30 Nisan 2011 Cumartesi

NİSANDA NE DİNLEDİM ?

Sanırım bir açan bir kapayan, bir soğuyan bir ısınan havada bana yol arkadaşı olan 3 albüm vardı. İki buçuk aydır dinlemekten hala sıkılmadığım muhteşem Adele albümü ''21''. Sanırım ilerki yıllarda bile hala dinlemeye devam edeceğim mükemmel bir ''modern klasik''. Uzun süredir yavanlaşmaya başlayan mainstream pop müzik endistürüsünü harekete geçiren Britney albümü ''Femme Fatale'' ve dinlediğim günden beridir bana sadece insanlara değil, objelere ya da başka şeylere de aşık olabileceğimi gösteren Zaz albümü ''Zaz''.

Aslında farkındaysanız Zaz çılgınlığı geçtiğimiz ay boyunca hemen hemen herkesi bir anda sardı. İstiklal Caddesi üzerinde yer alan bütün kitap evleri ve tarzı yerlerden sürekli onun şarkıları yükselmekte. Açıkçası caddede yürüken ''Je Veux'' ya da ''Les Passants'' duymak çok hoş. Ancak Zaz'ı herkesten önce keşfeden kesim de bizlere sinir olmakta !?

Şimdi tek dileğim önümüzdeki aylarda Istanbul'a gelmesi. Aslında geçtiğimiz ay sonunda Mart ayında en fazla dinlediklerimi sıralarken Nouvelle Vague'u da saymıştım ve birkaç gün sonra Mayıs ayında Babylon'a geleceklerini öğrenmiştim, belli mi olur gelecek hafta da ''Haziranda Zaz Istanbul'da'' başlığıyla karşılaşırız belki.

Albümde yine hızlı temposuyla dikkat çeken ''Le Long de la Route'', ''Prends Garde A Ta Langue'', ''Ni Oui Ni Non'' en sevdiğim şarkılardan. Bu arada ''Trop Sensible'' ve ''Ebloie Par La Nuit'' de albümdeki yıldızlı slowlardan.

Ay boyunca song of the week blogunda yıldızı parlayan şarkılar ise;

2011 yılı yıldız savaşlarının gerçekleşeceği yıl olarak da tarihe geçmeli. JLo, Britney, GaGa yetmezmiş gibi bir de Beyonce albüm çıkartacağını açıkladı, hatta ilk single ''Run The World (Girls)''ü yayınladı bile. ''Me,Myself & I'', ''Irreplecable'' ve ''Single Ladies'' gibi sakız gibi uzattığı girl-power olayını yeni albümde de sürdüreceğe benziyor. Bunca zaman boyunca oluşturduğu sofistike R&B tarzından çok daha uzakta oldukça cheesy bir şarkıyla geri dönmesi de tek kelimeyle hayal kırıklılığı, umarım albümün geri kalanı böyle değildir. Ya da en azından balladlarla bu sorun çözülebilir.
Bu arada twitter ve tumblr hesaplarımdan da duyurduğum gibi (hatta fotosunu da paylaşmıştım) Beyonce Amerikan Harper's Bazaar'ı için çekimdeydi geçtiğimiz günlerde. AAynı şekilde Britney Spears'in da bir Bazaar çekimi gerçekleştireceği söyleniyordu. Unutmadan Lady GaGa da Vogue sonrası Bazaar kapağında yer aldı.

Britney ilk adımı attı, ayağını sürdü ve mayıs ayında en bomba albümler yayınlanmaya başlıyor.
Jennifer Lopez // Love ? (Latin Ateşi yansın o halde)
Colbie Calliat // All Of You (Smooth ve akustik mi ? Hem de havalar ısınırken ! )
Moby // Destroyed  (Hareket zamanı şimdi ! Hazır mısın dansa ?)
Lady GaGa // Born This Way (Fuck off GaGa)

Bu arada ''the real yılan hikayesi'' Sophie Ellis Bextor albümü ''Make A Scene'' de çoktan nete düştü bile. Albüm Rusya'da yayınlansa da genel dağıtımı Haziran'da. Ancak olur da bahara ya da yaza merhaba partysi yapıcaksanız, download etmekte bir sakınca yok sanırım.

Unutmadan Eurovision ve Freshtival da mayıs ayında !
Müzikle coşmaya hazır olun !


ps. royal wedding postunu updateledim.
ps 2. yarın apollo boy mag mayıs sayısı da görücüye çıkıyo.
xoxo

29 Nisan 2011 Cuma

THE FASHION ROYALITY: THE ROYAL WEDDING !

Aylardır oturup da merakla beklediğim bir organizasyon olmamakla beraber son günlerde arttırılan ''public interest'' ve ''acaba gelinlik kimden?'' sorusunun cevabını ben de bir hayli merak ettiğimden sabah yataktan kalkar kalmaz TV karşısında kitlendim. Öyle bir kitlenme ki bu süre zarfında hem sabah kahvaltısını yaptım, hem öğle yemeğimi yedim hem de yazmam gereken essay için ''brainstorming'' bilem yaptım. Evet anlayacağınız sabah saat 10dan akşamüstü 3e kadar koltuk, TV, laptop ve annem güzel bir dörtlü oluşturduk.
Long live the British Monarchy! (How else would we enjoy some pure Glamour and Style?!)
retweet from Giovanna Battaglia

Tören Kraliyete ait olduğundan ötürü pek de gösterişli kıyafetlerle karşılaşmadık, hepsi tek renk, zarif, şık ama sadeydi. Gerçi zaten hepimizin beklediği şey Catherine Middleton'un gelinliği ve gelen high-society, aristokratik ve zengin üst sınıf insanların takacağı şapkalardı. Vogue haberine göre 36 şapkayla Philip Theracy en fazla tasarımla düğüne katılan isim olmuştu. Kimi sanki Lady GaGa'nın evine gidecekken yanlışlıkla Londra'daki hanedan üyelerine gitmiş gibi görünse de eminim her zarif hanım onlardan bir tanesini takmak istemiştir.

Son dakikaya -arabaya binene- kadar gelinliğin kimin tasarımı olduğunu öğrenemedik. Dün Türkiye'ye göre gece yarısından sonra twitterda dolaşan fotoğrafta Alexander McQueen kreatif direktörü Sarah Burton'un ayı postu gibi kafasına taktığı şeyle Middleton'un oteline girdiği fotorğraf dolaşmaya başladığında taşlar yerine oturmaya başlamıştı zaten. Daha sonra gelin kızımız arabaya binerken Burton'un ona yardım ettiği tweetleri de geldikten sonra zaten henüz araç Westminster Abbey'e ulaşmadan Sarah Burton'dan resmi açıklama gelmişti. Gelinlik ''en ingiliz'', ''en teatral'', ''en asil'' ve ''en royal'' kıyafetleriyle, RTW parçaları bile Haute Couture gibi tasarlayan Alexander McQueen'dendi.

Sizin anlayacağınız bu iş Da Vicni Şifresi kadar gizemli bir hal almıştı. İşte bu yüzden hani bu düğünü ve gelinlik hakkında söylenenleri abartılı bulanlara lafım var. Eminim hemen hemen her gün hepiniz de bungy jumping yaparak vakit geçirip, Gossip Girl ve Lost setinden fırlamış gibi bir hayat sürüyorsunuz, o yüzden hayatınız hiç monoton değil ve ufak heyecanlarla da biraz daha eğlenceli bir gün geçirmek istemiyorsunuz. Eminim arkadaşınız evleneceği zaman bile acaba gelinlik nereden sorusunu sormuyorsunuz ? Bunları sormuyor, yapmıyor olabilirsiniz, o zaman zaten bu düğünün sizi ilgilendirmediği aşikar, ilgilendirmesi gerekmez de, ama ilgilenenlere saldırmak da niye ?


Kate Middleton sonrasında sanırım tüm medyanın en beğendiği üç isim kendi tasarladığı elbisesi ve Philip Theracy şapkası ile Victoria Beckham, Ralph Lauren takımı ile Charles Dickens romanından fırlamış haliyle aristokrat İngiliz Beyefendilerine benzeyen David Beckham,  Sarah Burton tarafından giydirilen ''maid of honor'' aynı zamanda kız kardeş Philippa ''Pippa'' Middleton ve Catherine Walker tarafından giydirilen anne Carole Middeltondı. Bu arada gelen davetliler arasında Elton John'un, Vogue London baş editörü Alexandra Shulman'ın, (altta sağ) Mario Testino'nun, Joss Stone'un ve İgiliz socialite, it girl Tara Palmer'ın (altta sol) da yer aldığını belirtmeliyim. 
Ufak bir not gelinliği tasarlayan Sarah Burton'a dünyanın en büyük modacılarından methiyeler yağdı. Düşünsenize bir de böyle bir olayın Türkiye'de gerçekleştiğini, acaba kaç tane tasarımcı, bir diğerini tebrik ederdi. (Bakınız. Tık.) Tabi aynı şey Londra sokaklarında gerçekleşen sorunsuz ve disiplinli tören için de geçerli.
Şapka olayını abartan iki isim vardıysa onlar Princess Beatrice ile Eugeni'ydi. Lady GaGa için bile fazla absürd modeller değiller mi ? Bu arada sanki tüm şapkalar Mad-Hatter'ın hayal gücünün vücut bulmuş hali gibiydi. Zamanla şapkalar eklendikçe bu post da update edilir.

images via, vogue türkiye, vogue london, tumblr blogs, just jared

28 Nisan 2011 Perşembe

FEMME FATALE OR JUST FATALE MUSIC ?

Kuşkusuz Britney Spears'ın bugüne kadar attığı en doğru 3 adım; Madonna düeti, ''In the Zone'' albümü ve Twitter üyeliği. Özellikle Glee'ye konuk olması ile bir anda dikkatleri üstüne çeken Spears zaten dizide rol almaya başlamadan önce de ufaktan ufaktan reklamını yapmaya başlamıştı. Sene sonuna doğru sürekli twitterdan çıkacak albümü ve şarkıları, videoları hakkında kimi zaman ipuçları veren kimi zaman da sürprizleri olduğunu belirterek hem hayranlarını hoş tutup nabız ölçen, hem de bir anlamda yavaştan ama emin adımlarla albümünü pazarlamaya başladı. Eh tabi tüm bu adımlar özellikle bende de merak uyandırmaya başlamıştı bile, acaba yeni Britney albümü nasıl olacaktı ?
Britney'ye göre Femme Fatale tanımı: Seksi, güçlü, cool, kendine güvenen, gizemli ve tehlikeli.

Son yıllarda pop müzikte en büyük trend yine dans, sanırım bu özellikle Madonna ve ''Confessions on a Dancefloor'' dönemi ile de iyicene tavan yaptı. İşte ''Femme Fatale''de de olduğu gibi alışılageldik Britney pop tarzı, dans volume'lerinin ardında kalmış bu sefer. Albümdeki slow şarkı sayısı da az. Yani dans etemey hazır mısınız ? İşte konu dans olduğuna göre de albümün açılışı ''dance till the world ends'' gibi klişeleşmiş bir mottoyla ve de klişeleşmiş şekilde açılıyor. Vasat videosunun aksine son zamanlarda enerjiyi en üst seviyede tutan muhteşem bir kayıt ''Till the World End''. Arkasından gelen ''Hold It Against Me'' ise kesinlikle ilk dinlediğimde beni kendine çekmeyen hatta ''bizi bunca zaman beklettikten sonra böyle ucuz bir şarkıyla mı dönüyor'' dedirttiren bir yapım. Ne garip ki albümün tamamı da bence böyle, ilk dinlemede beni kesinlikle hayal kırıklılığına uğratan ancak dinledikçe insanda bağımlılık yaratan cinsten.

''In The Zone''dan bu yana pek de ortak çalışmalara imza atmayan Spears bu albümde iki şarkıda bu geleneği bozuyor. Yüksek ritmli, hip-hop'tan dans kırması ''(Drop Dead) Beautiful''da kendine eşlik eden isim Sabi. ''Who the hell is Sabi?'' dediğinizi duyar gibiyim. Ancak albümün en iddialı şarkılarından, iddia demişken bu alanda ''Inside Out'' da oldukça yetenekli. İnanması güç olsa da ''Where is the Love?'' gibi 00lerin en iyi pop kaydını yapmış bir grup olarak son zamanlarda apaçi tarzına kaymış olan Black Eyed Peas'in beyni Will.I.Am ise ''Big Fat Ass''de Britney'ye eşlik eden isim. Tahmin edebileceğiniz gibi son albümlerindeki ''The Time (Dirty Bit)''te olduğu gibi bu şarkı da ''apaçi stayla''. Son zamanlarda Jennifer Lopez'in de bu akıma kapılması nedeniyle acaba tüm müzik bu tarzın istilası altına mı girecek diye de korkmuyor değilim hani! Hemen ardından gelen ''Trouble For Me'' ile de bu tez kanıtlanır gibi. Yine şarkının introsu ve yer yer baskın gelen ritmleri de Jennifer Lopez'in son hiti ''On The Floor''u çağrıştırıyor. Hazır albümün sinir bozucu parçalarını sıralamışken ''How I Roll''ü de belirtmeden geçmeyeyim.  İki apaçi hiti ardından gelen smooth dance ''Trip to Your Heart'' ise gidişatı kurtaran şarkı durumunda sanırım.

Albüm açılırken peş peşe sıralanan 4 güzel parça sonrası bir vasat, bir idare eder olarak ilerleyen albüm en azından kapanışı güzel yapıyor. ''Gasoline'' ve ''Criminal''. İlki şüphesiz albümün açılış parçasından sonraki en iyi dans kaydı. Keşke üçüncü single bu olsaydı. İkincisi ise bir mitolojik hikayeden ya da bu hikayeyi tasvir eden bir tablodan kopmuş gibi. Sanki Apollo, Daphne'yi kovalarken o sırada başka bir tanrı arpı ile bu şarkıyı söylüyordu.

''BlackOut''taki dans şarkılarının aksine pek karanlık değil ve sanki daha optimistic. Bence Britney'nin dediği gibi kariyerinin en iyi albümü de değil, ''Circus'' ve ''In The Zone''un gerisinde bile kalır. Ancak Britney yine her zaman yaptığı gibi bizleri şaşırttı ve albümde ''farklı'' bir şeylerle karşımıza çıktı, ki bu da aynı şeyleri yapıp iyi ama sıkıcı olmasından çok daha iyidir. Aslında düşündüm de belki de o kadar da kötü sayılmaz, neticede 12 şarkıdan sadece 3ü vasat. Son bir not, Britney en sonunda şu formülden vaz geçmiş: 3.30 dakikalık şarkı formatı. İlk 2 dakikası sizleri yerinizden zıplatacak kadar yüksek tempo, ardından 40 saniye slow ve yine yüksek tempoyla şarkısını bitirmek.

Sanırsam 5 üzerinden 4 ile sınıfını geçti.

images via, google images, V Magazine #70, spring issue, shoot by Mario Testino 

25 Nisan 2011 Pazartesi

THE GREAT GATSBY

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika. Dünya'nın kalbinde değişen düzende, ekonomi zirveden büyük buhran'a doğru ilerlerken ''jazz age'' olarak tabir edilen yıllarda geçen New York Socialite'sini anlatan bir aşk ve Amerikan Rüyası hikayesi. ''The Great Gatsby''.

Aslında aşk hikayenin yüzeyde görünen ve okuyucuyu / izleyici kendine çeken tarafı. Alt metinde 1500lerde Amerika'ya gelen ve bugün hala bahsedilen ancak değişime uğrayan Amerikan Rüyasını konu alınıyor. Başlarda çok çalışarak elde edilebilineceneği düşünülen bu rüya 20lerde artık hazır konulmuşluk halini alır. Bugün de öyle değil mi ? Elinize bir New York bileti alın here comes your american dream true !

Sonradan görme, görgüsüz ve zevksiz bayağı zenginlerin mekanı ''West Egg'' ile Amerikan Aristokraisi'nin yaşadığı ''East Egg'' hikayenin mekanları. Geçmişi belirsiz (bize aktarıldığı kadar yalan, ancak sonlara doğru herşey açıklığa kavuşuyor) Jay Gatsby'nin her cumartesi West Egg'de fazlaca gösterişli malikanesinde gerçekleştirilen partylere katılan isimler de işte bu tipteler. Kendini ünlü, zengin göstermek isteyen bir avuç sonradan görme. Düşündüm de cebine iki kuruş fazla para gören Türkiye şarkıcıları (ikinci sınıf ünlüleri) ya da Anadolu'dan Istanbul'a gelen ne oldum delisine dönüşen futbol oyuncuları gibiler.

Kitap boyunca, değişen insan ahlakı incelenirken aynı zamanda iç içe geçen aşk hikayeleri ve Gatsby'nin verdiği partylerle de eğlenebilirsiniz. (Tamam belki cümlenin ikinci kısmı sadece film için geçerlidir).

Filmde ise Jay Gatsby'yi Robert Redford, hikayenin anlatıcısı Nick Carraway'i Sam Waterstone ve Daisy BuchananMia Farrow canlandırıyor. 2 Oscarlı '74 yapımı bir film. Kitabı sayfası sayfasına beyaz perdeye aktarılan filmde kısacası hiç bir ayrıntı gözden kaçmıyor. Yüksek yaşam standartlarının göz önüne serildiği filmde kostümler ise şahane. Bir de party esnasında çalan müzikler. Buchanan'ların şahane evlerine hayran kalırken kitaptaki sıcak havanın filmde oyuncuların sürekli terlemesi ile görebiliyoruz ve de kadın oyuncuların abartılı rol kesmeleri ise filmin eksi yanlarından.

Önce okumalı sonra izlenmeli  bence. Hatta izlemeden sadece okumanız şiddetle tavsiye edilir. Ufak da bir not. Leonardo di Caprio, Carey Mulligan ve Isla Fisher'ın baş rolünü oynayacağı film (yeniden çekim) Baz Luhrmann tarafında bir kez daha sinemeye aktarılmayı bekliyor.

Kitap kapağında gördüğünüz gözler ise T. J Eckleburg'a ait ve tam West Egg ile New York'u birbirine bağlayan ''Valley of Ashes''da yer alan bir billboard. Tanrının gözleri tüm bu kötüleşen toplum düzenini gözetliyor gibi. Sanırım George Orwell bir selam çakmış Fitzgerald'a.

22 Nisan 2011 Cuma

IT'S BRITNEY BITCH !!!

''Baby One More Time''ı ilk 99 Aralığında MTV'de görmüştüm. Daha sonra ise okulda ne zaman saate baksam (hala da) videonun o meşhur sahnesi gelir aklıma. Ardından gelen ise ''Crazy''. Hatırlayın o zamanların muhteşem kızı Melissa Joan Heart'ın dizisi ''Sabrina''ya konuk olmuştu. Hatta videoda da Melissa oynamışt. Daha debut albümü ''Baby One More Time'' ile Amerika'da ve dünyada büyük ses getiren Brtiney ilk albümü için pure ve soft pop şarkılar seçmişti. ''Sometimes'', ''Born To Make You Happy'' ve ''From the Bottom of My BrokenHeart''. Hiçbir zaman yolları ayrılmayacak olan Max Martin ile yolları buradan başlamıştı.  

O zamanlar sadece sıradan bir şarkıcıydı benim için, ta ki ikinci albümüne kadar. ''Ooops I Dit Again''i Amerika'daki kuzenimden istetmiştim. İşte sanırım tee 2000lerden başlamış bendeki Britney fanlığı ! Ergen yıllarında çokça dinlediğim ''Don't Let Me Be The Last To Know'' da bu albümdeydi. Daha sonradan Rolling Stones coverı olduğunu öğrendiğim ''Satisfaction'' da en favori Brit şarkılarımından biri olan ''What U See, Is What U Get'' de ikinci albümün içinde yer alanlardandı.

Britney sanırım hiçbir zaman daha önce yaptığını tekrar etmedi, her albümde yenilik, ya da aynı şeyin üstüne yeni bir şeyler ekleyip sunmuştur en azından. Üçüncü albümü ''Britney'' de böyle bir şeydi. Komşu kızından, sokak kızına dönüşen  bir karakter. ''Boys'' ve ''I'm a Slave 4U'' herhalde Spears'ın o güne kadar yapmış olduğu en provakatif işlerdendi. Çoğumuzun (erkeklerin) söylerken çekindiği - en azından benim - ''Im Not A Girl Not Yet A Woman'' ve diskografisinden en nefret ettiğim şarkı, aynı zamanda bir cover olan ''I Love Rock'n Roll'' da albümün diğer meyvelerinden.

7 Britney albümü içinde favorim olan ve bana ''top albümlerim'' sorulduğunda muhtemelen zirve ya da zirve ortağı olarak sayacağım ''In The Zone''. Aslında nedenler çok. Koskoca Madonna albümde. ''Me Against The Music'' dışında en süper Britney şarkısı ''Toxic'' de burda. Ve bugüne kadar sahip olduğu en harika ballad. ''EveryTime''. Tabi bir de en seksi Britney de aynı zamanda bu albümde. Videosu yayınlanmadığı için ve dolayısıyla hak etmesi gereken ilgiyi yakalayaman ''Outrageous'' ile ''Showdown'', ''Breathe On Me'', ''Early Mornin''. Asıl femme fatale burda.

4 sene bekledikten sonra karşımıza çıkan ''BlackOut'' ise belki de onca bekleyişin ardına ilaç gibi geldiğinden pek de hayal kırıklılığı sayılmaz. Sadece müzikler değil, şarkı sözleri bile çok seksi üstelik bu sefer. Hatta içinde afrodizyak etkisi yaratabilecek şarkılar bile. ''Gimme More'' içinde karşımıza çıkan ve kısa zamanda Britney imzası haline gelen ''It's Britney Bitch'' sözü ise uzun zaman boyunca telefonumun melodisi olarak kalmıştı. ''Heaven on Earth'' ile ''Ooh ooh Baby'' ise albümden gözde cariyelerim.

Son 10 yılın en çarpıcı turneleri sayılsa herhalde ''Circus'' albümü ile gelen show dizisi bunun içinde muhakkak yer edinir. İkinci ''Toxic'' vakası ''Womanizer'' ile sanki ''In The Zone''a bir göz kırpış vardı. Britney hala dans ve pop yapmaya devam ediyor, ancak bu sefer biraz daha karanlık. ''Mannequin'', ''Kill The Lights'' (bu açıdan yine In the Zonevari)... ''Shattered Glass'' ile '' Lace and Laeather''da yine albümün favorilerinden. ''If You Seek Amy'' ise nasıl unutulur ki ? Benim gözümde ''In The Zone'' kadar kuvvetli (hatta onla boy bile ölçüşür) ve kariyerinin en bomba ikinci albümü budur.

Aralarda ise 2 greatest hits 1 remix albümü ! ''My Prerogative'' ile ''Do Something''. Britney'nin bunlardan daha fazla sert durduğu başka şarkısı var mı ? Videosu olmadığı için içlerlediğim ''And Then We Kiss'' ve doğmamış çocuğuna yazmış olduğu ''SomeDay I'll Understand You'' ile hiç olmadığı kadar şeffaf. Ve en dirty haliyle ''3''.

''BlackOut'' dışında 6 albüm de Billboard Top 200de zirvede. BlackOut da ona yakın. #2 Numara olmuş. 4 tane de zirveye çıkmış (Billboard Hot 100) single. ''Me Against The Music'' ile ''Toxic'' de kesinlikle bunu hak edenlerdendi bence ama ne yazık ki. 80.000.000 gibi de albüm satışı. Her zaman dediğim gibi Madonna sonrası en büyük pop yıldız değildir de nedir ?


ps. femme fatale yazısı için beklemede kalın :)
images via. google images; the upper one: american vogue november 2001, the second one modified (not an original from google images)