Istanbul Film Festivali'nin bitmesi ve bu ay IstanbulModern'de ilgimizi çekicek güzel filmler olmadığından dolayı biz de arayışlara kalkışıktık ve Ortaköy Feriye Sinemasının düzenlemiş olduğu Yeni Sinema Hareketi Grubunun düzenlemiş olduğu mini festivale katılma kararı aldık. Son zamanlarda yayınlanmış Türk Filmlerinden oluşan seçkisiyle dikkat çeken ve bazı gösterimlerde filmlerden oyuncuların/ yaratıcı grubunun da davet edildiği seanslar düzenleyen festivale bir göz atın derim.
Çok fazla Türk Yapımı filmlerininin takipçisi olmadığım için daha önce izleyemediğim için bu sefer fırsatı kaçırmadan bi kaç filme katılma kararı aldım. Hayat Var, Uzak Ihtimal, Kıskanmak ve Sonbahar benim seçkim. Siz de kendinizkini seçmek isterseniz bir göz atın derim.
Daha fazla bilgi için de grubun facebook sayfasına ya da internet sitesine göz atabilirsiniz. Tık
Bilen bilir Penelope Cruz, Kate Winslet, Meryl Streep ve Julianne Moore 'a ne denli aşık olduğumu. Bir de oldukça garip bir huyum vardır; sevdiğim bütün ünlülerin de birbirlerini sevmelerini isterim en azından beraber işler yapmalarını dilerim. Ve bu hayalimi bu sefer de VOGUE PARIS gerçekleştiriyor. Vogue Paris 2010 Mai Issue' yu Penelope Cruz'a adamış.
Karşımızda da üç ayrı kapak var ! Birinde tüm saydığım oyuncular birinde Bono ile Pene, diğerinde ise Pene ile Meryl ! (Tamam moda konsunda ilgiliyim abartılı bir ilgiye sahip olmadığım için Vogue TR benim için yetiyor; ama dünyanın en önemli oyuncularının bir arada olduğu bu dergiyi kaçırmamak lazım açıkçası-) Bu arada Naomi Watts yerine Cate Blanchett ya da Tilda Swinton'ın da o kapakta yer almasını dilerdim. Gwyneth Paltrow'a aşık olmasam da çok severim =) o kapakta kalabilir :P
PS: Haberin kaynağı için SILKYWORLD'e de teşekkür ederi.
Anne Wintour'lu Amerikan Vogue 2010 May Issue kapağında ise Mayıs sonunda vizyona giricek olan Sex and The City yıldızı Sarah Jessica Parker'ın olduğunu da bu vesileyler hatırlatayım ??
16 Nisan itibariyle ülkemizde de vizyona girebilmiş- aynı zamanda (29.IFM Akbank Galalaları kısmında da gösterilen) ödül avcısı (-bknz. Venice Film Festival / Bafta Awards / Golden Globes & Academy Awards) bir ilk film olan Tom Ford imzalı ''A Single Man''.
Film; yaklaşık 15 yıllık sevgilisi Jim'i (Matthew Goodekay) kaybeden 52 yaşında bir İngiliz Edebiyatı Porfesörü olan George Falconer'in (Colin Firth) son günü üzerine kurulu. Sevgilisini kaybettikten sonra bir anlamda ölmek ve yaşamak arasında sıkışıp kalmış, hayatın anlamını sorgulamaya çalışan George'un en büyük desteği (ya da her neyse) ise en yakın arkadaşı eşinden ayrılan Charlie'dir (Julianne Moore).
Filmin yönetmeni ve aynı zamanda romandan (Cristopher Isherwood) sinemaya uyarlayan isim Tom Ford olunca, ortaya ne kadar estetik, stylish bişey çıkabileceği ise zaten tahmin edilebilir birşey. Tüm bu çekimler filan acaba eğer Tom Ford olmasaydı nasıl olurdu diye çok merak ettim. (Açıkçası hiçbir zaman başka bir film için bunu düşünmemiştim). İşin içine 60 yıllar girince stil ikonu kavramı da birden bire ortaya çıkıyo. George'un giydiği o muhteşem kostümler hepsi de Tom Ford Menswear ürünü ve kesinlikle muhteşemler. Peki ya Charlie'nin saçlarına ne demeli ! Ohh Charlie/ Julianne Moore demişken, keşke filmde onu biraz daha uzun izleyebilme imkanımız olsaydı :)
Filmin teması kaybedilen bir aşk, hayatı sorgulama, anı yaşama felsefesi üzerine kurulmuş olsa dahi, alt metin olarak (en azından görüntülerle) bir dönemi de biraz daha yakından tanıma fırsatı bulabiliyoruz.. Kıyafetlerden, saçalara, makyajalra, Aldous Huxley ve Truman Capote romanlarına göndermeler, bardaki gece hayatı ve üniversite yaşamı, arabalar ve banliyo ...
Filmin müziklerine gelicek olursak ise 19 şarkıdan oluşan dört dörtlük bir soundtarck albümü ile karşı karşıyayız. Abel Korzeniowksi imzalı mzüiklerin (Golden Globe & Sn Diego Film Critics Nominee) yanı sıra dönemin parlak ismlerinden olan Etta James ve Booker T. & the M.G.'s de filmde/ albümde şarkılarıyla var olan isimlerden. Özellikle Green Onions şarkısı eşilğinde Charlie ve George dansı filmden akılda kalan güzel ve eğlenceli sahnelerdendi.
Carpe Diem / Seize the Day ile yola çıkmış hikaye bence ''must see'' bir movie olaraktan en yakın sinemaya gidilip seyredilmesi gereken bir filmdir. Filmden çıktıktan sonra siz de bir Tom Ford kostümüne sahip olmak, soundtrack albümünü anında edinebilmek veyahutta saçlarınızı Julianne gibi yaptırmak isteyebilirsiniz =)
Festivalden aklımda kalanlar ve gelecek festival için kendime notlar !!
Sinepop'da karşılaştığım kalabalık grup ! İşte sizler festival ruhunu taşıyan gerçek sinema izleyicisi sizsiniz. Petit Indie/ Küçük Indi başlamadan önce sahnede küçük çaplı bir alkış depremi gerçekleşti !
Nişantaşı City'sde diğer sinemalardaki alternatif tipler yerine bolcana Lily van der Woodsen kılıklı kadınla karşılaştığım için şaşırmamalıydım =)
Liseli gençlerin, okuldan çıkıp da festivale koşuşturmalarını gördükçe hem onlara gıpta ettim, hem de kendimden utandım.
Atlas Sinemasında ben Mine Vaganti için beklerken merğerse o gün Suç Ordusu'nun gösterimi varmış, adını bilmediğim bi kanalda sinema programı sunucusu kız 5 dk geç kalınca ağlama krizlerine girmiş, filmi kaçırdı diye, neyseki yufka yürekli salon görevlisi kızımız (elbette görmüşsünüzdür elinde telsizle sürekli koşuşturan şu kızcağızı, gören de Oscarları yönetiyo zannederdi) onu hemen arka taraftan içeri aldı. aferim taktir ettim, zaten arı maya gibi bolcana da çalıştı :P
Film çıkışı seyircilerden bazılarıyla D&Rda karşılşatım. Uzak filminin çıkışında filmin Dvdsini alan insanalara gerçketen filmi sevebildikleri için gıpta ettim.
Karanlıktaikler ve A Single Man'de salonda tek bi boş koltuk kalammıştı ! Bu yüzden kendimi çok şanslı hissettim :P Ayrıca Karanlıktakiler hakkında film öncesi bana çok kötü konuşanlara da anlam veremedim. hey common sen Uzak'ı sevmezsen onlar da bunu sevmez demeyin, aynı şey değil :p
#kendime not seneye muhakkak türkiyeden yarışmaya katılan filmleri kaçırmamaya gayret edicem, çünkü oyuncular ve yönetmen ile söyleşi var ! Çağan Irmak, Meral Çetinkaya, Derya Alabora ve Erdem Akakçe ile söyleşi !! Çağan Irmağın yeni filmi geliyomuş bu arada =) Adı Prensesli bişi ama tam aklımda kalmadı :/ PS: Resmi telefondan çekince ancak bu kadar oluyo =)
#kendime not mecbur kalmadıkça Yeni Rüya sinemasında film izlemicem =)
Bu arada gördüğüm o Festival çantalarına hayran kaldım. Wayfarer'larımla da çok uyumlu olucağını düşünüyorum. Cidden gözüm kaldı o çantalarda :P
Hımm, filmlerden önce gösterilen tüm o tanıtıcı reklamları sırasıyla ezberledim bile :P Ama o iddia reklamı, ufff sinir şey :P ama eğlenceli :P
Başka atladığım bişey var mı diye düşünüyorum ama =) hımm yok sanırım :P Seneye görüşmek üzere :)) Aaa bak nerdeyse unutuyodum, türkiyede 50 üstü yaş grubunun (evde oturanların, konken partilerine katılan Etiler kadınlarının) festivale katılıcağı aklımın ucundan geçmezdi :P