Louis Vuitton etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Louis Vuitton etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2011 Pazar

THE COVER STORY !

Geçtiğimiz bahar aylarında Dolce & Gabbana ve Gucci ile yapmış olduğum ''Bir Kıyafet 8765456789 Kapak'' postlarına artık Sonbahar / Kış kıyafetlerinin kapak olma macerasının yavaş yavaş sonlanmaya başladığı şu günlerde Louis Vuitton ve yine Gucci ile devam ettiriyorum. Bunun dışında buna bu sefer ek olarak da ''1 Film 123456789 Kapak'' köşesini de uygulayayım dedim ve tabi hızımı alamamışken ''1 Şarkıcı 12345676543 Kapak'' kısmını da eklemeden olmaz.

''The Fall''un ağzımızda bıraktığı tat yüzünden Tarsem'in yeni filmi ''Immortals''ı dünyacak dört gözle bekliyorduk. Renk oyunları ve sinematografik yanı sebebiyle film ''The Fall'' ile yarışıp hem seyirciyi hem de eleştirmenleri pek tatmin etmese de yaratmış olduğu görsel şöleni ve bir parça da olsa mitolojinin o mistik büyüsünü en azından diğer örneklerinden daha iyi ekrana taşıdığı kesin. En azından ben tatmin oldum. Box Office kısmını daha önceden garantileyen film editörleri de kendi ceplerini bu yolla doldurabilecekleri düşündürmüş olmalı ki tam 11 farklı dergi Immortals oyuncularını kapağa taşıdı. Ve ciddi anlamda hepsi de bir bir ölümsüzleşti. En azından benim yakalayabildiklerim. Bir de çeşitli dergilerin diğer ediysonlarının da bu kapakları re-print etme durumu var ki bu sayı en azından 15e ulaşmıştır. Kuşkusuz içlerinden en rabet göreni de Athena rolüyle karşımıza çıkan Isabel Lucas ve aslında filmde pek boy göstermese de Poseidon Kellan Lutz. Benim en sevdiklerim ise hiç kuşkusuz Avutralya Vogue'unda sade poz veren Isabel Lucas ve indie-street style haliyle Nylon Guys ve Kellan.

Sırada Louis Vuitton. Marc Jacobs'ın Charlote Rampling ve ''The Night Porter'' esintili fetiş koleksiyonu tam 20 kapakta yer aldı. Carine Roitfeld editörlüğünde bir editöryalle karşılaşamak beni üzse de, yine benim ulaştığım sadece 20. Muhakkak re-print edilmiş kapaklarla bu sayınun 30 ulaşmış olmak ihtimali de kesin. İçlerinden hiç kuşkusuz en iyisi Pirelli 2012 takviminin yıldızlarından Edita Vilkevuciete. Mary Fellows ve Emma Summerton, en seksi takvimin, en seksi modelini yılın en seksi, güçlü ve fetiş kıyafetleriyle fotoğrafladı. İşin ilginç yanı bir ay sonra Vogue China da aynı modeli aynı fetiş kıyafetlerle kapağa taşıdı. Hiç kuşkusuz en iyi ikinci kapak ise Beyonce ile W Magazine ortaklığı.
ve Gucci ! Gucci bu sene altın çağını yaşadı. 90. Yılını kutlayan marka, aynı zamanda modanın en lüks yanının da altını çizdi. Vogue Türkiye yine bu lüksün ve altın çağın altını çizerken kapağa altın çağını yaşayan Natalia Vodionova'yı altın sarısı Gucci ve altın perukla taşıdı. Marka sadece 12 kapakta (ki muhtemelen 20dir) yer almadı Çin Vogue'u hem kendi yaş gününü hem de Gucci'ninkini bir sayıyla kutladı, kreatif direktör Frida Gianni'nin de bu sepebten ötürü röportaj vermediği dergi kalmadı. En iyi kapaklar ise Rus Elle'ine ve Türk Vogue'una ait.
2011e damgasını vuran isim hiç kuşkusuz Adele oldu. Şarkıcılardan en fazla gündemde olan Vogue dışında hemen hemen her dergiye kapak olan -gerçi Italyan Vogue-'unda bir de editöryali bulunan Beyonce ve Florence Welch oldu. Ancak hepsinden daha ileride olan Adele'di. Müzik törenlerinde topladığı adaylıklarla herkesi ezip geçen Adele 11 farklı kapak elde etti. En yenisi Cosmopolitan. En çok edisyona sahip olan dergilerin başında olduğuna göre 11 sayısı da 15e çıkar. Out ve GentleWomen kapakları ise en iyilerinden.
ps. gerçi beyonce'nin instyle ve bazaar kapaklarının çok fazla reprint edilmesinden dolayı bu sayı Adele'inkileri aşabilir. Just for your info.

Yılın en fazla kapak olan modellerine geçecek olursak ise, sanırım bu listeyi de yaparsam işin içinden çıkamam. Büyük ihtimalle Kate Moss ve Lara Stone bu listenin başını çekerken, Isabeli Fontana geçtiğimiz kıştan bu yana arka arkaya tüm Vogue kapaklarını gezerek de ayrı bir rekora koşmuş olabilir.

12 Ağustos 2011 Cuma

MOODBOARD: S&M REPEATS ITSELF SENSLESSLY

Daha önce şuradaki postumda (tık) alakasız bir şekilde karşıma sürekli Charlotte Rampling'in çıktığından bahsetmiştim. Artık tesadüfleri sevdiğimden midir, yoksa her şeyde bir tesadüf arama hastalığına kapıldığımdan mıdır bilmem tam da Rampling'in sürekli karşıma çıktığı dönemlerde 2011/ '12 F/W Women' Showları yapılırken modanın dahi çocuğu Marc Jacobs'un Louis Vuitton için hazırladığı kolleksiyonla karşılaşmıştım. Defileyi oluşturan ortam ve kıyafetler ise Rampling'in unutulmaz filmi '74 yapımı ''The Night Porter''dan ilham alınarak hazırlanmıştı. Charlotte Rampling'in 21.YY'daki karşılığı ise Kate Moss olmuştu.

Ancak tesadüf bu ya. Her ikisinin de alt metninde anlatılan sado-mazo bir hikaye. Konu da S&Mden açılmışken - tesadüf bu ya- kısa süre önce karşılaştığım / izlediğim diğer S&M hikayelere göz atmada da fayda var. İsterseniz fonda Rihanna'dan S&Mi açarak okumaya devam edin yazıyı. ''Sticks and stones may break my bones, but chains and whips excites me''.

Liliana Cavani tarafından yönetilen ''Il Portiere di Notte'' aka ''Gece Bekçisi'' yıllar öncesinde Nazi toplama kampında işkence görmüş, ancak kendine işkence eden adama karşı da içten içe duygular besleyen -ki işkence eden adamın da bu konu da pek boş olduğu söylenemez- kadının -ve dolayısıyla -yani adı üstünde- adamın hikayesi üzerine yoğunlaşmakta. Yıllar sonra orkestra şefi olan eşiyle Viyana'ya gelen Lucia (Ch Rampling) otelde bekçi olarak görev yapan Max (Dick Bogarde) ile karşılaşır. Ateşle barut yan yana gelirse ve orkestra şefi turne dolayısıyla otelden ayrılırsa da geçmişten bastırılan duygular ve s&m ilişkinin hatırlaları tekrardan canlanır. Filmde aynı zamanda ilişkinin melankolik ve de psikolojik, dramatik gerilimi üstüne de yoğunlaşılmış. Ne de olsa Nazi kampında tutuklu olarak bulunan bir kızın bir subayın seks kölesi olması, bir taraftan yüksek derecede tutkunun ve ihtirasın cinsel açıdan yaptırdıkları diğer taraftan da bu denli iki zıt kutpun birbirlerine karşı olan akıl almaz aşkı var. Üstelik yıllar geçmesine rağmen hala anıların bırakmış olduğu tazelik ve onu devam ettirme isteği.
Filmin bence bir diğer melankolikliği ise Rampling'in yarı çıplak şekilde striptizvari diğer subayların karşısında hüzünlü bir tınıya sahip şarkıyı söylerken dans etmesi.
Louis Vuitton F/ W 2011-2012

Ancak kabul etmekte fayda var ! İnsan önce Marc Jacobs'un hazırladığı kolleksiyona bakarsa ve o denli fetiş objelerle karşılaşınca filmin ana temasının da başka bir şey olduğunu bekleyebilir. Her neyse aradığınızı bulamayabilirsiniz. Gelelim LV kreasyonuna. Moda'dan bi haberseniz bile en azından tüm gazetelerde ve haberlerde Kate Moss'un yeniden podyumlara döndüğünden ve kırıtarak yürürken bir taraftan da sigara tüttürdüğünü duymuşsunuzdur. Hatta bir ara iş abartılıp Kate Moss'un selülitleri bile gündeme taşınmıştı. Kolleksiyon ise giyim odaklı değil de daha fazla fetiş objeler ve aksesuarları ön plana çıkardığından dolayı eleştirilmişti. Aslında Carine Roitfeld hala Vogue Paris'in başında olsaydı eylül sayısı için bu temayla kim bilir nasıl bir bomba hazırlardı. 
Podyuma asansörden inip çıkarak gelen modeller, transparan gömlekler, kelepçeler, polis şapkaları ve yüksek ölçekli topuklular.

Kısa saçlı, erkeksi ama feminen belki biraz androjen ama zamanla da femme fatale Lucia'ya özenen sadece Marc Jacobs değil. Film aynı zamanda ''she of the smoky eyes, dark French beauty''  olarak tanıtılan Eva Green'in de radarında girmiş. Geçtiğimiz aylarda röportaj verdiği Interview dergisine kendisine sorulduğunda, editöryal çekimde, çok etkilendiği için Lucia gibi davranmak istediğini ve fotoğraf çekimlerinde bile başka kişileri canlandırmaktan zevk aldığını vurguluyo.
Photography: Paolo Roversi

Sado -Mazo hikayeyi senaryosunun temeline alan bir diğer film de geçtiğimiz Istanbul Film Festivali'nde gösterilen ve Jessica Alba ve Kate Hudson ile kamera karşısına geçen Casey Affleck filmi ''The Killer Inside Me'' . Kasabanın şerifi olan Affleck aslında çocukluğunda geçirmiş olduğu travmaların etkisindedir. Bastıramadığı cinsel sapkınlıklara sahip olan şerif kasabanın fahişesiyle beraber olmaya başlar.  Hikayenin aslında 50lerde geçtiğini belirtirsem şerifin de nasıl bir aile hayatına sahip olduğunu anlayabilirsiniz. Sevgilisi, oldukça püriteni, hanım hanımcık ve belirli normlara sahip bir kadındır, dolayısıyla kirli zevklerini onunla doyuramayan Affleck de çareyi fahişede bulur. Aslında fahişeyle beraber olmasının tek sebebi de cinsellik değildir. Cinsel sapkınlıklardan, seri cinayetlere kadar uzanan film aslında şerifin cannibalistic, vahşi ve dramatik hayatının filmleştirilmiş hali.

Ve başrolünde James Woods ile Deborah Harry'nin yer aldığı '83 yapımı ''Videodrome''. Sci-Fi, korku türünde olan film aynı zamanda yayınlanmış olduğu tarihe göre de oldukça super ve cyber natural. Aslında filmin anlattığı hikaylerden biri de insanın beyni, onu insana oynadığı oyunlar, Freud'un egosu, super egosu ve id tanımının kontrolü. Ancak filmin içinde yer alan temel hikaye de şudur. Kablolu TV'ye sahip olan bir CEO kanalında daha fazla sado-mazo, işkence ve şiddet içerikli porno (vari) filmler gösterir. Kimi zaman aklın oyunları kimi zamanda ise bunun gerçeğe dönüşmesi ise karakterlerin de yine kendilerini bu tarz bir ikişki içine girmelerine sebep olur.  

25 Mart 2011 Cuma

S/ S 2011 MEN'S FASHION MY TOP 12 LOOKS

Daha bir hafta öncesine kadar kıştık değil mi ? Ancak birden açan güneş bir an evvel ilk bahar moduna bürünmemize engel değil sanırım. Her ne kadar mart kapıdan baktırırsa yarın yağmur yağma ihtimali de varsa kıpır kıpır bir şekilde ilkbahar / yaz trendlerine bakamiyacağım anlamına gelmez bu.
Geçtiğimiz temmuz-ekim boyunca blogumda Milano-Paris-Istanbul-New York- Londra- Madrid ve Tokyo‘da gerçekleşen bütün showlardan bahsetmiştim. Şimdi ise o günlerden aklımda kalan outfitleri ve keşke bunlar benim olsa da giysem dediğim top 12 parçalayı seçtim ?
Soldaki Acne. Sağdaki ise DavidelfinHer ikisi de bana Gucci’nin kadınlar için tasarladığı kıyafetleri anımsattı. Hani diyorum katılacağınız davette ya da editöryalde kadının üstünde Lara Stone’un (Vogue Paris Şubat sayısında) giydiği outfitten olsa siz de ona böyle eşlik etseniz bence ”perfect couple” olursunuz. Davidelfin’in neon renkli capcanlı mavisi tıpkı bir yaz gecesi rüyası gibi.
Bottega Veneta bu sezon beni en etkileyen koleksiyonlardan birini yarattı sanırım. Çantalardan, ayakkabılara kadar. Soldaki görseldeki hırka tam benlik. Özellikle Nisan sonlarına doğru iyicene sıcak olacak havalarda üstüme giyeceğim beyaz t-shirt ile mükemmel bir şekilde kombinlenebilir. Ya da pantalonlar yaz sıcağında pek de rahatsız etmez sanırım.
Üstekki modelin boynundaki şeye de bayıldım, ne kadardır böyle bir şey arayıp duruyodum, eh baharda serin akşamlar olur, İstanbul Film Festivali de yaklaşırken 21.30 seansından çıkarken üşütmeyelim di mi ? Sonra ertesi gün yataklara düşüp filmler kaçarsa?
”Shoes are not sandals”. Önümüzdeki günlerde bu konuda da bir post hazırlamayı düşünüyorum zaten, ama gelin şimdiden gözleriniz bayram etsin ve Diesel Black Gold‘un erkekler için ürettiği bu dünyanın 8. harikalarına göz atın.
Gilded Age‘e tapıyorum desem ona karşı olan sevgimi açıklamış olurum sanırım. Geçtiğimiz sezon gerçekleşen showlarda bir öncekine ek olarak sadece pantalon paçaları değil şortların da paçaları kıvrılmaya başlamıştı. Hatta ben de bütün yazımı böyle geçirdim desem yeridir. Hatta giyeceğiniz jean şortun paçasını kıvırdıktan sonra o kıvrık yerlere bir rozet de iliştirebilirsiniz. Benden söylemesi.
Renklerle çok sevişsem da asla bırakmayacağım kahverengi / bej ve tonlarını sanırım. Off herşey çok şık, rahat, cool. Mükemmel.
Louis Vuitton da tıpkı Bottega Veneta gibi. Kreasyonda tek bir boş yok. Ayakkabılardan, sandaletlerden, çantalara kadar dolu dolu. (Ki daha önce de belirttiğim gibi bunlardan daha sonra yine bahsedicem).  Soldaki çanta bana çok kullanışlı geldi, içini doldur doldurabildiğin kadarıyla, hem bazen evden erken çıktığında hava serin olabiliyor, ancak öğlene günlük güneşlik olduğunda hırkayı elde taşımak yerine içine at. Gerçi bu bavul çantaların tek sorunu, büyük diye doldurduktan sonra omzun kopuyo.  Sağdaki blazer ya da içten giyilen gömlekvari şey de bence en yukarıda gösterdiğim Acne ya da Davidelfin’le beraber çok güzel kombinlenebilir.
Tamam yeleği ve pantalonu göz ardı edelim. Niyazi Erdoğan‘ın mavi gömleği de her ne kadar T-Box’a andırsa da pixel kravat ile şahane. Kravat, ama hiç sıkıcı değil, yukarıdaki gömlekle ya da keten başka gömleklerle uçuk pembe, mor, somon ya da mavi gömleklerle çok da güzel eşlenebilir. Camel bir pantalon ve de kahverengi ya da lacivert Timberland’ler de unutulmasın.
İşte gerçek bir ilkbahar / yaz kombini. Serin yaz akşamlarında gerçekleşecek Jazz Festivali için de çook şık bir kombin. Ya da şehir dışında yeşillikler arasında hafta sonu bir brucnh. Bir masa dolusu arkadaş. Bunların biri yukarıda solda duran Gilded Age’i giyerken yanında da bu Perry Ellis’le duran diğer arkadaş. Tabi belki brunch için değil ama Niyazi Erdoğan’ın pixel kravatı ve gömleğiyle bu Perry Ellis pantalon da güzel kombinlenir, hatta omzunuza da şu penye bluzu (bluz değil, ama sweatshirt ya da kazak da değil :p) atabilirsiniz.
Mayıs ve haziran düğün ve prom night sezonu. Şık, dandy, seksi ve rahat gözükmek istiyosanız, hem klasik hem modern ! Sizi baştan yaratacak isim Simon Spurr. Biraz farklılık yaratmak istiyorsanız ise yukarıda sağda karşınıza çıkan Louis Vuitton blazer ile eşleyebilirsiniz.
Bu ilkbahar hiç olmadığı kadar renkli geçecek sanırım. Yağmurlu günlerde Tommy trench’inizi Perry Ellis ile kombinleyebilirsiniz.
Daha fazla kombinler, öneriler ve top 10ler ya da 12ler gelecek :P

YÜKSELEN TREND : UZAKDOĞU

Teknolojiyle kanımıza giren Uzak Doğu; Çin’deki akıl almaz işçi sayısı, Japonya’dan hızına yetişilemez teknolojik gelişmeler… Kimine göre uzak doğu çoktan dünyayı yönetmeye başlayan süper güç haline geldi bile. Kimine göre ise fitil ateşlendi, ancak biraz daha zaman var.  Ancak tartışılamaz bir gerçek var ki uzak doğu kültürü dört bir yandan bizleri sarmaya başladı bile. Belki çok yakın zamanda Bollywood’dan sonra bir de Harajukuwood filmleri izlemeye başlayabiliriz, ya da yeni Lady GaGa Amerika’dan değil Honk-Kong’dan çıkabilir ?
Tüm bu önermeler bir kenara moda dünyası uzak-doğu’nun çekimi altına çoktan girdi bile. Trendin en büyük destekçilerinden ilki American Vogue’un Aralık 2010 sayısındaki”Asia Major” editöryaliydi . Efsanevi kızıl editör Grace Coddington‘un Uzak doğulu modellerle hazırlanan bu hikayesinden sonra Anna Wintour da katıldığı davetlerde firmaların Çinli temsilcileriyle pek bir haşır neşirdi.
Kendini hissettiren bu trende ”quartetly published” alternative dergimiz de destek çıkmasaydı olmazdı. (Ki büyük ihtimalle onlar bu dergiyi çok daha önceden hazırlmaya başlamışlardı bile.) Halen bulup okuyabileceğiniz ”Trendsetter” dergisinin Kış 2011sayısında ise Japonya’ya selam var ! Derginin editöryallerinde bu kültüre göndermeler, Japon sanatçılar, Tokyo Moda Haftası ve Harajuku Style hakkında çok şey bulabilirsiniz.
Alternative ve yeni isimlere açık olan New York Moda Haftası‘nda tasarımlarını sergileyen bir çok modacı ise yine uzak doğudan .. Philip Lim, Alexander Wang, Anna Sui, Derek Lam bunlardan sadece birkaçı. Marc Jacobs ise 2011 ilk bahar / yaz sezonu için yine ilhamını uzak doğudan aldı ve Louis Vuitton için hazırladığı kıyafetler moda dergilerinin kapaklarına taşındı.
Ve Fransız Moda Haftası‘nda tasarımlarını sergileyen Hüseyin Çağlayan‘ın 2 sezondur (2011 S/S – F/W 2100/2012) etkilendiği imgeler ise Japonya’dan; ”Kaikou” (open country) ve ”Sakoku” (closed country / cultural isolation) .
soldaki ilk bahar / yaz ; sağdaki sonbahar / kış
images via; models.com, style.com, google images

24 Ocak 2011 Pazartesi

PARIS I LOVE YOU - ALL THE SHOWS

Bir moda bloggerı değilim. Modadan zevk alıyorum. O yüzden paylaşıyorum. Ama abartmamak gerekir. Siz en iyi postları daha profesyonel bir kişiden okuyun. Ama benim radarıma takılanlara göz atmayı da unutmayın. Bu arada Nice Boys'u da boşlamayın :P

Bu seferki postta modanın mafyaları yer alıyor. Hepsi koyu renk. Dior, LV etc. etc. Jönler için yaratılmış bunlar. John Galliano her zamanki gibi teatral ama artık korsanlardan etkileşime bir son verilse. Givency'nin baskıları süper. Benim de dolabımda olsun istiyorum. Kenzo'nun kadifeleri ve Hermes'in boyunlukları. (Atkı değil, fular değil o tarz işte :P) Bu arada Gucci'nin enfes clucth'larıyle LV'larınızı ya da YSL'ınınızı kombinlemeyi unutmayın.
Ann Demeleuemeester & Dior Homme
Givenchy
Hermes
John Galliano
John Galliano
Lanvin
Louis Vuitton
Louis Vuitton
Raf Simmons & Kenzo
YVES SAINT LAURENT
Paul Smith