31 Mart 2010 Çarşamba
EVENT OF THE YEAR: JAMES MAYER GOES TO 29TH FILM FESTIVAL
30 Mart 2010 Salı
ALIŞVERİŞ SEPETİMDE NELER VAR !!!
Neyse aslında bahsetmek istediğim konu bu değil, ancak madem konu açılmışsa garip huylarımdan da biraz olsun bahsetmek istedim sadece. İşte uzun lafın kısası ben yine mart sonu geldiği için D&Ra gittim. Dergiler birer birer sepete eklendikten sonra ikinci durak Fırsat DVD durağı. Evet 4.5 milyonluk DVD'lere alışığım ancak 2.5 milyona hem de kaliteli filmler görünce 4 tane edinmeden kendimi alı koyamadım. Bu arada sevgili D&R'ı en favori filmimi ki kanımca ben yaşlardaki binlerce gencin favori filmi olan Eternal Sunshine of The Spotless Mind filmini 2.5 milyona satmasını esefle kınamaktayım. O filmin değeri 20 milyondur. Neyse vakti zamanında 4.5 milyona aldığım için teşekkür eder ve lafı daha fazla uzatmadan post'un asıl yazılma amacına bağlamak isterim cümlelerimi.
İşte aldığım o 4 film.
Şu filmlerin güzelliğine bakar mısın ?? Birinde Breakfast @Tiffany's de gördüğümden beridir aşık olduğum Audrey Hepburn. Diğerinde rolleriyle Oscar kazanan Katherine Hepburn ve Henry Fonda ve bunu alan bunu da alır misali bir de Jane Fonda dopingi. Bir diğerinde ise sanırım Hollywood'un görüp görebileceği en yakışıklı erkeklerden biri olan (ki eğer itirazı olan varsa muhakkak Tenesse Williams'a ait olan StreetCar Named Desire oyununun uyarlamasını görmeli) Marlon Brando ve hala taşlığını sürdüren dünya sinemasına bir armağan olan Sophia Loren. Vee son olarak JamesMayer'in tağptığı iki ismin bir arada yer aldığı Johnny Depp ve Penelope Cruz (ki kendisi ben tarafından ve tanrı kadını yarattı vol2 olarak anılır, vol1 merak edenler için- Kate Winslet) filmi. Eee daha nolsun yani ?? Şimdiii sonuç olarak bu alışveriş oldukça karlı olmamış mı sorarım size :p
PS: Yazıda D&R reklamı yapılmamıştır :D ama sevgili D&R yetkilileri eğer yazımı okuyosanız sizlerle bu konuda bi anlaşma yapabilirim doğrusu :D
28 Mart 2010 Pazar
TÜRKİYE OSCAR ÖDÜLLERİNİ TAKLİT ETMEYE KALKARSA NE OLUR ??? ''RED CARPET SHOW'' DA CABASI
Tamam son zamanlarda oldukça tembelleşmiş olabilirim; hatta öyleki bir zamanlar üst üste gönderdiğim postlar artık tarihe karışmaya başladı ve ben ancak haftada bir kez yeni bir ''entry'' yazacak zaman bulabiliyorum. Her neyse, bugünkü yazacağım konu aslında bayatladı, hatta üstüne de sıkça konuşuldu, ama bu temayı bloguma taşımasam tam da arşiv özelliğini elde tutamayacağımdan dolayı 3. Yeşilçam Ödülleri hakkında bahsetmek istedimBaşlarda resim bulamadım, daha sonra kaliteli resim bulamadım derken bu yazı ancak bugüne sarktı (yazarınız aslında burda kendi tembelliğinden şikayet etmek yerine Türkiye'deki internet sisteminin ne kadar yavaş işlediğini de vurgulamak istiyor :p)

Gecede kimler ödül aldı, kimler alamadı, neden alamadı gibi konuşmalara giremiyeceğim çünkü gösterilen hiç bir filmi henüz izlemedim o yüzden oraları geçiyorum. Yine de söylemek istediğim tek şey Binnur Kaya, Elit İşcan, Derya Alabora ve Reha Erdem'in ödül almalarına çok sevindim. Bunun yanısıra beslediğim önyargılardan dolayı filmi seyredecek olsam bile (ki hiç bi güç bana seyrettiremez) Nefes: Vatan Sağolsun filminin o ödülü hak etmediğini söylemek istiyorum.
Az sonra gecede tercih edilen kıyafatler hakkında konuşmaya başlamadan önce ödül törenine gel(e)meyen yönetmenleri vs. esefle kınamaktayım (Derya Alabora hariç) En azından gelemiyorlasa bunu önceden belirtmeleri gerekiyordu, böylece ödül dağıtmak için sahneye çıkan diğer ünlü kişilerin gözlerini dürbün gibi kullanarak tüm salonu scan etmelerine gerek kalmayacaktı. İşte organizasyonun bir diğer saçmalığı da burda ! Genelde aday olan isimler, ki eğer bunlar en önemli kategorilerde aday olmuşlar ise tee arkalara oturtturulmaz, şayet oturtturulmuşlar ise sıranın en ortasına da konumlandırılmamalıydılar. Demet Evgar (ki kendisine tapınırım) en önde oturuken neden Binnur Kaya arkalarda kalmıştı ??

Tabi yazıyı bu kadar geç yazdığım için daha söylenebilecek çok şey varken bir çoğunu atlamak zorunda kalıyorum, ancak hiçbir şey bana Meltem Cumbul'un inanılmaz berbat sunuşunu unutturamaz. Aslında Meltem Cumbul'un kötü sunuşunu geçtim onu ''kusursuz bir sunuş'' olarak lanse eden diğer blogger ve köşe yazarlarına hiç anlam veremiyorum. Sen git milyon kere bu tür ödül törenlerini sun (ki sırf bu yüzden bence Meltem C. bu geceyi sunmamalıydı keza yine Mekmet Ali Erbil, Cem Davran, Hande Ataizi ve Cem Yılmaz'da artık sunum yapmamalı) bir de Eurovision gibi tüm Avrupa'nın konuştuğu bir organizasyonda başrol oyna, ondan sonra gece boyunca tüm sunumları tıpkı ilkokul müsamaerleridne 5. sınıf çocuklarının yaptığı gibi sadece kartlardan oku. Aynı şekilde Cansu Dere sözüm burdan sana da ulaşmalı (ama sen hadi neyse, bu tür işlerde pek bilgin yok)

Gecenin özensizlikleri bunlarla sınırlı değil elbette. Sıradan bir talk show programına katılır gibi gelen erkeklere hiçbir anlam veremedim. Tamam sizlerden smokin beklemiyordum ama o paçavra hallere ne demeli ?? Ayrıca basının Yaşar üstüne neden bu kadar çok gittiğine de anlam
veremedim, oraganizasyonu yerlere göklere sığdıramayan yazarlar Yaşar'a gelince açtılar ağzılarını yumdular gözlerini. Neymiş sakız çiğniyerek kırmızı halıda poz vermiş, adamın sanki tek eksikliği sakız çiğnemek, o tür kıyafetlerle böyle bir organizasyona geldiğini (tamam kıyafet iyi ama gelinmez yani öyle) kırmızı halıda o şekliyle yürümesine ise kime laf etmiyor. (kaldı ki Colin Farrell de hemen hemen her kırmızı halıda ağzında sakızla poz verir ayrıca bknz. Mickey Rourke).Gelelim hanım kızlarımıza. Turuncu rengi şu dünyada yer alan 90089 renk arasında en nefret ettiğimdir ancak elbise Ece Sükan üzerinde inanılmaz durmuştu, aynı şekilde yine kendisi gecenin en şık ismiydi, Vogue içerisinde yer alan ve modayla bu kadar içli dışlı biri olması elbette yadsınamaz ama cidden gecenin en süper ismiydi (ancak kırmızı halı-turuncu elbise ikilisi elbette pek de güzel bi kombine değil :P) Kimileri mezuniyet kıyafeti giymiş diye onu eleştirse de (ayrıca kendisine zerre kadar sevgi tohumları taşımadığım -ki Gossip Girl TR sonrası iyice artan nefretim )Sinem Kobal yine en şık isimlerdendi.

Sürekli küçüklüğünü bilirim diye bahsettiğim Saadet Işıl Aksoy ise sanki rahibe kıyafetini ele geçirmiş ve geceye katılmıştı, fakat çanta seçimin çok güzel olduğunu da vurgulamalıyım. Kıyafet seçimiyle 10 numara olan Demet Evgar'a ise bir çift lafım var: Hey bebeğim saçların muhteşem olmuştu, ama senin doğal saç renginle güzel bir topuzla ya da saçlarını savurarak o elbiseyi üstüne geçirseydin Ece Sükan'la yarışabilirdin bile :p Sade ama şık kelime çiftinin bir tanımı varsa o da Hatice Arslan olmalı. Saçı, makyajı ve elbisesi ile Ece'den sonra gecenin en şıkıydı kanımca :) Çoğu kişinin aksine Bergüzar Korel'i ve Nebahat Çehre'yi beğenmediğimi eklemeliyim. Cansu Dere için eh işte yorumunu yaparak Berrak Tüzünataç için ise bir içim su sıfatını kullanabilirim.
Erkekler hakkındaki bir kaç konuya yukarıda değinmeme rağmen şu isimler hakkında da konuşmalıyım. Bir modacı olarak daha kaliteli bir şekilde karşımıza çıkabilirdin sevgili Cengiz Abazoğlu. Halit Ergenç'in yine çok saçma bi şekilde Bergüzar'a eşlik ettiğinin altını çzierek, zorunlu olarak Arda Turan'ı ve Yılmaz Erdoğan'ı gecenine şıkları seçiyorum. Zira sadece bu iki isim geceye nasıl katılmaları konusunda bilgiliydi. Whupps İlker İnanoğlu'nu da es geçmemek lazım :)

3. Yeşilçam Ödül Töreni, Academy Awards kıavmında mıydı ?? Sanırsam hiçbirimiz 3. Oscar Ödüllerine katılmamıştık, ancak 3. Oscar Ödüllerinde kullanılan teknolojinin 2010 yılındakiyle aynı olmadığı konusunda hepimiz hemfikiriz yanılmıyosam. So what ??? yeşilçam ödülleri 10 fırın ekmek yemeli diyorum ben :)
21 Mart 2010 Pazar
SPRING PLAYLIST ALL TIME GREATEST SPRING SONGS
Baharın gelişi 21 Mart...Belki de Pandora'nın kutusunda geriye kalan tek şey olan umut tam da bu zamanlarda o çeyiz sandığından ufak da olsa bir yer bulup kendini dışarı bırakıveriyor. Umutla beraber, dünyanın tüm güzellikleri, yeşillikler, sevgiler, bol gülücükler, küçük küçük kırmızı kalpçikler de onla beraber gün yüzüne çıkıyor. İnsan kendini bir başka hissediyor, sanki yollarda podyumda yürür gibi değil de kırlarda çocukların seke seke dolaşması gibi bir yürüyüşle geziniyor, sürekli etrafındakilere gülücekler dağıtarak, içlerinde barındırdıkları sonsuz neşeyi etrafa saçarak. Tamam kendimi birden Romantik Edebiyatta ya da Ütopik bir dünyadan bahsederken bulmuş olabilirim :P ama az sonra sizlere sunucağım Spring Playlist'i dinlerken ne kadar da doğru konuştuğumu anlayacaksınız. Gönül isterdi ki teknolojiden çok fazla anlayan bir blogger olsaydım sizlere bir rip dosyasıyla bahsettiğim şarkıları sunsaydım :/ ama maalesef sadece listeyi sunmakla yetinmek zorundayım.İlkbahar, çiçek böcek ve mutluluk deyince aklıma ilk geken şarkılar ise Ispanyollara/ Güney Amerikalılara ait. Listenin açılışını Uruguaylı şarkıcı ve ülkemizde de 2000li yılların başında TV'nin başına kitleyen dizilere imza atan (hayır Thalia değil) // (bknz. Vahşi Güzel) Natalia Oreiro yer alıyo. 2000 yılında yayınlamış olduğu Tu Veneno albümünde yer alan Rio de Plata zaten yanılmıyosam aynı zamanda şarkıcının da en bilindik şarkısı.
Karnaval havaları estiren video bizlere adeta baharın gelişini karnaval gibi kutlamamızı öğütlüyor.Uruguay'dan biraz daha yukarı çıkıp kendimizi Karayip Denizine bıraktığımız zaman ise ''davulun sesi uzaktan hoş gelir'' dedirttiren şirin mi şirin küçük bir ada ülkesi bizleri karşılıyor. İşte karşınızda Küba ve işte Buena Vista Social Club. Ibrahim Ferrer, Ruben Gonzalez, Compay Segundo, Omara Portunado, Eliades Ochoa, Ry Cooder ve niceleri... Candela ve El Cuarto Del Tula onların en bilindik şarkıları olmanın yanısıra aynı zamanda en oynak şarkıları da, tanıdık Küba mahalleri, rengarenk elbiseler giyinmiş kızlar ve dans zamanı ...
Gelelim Atlantiğin öteki yakasına ve yola Ispanyol Müziği ile devam etmeye. Bilmiyorum belki de kendilerini bahar zamanı dinlemiş olmam yüzünden onları bu muhteşem ayla özdeşleştirmekteyim ama şarkı isimlerini verdiğimde ne kadar haklı olduğumu anlayacaksınız. İki kız kardeş olan Gitanas Españolas ve Azucar Moreno. Latin Pop'un ve Flamenco'nun en iyi temsilcilerinden olan ikili '00li yılların ikinci yarısında müziği bırakmış olsalar bile bizlere 80lerden ve 90lardan muhteşem hitler bırakmayı ihmal etmediler... işte; olaylı Eurovision şarkıları Bandido, Bésame, Olé, Solo Se Vive Una Vez...
Ispanya'dan ayrılmayıp müziğin kalbi Britanya'ya doğru ilerlemeden önce Manu Chao ile tanışmaya ne dersiniz ?? Ispanyol kökenli Fransız şarkıcın dünyaca meşhur şarkısı Me Gusta dinlemeden, ''Me gusta marihuana, me gustas tu.Me gusta colombiana, me gustas tu. Me gusta la mar, me gustas tu. Me gusta viajar, me gustas tu.'' diye bağırmadan hiç bahar geçer mi ??
Hepimiz severiz son baharda sararmış yaprakların üstüne basarak hışır hışır (tamam yazarken aynı etkiyi göstermemiş olabilir) sesleri çıkartmayı değil mi ? peki yeni yeşermeye başlayan bahar dalları ve gelin gibi süzülen beyaz çiçekli o muhteşem ağaçların arasında dolaşmaya ne dersiniz ? Bunun için ilk başta Britanya'ya gidip Corrine Bailey Rae'yi yanımıza alıp Girl Put Your Records On diye haykırarak bisiklete binmeye ne dersiniz ??

Şimdi de Britanya'daki yolculuğumuza devam edip dünyanın en şeker kızıyla tanışmaya var mısınız ?? İşte here it is Joss Stone. Atlantiğin her iki yakasında da ona büyük başarı getiren ikinci albümü Mind, Body & Soul'dan çıkan Don Cha Wanna Ride müzik çalarınızda dönmeye başladığı anda Nirvanaya bile erebilirsiniz :P
'00lerde dünyanın en tanınmış Barbadoslu şarkıcısının Rihanna olduğunu düşünebilirsiniz, ancak onun sözü bu çöplükte ötmeye başlamadan hemen önce bizler Barbados kökenli Britanyalı Des'ree'yi dinlerdik, bizlere hiçbir şeyi kafaya takmadan üstü açık arabamızda Ohh Life diye bağırarak ellerimizi havada sallandırmayı öğreten şu muhteşem siyahi şarkıcı işte...
Sırada son durağımıza yani Avrupa Doğu Bloğu ve Balkan Ülkelerine geliyoruz. Benim de henüz yeni keşfettiğim Jarnana; bir Arnavut Halk Türküsüymüş, dinleyin siz de sevin...
Geçtiğimiz senelerde Rock'n Coke kapsamında da ülkemize teşrif eden ve son olarak Madonna'ya Sticky & Sweet Turnesinde eşlik eden Gogol Bordello. Romen kökenli Amerikalı Grubun şarkıları...Start Wearin Purple...bahar geldi haydi dolabınızı renkli giysilerle doldurun der gibi :P
Pekii, Avusturya'ya uğrayıp Vivaldi ile 4Seasons/ Spring dinleyip kapanışı yapsak nasıl olur ama...
Ahh az kalsın unutuyordum, bunca cici şarkıdan sonra hala mı içinizde bi sıkıntı var !! O halde hemen rotamızı Atlantiğin öteki yakasına dünyanın en optimist şarksının yaratıcısının yanına Bobby McFerrin ile tanışmaya gidiyoruz. Don't Worry Be Happy diyebilmek için elbette :P
Başlangıçtaki Contemporary Modern Spring Temalı foto şu siteden alınmıştır: Click
20 Mart 2010 Cumartesi
SO YOU WANNA HEAR NEW STUFF VOL 1
Indie pop, electropop, synthpop, yapan İngiliz şarkıcı Ellie Goulding müziğe giriş şeklinde piyasaya sunmuş olduğu An Introduction to Ellie Goulding, sonrasında Mart başında yayınladığı yeni albümü, Lights ile UK listelerinde zirveye oturdu bile. Albümden çıkan ikini şarkı ise Starry Eyed. Buyrun dinleyin !
Yeni keşiflerim arasında yer alan bir diğer isim ise Avusturyalı trip-hop/ elektronik grup Waldeck. Sizlere onlardan iki ayrı şarkı dinleteceğim. İsterseniz grubun MySpace sayfasında da şuradan göz atabilirsiniz. Click ! Bahar zamanı iyi geldi bu Waldeck ve şarkıları :))