Helena Bonhem Carter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Helena Bonhem Carter etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2013 Çarşamba

FASHION FİLM NEDİR?

Geçtiğimiz cumartesi Londra'da İngiliz Vogue, Vogue Festivale'i düzenlerken yurdum Vogue'u da boş durmadı. Istanbul '74 ve 74Motion iş birliği ile Fashion Film Day Istanbul'u düzenledi.


Konu hakkında aklım çok karışık aslında. Düşünceler toparlanırsa bahsedicem, ama öncelikle yazıya şu şekilde giriş yapmakta fayda var. Aralarında Koray Birand ve Aslı Filinta'nın da olduğu bir panel dahi düzenlendi o gün. Belki orada benim bahsetmek istediğim şeye, kavramlara ya da ne bileyim bir şeylere değinmişlerdir, ancak ona kalamadım. Geri kalan 3 oturum ise şu şekildeydi. İlk oturum filmleri New York Festivali'nden seçilmiş olup Inez & Vinoodh gibi modanın görsel tarafını yalayıp yutmuş, sınırsız yaratıcılık ve bütçeye sahip isimlerin işlerini kapsıyordu. Bir çoğunu zaten internetten biliyoruz. Hatta en popüleri Helena Bonham Carter ve Ben Kingsley'in oynamış olduğu ve Roman Polanski'nin yönettiği Prada filmiydi.

İkinci oturum filmleri ise yerli isimlere aitti. Yanılıyorsam düzeltin ya da çok da abartmak istemem ama bizdeki  filmler dört büyük moda haftası sonrasında gördüğünüz İstanbul Fashion Week gibi. Kalite pek bir yerlerde, hatta o kadar yerlerde ki bazı markalar ile yapılan iş birliğinden ortaya çıkan sonuç "Modanın kalbi Laleli'de atıyor" mottosu. Neyse ki ülkemiz de dijitale kaymaya başlıyor da şu anda yalapşap geçiştirilen bu işler bir iki seneye toparlanacaktır. Gerçi sanat yönetimindeki (kıyafet-makyaj) avamlık devam ettikçe ve işi ortaya çıkartırken kreatif ekip bunun bu şekilde güzel olduğunu düşündükçe değişen bir şey olmayacaktır. Teknoloji ilerlese de onu yakalamaya çalışsak da estetik anlayış yerlerde olduğu sürece aşama kaydedilmez.

Ayrıca yerli yabancı fark etmeden moda filmleri arasında moda markalarının reklam filmleri de yer alıyordu. Şimdi reklam filmi deyince evet film. Ama moda filmi deyince aklıma bambaşka bir şey geliyor. Mesela Prada'nın yaptığı film. Gerçi o da filmle reklamını yapıyor. Ya da Chanel'in parfüm reklamları. Hani Keira'nın motosiklete atladığı sahne. Hem film. Hem reklam. 

Yerli filmlere gelince bu konuda en başarılı iş Serkan Şedele ve 101 Prodction'a aitti bence. Emel Kurhan'ın projesini de unutmamak gerekir. Öte yandan bir de Aslı Filinta videosundan sonra bayaa bir alkış koptu. Vimeo'da aradım buldum ve üç gündür aynı videoyu izliyorum. İnanılmaz eğlenceli, kıpır kıpır, ofiste masa altında ayaklar dans ediyor. Emre Doğru'nun da ellerine sağlık. İki sene önce Pitbull, Karen Elson ve Lanvin ortaklığı da böyle bir şeydi. Ya da birinci oturumda da gösterilen Azealia Banks ve Givenchy videosu. Ama benim gözümde bunlar mesela moda filmi değil. Evet tema moda, yani bir kere kıyafetler var. Seçilen kıyafetlerle kreatif ekibin derdini anlamaya çalışıyosunuz, müzik desen farklı bir diyalog aracı ama bilmiyorum işin içine "film" kavramı girdiğinde benim aklım karışıyor.     
Order and Dance from 74MOTION on Vimeo.

Karl Lagerfeld Cannes zamanında Chanel Cruise koleksiyonunu göstereceği zaman bir de film yayınlayacak. Keira Knighley ise Coco Chanel. Aşağıda teaser var. İşte bu gibi işler moda filmi bence. Diğerleri markanın konumunu gösteren, duruşunu belli eden ya da derdini anlatmaya çalışan projeler gibi.

Sonuçta videoların ortak noktası moda. Modanın çağrışımı herkeste farklıdır diye düşünüyorum ama bazı işlerin moda filmi olduğuna inandırılmam için bir konuşmak, tartışmak gerekiyor sanırım.

Gitmeden son bir örnek daha. İnternette bulamadım ancak modelin Kenzo'nun harflerine büründüğü şey de bir moda filmi bence. İzleyen varsa derdimi anlayacaktır.

29 Mayıs 2012 Salı

SUMMER BLOCKBUSTERS

Yaz filmleri -özellikle Türkiye için ikiye ayrılır-. A Grubu'ndakiler, blockbuster filmlerdir. Çoğu Dünya'yla aynı anda Türkiye'de de vizyona girme hırsı taşısa da bazıları da mayıs boyunca kırmızı halıdan takip ettiğimiz filmleri izleme vaktidir. B Grubu filmleri ise -sıkıcı- Fransız filmleriden ibarettir. Sıkıcı dememe bakmayın, aslında bu tamamıyla dağıtımcının vizyonu sebebiyledir.

B Grubu filmler bir başka post konusu olmaya bekleyedursun, bugün, şimdiden senenin box office şampiyonu ilan edilen filmlerin tarihini bir köşeye bence not etmeli.

The Snow White and The Huntsman- 1 Haziran
Kadro açıklandığında herkesin ağzında tek bir soru: Kristen Stewart'tan Pamuk Prenses olur mu? Kardeşim bu ne Stewartmış dediğinizi duyar gibiyim, zira 'On The Road' için de aynı sorunlar meşgul etmişti bizi. Ancak gelin görün ki burada bizi asıl meşgul etmesi gereken isim belki de kariyeri boyunca 'Monster' sonrası en doğru rol seçimini gerçekleştiren Charlize Theron. Kraliçeler katında kendine yer edinmeyi başaran Charlize magazin basınından tanımış olduğumuz hükümet gibi kadın tanımlamasını bu sefer filmde canlandırmaya karar verdi. Youtube'daki fragmanda bile beni titreten ve kendimden geçiren Theron'u bir de sinemadaki fragmanı izlerken ruhumu Şamanlara teslim ettiğim doğrudur. Hikayenin masalsı özüne sadık kalan Tarsem'in aksine karanlık, gotik ve aksiyonu olan bir Pamuk Prenses izlemek için ise ben çoktan gün saymaya başladım.

Prometheus- 1 Haziran
Alien filmlerinin devamı gibi duran Prometheus'un kadrosunda ise orjinal ejerderha dövmeli kız Noomi Rapace, nokta noktası adından daha meşhur Michael Fassbender, Guy Pearce ve Charlize Theron bulunmakta. Gözünüz Sigourney Weaver'ı arıyor farkındayım. Bilim-Kurgu ve Korku en favori türüm olmasa da kadronun sağlamlığından insan merak etmiyor değil filmi, üstelik tüm bu artan merakın sebeplerinden biri de yapımcı şirketin internete saldığı viral kampanyaları. Hatta kampanyanın ünü filmden daha fazla bile olabilir.

Dark Shadows-15 Haziran
Fragmanın yaklaşık ilk 40 saniyesinde her şey normal, hatta bilindik ve kendisinden beklenen bir Tim Burton var, sonrasında ise en az saçını sarıya boyayan Beyonce kadar çirkin ve saçma bir Eva Green belirip Johnny Depp ile sevişmeye başlıyor. Fragmanı izlediyseniz zaten hayalini kurduğunuz sahneyle alakası olmadığını da anlıyosunuz. Vampirlerin karanlık ve gotik dünyasını disko topu ile birleştiren filmin diğer oyuncuları ise Helena Bonham Carter, Chloe Grace Moretz ve Michelle Pfeiffer.

The Amazing Spider Man3D- 6 Temmuz
Kirsten Dunst'ın, yağmur altında tersten asılı olan Tobey Maguire'yi öptüğü sahne çoktan geride kaldı. Artık James Franco ve Willem Dafoe da yok. Yerine sürekli aynı rolleri oynamış olduğu havasını veren Emma Stone ve Social Network sonrası Hollywood'un yeni jönü olan Andrew Garfield geldi. Yine de çocukluk efsanesini bir kenara bırakmamız gerektiği anlamına gelmiyor bu elbette. Bir de düşünün ya yeni Mary Jane Kristen Stewart olsaydı?

The Dark Knight Rises- 27 Temmuz
Anne Hathaway kedi kadın oldu, Marion Cotillard'ın varlığından hiç söz etmiyorum bile, bir süre sonra insanı 'acaba bugün yeni bir poster / teaser yayınlamışlar mıdır?' diye her sabah internette haklarında araştırma yaptırtan filmin tek üzücü yanı ise efsanenin sona gelmiş olması. 'Avengers' ile senenin en fazla merak edilen super-kahraman filmi olan Batman üçlemesinin sonuncusu yine bir Nolan kurgusu nedeniyle bizi filmin içine hapsetçek gibi duruyor.

Rock of Ages- 31 Ağutos
W Dergisine verdiği pozlar gibi filmdeki görüntülerin de orta yaş bunalımında olan bir adamın gençleşme macerası gibi görünen film aynı zamanda Tom Cruise için de şu soruyu sormamızı sağlıyor. 'Is he still relevant?'' 20.yy ın en çirkin günleri 80ler ve müzikal dünyaya yolculuğa çıkmaya hazır olun! Seks ve ucuz rock'n'roll-u konu alan film yukarıda saydığım diğer 5 yapımın aksine yılın en 'cheesy' işi olmaya da aday. Zaten neden listeye soktuğumu ben bile bilmiyorum.

21 Şubat 2011 Pazartesi

THE KING'S SPEECH

Oscar ödüllerinin dağıtılmasına çok az kalmışken aday filmleri de sıra sıra izlemeye başladım. Bunlardan bir diğeri de aynı zamanda geçtiğimiz hafta sonu az da olsa kendine Türkiye'de vizyon şansı bulabilmiş filmlerden biri olan The King's Speech !

12 dalda Akademi adaylığı bulunan film sadece dönem boyunca elde ettiği adaylıklarla değil, aynı zamanda oyuncu kadrosu, kostümleri ve hikayesiyle de ''görkemli'' kelimesinin anlamını açıklar nitelikte ! Kekeme bir kralı Colin Firth'ten daha iyi kim canlandırabilirdi ya da Firth bu rolü daha iyi nasıl oynayabilirdi bilemiyorum, ancak inandırıcılık ve gerçeklik payı söz konusu olduğunda geçen sene Meryl Streep'in canlandırdığı ''Julia Child'' karakteri gibi mükemmel !

Daha önceleri sadece fantastik kurgulu filmlerde izlediğim Helena Bonham Carter ise bu sefer daha ''reel bir filmde'' canlandırmış olduğu kraliçe rolüyle beni kendine hayran bıraktı ! (Oscar'ı kucaklama şansı nedir hocam ?) Aslında daha egzantrik rollerde gördüğüm bu kadını ''Kraliçe Elizabeth'' olarak görmek beni şaşırtmadı desem de olmaz.

Geçtiğimiz sene ''A Single Man'' ile ilk Oscar adaylığını elde etmiş - ancak Jeff Bridges'a kaptırmış-  Firt bu sene en güçlü aday ! Hatta sanırım - belki de / en azından benim gözlemlediğim kadarıyla - ödülü %100 şu isim kazanır denen tek dal ?

Yanılmıyorsam - ki geçtiğimiz senelerden hatırladığım kadarıyla- ''En İyi Kostüm'' ödülünü elde eden filmler genelde tarihi alt yapıya sahip olanlardı, dolayısyla bu ödülü alması da hayli doğal ve yerinde. Bu kategorideki adaylıklardan diğer ikisini ise daha önce seyredip yazmıştım zaten. Bunlardan ilki geçtiğimiz martta vizyona giren ''Alice In Wonderland''di. Masallar diyarını bize mükemmel bir şekilde yansıtan filmde ''Mad Hatter''ın şapkaları ile Red ve White Queen'lerin kıyafetleri elbette göz ardı edilemez. Bir diğeri ise''Io Sono L'amore'' ! Buradaki kostümlerin ise ciddi sanatsal yönleri olmasa da ünlü moda evlerinin özel dikim kıyafetleri olduğundan ötürü adaylık elde ettiğini düşünüyorum.

İşte film için hazırlanan ve kraliyet ailesinin giyindiği kostümler.

17 Mart 2010 Çarşamba

ALICE ALWAYS GOES TO WONDERLAND 2010 & 1988 PRODUCTIONS


Mia Wasikowska, Johnny Depp, Anne Hathaway ve Helena Bonham Carter 'ın başarılı oyunculuklarının yanısıra başarılı sanat yönetmenliği ile göz duran ''Alice in Wonderland'' filmini izledim bugün. Rengarenk sahneleriyle göz dolduran sahneler, kendine hayran bıraktıran Mia; tiyatro dersinde aklıma gelen profili yüzünden sürekli gülmeme neden olan Helena, pamuk prenses edasıyla bir kez daha kendisini sevdiğim için memnun olduğum Anne, ve muhteşem Johnny (fakat birini ona ya da Tim'e başrolun Johnny'de olmaması gerektiğini hatırlatmalı :p )

Filmin neden sürekli Tim Burton's Alice In Wonderland olarak anıldığını da filmi izkedikten sonra nihayet anladım. :P Tüm bu güzellikler dışında basit bi çocuk filminden öteye gidemeyen filmi Cevahir AVM sinemalarında da 3D ve Orjinal Dili ile izlemeniz mümkün :))
Bir kaç ay önce seyretmiş olduğum bir başka Alice In Wonderland filmi de 1988 yapımıi Çek yönetmen Jan Švankmajer tarafından yönetilen sürrealist ve stop motion/ slow motion özellikleri taşıyodu. Tim Burtons'ın Alice'i kadar renkli görüntülere sahip olmasa da seyredilmesi gereken filmin bir diğer ''yeniden çeviri'' olduğunu belirtmeliyim. Film de ise Alice'i canlandıran Kristýna Kohoutová dışında etten kemikten olan başka oyuncunun olmadığını da belirtmek isterim.
Henüz okumadıysanız bir de filmin soundtrack albümü hakkında bir yazım vardı. Okumak için tıklayabilirsiniz.