14 Şubat 2011 Pazartesi
13 Şubat 2011 Pazar
NEW YORK FASHION WEEK || MEN'S SHOWS F/W 2011/ 12
Milano ve Paris'ten bahsettikten sonra Istanbul'dan Niyazi Erdoğan hakkında yazmıştım. Sırada New York Fashion Week; Men's Show var !
Göze çarpan defilelerden ilki sokakta sergilenen ''Buckler'' showu oldu. Siyahların çokça kullanıldığını hatta kolleksiyona hakim olduğunu belirtsem şaşırmazsınız umarım. Ancak aralarda sarı pantalon ve paltolar olduğunu da eklemeliyim. Ki sarıdan nefret ederim. Alttaki görsellerde ise şık ama oldukça feminen bir parça olduğunu görüyorsunuz. Eğer editöryal yapıcak olsam modele onu giydirip eline de Gucci'nin clutchlarından tutuştururdum :) İlk iki görseldeki paltolar favorim ! Botlar ise must have item ! Ahh ah. Buckler'ın 2011 yazı için erkeklere hazırladıkları kolleksiyonu da şurada yazmıştım. Tık.
Tommy Hilfiger'da renklerin geçmiş sezonlara göre daha az kullanılmış olması ve spor kıyafetler yerine daha klasik parçaların göz önünde olması ise beni hayal kırıklılığına uğratsa da pastel tonların varlığı ve çekici kazakların yer alması çook cool ! :)
Göze çarpan defilelerden ilki sokakta sergilenen ''Buckler'' showu oldu. Siyahların çokça kullanıldığını hatta kolleksiyona hakim olduğunu belirtsem şaşırmazsınız umarım. Ancak aralarda sarı pantalon ve paltolar olduğunu da eklemeliyim. Ki sarıdan nefret ederim. Alttaki görsellerde ise şık ama oldukça feminen bir parça olduğunu görüyorsunuz. Eğer editöryal yapıcak olsam modele onu giydirip eline de Gucci'nin clutchlarından tutuştururdum :) İlk iki görseldeki paltolar favorim ! Botlar ise must have item ! Ahh ah. Buckler'ın 2011 yazı için erkeklere hazırladıkları kolleksiyonu da şurada yazmıştım. Tık.
Tommy Hilfiger'da renklerin geçmiş sezonlara göre daha az kullanılmış olması ve spor kıyafetler yerine daha klasik parçaların göz önünde olması ise beni hayal kırıklılığına uğratsa da pastel tonların varlığı ve çekici kazakların yer alması çook cool ! :)
Antonio Azzaulo'da özellikle ilgimi çeken şey kürk detaylar oldu. Daha önceleri de kürkü görmüştük, ancak bir erkekte en sevmediğim şey paltolardaki kürk detaylar ve kürk aksesuvarlar. Ancak buradakileri beğendim. İkinci karede yer alan boleromsu kısa palto ise kalbimi çalan parça oldu ! Ve son karedeki kazak ! Alışılagelmiş de olsa ben onu da çok sevdim.
Seneye dolaplara kürk yerleştirmek demek şart oldu ! Zira Band of Outsiders'da bize bunu öğütlüyor. Ayrıca yün kazaklar ve hırkalar tam benim stilim
Loden Dager'da ise bakmanız gereken yer boyundaki detaylar ? Tamam papyon güzel ama bir yerden sonra stil sahibi! tüm insanların üstünde görmek sıktı biraz. Dager da farklı bir yorum getirmiş olaya ! Kazaklardaki geometrik detaylar da bu koleksiyonda da devam etmekte.
Gant by Michael Bastian tıpkı Tommy ve Gilded Age gibi en favori markalarımdan. Hem şık, hem spor, hem sokak stili. Renkler, kürkler ve geometrik detaylar birçok show'da olduğu gibi yeniden karşımızda. Lütfen çorap ve kemer detaylarını görmezden gelmeyin :)
12 Şubat 2011 Cumartesi
RICKY MARTIN || MUSICA + ALMA + SEXO
Son zamanlarda canınız ''pure pop'' bir şeyler dinlemek isterse sanırım önerebilinecek en iyi şey Ricky Martin'in son albümü ''Musica + Alma + Sexo''. ''Life''tan tam 6 yıl sonra çıkarttığı yeni albümüyle Martin en son ele aldığı R&B ve Urban kültürünü bir tarafa itip yeniden köklerine geri dönüyor.
''Lo Mejor Vida Eres Tu'' albümde iki versiyonuyla bulunuyor ve ispanyolca versiyonunda kendisine eşlik eden isim Madridli Natalia Jimenez, İngilizce versiyonunda ise uzun zamandır ortalarda gözükmeyen Joss Stone eşlik ediyor. Hani içinde soul tınıları taşıyan extra smooth bahar şarkıları olur ya. Onlardan bir tanesi. Çokça klişeleşmiş California sahillerinde koşan sarışın kız ve kaslı erkek fotoğrafı gelsin gözünüzün önüne, büyük ihtimalle çocuğun altında paçaları kıvrılmış bej bir pantalon vardır, kızın üstünde de beyaz atletlerden.
''Almas del Silencio'' albümünü hatırlayanlarınız varsa onun içinde güzel balladlar vardı, mesela ''Tal Vez'' ve ''Nadie Mas Wue Tu'' yine onlar gibi dokunaklı olan ''Tu y Yo'' ve ''Te Buco y Te Alcanzo'' da albümde bulunan güzelliklerden.
Şarkılar biraz da EuroPop havasında, bence ''Mas'', ''Te Vas'' ile İspanya Eurovision'a katılırsa hiç de yadırganmaz, çünkü tam eurovizyon'luk parçalar. (Hatta bu iki şarkı bana bir de Sakis Rouvas'ı hatırlattı.) ''Shine'' da aynı zamanda ''Te Vas''ın İngilizce versiyonu. Ancak bence ispanyolcası daha iyi.
Albüm Amerikan Billboard Listelerine 3 numaradan giriş yaptı. Aslında şaşırdım. Ancak iyi de olmuş çünkü ortalama güzellikte safkan bir pop albümü duruyor karşımızda. Kuşkusuz ''Mas'' albümün yıldızı en azından ona bir göz atın derim.
Sonuç olarak Ricky Martin aslında geçmişte kaldı. 90ların sonu 00lerin başındaydı Enrique, JLO, Ricky Martin, Thalia, Natalia Oreiro ve latin furyası vardı. Artık müzik değişiyor ve açıkça belli ki ilgi onların üstünde değil, yine de çocukluktan bir parça, belki de bize müziği sevdiren isimleri ara ara dinlemek de hoş olsa gerek. Yine de bu albümü dinlerken aklıma ''Maria''yi getirerek '96ya yani 6 yaşıma dönmedim desem yalan olur.
''Lo Mejor Vida Eres Tu'' albümde iki versiyonuyla bulunuyor ve ispanyolca versiyonunda kendisine eşlik eden isim Madridli Natalia Jimenez, İngilizce versiyonunda ise uzun zamandır ortalarda gözükmeyen Joss Stone eşlik ediyor. Hani içinde soul tınıları taşıyan extra smooth bahar şarkıları olur ya. Onlardan bir tanesi. Çokça klişeleşmiş California sahillerinde koşan sarışın kız ve kaslı erkek fotoğrafı gelsin gözünüzün önüne, büyük ihtimalle çocuğun altında paçaları kıvrılmış bej bir pantalon vardır, kızın üstünde de beyaz atletlerden.
''Almas del Silencio'' albümünü hatırlayanlarınız varsa onun içinde güzel balladlar vardı, mesela ''Tal Vez'' ve ''Nadie Mas Wue Tu'' yine onlar gibi dokunaklı olan ''Tu y Yo'' ve ''Te Buco y Te Alcanzo'' da albümde bulunan güzelliklerden.
Şarkılar biraz da EuroPop havasında, bence ''Mas'', ''Te Vas'' ile İspanya Eurovision'a katılırsa hiç de yadırganmaz, çünkü tam eurovizyon'luk parçalar. (Hatta bu iki şarkı bana bir de Sakis Rouvas'ı hatırlattı.) ''Shine'' da aynı zamanda ''Te Vas''ın İngilizce versiyonu. Ancak bence ispanyolcası daha iyi.
Albüm Amerikan Billboard Listelerine 3 numaradan giriş yaptı. Aslında şaşırdım. Ancak iyi de olmuş çünkü ortalama güzellikte safkan bir pop albümü duruyor karşımızda. Kuşkusuz ''Mas'' albümün yıldızı en azından ona bir göz atın derim.
Sonuç olarak Ricky Martin aslında geçmişte kaldı. 90ların sonu 00lerin başındaydı Enrique, JLO, Ricky Martin, Thalia, Natalia Oreiro ve latin furyası vardı. Artık müzik değişiyor ve açıkça belli ki ilgi onların üstünde değil, yine de çocukluktan bir parça, belki de bize müziği sevdiren isimleri ara ara dinlemek de hoş olsa gerek. Yine de bu albümü dinlerken aklıma ''Maria''yi getirerek '96ya yani 6 yaşıma dönmedim desem yalan olur.
Etiketler:
Albums,
Music,
Ricky Martin
10 Şubat 2011 Perşembe
VOGUE TURKEY IS THE NEW BLACK
12 Ay ! Vogue Türkiye nihayet 12. sayısını tamamladı. Uzun süren bekleyiş. Ve sonunda karşımızda birinci sayı. Birinci sayı ''back to basics'' havasında ''maden devrinde'' başlıyor. Ve 12. sayı tıpkı Seda Domaniç'in dediği gibi ''onu ister sevin ister sevmeyin'' millenyumun en büyük ikonlarından biri Paris Hilton ile son buluyor. Aralarda ise ''Yeni Çağ'' ve ''Hürrem Devri''ne sonrasında ise 20lerin ''duman altında'' geçen yıllarına, 60ların retro modasına, 70lerin asi ruhuna götürüyor bizi ... Modayı, tarihle, edebiyatla harmanladıkları için belki de Vogue Türkiye'yi bu kadar fazla sevdim !
Paris Hilton'u Vogue Türkiye'nin kapağa taşıdığı en sansasyonel isim olarak zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Türk Modasını kutlamak için Ağustos kapağında Vogue kapağı için can atan İngiliz Victoria Beckham bulunuyordu ! Haziran sayısında ise Istancool kaspamında da Istanbul'a gelen New Yorker, it-girl Leigh Lezark vardı. Modeller ise A-List olmayabilir ama sayısız kapak süsleyen Karlie Kloss, Jessica Stam, Elisa Crombez, Maryna Linchuk, Hillary Rhoda ve Julia Stegner ! Pardon biri az önce ''A-List değil'' mi dedi ? Üstüne üstelik Vogue'un bir de sihirli değneği var ! Maryna Vogue Türkiye kapağından sonra Alman Vogue'unda görüldü şimdi de Rus Vogue'u için çekimlerdeymiş. Ocak sayısında ''demir lady'' kıvamında poz veren Aymeline Valade ise bu sayıdan sonra hem kampanyalarda hem de Interview'in Şubat sayısında karşımıza çıktı ! Dolayısıyla Vogue kapağa kimi getireceğini de çok iyi biliyor ! Bir diğer deyişle bizi hayal kırıklılığına uğratmıyor. Yeni sayı elime geçtikçe bir sonraki sayının temasını ve kapağını hayal etmeye başlıyorum, ayın 25i geldi mi ise heyecandan yerimde duramıyorum desem abartmış olmam. Sahi, Aralık sayısı için o kadar heyecanlanmıştım ki kapak yayınlanmadan bir gece önce rüyama bile girdi. Elbette kapaktaki McQueen ipek elbiseli Lyncuk değil smokin giyen Lara Stone'du.
Eylül sayısı yani nam-ı diğer ''September Issue'' ise Vogue Türkiye'nin başlı başına ne kadar başarılı ve azimli ve de işini ciddiye aldığının kanıtıydı ! Gerçi hangi biri öyle değil ki ? Ancak hepsinden öte ''işte bu benim Vogue'um'' dediğim sayı Ekim oldu. Styling Ece Sükan'dan, muhteşem iki güzel ise Cüneyt Akeroğlu'unun kadrajındandı ve bizleri hep öykündüğümüz yaşamak istediğimiz yılların asi gençlerin The Beatles'ın, Patti Smith'in, New Wave'in en gözde olduğu yıllara götürdü. ''I wish I was a punk rocker'' diyerek dergiyi okutturdu bize.
Ben bu yazıyı yazarken kim bilir Seda Domaniç yine hangi uçakta hangi ülkeye yol alıp bir diğer sayıyı kafasında şekillendiriyordur. Belki de james mayer yine Zeynep Üner'i twitterda mentionlarıyla rahatsız ediyordur :) Ya da ben bu yazıyı yazarken kim bilir belki de Ece Sükan'ın geçtiğimiz günlerde Londra'da gerçekleştirmiş olduğu çekimler kargoyla Istanbul'a ulaşmak üzeredir. Kim bilir o dosyada kimin fotoğrafları var ! Gucci içinde Adriana Lima mı ? YSL içinde Gisele Bündchen mi ? Prada içinde Natasha Poly mi ? Yoksa Kate Moss, Lara Stone, Naomi Campbell, Anja Rubic ya da Freja mı ? Birinci yıl kutlaması için çılgınca bir şeyler düşündüklerine eminim. Emin olduğum bir diğer şey ise yine ''mükemmel'' dedirttirecek bir iş çıkartmak için şu anda çok sıkı çalışıyor olduklarıdır! 'Cause Vogue Turkey is the new black ! And blacks always saves the day and never dissapoints !
Şunu da unutmamalıyız, Vogue sadece boş vakitlerde, görsellere bakılıp geçilecek bir dergi değil. Tamer Yılmaz'ın da Yiğit Karaahmet videosunda dediği gibi ''dergide iyi yazılar var''. Hatta itiraf etmem gerekirse benim gözlerim ilk başta yazılarda :) Kısacası her anlamda her şeyiyle ''acaba gelecek ay içinde ne olacak'' dedirttiren bir dergi !
Ve muhteşem editöryalleri ... Şubat sayısında yer alan Mariano Vivanco imzalı ''Resort Kolleksiyonları''. Andrej Pejic ile androjen modası. Türkiye'nin bir numaralı kadınları Nurgül Yeşilçay, Tuba Büyüküstün, Hatice Arslan, Deniz Akkaya, Demet Evgar ... ile editöryaller ve röportajlar ... Ve kesinlikle bir başyapıt olarak sayılabilecek David Dunan'ın fotoğrafladığı ''Kuzeyin Kızı'' editöryali...
Bence ortaya kısa zamanda diğer Vogue Editörlerini ve ekiplerini kıskandıracak derecede güzel dergiler çıkarttılar. (Yalan yok Italyan ve Fransız dışında :))) Bence Anna Wintour bu ekibi kıskanmalı ve başını taşlara, duvarlara vurmalı :))
Son bir rica: Wilma Elles'le bir editöryal çalışması hem de Givency couture içinde ya da gothic bir şeyler :) Selma Ergeç'i umarım yeniden dergide görürüz. Zeynep Tosun ve Erdem kıyafetleri içinde kapakta parlayan bir Selma Ergeç kötü mü olurdu ? Ya da kapakta üç türk model ! Didem Soydan, Selma Ergeç ve bir kişi daha. Enfes değil mi ? Bir de hazır ''Kral Çıplak'' programını yapıyorken Okan Bayülgen kendiyle yüzleşse ya :)
12 ay önce saat 4te dersten çıkıp koşa koşa Beyazıt'tan İstiniye Park'a Nike eşofmanı ve converse'i ile 825. Vogue'u almaya koşan ben şimdi de oturmuş onun hakkında, yani benim vizyonumu geliştiren, beni daha da zevkli bir hale getiren ve de bazı şeyler konusunda hayallerimi süsleyen Vogue konusunda yazı yazıyorum. Kim bilir bundan 10 sene sonra bir kez daha hangi şartlar altında bu yazıyı yazarım :)
Paris Hilton'u Vogue Türkiye'nin kapağa taşıdığı en sansasyonel isim olarak zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Türk Modasını kutlamak için Ağustos kapağında Vogue kapağı için can atan İngiliz Victoria Beckham bulunuyordu ! Haziran sayısında ise Istancool kaspamında da Istanbul'a gelen New Yorker, it-girl Leigh Lezark vardı. Modeller ise A-List olmayabilir ama sayısız kapak süsleyen Karlie Kloss, Jessica Stam, Elisa Crombez, Maryna Linchuk, Hillary Rhoda ve Julia Stegner ! Pardon biri az önce ''A-List değil'' mi dedi ? Üstüne üstelik Vogue'un bir de sihirli değneği var ! Maryna Vogue Türkiye kapağından sonra Alman Vogue'unda görüldü şimdi de Rus Vogue'u için çekimlerdeymiş. Ocak sayısında ''demir lady'' kıvamında poz veren Aymeline Valade ise bu sayıdan sonra hem kampanyalarda hem de Interview'in Şubat sayısında karşımıza çıktı ! Dolayısıyla Vogue kapağa kimi getireceğini de çok iyi biliyor ! Bir diğer deyişle bizi hayal kırıklılığına uğratmıyor. Yeni sayı elime geçtikçe bir sonraki sayının temasını ve kapağını hayal etmeye başlıyorum, ayın 25i geldi mi ise heyecandan yerimde duramıyorum desem abartmış olmam. Sahi, Aralık sayısı için o kadar heyecanlanmıştım ki kapak yayınlanmadan bir gece önce rüyama bile girdi. Elbette kapaktaki McQueen ipek elbiseli Lyncuk değil smokin giyen Lara Stone'du.
Eylül sayısı yani nam-ı diğer ''September Issue'' ise Vogue Türkiye'nin başlı başına ne kadar başarılı ve azimli ve de işini ciddiye aldığının kanıtıydı ! Gerçi hangi biri öyle değil ki ? Ancak hepsinden öte ''işte bu benim Vogue'um'' dediğim sayı Ekim oldu. Styling Ece Sükan'dan, muhteşem iki güzel ise Cüneyt Akeroğlu'unun kadrajındandı ve bizleri hep öykündüğümüz yaşamak istediğimiz yılların asi gençlerin The Beatles'ın, Patti Smith'in, New Wave'in en gözde olduğu yıllara götürdü. ''I wish I was a punk rocker'' diyerek dergiyi okutturdu bize.
Vogue Türkiye Kasım // Fotoğraf: David Dunan // Model: Yulia Kharlanapova // Editör: Natalie Brewster
Ben bu yazıyı yazarken kim bilir Seda Domaniç yine hangi uçakta hangi ülkeye yol alıp bir diğer sayıyı kafasında şekillendiriyordur. Belki de james mayer yine Zeynep Üner'i twitterda mentionlarıyla rahatsız ediyordur :) Ya da ben bu yazıyı yazarken kim bilir belki de Ece Sükan'ın geçtiğimiz günlerde Londra'da gerçekleştirmiş olduğu çekimler kargoyla Istanbul'a ulaşmak üzeredir. Kim bilir o dosyada kimin fotoğrafları var ! Gucci içinde Adriana Lima mı ? YSL içinde Gisele Bündchen mi ? Prada içinde Natasha Poly mi ? Yoksa Kate Moss, Lara Stone, Naomi Campbell, Anja Rubic ya da Freja mı ? Birinci yıl kutlaması için çılgınca bir şeyler düşündüklerine eminim. Emin olduğum bir diğer şey ise yine ''mükemmel'' dedirttirecek bir iş çıkartmak için şu anda çok sıkı çalışıyor olduklarıdır! 'Cause Vogue Turkey is the new black ! And blacks always saves the day and never dissapoints !
Şunu da unutmamalıyız, Vogue sadece boş vakitlerde, görsellere bakılıp geçilecek bir dergi değil. Tamer Yılmaz'ın da Yiğit Karaahmet videosunda dediği gibi ''dergide iyi yazılar var''. Hatta itiraf etmem gerekirse benim gözlerim ilk başta yazılarda :) Kısacası her anlamda her şeyiyle ''acaba gelecek ay içinde ne olacak'' dedirttiren bir dergi !
Ve muhteşem editöryalleri ... Şubat sayısında yer alan Mariano Vivanco imzalı ''Resort Kolleksiyonları''. Andrej Pejic ile androjen modası. Türkiye'nin bir numaralı kadınları Nurgül Yeşilçay, Tuba Büyüküstün, Hatice Arslan, Deniz Akkaya, Demet Evgar ... ile editöryaller ve röportajlar ... Ve kesinlikle bir başyapıt olarak sayılabilecek David Dunan'ın fotoğrafladığı ''Kuzeyin Kızı'' editöryali...
Vogue Türkiye Şubat // Fotoğraf: Mariano Vivanco // Model: Behati Prinsloo // Editör: Mary Fellows
Bence ortaya kısa zamanda diğer Vogue Editörlerini ve ekiplerini kıskandıracak derecede güzel dergiler çıkarttılar. (Yalan yok Italyan ve Fransız dışında :))) Bence Anna Wintour bu ekibi kıskanmalı ve başını taşlara, duvarlara vurmalı :))
Son bir rica: Wilma Elles'le bir editöryal çalışması hem de Givency couture içinde ya da gothic bir şeyler :) Selma Ergeç'i umarım yeniden dergide görürüz. Zeynep Tosun ve Erdem kıyafetleri içinde kapakta parlayan bir Selma Ergeç kötü mü olurdu ? Ya da kapakta üç türk model ! Didem Soydan, Selma Ergeç ve bir kişi daha. Enfes değil mi ? Bir de hazır ''Kral Çıplak'' programını yapıyorken Okan Bayülgen kendiyle yüzleşse ya :)
12 ay önce saat 4te dersten çıkıp koşa koşa Beyazıt'tan İstiniye Park'a Nike eşofmanı ve converse'i ile 825. Vogue'u almaya koşan ben şimdi de oturmuş onun hakkında, yani benim vizyonumu geliştiren, beni daha da zevkli bir hale getiren ve de bazı şeyler konusunda hayallerimi süsleyen Vogue konusunda yazı yazıyorum. Kim bilir bundan 10 sene sonra bir kez daha hangi şartlar altında bu yazıyı yazarım :)
Teşekkürler Vogue...
Mutlu yıllar Vogue Türkiye !
Mutlu yıllar Vogue Türkiye !
Etiketler:
Dergi,
Ece Sukan,
Ece Sükan,
Seda Domaniç,
Vogue,
Zeynep Üner
8 Şubat 2011 Salı
RÖPORTAJ || BİR KÜRKSEVERİN NOTLARI !
Bir KürkSeverin Notlarını biliyorsunuz :) Bilmiyorsanız da şimdi öğrendiniz. Nmoda her şey onda ! Sezonun trendleri, en hit parçalar, it-girler ve onların oluşturdukları moda akımları. Üstelik o çalışkan, bizlere nostalji de yaşatıp geçmiş senelere de götürüyor. Aslında bir şekilde modanın tekerrürden olduğunu gösterip aynı zamanda da bu işe yeni heves edenler için de geçmişin aynasını tutuyor. Aynı zamanda bir de dergi kapaklarına takık. Ancak unutmamak gerekir ki onun en sevdiği şey kürkler ! Dolayısıyla kürk hakkında editöryaller ve postlar blogda geniş yer kaplıyor. Hem kürksever, hem modasever hem de dergisever bir bloggerla karşılaşınca röportaj yapmamak olmaz dedim. Blogger arkadaşımız oldukça sabırlı olduğundan ve ''amman yanlış olmasın'' mantığına sahip olduğunundan olsa gerek sorulara uzun uzun cevaplar verdi. Bu yüzden bu keyifli röportajın ilk yarısı şimdi burada. Geri kalanı için ise stay tuned !

Her zaman için gerçek kürkten yanayım ama imitasyon da olur:) Şaka bir yana, son dönemlerde çok güzel imitasyon kürklere rastlar olduk. Güzel bir kombin içinde bir imitasyon kürk yelek çok şık durabilir, ama bazı imitasyon kürkler, "shaggy" imajını abartıyor, afedersiniz paspas gibi görünüyorlar.
Öte yandan, ben genel olarak kıyafetlerde doğal ürünler kullanmaktan yanayım. Pamuk, keten, kaşmir, ipek gibi harika doğal malzemeler varken polyester, naylon, akrilik vs gibi sentetik ürünler tercih edilmemeli bence. İmitasyon kürkler de bu kategoride ve sonuçta bunların hepsi, petrol yani fosil yakıtlardan elde ediliyorlar. Çevreyi koruma bir yana, bu sentetik ürünlerle fazla temas edince insanın vücudunda acaip statik elektrik birikiyor, o da stres yapıyor:)
Son olarak, eğer imitasyon kürklerin nihai hedefi, gerçeğinden ayırt edilemeyecek kadar kaliteli olmaksa, ortaya şöyle bir açmaz çıkıyor: O zaman gerçekle imitasyonu nasıl ayırt edeceğiz? Misal, Victoria Beckham geçen kış bir kürk boleroyla görüntülendiğinde bazı magazin dergileri ve web sitelerinde VB'nin sözcülerine dayanılarak, "Rahat olun kızlar, Posh'un son giydiği kürk gerçek değil imitasyonmuş!" tarzı haberler yapıldı. Ama işin erbabına (mesela, acizane bana:) soracak olursanız VB'nin bolerosu basbayağı kızıl tilki kürkünden yapılmaydı. Ha imitasyon, ha gerçek, ne farkeder! (Bknz. sağ taraf)

Bu çok derin bir mevzu. Bir "kürk sever" olarak bu soruya "Tabii ki! Kürk kadını güzelleştirir!" diye cevap vermem beklenir ama bence inanılmaz güzellik ve çekicilik bir kadına sonradan eklenebilecek özellikler değil. İnanılmaz güzel ve çekici kadın olunmaz, doğulur:) Mesela Monica Bellucci. Blogumda, Monica Bellucci'nin Alain Delon'la 1980lerde İtalyan kürkevi Annabella için yaptığı reklam kampanyasını ele alan bir yazı yazdım.
http://kurksever.blogspot.com/2009/12/yllarn-eskitemedigi-guzel-monica.html
Monica Bellucci bu yazıdaki fotoğraflarda inanılmaz güzel ve çekici bir kadın olarak yer alıyor ve giydiği paha biçilmez kürkler onun güzelliğine güzellik katıyor, ama mesela onun Malena filminde, sokakta elbiselerinin paralandığı, saçlarının eşek traşı kesilerek herkes içinde aşağılandığı bir sahne vardır. Monica o en çirkin olması gereken sahnede bile inanılmaz güzel ve çekicidir bence. Yani diyeceğim, başına "inanılmaz" sıfatı eklenince ortaya tehlikeli bir kombinasyon çıkıyor!
Peki ya "Femme fatale"? Ben "femme fatale" deyince, çevresindeki erkekleri karşı konulamaz şekilde kendine çeken, sonra da onları türlü kaprislerle, oyunlarla perişan eden tehlikeli, öldürücü bir kadını anlıyorum. Böyle kadınlardan çook çekinirim!
Öte yandan, "femme fatale" veya "inanılmaz" güzel/çekici kadını, Monica Bellucci, Marilyn Monroe veya Angelina Jolie gibi milyonda bir görülen bir anomali, bir sapma olarak görmek yerine, bir arketip olarak anlamak istiyorum. Yani, her kadının içinde bir "femme fatale" özü vardır ve her kadın güzel/çekici olabilir. Ama her zaman değil, özel günlerde, özel anlarda. Her anı femme fatale olan bir kadın çok tehlikeli bir kadındır!
İşte kürk, kadınların içindeki bu özü ortaya çıkarmada önemli rol oynayabilir. Nasıl mı? Her şeyden önce kürk giyen bir kadın değerli bir kıyafet taşıdığını bilir ve ona göre kendine dikkat eder. Sonra kürk, doğal bir malzeme olduğu için, bir kalıba dökülemez, sınırlanamaz. Bir fabrikada üretilen imitasyon kürklerin hepsi birbirinin aynısıdır, ama gerçek bir kürkün desenleri, dokusu, kesimi kendine özgüdür, bir diğerinden farklıdır. Bilemiyorum, belki de kürkün üç boyutlu olmasıdır fark yaratan şey. Yani, bir kumaş, iki boyutlu bir yüzeydir, dolayısıyla kumaştan dikilmiş bir elbise de aynı "düz"lüğe mahkumdur, ama o elbisenin üstüne alınacak bir kürk etol, kıyafete bir derinlik katıyor olabilir...
Benzer şekilde mesela klasik "femme fatale" görüntülerinin çoğunda kadınlar aynı zamanda sigara içerler. Neden? Kadının sigarayı elinde tutuşu, çevresinde sigarasını yakacak (kendine hizmet edecek!) bir erkek araması, sigaradan bir nefes çekmesi, sonra dumanını umarsızca üflemesi, hepsi "femme fatale" karakterini vurgulaması için birer fırsat olabilir.
Bu benim için çok önemli bir konu. Erkekler de kürk giyebilmeli, hatta ben kürk giymeyi çok seviyorum! Evet, pek alışık olmadığımız bir şey, ama bu tamamen kültürel bir konstrüksiyon. Kürkün tamamen feminen sayılması son 30-40 yılın olayı. Yoksa, mesela Topkapı Sarayı'nda Osmanlı padişahlarına ait öyle kaftanlar, elbiseler sergileniyor ki, pembe renkler, çiçekli desenler... Bugün safi feminen sayılırlar! İşte, çok tartışılan Muhteşem Yüzyıl dizisinde, "Sülüman"ın giydiği o kadife, brokarlı, yakası kürklü kaftan bugün benim blogumda bir yazıya konu ettiğim Roberto Cavalli kabana ne çok benziyor!
http://kurksever.blogspot.com/2010/11/roberto-cavalliden-kenarlar-kurklu.html
- Bir kürksever olarak sanırım sana sormam gereken ilk şey her zaman için gerçek kürkten yana mısın yoksa imitasyon da olur mu ?

Her zaman için gerçek kürkten yanayım ama imitasyon da olur:) Şaka bir yana, son dönemlerde çok güzel imitasyon kürklere rastlar olduk. Güzel bir kombin içinde bir imitasyon kürk yelek çok şık durabilir, ama bazı imitasyon kürkler, "shaggy" imajını abartıyor, afedersiniz paspas gibi görünüyorlar.
Öte yandan, ben genel olarak kıyafetlerde doğal ürünler kullanmaktan yanayım. Pamuk, keten, kaşmir, ipek gibi harika doğal malzemeler varken polyester, naylon, akrilik vs gibi sentetik ürünler tercih edilmemeli bence. İmitasyon kürkler de bu kategoride ve sonuçta bunların hepsi, petrol yani fosil yakıtlardan elde ediliyorlar. Çevreyi koruma bir yana, bu sentetik ürünlerle fazla temas edince insanın vücudunda acaip statik elektrik birikiyor, o da stres yapıyor:)
Son olarak, eğer imitasyon kürklerin nihai hedefi, gerçeğinden ayırt edilemeyecek kadar kaliteli olmaksa, ortaya şöyle bir açmaz çıkıyor: O zaman gerçekle imitasyonu nasıl ayırt edeceğiz? Misal, Victoria Beckham geçen kış bir kürk boleroyla görüntülendiğinde bazı magazin dergileri ve web sitelerinde VB'nin sözcülerine dayanılarak, "Rahat olun kızlar, Posh'un son giydiği kürk gerçek değil imitasyonmuş!" tarzı haberler yapıldı. Ama işin erbabına (mesela, acizane bana:) soracak olursanız VB'nin bolerosu basbayağı kızıl tilki kürkünden yapılmaydı. Ha imitasyon, ha gerçek, ne farkeder! (Bknz. sağ taraf)
- Bir ara da şöyle meşhur bir tartışma olmuştu ''People are more violently opposed to fur than leather, because it’s safer to harass rich women than motorcycle gangs'' bu konuda ne düşünüyosun ?
Kesinlikle katılıyorum. Hatta daha da ötesine geçelim bence günümüzde kürk karşıtlığını bir yaşam biçimi haline getirenler, kolaycılığa kaçıyorlar. Kendilerine bir heyla düşman icat edip o düşmana (kürk giyenlere, kürk satanlara ve ürünlerinde kürke yer veren markalara) saldırıyorlar ve böylece hayatlarının daha "yüce" bir amaca hizmet ettiğini düşünüyorlar. Ama bu büyük bir yanılsama. Eskiden insanlar "Tek yol devrim" veya "Kahrolsun faşizm/komünizm...." diye bağırırlar, duvarlara yazılar yazarlar, ve bu uğurda hayatlarını ortaya koyarlardı. Şimdi artık ideolojiler tükendi, siyaset kirlendi ve insanlar boşluğa düştü. Kürk karşıtı olmak, kendisine kimlik arayan insanlar için en kolay yol oldu.
Ama hayat çok daha karmaşık, keşke her şey kürk karşıtı olarak çözümlenebilse. Birkaç ay önce İngiltere'de "Küresel ısınmaya karşı insanlar gündelik hayatlarında ne yapılabilir?" sorusunu araştıran bir bilim adamı, "Her gün duş almayın. Klima kullanmayın." gibi önerilerde bulununca insanlar çok şaşırdı. Sokakta kürk giyen bir kadına ters bakmak, kürküne kırmızı boya atmak kolay, ama aynı tepkiyi sabah duşunu almış, klimalı arabasına kurulmuş bir kadına göstermek mümkün görünmüyor.
Tetrapak diye kutu sütlerde kullanılan ambalajları üreten bir firma var. Bu firma ilk çıktığında bir sürü insan, cam şişede süt daha sağlıklı, kutu süt çevreye daha zararlı diye karşı çıkmış. Ama Tetrapak bir araştırma yaptırıyor. Bir kere boş süt şişelerinin toplanması, fabrikaya geri götürülmesi gerek, bu da bir kamyonun mazot yakması anlamına geliyor. Sonra fabrikada şişelerin yıkanması için su ısıtılacak, deterjan harcanacak, sonra atık suların çevreye verdiği zarar var. Bunların hepsini dikkate alınca, kutu sütün çevreye zararının şişe sütten bile düşük olduğu gibi bir sonuç çıkıyor. Ama tabii, cam daha "doğal" görünüyor, bu bir imaj meselesi.
Kanada'da, Montreal'da yaşayan bir arkadaşım, o kadar soğuk bir yer olmasına rağmen, bizim Türkiye'de bir ay için verdiğimiz kalorifer parasıyla bütün bir kışı geçiriyor. Nasıl becerdiğini sordum, bana kışın geceleri ev içinde tişört ve şortla dolaşmak yerine daha kalın giyindiğini, geceleri yatarken de kaloriferi kapattığını söyledi. 8 yıl önce çakal kürkünden bir battaniye yaptırmış. 3000 dolara mal olmuş bu kürk battaniye, ama hala kullanıyormuş. Normal bir evin ısınma masraflarına göre son 10 yılda yaptığı tasarrufun 20 bin doları aştığını söylüyor. İşin maddi boyutu bir yana, fosil yakıtları kullanarak küresel ısınmaya ve hava kirliliğine yol açan ama kış vakti tişört-şortla oturan birinin onlarca, hatta yüzlerce hayvanın ölümüne yol açtığı ileri sürülebilir. Yine "imaj" konusuna geliyoruz.
Bence kürk giyip giymemek tamamen bireysel bir tercih, tıpkı et ve et ürünleri tüketmek veya vejeteryen olmak, klimalı bir otomobile binmek veya her gün işe bisikletle gidip gelmek, çeşmeden akan suyu içmek veya binlerce kilometre öteden taşınan şişe suyunu satın almak, kürtaj yaptırmak veya kazayla hamile kalınca bebeği doğurmak gibi. Ama burada ilginç bir nokta var. Başkalarının hayatlarına müdahale etmek, modernite öncesi geleneksel toplum yapılarının tipik özelliğidir. "Mahalle"ye tek başına yaşayan bir "bayan" taşınınca, onun namusu tüm mahalleliden sorulur mesela. Oysa modern yaşam mahalleyi de aileyi de dağıtmış, herkesi bireye indirgemiştir. Kapısında 24 saat güvenlik görevlisinin beklediği modern sitelerde kim kime dum duma, insanlar birbirlerine teğet geçerek sürdürüp giderler hayatlarını. Ama işte bu dibine kadar bireyciliğin
ortasında insanların kürk giyenlere tepki göstermeleri ilginç, hatta garip bir durum bence.
- İnanılmaz güzel/ çekici bir kadın karakteri yaratmak için ne olması lazım ? Kürkün bunun içinde yeri var mıdır - ya da ne kadardır? Ya da şöyle soracak olursam ''femme fatale'' olmak güzel ve çekici olmanın en doğru! yolu mudur ?

Bu çok derin bir mevzu. Bir "kürk sever" olarak bu soruya "Tabii ki! Kürk kadını güzelleştirir!" diye cevap vermem beklenir ama bence inanılmaz güzellik ve çekicilik bir kadına sonradan eklenebilecek özellikler değil. İnanılmaz güzel ve çekici kadın olunmaz, doğulur:) Mesela Monica Bellucci. Blogumda, Monica Bellucci'nin Alain Delon'la 1980lerde İtalyan kürkevi Annabella için yaptığı reklam kampanyasını ele alan bir yazı yazdım.
http://kurksever.blogspot.com/2009/12/yllarn-eskitemedigi-guzel-monica.html
Monica Bellucci bu yazıdaki fotoğraflarda inanılmaz güzel ve çekici bir kadın olarak yer alıyor ve giydiği paha biçilmez kürkler onun güzelliğine güzellik katıyor, ama mesela onun Malena filminde, sokakta elbiselerinin paralandığı, saçlarının eşek traşı kesilerek herkes içinde aşağılandığı bir sahne vardır. Monica o en çirkin olması gereken sahnede bile inanılmaz güzel ve çekicidir bence. Yani diyeceğim, başına "inanılmaz" sıfatı eklenince ortaya tehlikeli bir kombinasyon çıkıyor!
Peki ya "Femme fatale"? Ben "femme fatale" deyince, çevresindeki erkekleri karşı konulamaz şekilde kendine çeken, sonra da onları türlü kaprislerle, oyunlarla perişan eden tehlikeli, öldürücü bir kadını anlıyorum. Böyle kadınlardan çook çekinirim!
Öte yandan, "femme fatale" veya "inanılmaz" güzel/çekici kadını, Monica Bellucci, Marilyn Monroe veya Angelina Jolie gibi milyonda bir görülen bir anomali, bir sapma olarak görmek yerine, bir arketip olarak anlamak istiyorum. Yani, her kadının içinde bir "femme fatale" özü vardır ve her kadın güzel/çekici olabilir. Ama her zaman değil, özel günlerde, özel anlarda. Her anı femme fatale olan bir kadın çok tehlikeli bir kadındır!
İşte kürk, kadınların içindeki bu özü ortaya çıkarmada önemli rol oynayabilir. Nasıl mı? Her şeyden önce kürk giyen bir kadın değerli bir kıyafet taşıdığını bilir ve ona göre kendine dikkat eder. Sonra kürk, doğal bir malzeme olduğu için, bir kalıba dökülemez, sınırlanamaz. Bir fabrikada üretilen imitasyon kürklerin hepsi birbirinin aynısıdır, ama gerçek bir kürkün desenleri, dokusu, kesimi kendine özgüdür, bir diğerinden farklıdır. Bilemiyorum, belki de kürkün üç boyutlu olmasıdır fark yaratan şey. Yani, bir kumaş, iki boyutlu bir yüzeydir, dolayısıyla kumaştan dikilmiş bir elbise de aynı "düz"lüğe mahkumdur, ama o elbisenin üstüne alınacak bir kürk etol, kıyafete bir derinlik katıyor olabilir...
Benzer şekilde mesela klasik "femme fatale" görüntülerinin çoğunda kadınlar aynı zamanda sigara içerler. Neden? Kadının sigarayı elinde tutuşu, çevresinde sigarasını yakacak (kendine hizmet edecek!) bir erkek araması, sigaradan bir nefes çekmesi, sonra dumanını umarsızca üflemesi, hepsi "femme fatale" karakterini vurgulaması için birer fırsat olabilir.
Bu soruya cevap verebilmek için fotoğraf arşivimi epey bir taradım. Anladım ki, ben "femme fatale" kadınları değil, daha çok şık, feminen ve elegan giyimli kadınları beğeniyorum, dolayısıyla benim beğendiğim bu kadınlar o tarzlarına uygun kürkler giyiyorlar. Ama, seninle "femme fatale" olduğunu düşündüğüm birkaç kürklü kadın fotoğrafını paylaşmak istiyorum. Birinci fotoğraf, YSL'nin 2000 sonbahar-kış defilesinden. Manken Nievez Alvarez. YSL 2001 sonbahar-kış defilesinde. Kendinden, güzelliğinden o kadar emin ki! Kıyafetinde deri, kumaş ve kürkün farklı dokuları dikkat çekiyor. Siyah deri eldivenli bir eli belinde, diğer eli yakasındaki gümüş tilki kürkü atkının üstünde, ama onun için hiçbir önemi veya değeri yok, bir anda bir köşeye fırlatıp atabilir kürkü... Paylaşmak istediğim ikinci fotoğraf, Hollandalı model Frederique Van der Wal'in bir editoryalinden. Bu kadın tam bir "bitch" bence. Mutlu etmesi zor, İngilizcede "high maintenance girl" dedikleri türden bir kadın. Bu kadına aşık olanın vay haline! Sanırım bir femme fatalde beni etkileyen en önemli nokta, kendi güvenen, karşısındakini hipnotize eden bakışları. Üçüncü resimde soldaki model Ashley Richardson'un bakışları gibi! Sade ama etkileyici. O kadar ki, düşünün, sağdaki model sanırım Uma Thurman, ama onu bile gölgede bırakabiliyor!
- Pek alışık olmadığımız şey de erkeklerin kürk giymesi ! Gittikçe feminenleşen erkek modasında da kürk paltolar aksesuarlar görecekmiyiz. Veya bir kadının üstünde durduğu gibi bir erkekde dedurabilir mi, bir erkek bunu taşıyabilir mi?
Bu benim için çok önemli bir konu. Erkekler de kürk giyebilmeli, hatta ben kürk giymeyi çok seviyorum! Evet, pek alışık olmadığımız bir şey, ama bu tamamen kültürel bir konstrüksiyon. Kürkün tamamen feminen sayılması son 30-40 yılın olayı. Yoksa, mesela Topkapı Sarayı'nda Osmanlı padişahlarına ait öyle kaftanlar, elbiseler sergileniyor ki, pembe renkler, çiçekli desenler... Bugün safi feminen sayılırlar! İşte, çok tartışılan Muhteşem Yüzyıl dizisinde, "Sülüman"ın giydiği o kadife, brokarlı, yakası kürklü kaftan bugün benim blogumda bir yazıya konu ettiğim Roberto Cavalli kabana ne çok benziyor!
http://kurksever.blogspot.com/2010/11/roberto-cavalliden-kenarlar-kurklu.html
Ama Osmanlı padişahları o kıyafetleri giymiş ve gayet de maço bir kimlikle giymişler! Tabii burada kullanılan kürkün cinsi ve kürkün tasarımı da çok önemli. Mesela kurt, çakal (coyote), rakun, tanuki gibi yaban hayvanlarının kürkleri, dramatik renk ve desenleriyle son derece maskülen. İşte, daha birkaç gün önce, Dolce Gabbana FW 2011 erkek defilesindeki çakal/kurt kürkü kaban . Ya da, Just Cavalli 2004'ten kurt kürkü kaban. Son olarak, 1970lerden bir fotoğraf paylaşmak istiyorum. Kızıl tilki kürkü palto, iri düğmeleri ve erkek yakasıyla son derece maskülen ve de şık. Bence bu kürklerin hepsini erkekler giyebilir, en azından ben giyebilirim, hatta giyiyorum!
Röportaj elbette bu kadar değil : 90ların süpermodelleri ile günümüz süpermodelleri hakkındaki düşünceleri !
2010 Yılına damgasını vuran dergi kapakları ve blogger mı dergicilik mi meselesi de röportajın ikinci kısmında sizi bekleyen önemli ayrıntılardan ...coming soon ...
blog için tık: http://kurksever.blogspot.com/
blog için tık: http://kurksever.blogspot.com/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















