12 Nisan 2011 Salı

KATE WINSLET BACK IN THE ARENA !


Kate Winslet .aka. dünyanın en zarif kadını bir gladyatör olarak arenaya geri döndü. ''The Reader'' ile senelerdir beklediği Oscar'ı kucaklamasının ardından Sam Mendes ile olan ayrılığıyla gündemi meşgul eden Winslet şimdilerde HBO'nun 5 bölümlük mini dizisi ''Mildred Pierce'' ile ortalıklarda.

30ların California'sında geçen hikayede Mildred Pierce'ı canlandıran Winslet boşanmanın ardından ayakta kalmaya çalışan iki çocuğa sahip bir anneyi canlandırıyor. Aslında anlayacağınız gibi Winslet'ın pek de zorlanmadan canlandıracağı bir karakter olmuş. Belki de Pierce'den Winslet'ı ayırabileceğimiz tek nokta onun para kazanmak için saatlerce sokak sokak gezmemesidir.

Dizinin hem ''Great Depression'' zamanlarında geçmiş olmasından dolayı hem de (dolayısyla) dönemsel bir yapım olması beni Winslet'tan sonra kendisine çeken bir diğer neden. Dönem kıyafetlerinin yanı sıra, kullanılan arabalar ve teknolojik! araç gereçler de bir hayli ilginç.

Dizide Kate Winslet'a eşlik eden isimler ise ''Factory Girl'', ''Animal Kingdom'' ve ''The King's Speech''ten hatırlayabileceğiniz Guy Pearce, geçtiğimiz Oscar Töreninde antipatik konuşmasıyla ve ''The Fighter''daki rolüyle karşımıza çıkan Melissa Leo ve Winslet'ın kızını canlandıran Evan Rachel Wood. (Wood son olarak festivalde gösterilen ''The Conspirator''da rol aldı. Festival filmleri hakkında yazılar yakında blogda !)

Kate Winslet'a dönücek olursak ise; gelecek kış sinemalar şenleneceğe bezniyor sayesinde. ''Movie 43'' ve ''Contagion'' filmlerinde neredeyse bütün Hollywood ile kamera karşısına geçmiş. Cidden şölene hazır olun. Bir de Christopher Waltz ile ''God of Carnage'' ve ''Americana''. Anlaşılan birileri sinemaları şenlendirmeye, ödülleri toplamaya ve yine dergi kapaklarını süslemeye geliyor.
Bu arada şiddetle gidip Nisan ayının British Vogue'unu alıp içindeki Kate Winslet yazısını / röportajını da okumanızı tavsiye ediyorum. Sevenler bir kez daha hayran kalabilir, sevmeyenler de sevebilir. 

images from, google images (Mildred Pierce, Glamour April, Vogue London April 2011)

11 Nisan 2011 Pazartesi

KÜÇÜK EGOLU BÜYÜK YILDIZLAR

Müzik piyasasında pop şarkıcıların hemen hemen hepsi rapperler ve hip-hop yıldızlarıyla iş birliği yapar, ki bunun dışında da neredeyse birçok büyük / çok popüler R&B şarkısında da ''featuring'' kelimesine sıkça rastlarız. İşi biraz daha büyütecek olursak Madonna bile ''Hard Candy''de bu trendi görmezden gelmemiştir. Justin Timberlake ve ''4 Minutes''ı hala unuttuğumuz söylenemez.

Ancak her zaman için bizi daha fazla heyecanlandıran bir şey varsa o da iki extreme A-List şarkıcının bir araya gelip bir şeyler kaydetmiş olmasıdır.

Sene 2003 Britney'nin kariyerinin en bomba albümü (Femme Fatale'ı henüz dinlemedim.) ''In The Zone'' yayınlanmak üzere, aylar öncesinde MTV VMA'da Madonna işle öpüşmesi yetmiyormuş gibi bir de albüm için onunla ''Me Against The Music'' için stüdyoya giriyor. Dünyanın en büyük iki pop şarkıcısı bir arada desek pek de abartmış olmayız sanırım.

Konu albümlerin ''deluxe'' editon'larını yayınlamaya gelince kimse Beyonce'nin eline su dökemez. Sene 2007 ''B-Day Deluxe'' piyasa çıkacaktır ve o bahar belki de tüm zamanların en seksi R&B şarkılarından biri de piyasadadır. Shakira ve Beyonce. Videoda kimi zaman ''hangisi, kim?'' dedirttiren muhteşem şarkı ''Beautiful Liar''.

Beyonce her zaman için müziğin en tepedekileriyle çalışmaktan kaçınmaz. Konu ''I Am... Sasha Fierce''ın Deluxe editonıysa bu sefer de yanına Lady GaGa'yı alır. Sonuç olumlu olduğuna göre hemen ardından da Lady GaGa ''The Fame: Monster'' için Beyonce'yi stüdyoya çağırır. Bu sefer de tüm zamanların en iyi video ve pop şarkılarından biri ortaya çıkar. ''Telephone''.

Beyonce bir de Alicia Keys ile ''Put It In A LoveSong''u kaydeder. Rengarenk, karnaval havasındaki videosu da çekilir, ancak nedense yayınlanmaz. Lakin şarkı Keys albümü ''The Elements of Freedom''un en renkli kaydıdır.

Popüler müziğin gündemindeki son ortak yapım ise Rihanna ve Britney Spears'a ait. Yeni bir şarkı yaratmak yerine tıpkı ''VideoPhone'' gibi remix'e başvuran ikili beni diğerleri kadar pek tatmin etmese de sonuç olumlu. ''S&M'' yeniden.

Ancak nihayetinde hepsinde ortak bir payda arayacak olursak onları ''kendilerini aşmış, egosuz'' insanlar olarak yorumlayabiliriz. Hiç merakla beklemeyin önümüzdeki yüzyılda Tarkan ve Mustafa Sandal, Nazan Öncel ve Sezen Aksu düeti de gerçekleşemez. Bizler sadece kendimizi severiz çünkü. Elbette başkaları da parayı sever.

Ancak bazen önemli olan tek şey para da değil. Hatırlatmada yarar da var. Geçriğimiz hafta Christina Aguilera, Britney'e twitterdan sevgisini yolladı. Jennifer Lopez şu anda kendiyle beraber listede olan diğer pop kadın şarkıcılara ''hepimiz biriz'' dedi. Diyorum ya bazı şeyleri aşmış olmak gerekir sanırım belli noktaya geldikten sonra.

Bundan sonra tek isteğim de Beyonce & Rihanna ve Beyonce & Britney Spears düeti. Her fırsatta çalışmak istediklerini dile getiren Queen B ve Little Bitch B bakalım ne zaman bir araya gelecek.

PS. elbette hızlıca hazırlanmıştır ve ilk akla gelen şarkılardan oluşmuş bir listedir. biraz kafa yorduktan sonra volume 2 ve 3 ler de muhakkak hazırlanır.

images via; google images

7 Nisan 2011 Perşembe

BETH DITTO GOSSIPING ALONE

Hepimiz (ya da ben) Beth Ditto'yu Gossip grubu ile tanıdık. Ekranlarda şimdiye kadar alışık olduğumuz kadın şarkıcı sterotipine pek de uymayan biri vardı. XXL görünümü ve şarkıları gibi rengarenk kıyafetleri. Görüntüden beklenenin aksine klasik müzik veya opera sanatçısı da değildi üstelik. İnsanları eğlendiren pop / dans / elektronik / indie türünde müzik yapan biri o !

Daha sonra ise muhteşem Katie Grand'ın dergisi -ki kısa zamanda neredeyse kültleşmiş işlere imza atan- Love'un kapağındaydı. Üstelik Demi Moore ya da Heidi Klum cesaretinde çırılçıplak. Genişleyen ölçülerle moda dünyasında da kendine yer edinden Ditto, Jean Paul Gaultier ile BFF olup podyumda modacı için yürüdü.

Şimdi Gossip'e kısa süreli bir ara. Zira solo sularda yüzerken hazırladığı bir albüm var. ''Beth Ditto EP''. 4 şarkılık mini albümde ise kulağa ilk anda çarpan şarkı aynı zamanda single olarak da yayınlanan ve videosu da olan ''I Wrote The Book''. Diğer favorim ise ''Open Your Heart''.

Biraz hareketlenin, enerjiniz yerine gelsin. Belli mi olur, albüm bitiverdiğinde redbull'a ihtiyaç duymadan havalanmaya başlarsınız.

Videodaki dans figürleri, Ditto ve kurgu harika !

2 Nisan 2011 Cumartesi

ÖNEMLİ OLAN BOY DEĞİL İŞLEV !

Konu sinemalar olunca özellikle A List oyuncuların son teknik ekipmanlar, muhteşem yönetmenler ve allah vergisi yetenekler sayesinde ne kadar kaliteli oyunculuklar çıkarttıklarını hepimiz biliyoruz. Ancak bir de belki ileride A list olacak, ya da olmayacak olsa dahi ne kadar başarılı rol kestiklerini gördüğümüz küçük oyuncular var ki, onlar bizleri daha da büyülüyor. Bizler 8 yaşındayken Barbie ya da Power Rangers'larımızla oyun oynuyorduk değil mi ? Onlar ise sette gerçek anlamda Harikalar Diyarında gezintiye çıkıyorlar.

''Let The Right One In'' daha sonra Hollywood tarafından yeniden çekilse de 2008 yapımı İsveç yapımı bir vampir / korku / gerilim filmi. Filmin aynı zamanda IMDb'de Top 250 Movies listesinde de yer aldığını belirtmem lazım. Eğer siz de Kristen Stewart ve Robert Pattinson'un basit ergen hikayesini sevenlerdenseniz bence bir de bunu seyredin. İlkokul çağındaki iki küçüğün oyunculukları, aralarındaki aşk hem daha gerçekçi, hem de daha başarılı işlenmiş ve oynanmış. Karakterler arasındaki dram ve romance birçok romantik filmdeki ilişkilere taş çıkartacak cinsten.

Geçtiğimiz aylarda ''IF''te gösterilen ''El Ultimo Verano de la Boyita'' ise beni dahil herkesi şaşırtmıştı. Nedeni ise konusunun başka bir şey olabileceğini sanırken, başka bir şeyle karşılaşmış olmamız olabilir mi ? (acaba). Bireylerin cinsel yaradılışları üzerine kurgulanmış filmde, erkek olan küçük çocuk, bunla başa çıkmaya çalışırken ona en büyük yardım ise cinsel konularda fazlaca meraklı yaşıtı bir kız arkadaşından geliyordu. Filmin tüm ağır yükü, başrolleri yine iki küçük üstündeydi, sanki Leonardo Di Caprio ile Kate Winslet karşılıklı oynuyorlarmış gibi.  (Cinsel yaradılış konusu açılmışken ''XXY'' filmini seyretmenizi de öneririm.)

''Los Amantes Del Circulo Polar'' ise (abartmış olabilirim de) sanırım bugüne kadar seyrettiğim filmler arasında beni en fazla derinden etkileyen filmdi. En romantik film olma düşüncesi de cabası. İki küçüğün birbirleriyle tanışma evresi, ergenlikleri ve gençlikleri .. Her bir evre ve iki gencin arasında soğuk - duygusal - romantik bağ yaşlar ilerledikçe değişen sevgi gösterisi. Otto ve Anna'nın ilişkisi her evrede fazla güzel, ancak hiçbir şey çocukluk döneminde yaşanan aşkın yerini tutamaz sanırım.

Charlotte Gainsbourg gibi bir ikonun yanısıra ''The Tree'' filminde başarılı bir oyuncu(luk) vardıysa o da babasını yeni kaybeden ve ruhunun ağaçta yaşadığına inanması sebebiyle, ona karşı büyük bir aşk ve sevgi besleyen küçük sarışın kızdı.

Ve belki de tüm zamanların en bilindik film serisi ''Home Alone''. Sorarım size hanginizde Kevin McCallister olma cesareti var  ?

İlk anda aklıma bunlar geldi ... Elbette volume 2 de yapılabilir. Neticede seyretmediğim milyonlarca film daha var.