Eva Green etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eva Green etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2013 Perşembe

KIZLI-ERKEKLİ-KIZLI, ERKEKLİ-KIZLI-ERKEKLİ, KIZLI-KIZLI-KIZLI

Fransızların da dediği gibi menage a trois. bu postun zamanı demek bugüneymiş. dergi kapakları, filmler. threesomeler sevilir. seviniz.
kristen stewart neden bir insan iki ele sahip olmalıdır sorusunun cevabını verirken. #ontheroad
tüm şehvetiyle eva green, yeni yetme michael pitt ve threesome sahnelerin ustası muhteşem fransız louis garrel #thedreamers
en beklenmedik üçlü. sarışının adı, esmerin tadı. #vickychristinabarcelona
az soru çok icraat. yol filmlerinin babası. #ytumamatambien
3some'a ispanyol dokunuşu. #3some
ve tabii dünyevi her türlü günah. #shame
ludivine sagnier, louis en mükemmel combo #chansonsd'amour
merhaba ben louis rolü kabul etmeden önce üçlü sahne var mı diye sormadan edemiyorum. #dansparis
bu işe en iyi fransız ekolünden gelenler biliyo. #lesamoursimaginaires
yatak olmasa da olur yeter ki gönüller bir olsun #julesetjim

shortbus olayına girmedim ama.
en sevdiğim en sona
kate, daria, lara

bunlar da yeri gelmişken;
rip cory

instagramdan
3 kare üstteki vanity fair kapağı
kate, lara, daria
kate, lara, daria

19 Şubat 2013 Salı

2012- EN ÇARPICI KARAKTERLER

Yine başlık seçiminde bir hata var. Tamam en çarpıcı olanları olmayabilir, ama benim en sevdiğim karakterler. Biggest comeback yapanlar. Most underrated olanlar. Geçmişi yeniden canlandıralar. Kendileri için biçilmiş kaftanı giyenler. Hepsinin ortak noktasında ise bir tutam saçmalık var. Ne demiş tumblr kızı. "Fuck Normal!"

Eva Green- Dark Shadows
Senenin en saçma salak eğlenceli filmi Tim Burton'dan geldi. Summer blockbuster'ı Michelle Pfeiffer'a kaybettiği şöhreti, Hollywood'a Bella Heatchote'u verirken Eva Green ve Johnny Depp'e de tüm zamanların en ateşli seks sahnesini armağan etti. Her zaman olduğu gibi Eva Green yeniden görmezden gelindi. Evet, hem de Akasya Durağı'ndan fırlamış kadın karakteriyle bile. Golden Globe, en iyi komedi kadın ödülüm sende Green.
Anne Hathaway- The Dark Night Rises
Michelle Pf.'ın ününün yeniden canlanmasının tek sebebi elbette Tim Burton değildi. Pısırık, aile kızı Anne Hathaway'den kedi kadın olur muydu? Peki, olduğunu düşünelim. Michelle kadar iyi iş çıkarabilir miydi? Sonucun Les Mis'dekinden çok daha iyi olduğunu iddia edebilirim.

Charlize Theron- Snow White and the Huntsman
Balgamı ağzından akmadan hemen önceki anda çıkan ses kadar dolgun ve kışkırtıcı ses tonuyla "evil queen insanın kendine yakışanı giymesidir" dedirten Charlize Theron. "Mirror, mirror on the wall. Who is fairest of em all." // Başka kimsenin ses tonu bu kadar sex diye bağıramaz. "Lips red as blood, hair black as night. Bring me your heart, my dear, dear snow white."

Matthew McConaughey- Killer Joe
Senenin en popüler erkek oyuncusu kimdi deseler Matt Mc'ın poposu deseniz kimse sonucu sorgulamaz. B Sınıfı Hollywood romantik-komedilerinden Cannes açılışlarına sınıf atlayan Mc, sadece Jessica Chastain gibi porno oyuncularıyla yarışacak kabarıklıkta filmografi yaratmadı aynı zamanda nasıl derler Amerikalılar "He just nailed them all." Üstelik geriye de sinema tarihinin en kült sahnelerinden birini bırakarak. Hayır "Magic Mike"daki butt dance'inden bahsetmiyorum. Bu arada, put that panths back on!

Nicole Kidman- PaperBoy
Film tam anlamıyla Nicole Kidman'ın, Zac Efron üstüne işemesiyle pazarlansa da filmin vaat ettiği şey çok daha fazla. Hayır hapisanedeki mastürbasyon sahnesinden de fazla. Nicole Kidman. Botoks şişleri inmeye başlayan Pamelo Anderson ilham kaynağı. Who cares? Kidman yıllar sonra beyaz perdeye muhteşem bir karakteri canlandırarak döndü. Hem de ödül sezonunda oldukça göz ardı edilen bir rolle. Give goddamn Oscar to Kidman Academy!

Maggie Smith- The Best Exotic Marigold Hotel
Pek tabii Judi Dench'le best lesbian couple ever olabilirler. Aksiliğin sebebi farklı mı diye düşünüyodunuz yoksa.

Jude Law- Anna Karenina
Levin'in kızıl sakallarını kıskanmak dışında "Anna Karenina"daki en güzel şey extreme soğukkanlı, duvar gibi, hissiz bir Jude Law izlemekti. Yine görmezden gelindiğini düşünüyorum.

Denis Lavant (M Oscar)- Holy Motors
Eva Mendes bile bir canavır yanında sakinliğini koruyabiliyorsa?

Full Cast-MoonRise Kingdom
She is just so big Tilda Swinton. Aptal aşıklar. Edward Norton ve çorapları. Ridiciuously fantastic. Extremely  bombastic.

Quevenzhane Wallis- Beasts of the Southern Wild
"Alphabet called wants her letters back!" Jennifer Lawrence called wants her Oscar back. Moonrise Kingdom sevimliliği reloaded.

29 Mayıs 2012 Salı

SUMMER BLOCKBUSTERS

Yaz filmleri -özellikle Türkiye için ikiye ayrılır-. A Grubu'ndakiler, blockbuster filmlerdir. Çoğu Dünya'yla aynı anda Türkiye'de de vizyona girme hırsı taşısa da bazıları da mayıs boyunca kırmızı halıdan takip ettiğimiz filmleri izleme vaktidir. B Grubu filmleri ise -sıkıcı- Fransız filmleriden ibarettir. Sıkıcı dememe bakmayın, aslında bu tamamıyla dağıtımcının vizyonu sebebiyledir.

B Grubu filmler bir başka post konusu olmaya bekleyedursun, bugün, şimdiden senenin box office şampiyonu ilan edilen filmlerin tarihini bir köşeye bence not etmeli.

The Snow White and The Huntsman- 1 Haziran
Kadro açıklandığında herkesin ağzında tek bir soru: Kristen Stewart'tan Pamuk Prenses olur mu? Kardeşim bu ne Stewartmış dediğinizi duyar gibiyim, zira 'On The Road' için de aynı sorunlar meşgul etmişti bizi. Ancak gelin görün ki burada bizi asıl meşgul etmesi gereken isim belki de kariyeri boyunca 'Monster' sonrası en doğru rol seçimini gerçekleştiren Charlize Theron. Kraliçeler katında kendine yer edinmeyi başaran Charlize magazin basınından tanımış olduğumuz hükümet gibi kadın tanımlamasını bu sefer filmde canlandırmaya karar verdi. Youtube'daki fragmanda bile beni titreten ve kendimden geçiren Theron'u bir de sinemadaki fragmanı izlerken ruhumu Şamanlara teslim ettiğim doğrudur. Hikayenin masalsı özüne sadık kalan Tarsem'in aksine karanlık, gotik ve aksiyonu olan bir Pamuk Prenses izlemek için ise ben çoktan gün saymaya başladım.

Prometheus- 1 Haziran
Alien filmlerinin devamı gibi duran Prometheus'un kadrosunda ise orjinal ejerderha dövmeli kız Noomi Rapace, nokta noktası adından daha meşhur Michael Fassbender, Guy Pearce ve Charlize Theron bulunmakta. Gözünüz Sigourney Weaver'ı arıyor farkındayım. Bilim-Kurgu ve Korku en favori türüm olmasa da kadronun sağlamlığından insan merak etmiyor değil filmi, üstelik tüm bu artan merakın sebeplerinden biri de yapımcı şirketin internete saldığı viral kampanyaları. Hatta kampanyanın ünü filmden daha fazla bile olabilir.

Dark Shadows-15 Haziran
Fragmanın yaklaşık ilk 40 saniyesinde her şey normal, hatta bilindik ve kendisinden beklenen bir Tim Burton var, sonrasında ise en az saçını sarıya boyayan Beyonce kadar çirkin ve saçma bir Eva Green belirip Johnny Depp ile sevişmeye başlıyor. Fragmanı izlediyseniz zaten hayalini kurduğunuz sahneyle alakası olmadığını da anlıyosunuz. Vampirlerin karanlık ve gotik dünyasını disko topu ile birleştiren filmin diğer oyuncuları ise Helena Bonham Carter, Chloe Grace Moretz ve Michelle Pfeiffer.

The Amazing Spider Man3D- 6 Temmuz
Kirsten Dunst'ın, yağmur altında tersten asılı olan Tobey Maguire'yi öptüğü sahne çoktan geride kaldı. Artık James Franco ve Willem Dafoe da yok. Yerine sürekli aynı rolleri oynamış olduğu havasını veren Emma Stone ve Social Network sonrası Hollywood'un yeni jönü olan Andrew Garfield geldi. Yine de çocukluk efsanesini bir kenara bırakmamız gerektiği anlamına gelmiyor bu elbette. Bir de düşünün ya yeni Mary Jane Kristen Stewart olsaydı?

The Dark Knight Rises- 27 Temmuz
Anne Hathaway kedi kadın oldu, Marion Cotillard'ın varlığından hiç söz etmiyorum bile, bir süre sonra insanı 'acaba bugün yeni bir poster / teaser yayınlamışlar mıdır?' diye her sabah internette haklarında araştırma yaptırtan filmin tek üzücü yanı ise efsanenin sona gelmiş olması. 'Avengers' ile senenin en fazla merak edilen super-kahraman filmi olan Batman üçlemesinin sonuncusu yine bir Nolan kurgusu nedeniyle bizi filmin içine hapsetçek gibi duruyor.

Rock of Ages- 31 Ağutos
W Dergisine verdiği pozlar gibi filmdeki görüntülerin de orta yaş bunalımında olan bir adamın gençleşme macerası gibi görünen film aynı zamanda Tom Cruise için de şu soruyu sormamızı sağlıyor. 'Is he still relevant?'' 20.yy ın en çirkin günleri 80ler ve müzikal dünyaya yolculuğa çıkmaya hazır olun! Seks ve ucuz rock'n'roll-u konu alan film yukarıda saydığım diğer 5 yapımın aksine yılın en 'cheesy' işi olmaya da aday. Zaten neden listeye soktuğumu ben bile bilmiyorum.

21 Mart 2012 Çarşamba

GQ.COM.TR 'deyim + SOME OTHER NEWS

Vogue'un Türkiye'ye gelmesinden sonra aynı kaderi GQ'nun de paylaşacağını öğrendiğimden beri, beni çok büyük bir heyecan kaplamıştı. Heyecanımın nedenlerini yine yeniden anlatmaya başlamıyacağım elbette ama küçük de olsa geçtiğimiz gün o çatı altında bir şekilde kendime yer bulmuş sayıldım. Derginin web sitesi için '31. Istanbul Film Festivali'nde Kaçırılmayacak 10-lu'yu yazdım. Göz atmak isterseniz şuraya tıklamanız yeterli. Umarım birlikteliğimiz bununla sınırla kalmaz.
''Born To Die''da 0 km şarkılar bulunmasına rağmen o daha önce yayınlanan ''Lizzie Grant''tan ''Blue Jeans''i seçti yeni videosu için. Önceki videosunda yer alan killer-boy friend yine burda da yerini alırken bir de timsahın da eklenmesiyle bu seferki kast tamamlanmış. Siyah-beyaz ve bir hayli sinematografik olan video bir anlamda da bana fashion-movie'leri anımsatıyor.
Copy-right hakları nedeniyle tüm sitelerden Madonna'nın yeni videosu ''Girl Gone Wild'' kaldırılsa da izlemiş biri olaraktan hakkında konuşabilirim. Videonun genel havası bir önceki albümden ''Give It 2 Me''yi hatırlatsa da erkek modellerin katılımıyla tabii ki bambaşka bir havaya bürünülmüş. Bu anlamda biraz da 90ların ilk yarısı Madonna'yı anımsata da moda dünyasının en kışkırtıcı fotoğraflarını çeken Mert & Marcus bence hepimizi bir kez daha baştan çıkartmayı başarabildi. Ufak da bir not: Videoda yer alan modellerden ikisi Jon Kortajarena ve Sean O'Pry
Geçtiğimiz gün yayınlanan fragmandan sonra şimdi de bir bir filmin afişleri paylaşılmaya başladı. Tıpkı Tarsem'in ''Mirror Mirror'' uyarlaması gibi Tim Burton da hikayeye kendi gothic bakış açısının yanına bir de zevzek denebilecek komedi unsurları eklemiş gibi ? Bir de Eva Green'in saç rengine ne demeli ?
Önce Madonna, sonra Two Door Cinema Club şimdi de bir kez daha Nouvelle Vague'un Istanbul'a geleceği söyleniyor. Kabare şeklinde gösteri sunacakları söylenen Fransızlar 25 Haziran'da Istanbul'da. Bence şahane! Bir de Vampire Weekend, The Weeknd ve Lana del Rey izlesek? Adele kıskanmasın o da sonbahara. 

25 Eylül 2011 Pazar

EVA THE GREEN !

Çokça İngiliz olmakla karıştırılsa da Eva Green aslında Fransız; derinden bakan etkileyici renkli gözler, omzundan aşağıya sarkan saçları, sert ve seksi duruşu, hepsinden de öte femme fatale ama aynı zamanda da gothic bedeni. Belki de bu yüzden yapımcılar romantik ama erotik, aynı zamanda baştan çıkartıcı rolleri hazırlarken Green'i düşünüyorlardır. Belki de 2012de vizyona girecek ''Dark Shadows''da Johnny Depp ve Helena Bonham Carter'ın yanında Tim Burton'un onu seçme isteği de çekici ama karanlık tarafı yüzündendir.
British Harper's Bazaar June 2011

Aslında tam da Carine Roitfeld ve Emanuelle Alt'ın Vogue Paris'te görmek istedikleri ve bizlere aktardıkları kadın modelinde.(Tabi daha fazla Carine). ''Fransızım, tembelim ve sigara içerim'' diyor Green. Roitfeld döneminden kalma editöryallerden selam çakan Parisienne kadınlar gibi. Saçlar dağınık, gözler ön planda, belki bir göğüsü açıkta ve duman altında. Gözler ise ''ahh o James Dean Glossy Eyes''.

Hollywood sinemasınca pek tanıdık olmayan ya da rağbet görmeyen Green'in kazandığı ödüller listesi de aslında şaşılacak derecede pek de kabarık değil. Gerçi kariyerinde henüz 10. yılını bile doldurmamış olmasına bakacak olursak belki de zaten henüz beklediği çıkışı yapamamış olması da buna etkendir. Yine de ilk filmi ''The Dreamers'' 9 yıllık kariyerinin zirve noktasıdır kanımca.

Gençtiler, şehvetliydiler 1968 yılının Paris'inde yaşıyorlardı. İki kardeş bir de Amerikalı yabancı. Egzotik Avrupa ve sınırları olmayan iki kardeş. Cinsellik, çıplaklık, özgürlük, müzikleri, mesajları ve eski kült filmlere gönderme yapan Bertolucci filminde, Eva Green en az karakteri Isabelle kadar şehvetli bir şekilde sinemaya merhaba demişti. Genç bir kız olmasının yanı sıra, ilk filmi için bile fazla cüretkar olan filmde Green belki de hiç olmadığı kadar baştan çıkartıcıydı. Filmi izledikten sonra iyi ki de Green'in yakın çevresinin dediklerini kulak arkası edip rolü kabul ettiğine seviniyorsunuz bile.

Çıplaklık tıpkı Penelope Cruz, Julianne Moore ve Kate Winslet gibi Eva Green'in de karakter özelliği olmuş neredeyse. En az ilk üç isim kadar rol aldığı tüm filmlerde cüretkar sahneleri mevcut. Tıpkı her bölümde en az 3 dakika boyunca vücudunu cömertçe sergilediği Starz'ın yayından kaldırdığı ''The Camelot''ta olduğu gibi. Kral Arthur'un ablası Morgan rolünde karşımıza çıkan Green, akıllıca hareketlerde bulunmasa da sinsi ve karanlık güçlere sahip olan aynı zamanda istediği şeyi almak için her türlü deliliğe başvurabilecek, bir imparator kadar oturaklı ve ihtişamlı aynı zamanda seksi ve baştan çıkartıcı karakteriyle de yine kendine en uygun rolü canlandırmıştı. O bakışlar, o aksan ve o duruş. Sanırım konu Eva Green'se hakkında yazılan hiçbir metinde ''baştan çıkartıcı'' sıfatı en az 3 kere kullanılmazsa o yazı yeterince onu betimleyemiyormuş gibi.
Dior @ 2008 Bafta Awards / Dior @ AmFar Gala / Givency @ 2007 Academy Awards

Green 2011 yılında da vizyonu meşgul eden iki ayrı filmle karşımıza çıktı. İkisinin temelinde de duygusal, içten, utangaç ve romantik kadının duygularını ön plana çıkartsa da birinde hırsı ve istekleri neler yaptığını göremeyecek kadar kendini kör eden hislere sahip bir kadın formatını vurgulamakta. Filmlerden ilki geçtiğimiz ay vizyona giren karamsar içerikli ''Perfect Sense''. Green'e baş rolde yardım eden isim ise İskoç ''taş'' aktör Ewan McGregor. Nobel Ödüllü Jose Saramago romanı ''Körlük''ün bir diğer boyutu da diyebilirim film için. Çığrından çıkan 21. yüz yıl insanı tüm öfke, sinir ve hırs harbinden sonra gittikçe hissizleşmeye başlar ve sona doğru yaşayan birer ölü olmaya başlar. Peki tüm bu hisler kaybolmaya ya da işlevlerini yitirmeye başlarken aşk ne yapabilir, dur diyebilir mi ? Distopik bir dünya hayal edin ama içinde aksanıyla, duruşlarıyla ve aşklarıyla sizi kendinizden geçirecek iki karakter de olsun içinde.
2011 Bafta Awards // Eva Green'in seçimi kavalyesi Tom Ford'un '11 S/ S kolleksiyonundan. En köşedeki karede ise Tom Ford, Green'in elbiesine takılan ayakkabı ile cebelleşmekte. Tres cute. 

Filmlerden bir diğer ise ''Womb''. Kanımca içerik sebebiyle Türkiye'de pek vizyon yüzü göreceğe benzemiyor. Ancak geçtiğimiz kış !F Bağımsız Filmer Festivali'nde gösterildiğini belirtmeliyim. Film çekilmiş olduğu mekanlar ve Eva Green sayesinde kendini bana çekse de içerik olarak kanımca fazla boş, fazla uzun ve sonuna doğru da yeterince rahatsız edici. İki ufaklığın birbirlerine karşı besledikleri sevgi ve saf aşk gibi tatlı konularla başlayan hikaye daha sonra kızın (Green) ülkeyi terk edip Japonya'ya yerleşme zorunluluğu nedeniyle sarsılır. Ancak daha sonra -15 yıl gibi - geri dönen kızla çocuğun aşkı yeniden devam eder. Biraz ''Jeux d'enfants'' ve ''Los Amantes des Circulo Polar''un insanı kahreden sonu kıvamında devam eden film, sevgilisini kaybettikten sonra onun spermleriyle hamile kalan Rebecca'nın hayat hikayesi aslında. Ancak çocuk ergenliğe geçtikten sonra işler hiç de filmin başı kadar saf ve sevgi dolu olmayacak. İşte işin rahatsız edici boyutu da - en azından bana göre- burada. Aslında benzer sahnelerin ''Savage Grace''de yer aldığını belirtmeliyim, yani ama burada olayın akışı ve karakterlerin hayata bakış açıları ve duruşları açısından olayın gelişimi insanın kanını daha fazla dondurmakta sanırım. (İlginç gelen nokta ise sürekli Julianne Moore'a benzettiğim Green'in onun rolüne benzer bir şekilde karşıma çıkması oldu.)
from ''Madame Figaro'' 2011

''The Golden Compass'' ve ''Casino Royal'' gibi macera, aksiyon ve fantastik filmlerde de rol alan Green'in filmografisine son eklenen yapım ise yazının başında da belirttiğim gibi bir Tim Burton filmi olan ''Dark Shadows''. Bu sefer korku ve gizem işin içinde. Mistik bakışları ve gotik duruşuyla da Burton'un dramatik-korku altyapılı karakterinin üstünden geleceğine de eminim. Belki de seksi bir kadından sonra ortaya çıkartabildiği en iyi karakter de tıpkı ''The Golden Compass'' ve ''Camelot''ta da olduğu gibi bir büyücü. Ortada olan şey de bu iki karakterin aksinde sıradan ve duygusal rollerde izleyiciyi büyüleyip altından girip üstünden çıkıyor. Kim bilir belki de içine Orta Çağ'dan kalmış Fransız büyücü atalarından biri kaçmıştır.

Eva Green tüm bunların yanında Tom Ford'un ilham perisi, arkadaşı. Yine de onun ''gerçek kadınları'' yürüttüğü defilelerde ya da ''A Single Man'' filminde bulunmadı. Ama Dior, Lancome ve Armani için kampanya yüzü oldu. Defilelerde ''front row''ları kaptı Oscar ve Bafta'lar sonrasında adı sürekli ''best dressed''ler listesinde geçti.

Altını çizmekte yarar var. ''İnsanların beni sadece femme fatale bir karaktermişim ya da sterotypemışım gibi görmelerini istemiyorum.'' diyor. Yine de içten içe bu özelliğine tapmış olduğunu hepimiz de biliyoruz, daha önceki yazılarımdan birinde de (tık) belirttiğim gibi Interview Magazine için yapılan röportaja ek olarak gerçekleştirilen editöryalde ''The Night Porter''ı canlandırmak istemişti. Tabi yine de belirtmekte fayda var, Green'in tüm sert ve haşin rollerinin altında yatan kırılgan ve çekingen karakter de ''The Night Porter''da mevcuttu.
image credits
tumblr.com
fashionspot.com
style.com

12 Ağustos 2011 Cuma

MOODBOARD: S&M REPEATS ITSELF SENSLESSLY

Daha önce şuradaki postumda (tık) alakasız bir şekilde karşıma sürekli Charlotte Rampling'in çıktığından bahsetmiştim. Artık tesadüfleri sevdiğimden midir, yoksa her şeyde bir tesadüf arama hastalığına kapıldığımdan mıdır bilmem tam da Rampling'in sürekli karşıma çıktığı dönemlerde 2011/ '12 F/W Women' Showları yapılırken modanın dahi çocuğu Marc Jacobs'un Louis Vuitton için hazırladığı kolleksiyonla karşılaşmıştım. Defileyi oluşturan ortam ve kıyafetler ise Rampling'in unutulmaz filmi '74 yapımı ''The Night Porter''dan ilham alınarak hazırlanmıştı. Charlotte Rampling'in 21.YY'daki karşılığı ise Kate Moss olmuştu.

Ancak tesadüf bu ya. Her ikisinin de alt metninde anlatılan sado-mazo bir hikaye. Konu da S&Mden açılmışken - tesadüf bu ya- kısa süre önce karşılaştığım / izlediğim diğer S&M hikayelere göz atmada da fayda var. İsterseniz fonda Rihanna'dan S&Mi açarak okumaya devam edin yazıyı. ''Sticks and stones may break my bones, but chains and whips excites me''.

Liliana Cavani tarafından yönetilen ''Il Portiere di Notte'' aka ''Gece Bekçisi'' yıllar öncesinde Nazi toplama kampında işkence görmüş, ancak kendine işkence eden adama karşı da içten içe duygular besleyen -ki işkence eden adamın da bu konu da pek boş olduğu söylenemez- kadının -ve dolayısıyla -yani adı üstünde- adamın hikayesi üzerine yoğunlaşmakta. Yıllar sonra orkestra şefi olan eşiyle Viyana'ya gelen Lucia (Ch Rampling) otelde bekçi olarak görev yapan Max (Dick Bogarde) ile karşılaşır. Ateşle barut yan yana gelirse ve orkestra şefi turne dolayısıyla otelden ayrılırsa da geçmişten bastırılan duygular ve s&m ilişkinin hatırlaları tekrardan canlanır. Filmde aynı zamanda ilişkinin melankolik ve de psikolojik, dramatik gerilimi üstüne de yoğunlaşılmış. Ne de olsa Nazi kampında tutuklu olarak bulunan bir kızın bir subayın seks kölesi olması, bir taraftan yüksek derecede tutkunun ve ihtirasın cinsel açıdan yaptırdıkları diğer taraftan da bu denli iki zıt kutpun birbirlerine karşı olan akıl almaz aşkı var. Üstelik yıllar geçmesine rağmen hala anıların bırakmış olduğu tazelik ve onu devam ettirme isteği.
Filmin bence bir diğer melankolikliği ise Rampling'in yarı çıplak şekilde striptizvari diğer subayların karşısında hüzünlü bir tınıya sahip şarkıyı söylerken dans etmesi.
Louis Vuitton F/ W 2011-2012

Ancak kabul etmekte fayda var ! İnsan önce Marc Jacobs'un hazırladığı kolleksiyona bakarsa ve o denli fetiş objelerle karşılaşınca filmin ana temasının da başka bir şey olduğunu bekleyebilir. Her neyse aradığınızı bulamayabilirsiniz. Gelelim LV kreasyonuna. Moda'dan bi haberseniz bile en azından tüm gazetelerde ve haberlerde Kate Moss'un yeniden podyumlara döndüğünden ve kırıtarak yürürken bir taraftan da sigara tüttürdüğünü duymuşsunuzdur. Hatta bir ara iş abartılıp Kate Moss'un selülitleri bile gündeme taşınmıştı. Kolleksiyon ise giyim odaklı değil de daha fazla fetiş objeler ve aksesuarları ön plana çıkardığından dolayı eleştirilmişti. Aslında Carine Roitfeld hala Vogue Paris'in başında olsaydı eylül sayısı için bu temayla kim bilir nasıl bir bomba hazırlardı. 
Podyuma asansörden inip çıkarak gelen modeller, transparan gömlekler, kelepçeler, polis şapkaları ve yüksek ölçekli topuklular.

Kısa saçlı, erkeksi ama feminen belki biraz androjen ama zamanla da femme fatale Lucia'ya özenen sadece Marc Jacobs değil. Film aynı zamanda ''she of the smoky eyes, dark French beauty''  olarak tanıtılan Eva Green'in de radarında girmiş. Geçtiğimiz aylarda röportaj verdiği Interview dergisine kendisine sorulduğunda, editöryal çekimde, çok etkilendiği için Lucia gibi davranmak istediğini ve fotoğraf çekimlerinde bile başka kişileri canlandırmaktan zevk aldığını vurguluyo.
Photography: Paolo Roversi

Sado -Mazo hikayeyi senaryosunun temeline alan bir diğer film de geçtiğimiz Istanbul Film Festivali'nde gösterilen ve Jessica Alba ve Kate Hudson ile kamera karşısına geçen Casey Affleck filmi ''The Killer Inside Me'' . Kasabanın şerifi olan Affleck aslında çocukluğunda geçirmiş olduğu travmaların etkisindedir. Bastıramadığı cinsel sapkınlıklara sahip olan şerif kasabanın fahişesiyle beraber olmaya başlar.  Hikayenin aslında 50lerde geçtiğini belirtirsem şerifin de nasıl bir aile hayatına sahip olduğunu anlayabilirsiniz. Sevgilisi, oldukça püriteni, hanım hanımcık ve belirli normlara sahip bir kadındır, dolayısıyla kirli zevklerini onunla doyuramayan Affleck de çareyi fahişede bulur. Aslında fahişeyle beraber olmasının tek sebebi de cinsellik değildir. Cinsel sapkınlıklardan, seri cinayetlere kadar uzanan film aslında şerifin cannibalistic, vahşi ve dramatik hayatının filmleştirilmiş hali.

Ve başrolünde James Woods ile Deborah Harry'nin yer aldığı '83 yapımı ''Videodrome''. Sci-Fi, korku türünde olan film aynı zamanda yayınlanmış olduğu tarihe göre de oldukça super ve cyber natural. Aslında filmin anlattığı hikaylerden biri de insanın beyni, onu insana oynadığı oyunlar, Freud'un egosu, super egosu ve id tanımının kontrolü. Ancak filmin içinde yer alan temel hikaye de şudur. Kablolu TV'ye sahip olan bir CEO kanalında daha fazla sado-mazo, işkence ve şiddet içerikli porno (vari) filmler gösterir. Kimi zaman aklın oyunları kimi zamanda ise bunun gerçeğe dönüşmesi ise karakterlerin de yine kendilerini bu tarz bir ikişki içine girmelerine sebep olur.  

14 Nisan 2011 Perşembe

STARRING EVA GREEN: THE CAMELOT


Son günlerde heyecandan seyrettiğim başka bir dizi ise ''The Dreamers''ın muhteşem yıldızı Eva Green'in (Bence Angelina Jolie ve Adriana Lima'yı unutun. Koskocaman yemyeşil gözler ve beyaz bir ten ! Öhöm ! Neyse konumuz) başrolünde bulunduğu yeni tarihi-epic dizimiz ''Camelot''.

Camlot King Arthur'un muhteşem kalesi, evi ! Aslında muhteşem, evet ihtişamlı ancak The Tudors'da gördüğümüz veya daha yakın yüzyıllarda karşımıza çıkan saraylardan farklı. Tabi King Arthur'un 5.-6. yüzyıllar civarında yaşadığını da belirtmem gerekir. Aslında King Arthur ve Camelot bence Britanya'dan çıkmış çok eğlenceli ve gizemli bir efsane / mitolojik hikaye.

Dizinin ilk bölümlerinde ise Kral Arthur'un nasıl tahta geçtiği ve geçerken üvey kız kardeşi Morgan (Eva Green) ve onun yandaşları ile çekişmeleri / kavgaları (mini-savaş mı denir buna ?) konu ediliyor.

Dizi Starz yapımı ! Sanırım bu isim ''Spartacus'' serisini hatırlatmış olabilir. Bu kanalın yapmış olduğu dizileri seviyorum. Efsaneleşmiş tarihsel olaylar ve mitoloji. Kısa zamanda, Odissey ve Illiad, belki Zeus falan... bekliyorum. Peki dizi bir Starz yapımı olup ''explict content''e sahip olmazsa olur mu ? Evet Spartacus kadar kan ve seks içermese de kılıç dövüşleri ve cinsellik yine dizide karşımıza çıkan şey. Hatta daha dizinin 5. dakkasında bir sevişme sahnesine hazır olun. Elbette Arthur olup da, efsane olup da içinde Merlin geçmese olmaz. Dolayısyla biraz büyüden kimseye zarar gelmez. Anlayacağınız dizide her şeyden var.

Bu arada Arthur'u canlandıran Jamie Campbell Bower ise gelecek günlerde vizyona giren (RandevuIstanbul'da izlediğim) ''London Boulevard''da oynuyordu. (Aynı zamanda Twilight serisinde de oynamış.) Ve Merlin'i canlandıran Joseph Fiennes, kraliyet ve dönemsel / tarihi filmlere pek tanıdık bir yüz. (''Elizabeth'', ''Luther'', ''Shakespeare In Love'').

(Yuvarlak) Masa toplantılarının ve eğlencelerin çokça yer aldığı Camelot aynı zamanda ''Sir Gawain and The Green Kinght''a da konu olmuştur. Ki yine Arthur'un en bilindik efsanelerindendir, umarım dizide bir yerde karşımıza çıkar bu da. Neyse şimdilik çok fazla şey beklemeden sadece Eva Green'i seyretmek de gayet heyecan verici.

15 Şubat 2011 Salı

BAFTA AWARDS OR TOM FORD'S REVIVAL

Dünkü postta belirttiğim gibi 13 Şubat oldukça yoğundu. Bu yoğunluğun sebeplerinden biri de 2011 Bafta Awards'dı. Aslında kazananlar konusunda pek de söyleyecek bir şeyim yok ! (Zira fimleri henüz seyretmedim. Ancak Oscar'lara kadar hepsini izlemiş olurum). Yani kim kazandı, ne kazandı muhabbetine girmektense kırmızı halıda kim ne giymiş onu konuşalım derim ben :)

Tom Ford hiç kuşkusuz gecenin parlayan yıldızı. ''Sırf gecenin mi ? aynı zamanda 2010 ve 2011 de'' dediğinizi duyar gibiyim :) Şimdi o iç sesinizi susturun ve hakkında yazdığım yazıya bir göz atın :) Tık. Tom Ford aynı zamanda hafta sonuna başlayacak olan London Fashion Week'te de 2011 F/ W kreasyonunu sergileyecek ! (Bu da dip not olsun). Dün gece ise Tom Ford imzasını taşıyan iki elbise kırmızı halının gözdelerindendi. Üstüne bir de o elbiseyi taşıyanlardan biri olan Julianne Moore geceye Tom Ford'un kolunda katıldı. O diğer isim ise ''The Dreamers'' filminden de hatırlayacağınız muhteşem gözlere sahip olan Eva Green.
Julianne Moore geceye mavi (tonu nedir ?) kadife bir elbiseyle katılmış ! ten rengine yakıştığını ve kendini nasıl bir kraliçe gibi parlattığını söylememe gerek yok. (Kendisi aynı zamanda Karl Lagerfeld'in hazırladığı 2011 Pirelli Takviminde de kraliçe rolündeydi. Hera ! Tık. ) Tom Ford'un erkek koleksiyonu zaten her zaman için ''fazla söze gerek yok'' dedirttiryor. Özellikle bence her erkeğin gardrobu için bir Tom Ford smokini must-have'dir ! Yine bu kadife ceketli takıma da bayıldım bayıldım.
Eva Green'in üstündeki ise en yeni koleksiyondan ve hatırlayacağınız üzere Vogue Paris December / January 2010/11 Issue kapağında Daphne'nin giydiğinden. Açıkçası şöyle bir baktım da bence Mr. Ford, Green ile daha güzel ve şık bir ''couple'' olmuş. Mr. Ford'un yeni bir film hazırlığında olduğunu biliyoruz, umarım bu sefer Eva da bir rol kapar :)
Genellikle minimal ve maskülen tarzda ''outfit''lere kırmızı halıda karşımıza çıkan ilham alınası muhteşem kadın Tilda Swinton yine geleneği bozmamış ve Haider Ackerman takım elbise içinde benimsediği kadını dışarı çıkartmış.
Kırmızı halıların efendisi olan Elie Saab bu sefer Amy Adams ile gönlümüze girerken sezonunn en hit parçalarından olan Lanvin elbise Emma Stone'un üzerinde !
Oscarı kaldıran isim Annette Bening mi yoksa Natalie Portman mı olacak bilemiyorum ama eğer kıyafet oscarı veriliyorsa bunu hak eden isim bu sefer karşımıza Marchesa ile çıkan Bening'e verilmelidir. Ve tüm editörlerin favorisi bana daima itici gelen Jessica Alba, Angelina'nın favorisi Atelier Versace ile gerçek bir zarif kadını portrelemiş.

photos taken from