jon Kortajarena. Dolce&Gabbana'nın da en favori modeli Noah Mills. Karl Lagerfeld'in meleğiBaptiste Giabiconi. Ve Calvin Klein modeli Jamie Dornan ! Sahi siz kimi seçerdiniz ?
Takım elbiseden şaşmam diyenler ve first class davetlerden geri kalmayanlar için D&G brouge. Her daim dandy, her daim cool ve şık olmak isteyenler için sezonun en iddialı markası Bottega Veneta'dan loafer. Rock chico'lar için en uygun boot Lanvin'den ve muhteşem YSLden adı kadar muhteşem duty.
Ve ordaydım işte. En ön sırada, Sophie Ellis Bextor yanımdaki arkadaşım kadar yakındı. Gözümün içine baka baka şarkı söylüyodu, sanki benimle flört ediyodu (ve elbet en önsırada duran diğer arkadaşlarla). Elini uzattın mı ona deyebilicektin yani, önümüzde en kışkırtıcı showlarını yaptı, göz renginin ve vücudunun güzelliği karşısında iç geçirdik, onu tanımlamak için başka sıfat bulamadık. Sahi bir de Harper's için verdiği röportajda ''gençken çok çirkindim'' dememiş miydi ? Fotoğraflarda zaten belli oluyodu, One Love'da bu kadar yakından göremesem de yeniden anlamıştım ama bu kadar yakından baktığımda ona neden porselen bebek dendiğini anladım. Sanki yanlış bir şey yaptın mı, elini ona deydirdin mi kırılıcakmış gibi.
Canlı canlı söyledi, kısacık şort ve karışık topuklu ayakkabılarıyla 1.30 saat boyunca ayakta dans etti. Hopladı zıpladı, bizi nefessiz bıraktı, sesimizi kesti. Güzellik ve heyecan karşısında neredeyse kalp krizi geçireceğimi söylemedim di mi yazıya başlarken ?
Yeni albümünde yer alan ''Dial My Number'' ile geceyi başlatan Sophie eğer henüz yayılmamış ve bilinmedik bir şarkısıyla bile geceyi sallayabiliyorken başka ne denir ki ? Yeni albümünden bir de ''Starlight''ı söyledi. Tanrım sanırım 2011'in en iyi albümü olucak. Gecenin sonlarına doğru da ''Heartbeat''i söyledi ya. İşte gecenin climaxe ulaştığı andı sanırım. Yok böyle dans şarkısı abicim. Sophie gerçekten adamı eğlendirmeyi biliyor.
Modjo, Moloko ve Arcade Fire'ı da coverlayan Bextor sanki kendi şarkısını söylüyormuşcasına showa devam etti, hele Rusya'dan sonra Arcade Fire'ı tanıyan bir grupla karşılaştığı için sevindi. Ve son olarak kapanışta ''Murder on the Dancefloor''u söylerken zaten artık halim kalmamıştı.
Yüzündeki bu ifadeye bayıldım ben. Slow şarkılardan birini söylerken ya ''Today's The Sun On Us'' ya da ''What've We Started ?''
Her defasında Türk izleyicisini öven Sophi Ellis Bextor'a burdan ''testicals'' diyorum, şey pardon teşekkürler. Babylon'un ufak ortamı yüzünden ıtış tıkış geçiceğini düşünmüştüm, ama inanılmaz samimi, sıcak ve eğlenceli geçeceğini bu kadar da tahmin edememiştim. Teşekkürler Babylon'a. Bir kez daha olsa seve seve Sophie dinlerin diyorum. Bir de orda güzel insanlarla tanıştım, soğukta dışarıda beklerken ve içeride :) eğlenceliydi hani
görsellerin tamamı ise bana aittir. İzinsiz kullanılamaz diyerekten havamı da atarım.
''The Royal Order of Adjective'' sıralamasına tam anlamıyla uygun mu, o kadarını bilemicem ancak albümün ismini söylemek benim de hayli fazla efor sarf etmeme sebebiyet veriyor. Müziğin çılgın delikanlısı - çılgın çünkü vukuatlı, her ödül töreninde yarattığı sansasyonlarla, çılgın bir albüme imza atmış.
Bir önceki albüm ''808's & Heartbreaks'''ten esintilerin devam ettiği, o yıllarda sevdiği ''afrikan yerel ezgilerini'', ''tamtam melodilerini'' bu albümde de kullanmaya devam etmiş. Bakınız ''Power'' ve böylece albümün en iddialı ve enerjetik şarkısı da ortaya çıkmış. Kanye daha önce hiç olmadığı kadar fazla sanatçıyla / ünlüyle çalışmış bu albümde, üstelik sadece şarkıların yapım ve yazım aşamasında değil bizlere ulaştığı son versiyonlarda da onlar karşımıza çıkıyor. Jay Z, John Legend, Nicki Minaj ve Kid Cudi bunlardan sadece bir kaçı. Hatta bazı vokallerde Fergie, Alicia Keys ve Rihanna'yı bile duyabiliyorsunuz. Elton John'un piyanodaki katkısı da göz ardı edilmemeli. Albümde yer alan bonus track'de ise Kanye'ye eşlik eden isimler Beyonce ve Charlie Wilson. Beyonce'yle ufak da olsa özlem giderip her zamanki düşüncem yeniden canlanır. Keşke Queen B, Jay Z ile değil de Kanye ile beraber olsaydı :)
Albümün daha en başından karşımızda sadece ''yo yo'' deyip Adidas eşofmanının önüyle oynayan bir rapçiyle karşılaşmayacağımızı seziyoruz, gerçi bu zaten hiç bir zaman Kanye'den beklenmez ama. Tam aksine oldukça klass ve sanatsal bir albüm, evet sanırım Kanye için ''sanatını konuşturmuş'' klişesini kullanmamız yerinde bir tanımlama olur. Zaten bunu uzun videosyla pardon kısa filmiyle de bizlere kanıtlamıştı. Hype Williams tarafından çekilen bu kısa film ise tüm zamanların en iyi videosu bile olur ve de Lady GaGa'yı alt eder. En azından bazılarının hala video çekimlerini ciddiye aldığını görebiliyoruz. Ayrıca da gördüğümüz gibi Kanye her seferinde çıtayı yükseltmeyi, kendisiyle yarışmayı biliyor, her defasında daha da kaliteli işlerle karşımıza çıkmaya ant içmiş gibi. Şarkıların ise her biri ortalama 5-6 dakka, bu zaman zaman insanı sıkıp bıktırsa da, bazı şarkılarda da ''aa bittti mi'' efekti yaptırıyor. Tıpkı ''Runaway''de olduğu gibi.
Albümde gözümden kaçmayan şey ise ''So Appealed'' şarkısında tıpkı geçtiğimiz Grammy'lerdeki canlı performansında MJ gibi çığırtma efektlerinin burda da kullanılmış olması. Albümün kapanışına yakın duymaya başladığımız ''Runaway'' ise kesinlikle bir klasik olma yolunda ilerleyip 00lerden geriye inanılmaz bir miras kalabilir. Kanye'nin ''masterpiece''i de denilebilir bu şarkı için. Belki onu şarkı diyerek küçümsememek lazım, ne de olsa Sertar Ortaç, Hande Yener ve Demet Akalın da şarkı söylüyo deüil mi ? bu ''modern-art- piece'' aynı zamanda altın çağını yaşayan Anna Dello Russo'nun da yeni çıkartmış olduğu parfümün reklam filminin soundtracki ve son zamanlardaki favorisi. Bir şarkı eğer şarkıcının kendi alanı dışındaki kimselerce de seviliyosa kanımca bu iş tamamdır zaten.
Eğer ''epic'' sıfatını kullanıp bu işten kolayca sıyrılmak isteyen kişiler gibi takınmak istesem seçimim kesinlikle açılıış parçası ''Dark Fantasy''den yana olurdu. Hani Melis Alphan'ın o unutulmaz cümlesi var ya :) anlatamam işte anlayın dediği bknz. ("kimlerin istanbullu kimlerin ankaralı olduğu tek bakışta anlaşılıyordu. nasılını sormayın, anlaşılıyordu işte.")
John Legend ile beraber kaydettiği ''Blame Game'' ise arkaplandan gelen dinlendirici piyano ritmleriyle ''Runaway'' sonrası en favori şarkım. Accapellamsı ''Lost In The World'' ise yavaş yavaş başlayıp birden ritmini arttırıyo ya, işte o anda tüm ipleri koparıyo. Speechless. Aynı zamanda şarkı MJ'e de tribute değerinde. Tıpkı Rihanna'nın ''Please, Don't Stop The Music'' şarkısında olduğu gibi o efsanevi cümle ''mama-se, mama-sa, mama-ku-sa'' dizesi de burda karşımıza çıkıyo.
Kapanıştaki ''Who Will Survive In America'' ise inanılmaz. Müziği kadar sözleri de oldukça çarpıcı.
What does Websters say about soul? All I want is a good home and a wife and a children, And some food to feed them every night. After all is said and done,
Build a new route to china if they'll have you.
Who will survive in America?
Biz albümün keyfine daha yeni yeni varmaya başlayalım Kanye şu günlerde Jay Z ile beraber kaydettiği ''Watch My Throne''un son hazırlıklarını bitirmek üzere bile.
Endistürünün en dahi çocuğu zekasıyla ve zevkiyle beraber dünyanın tüm bir numara starlarını buluşturursa 5/5lik bir albümün ortaya çıkması kaçınılmaz olur sanırım. Albüm ''perfect new year / christmas gift'' bile olabilir. Bence bu albümü hediye edeceğiniz kişi size ilerki yıllarda minnettar kalabilir, zira elinde bir hazine taşıyo olacak. Eğer tabi 2012 sonrasında hala yaşıyo olursak.
Do you know what I hate most about your world?
Anything that is different you try to change ! Try to tear it down.
Indie Istanbul postlarını Tumblr üzerinden yayınlayan kimi zaman tek kimi zaman da çoğul işleyen bir grup. Çoğu Indie olmakla beraber ''alternatif'' müzik hakkında en son haberleri , yeni çıkan videoları ve albümleri bulabileceğiniz bir blog. Sıklıkla güncellendiğinden de bazı şeylerden asla geri kalmamanızı sağlayan oldukça dinamik bir blog. Kendileri hatta geçtiğimiz ay yayınladıkları '' En İyi 10 Türk Müzik Blogu'' temalı yazılarıyla HaberTürk gaztesinde Nilay Örnek'in köşesinde bile yer aldılar. ''Tom Yorke Hakkında Bilmedikleriniz'' gibi orjinal yazıları da yok değil.
İsterseniz gerisini kendileri anlatsın.
Şunu belirtmek isterim, bu blogun adını Indıe Istanbul olarak boşuna koymadık. Istanbul hakkında olan biten herşeyi bilirim/biliriz. Özellikle müzik piyasasını.. Tüm müzik şirketlerinde, radyolarda, organizatör firmalarda, barlarda, dergilerde müzikle alakalı her şeyi bilirim/biliriz. Eğer arkadaşın bu piyasanın içindeyse onu bile senden daha iyi tanırım :) Bu blogta da adımı sadece e-mailleştiğim bir kaç kişi biliyor. Twitter'da bazı konularda bloga eleştiri yada övgü yapan çok kişi oluyor. O kişilerin çoğu ile halbuki arkadaşız. Adam bilse ben olduğumu o eleştiri veya övgülerden birini bile yapmayacak :) Bununla beraber önceki günlerde ''Türk müzik piyasasına çok büyük katkı yapan ve hiç ön plana çıkmayan 10 kişi" adında bir liste yapmayı düşünüyorduk ama vazgeçtik. Neden dersen eğer, konu müzikten başka yerlere sapacaktı. O yüzden bıraktık. Bu blogta da bahsedilen şeyin sadece müzik olması gerektiğini düşünüyorum. Ve öyle olacak.
1- Indie Istanbul adında bir derginiz olsaydı, kapağınıza kimi taşımak isterdiniz ? İlk kapak, özel bir isim ?
Robert Smith'i taşımak isterdim. Hatta derginin her sayısındada onu kabarık saçları ile kapak yapabilirdim! Ki onun da her röportajda bize çok şey öğreteceğinden eminim. 2- Aslında gruplaştırmalardan hoşlanmasam da bu soruyu sormak istedim, örneğin pop müzik dinleyenleri bir rock bara götürdüğünüzde pek de eğlenemezler ! Ya Indie gençlik ? Ya da şöyle sorayım Indie gençler nerelerde takılırlar, nasıl giyerler ?
Ben de Indie, rockcı, rapci veya benzeri gruplaştırmalardan hoşlanmam. Dinleyenlerin illa kendilerini bir kalıba sokması gerekmiyor . Ama madem sordun cevap basit; Indie genci güzel müzik neredeyse oraya gider! 3- 2010 Yılında ülkemize bir çok grup geldi ! Bunlardan sizi en heyecanlandıran ? Dinledikten sonra ağzınızda güzel tad bırakan isimler oldu mu ? Ya da hayal kırıklıkları var mı ?
Ben İngiltere'de yaşadığım için özellikle Eylül ayından sonra İstanbul'da gerçekleşen konserlerin çoğuna ne yazık ki gidemedim. Ama gittiklerim arasında en iyi konserler Wild Beasts ve The Raveonettes'di. (Yanda:The Raveonettes: Danimarkalı ikili. Geçtiğimiz Mayısta ülkemize MillerFreshtival'de sahne almıştı.) Hayalkırıklığı diyebileceğim bir isim ise yok.
4- 2011 Yılında kimleri canlı canlı dinlemek istersiniz ?
Daha izleyeceğimiz çok grup var. Kim gelse kar aslında :) Ama bu yıl The Flaming Lips'i bir izlesek diyorum. 5- Türkiye'de gençliğin Indie müziğe bakış açısını değerlendirebilir misin ?
Türkiye'de gençler indie müziğie çok olumlu bakıyor. Ama önemli olan olumlu bakmaları değil, bu müziği anlamaları. Harika indie müzik gruplarının İstanbul'a gelip sadece 25-30 kişiye çalması bence çok normal bi şey değil. Bunun dışında İngiltere'de, Fransa'da sıradan bir clubta çalan grupları bilen, işi gücü bu olan, hayatı indie müzikle geçen çok fazla İstanbullu var. Büyük şehir İstanbul, ne ararsan var! 6- Türkiye'de Indie müzikle uğraşan isimler kimler ? Ya da bunlardan bize önerebilecekleriniz ?
Türkiye'de indie müzik denince aklıma öncelikle Post Dial, Yora ve The Revolters (yanda) gelir. Hatırlarsan önceki haftalarda da "Mutlaka Bilmeniz Gereken 10 İstanbullu Müzik Grubu" hakkında bir oylama yapmıştık. Özellikle Post Dial için inanılmaz şekilde destek vardı. 7- Indie müziğin en büyük avantajı da bir çok ''genre''ı bir arada toplaması. Indie Rock, Indie Pop ya da Indie Dance diyebiliriz ! Hangisi sizi daha fazla heycanlandırıyo ?
Indıe pop yada Dream pop diyebilirim!
8- Büyük ihtimalle dinlemişsinizdir ! Shakira'nın The XX'in muhteşem şarkısı ''Island''ı coverlaması hakkında ne düşünüyorsunuz ?
Gereksiz ve alakasızdı. Hiç farklı da gelmemişti. Cover dediğin biraz farklı hissetirir kendini. 9- Peki kısa kısa desek ... Sizin için ne ifade ederler ?
Vampire Weekend; Bir defa kendilerini canlı izlemiştim ve hayatımda gittiğim en iyi konserlerden biriydi. Ama kendilerini hiç sev(e)miyorum. Canlı performanslarına ise hayran kalmıştım. Tuhaf bir durum olsa gerek.
Kings of Leon; Kuşkusuz son 10 yılın en iyi müzik gruplarından. Babylon Dergi; Her ay çıksa harika olur. Ülkemizde müzik dergiciliğinin ne durumda olduğunu hepimiz biliyoruz. İlaç gibi gelirdi bu duruma. 10- Peki son zamanlarda çıkan ya da yakın zamanda yayınlanacak albümlerden muhakkak bizlere önerdiğiniz bişeyler var mı ?
Fenech-Soler ve Carl Barât'ın albümleri son 1-2 aydır dinlediğim en iyi albümler. Mutlaka dinleyin, dinletin! 11- Son olarak Indie dedin mi ''şu isimleri dinlemelisin abi'' dediğiniz isimler / gruplar var mı ? Guided by Voices, Modest Mouse, Arcade Fire, The Strokes, Bloc Party, The National falan mutlaka bilinmeli.