7 Mayıs 2012 Pazartesi

GIRLS- THE ONE IN WHICH WE MEET YOUNG SATC GIRLS

HBO'nun yeni dizisi ''Girls'' ne kanaldan şimdiye kadar görmeye alışık olduğumuz kadar cool ve sıra dışı ne de görkemli. Hatta düşük bütçeli yapımlara andıran basit kurgulu bir iş da denilebilir.

Yine de ''Girls''de beni kendine çeken bir şeyler var, aslında bunun nedeni ''Sex and The City''ye duyulan özlem de olabilir, hatta satc demişken, Carrie Bradshaw'u temel alan ''Carrie Diaries'' şu an boşuna yapılıyor bile denilebilir, zira karakterlerin hepsi de meşhur 4lünün 20lik hallerini karikatürize ediyor bir anlamda.

Dizinin yapımcısı, yaratıcısı aynı zamanda yazarı da olan Lena Dunham bir de üstelik başrolde, yani geri kalan 3 kişiyi etrafında toplayan kız. Aynı zamanda yazar olmaya çalışan Hanna (Lena) bu anlamda da bir Carrie örneği. Stabil bir erkek arkadaşı olmasa da fuckbuddy'si sayılabilecek Adam (Adam Driver) ile olan ilişkisi ise dizinin ana komedisi. Genellikle yatakta yakaldığımız ikilinin ilişkisinden çıkartabileceğimiz sonuç ise Hanna loves hard-sex, öte yandan sağlık konusunu da ikinci plana atabilecek kadar vurdumduymaz değil ancak. Hanna'nın başına gelebilecek cinsel hastalıklardan korunma sorunu dışındaki trending topic'i ise ebeveynlerinden kısa bir süreliğine daha para koparabilmek.

İngiliz aksanlı Jessa Johansson (Jemima Kirke) ise dizinin Samantha'sı. Bir tek sorun var ki Samantha asla hamile kalacak kadar aptal bir kadın değildi. Henüz New York'a dönen Jessa'ya baktığımızda post-modern beat özellikler de göze çarpıyor, ucuz Missoni kıyafetleri, ot çekmeler ve dünyayı dolaşmak, he bir de anlayacağınız üzere sınırsız sex.

Jessa'nın kuzeni rolünde karşılaştığımız Shoshana Shapiro (Zosia Mamet) ise tam bir Charlotte. Seks konusunda daha tutumlu olan Charlotte'un elbette 20lerinin hemen başında bakireliğini bozmasını bekleyemezdiniz. Öte yandan kendine sorucak olursanız ise kimi zaman Sam kimi zaman da Carrie kızı o. Dizinin ilk bölümünde de zaten kendi karakter benzetmesini ve hikayenin ana fikrini kuzeni Jessa ile karşılaştıklarında satc'e benzetirken zaten bir anlamda çok da farklı bir şey yapmadıklarının ve tüm bu göndermelerin de bilinçli olarak yapıldığının altını çiziyor. Ayrıca zaten Shoshana'ya göre sex and the city seyretmemek facebook kullanmamak ile aynı, ki bu iki özellik de Jessa'da yok.

Ve Marnie Michaels (Allison Williams) diğer karakterler gibi onu birebir Miranda ile özdeşleştiremesem de sevgilisine karşı olan tavırları ve iş yerinde giymiş olduğu kıyafetler onu bu yöne doğru itiyor, aslında biraz tutucu, doğrucu ve frigid tarafı da Miranda ile benzeşmiyor değil, Hanna zor durumda kaldığında Jessa ona ot içip rahatlamasını söylerken Marnie doğrularını yüzüne vuruyor. Erkek arkadaşı Charlie (Christopher Abbott) ile pek de iyi anlaşamayan Marnie'nin hayalindeki erkek tipiyse maço.

30larının ortasında izlemeye başladığımız SATC kadınlarının hepsi de kendi ayakları üzerinde durabilen ekonomik özgürlüğe sahip daha da ötesi yüksek yaşam standartlarına sahip olan tiplerdi. Ordaki dörtlünün aksine bu kızların farkı ise bir taraftan da yaşam savaşı veriyo olmaları. Tamam belki bu da çok Küçük Emrah olmuştur ama sözün özü bu. İki dörtlüyü ayıran ekonomi sorununun aksine kümelerin birleşme noktası ise elbette ki New York ve Sex. Konu sex-talk ise sınır ve utanma yok.
Marni- Jessa-Hanna-Shoshana
Tıpkı Lena'nın da dediği gibi, hayaller için New York'a gelen 4 kızın New York'ta ayakta kalabilme hikayesi bu, tüm bu ekonomi meselesi de Lena'nın gözünde hikayeyi daha realist yapan unsur, üstelik tüm 4 karakteri de orjinal 4lünün gençliği olarak görmemizi ve ona göre izlememizi de öneriyor. Artık tek bir isteğim var: O da ''Boys''.

PS: Henüz 3 bölüm yayınlansa da yüksek reytingler ve pozitif eleştiriler dizinin ikinci sezonunu garantiledi bile.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder