Jude Law etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jude Law etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2013 Salı

2012- EN ÇARPICI KARAKTERLER

Yine başlık seçiminde bir hata var. Tamam en çarpıcı olanları olmayabilir, ama benim en sevdiğim karakterler. Biggest comeback yapanlar. Most underrated olanlar. Geçmişi yeniden canlandıralar. Kendileri için biçilmiş kaftanı giyenler. Hepsinin ortak noktasında ise bir tutam saçmalık var. Ne demiş tumblr kızı. "Fuck Normal!"

Eva Green- Dark Shadows
Senenin en saçma salak eğlenceli filmi Tim Burton'dan geldi. Summer blockbuster'ı Michelle Pfeiffer'a kaybettiği şöhreti, Hollywood'a Bella Heatchote'u verirken Eva Green ve Johnny Depp'e de tüm zamanların en ateşli seks sahnesini armağan etti. Her zaman olduğu gibi Eva Green yeniden görmezden gelindi. Evet, hem de Akasya Durağı'ndan fırlamış kadın karakteriyle bile. Golden Globe, en iyi komedi kadın ödülüm sende Green.
Anne Hathaway- The Dark Night Rises
Michelle Pf.'ın ününün yeniden canlanmasının tek sebebi elbette Tim Burton değildi. Pısırık, aile kızı Anne Hathaway'den kedi kadın olur muydu? Peki, olduğunu düşünelim. Michelle kadar iyi iş çıkarabilir miydi? Sonucun Les Mis'dekinden çok daha iyi olduğunu iddia edebilirim.

Charlize Theron- Snow White and the Huntsman
Balgamı ağzından akmadan hemen önceki anda çıkan ses kadar dolgun ve kışkırtıcı ses tonuyla "evil queen insanın kendine yakışanı giymesidir" dedirten Charlize Theron. "Mirror, mirror on the wall. Who is fairest of em all." // Başka kimsenin ses tonu bu kadar sex diye bağıramaz. "Lips red as blood, hair black as night. Bring me your heart, my dear, dear snow white."

Matthew McConaughey- Killer Joe
Senenin en popüler erkek oyuncusu kimdi deseler Matt Mc'ın poposu deseniz kimse sonucu sorgulamaz. B Sınıfı Hollywood romantik-komedilerinden Cannes açılışlarına sınıf atlayan Mc, sadece Jessica Chastain gibi porno oyuncularıyla yarışacak kabarıklıkta filmografi yaratmadı aynı zamanda nasıl derler Amerikalılar "He just nailed them all." Üstelik geriye de sinema tarihinin en kült sahnelerinden birini bırakarak. Hayır "Magic Mike"daki butt dance'inden bahsetmiyorum. Bu arada, put that panths back on!

Nicole Kidman- PaperBoy
Film tam anlamıyla Nicole Kidman'ın, Zac Efron üstüne işemesiyle pazarlansa da filmin vaat ettiği şey çok daha fazla. Hayır hapisanedeki mastürbasyon sahnesinden de fazla. Nicole Kidman. Botoks şişleri inmeye başlayan Pamelo Anderson ilham kaynağı. Who cares? Kidman yıllar sonra beyaz perdeye muhteşem bir karakteri canlandırarak döndü. Hem de ödül sezonunda oldukça göz ardı edilen bir rolle. Give goddamn Oscar to Kidman Academy!

Maggie Smith- The Best Exotic Marigold Hotel
Pek tabii Judi Dench'le best lesbian couple ever olabilirler. Aksiliğin sebebi farklı mı diye düşünüyodunuz yoksa.

Jude Law- Anna Karenina
Levin'in kızıl sakallarını kıskanmak dışında "Anna Karenina"daki en güzel şey extreme soğukkanlı, duvar gibi, hissiz bir Jude Law izlemekti. Yine görmezden gelindiğini düşünüyorum.

Denis Lavant (M Oscar)- Holy Motors
Eva Mendes bile bir canavır yanında sakinliğini koruyabiliyorsa?

Full Cast-MoonRise Kingdom
She is just so big Tilda Swinton. Aptal aşıklar. Edward Norton ve çorapları. Ridiciuously fantastic. Extremely  bombastic.

Quevenzhane Wallis- Beasts of the Southern Wild
"Alphabet called wants her letters back!" Jennifer Lawrence called wants her Oscar back. Moonrise Kingdom sevimliliği reloaded.

3 Ocak 2013 Perşembe

Анна Каренина

Emma Bovary, Effie Briest, Nora ve Anna Karenina. Hepsinin ortak noktası "yasak aşk". Ancak bunların arasında en popüler olanı Leo Tolstoy'un ve (Rus) edebiyatın(ın) baş yapıtı olan "Anna Karenina". 1911 yılından bu yana neredeyse 25 uyarlama. Sadece geri kalan uyarlamalar değil yılın tüm yapımları arasından sıyrılan kurgusuyla 2012 yapımı "Anna Karenina" ise Joe Wright imzalı. 


Film tıpkı bir tiyatro oyunu gibi. Yalnız mesela "8 Women"da olduğu gibi sadece tek bir mekan kullanıldığından değil. "Dogville"e daha yakın aslında. Gerçi o da "setting" konusunda kendini aşmış olduğundan onla da pek kıyaslama yapılamaz. Filmde Levin'in (Domhnall Gleeson) doğal yaşam ortamı olan kırsal kesim dışında kamera neredeyse hiç dışarıya çıkmıyor. Kulisler sokak oluyor, atlar opera salonun sahnesinde koşturuyor. Belli bir süre sonra kendinizi kaptırdığınızdan rahatsızlık ve hayal kırıklığı da ortadan kayboluyor. Hatta Wright'a değişik fikirden dolayı teşekkür bile ediyorsunuz. Yani ben ettim. 
Keira Knightley'nin Anna Karenina rolü için ne kadar uygun olduğu hala tartışıladursun asıl konuşulması gereken bu iş için Joe Wright'ın ne kadar "doğru" isim olduğudur bence. 

Filmin en güzel yanı "A Single Man" ya da "I am Love" gibi narin bir mücevher kadar incelikle işlenmiş olması. Filmde konuşulması gereken iki karakter ise Levin ve  Alexei Karenin (Jude Law). Soğukkanlı ve mesafeli duruşu. Aldatılan koca. Drama yaratmaması. Sinir bozucu sakinliği ve donukluğuyla Law kesinlikle filmde karakterini en iyi canlandıran oyuncuydu. Willem Dafoe çirkinliğinin muhteşem bir zariflikle kaynaşması gibi. Körle yatan şaşı kalkar olmuş olacak ki Knightley de en az Law kadar soğuktu. Karenina ve Vronsky (Aaron Taylor-Johnson) arasındaki aşk ise beklenildiğinin aksine şehvet ve tutkudan yoksundu. Aşk en az Law'un karakteri kadar donuktu. Belki buzlar sadece bir parça ikilinin ilk kez seviştiği sırada eridi ama o kadar. Knightley'nin koca filmde en akılda kalınır sahnesi ve kendini gösterebildiği yer ise kuşkusuz Vronsky'nin attan düştüğü sahneydi. Karenina'nın oğluyla olan ilişkisinde bile sevgi ve duygu yoktu. Johnson'un canlandırmış olduğu Vronsky ise dandy-serseri, baştan çıkartıcı ve  flört etmeyi bilen genç bir askerden çok daha uzaktı. Yani yine donuktu. Öte yandan Kitty'nin (Alicia Vikander) düzenlemiş olduğu baloda ikilinin dansı ve tüm o sahne filmdeki en görkemli dakikalardandı. 
Sonuç: Wright; karakterler dışında herşeyi yönetebilmiş. Ya da daha doğrusu filmin yapı taşları Knightley ve Johnson dışında her şeyi ve herkesi idare edebilmiş. Belki de gözde oyuncun Knightley yanlış seçimdi ha Wright? Ya da sorunu kökten çözmek için Wright'ı mı ekarte etmek gerekiyor. Bu kadar görkemli bir hikayenin başka biri tarafından yönetilmesi daha doğru olabilirdi.

12 Kasım 2011 Cumartesi

GÜÇ SEMBOLÜ: EVİMİZ HOLLYWOOD'DA

Sanırım festivaller dışında ve şans eseri izleyip de filmini beğendikten sonra yönetmenini daha iyi tanıyabilmek açısından seyretmek istediğim diğer filmleri de saymazsak bir filmi seçmemde en büyük etken oyuncular. Ancak bazen öyle yapımlar oluyor ki, zaten kendisine seyirciyi sırf oyuncu kadrosuyla çekmeyi başarıyor, bazen senaryo o kadronun altında ezilirken bazen de bu kadroyla ancak böyle bir hikaye mi yazmışlar diyebiliyoruz. Bazen de senaryoyu yüceltip here comes the comboooooo !

Kuşkusuz geçtiğimiz yaz vizyona giren ''Horrible Bosses'' Evimiz Holloywood'da temalı bir yazı için en iyi örneklerden. Senaryosu klasik bir salak ile avanak ikilisinin yapabileceği türden şeylerden oluşma bir hikayeden çıkıverse de çok sığ bir komedi olsa da kadrodaki her oyuncunun hareketleri inanılmazdı. Komedi filmlerinin olmazsa olmazı Jennifer Aniston yetmezmiş gibi Collin Farrel ve Kevin Spacey de filmin Jason Batemen, Charlie Day ve Jason Sudeikis'den oluşan normal kadrosuna eklenince ortaya karışık ünlülü bir pizza gelmekte. Rolleri daha az da olsa filmin en komik yanlarını yine o büyük üçlü götürse de aslında bence senaryoyu devleştiren isimler oyuncular burada.

Yakın geçmişte vizyona giren bir diğer komedi de son yıllarda seyretmiş olduğum en kaliteli romantik-komedilerin başında geliyordu sanırım. Akıllıca yazılmış espriler, sıkmayan konu ve yıldız kadrosuyla da birleşince sonuçta AA alabilen yapıma dönüşüyor. Bahsettiğim film ''Crazy Stupid Love''un kadrosunda Julianne Moore, Ryan Gosling, Emma Stone, Kevin Bacon ve Marissa Tomei'in yanı sıra komedi filmlerinin beyni Steve Carell'ı da bulunuyordu. Zaten sanırım Carell'ın oynayıp bizlerin burun kıvırabileceği pek de komedi filmi yoktur. Ama yine de tüm dev isimlerin yanı sıra ''tatlı aşıklar'' mesajıyla Hollywood'un yeni gözdesi Emma Stone ve womanizer karakteriyle Ryan Gosling favorimdi. Üstelik bunu Moore'un oynadığı bir film için söylüyorum.

Ve ''Contagion''. Kate Winslet'ın IMDb sayfasında filmi gördüğüm ilk günden beri ''heycans tavan'' şeklinde beklediğim film fragmanından da pek bir şey anlamadığımdan daha da körüklenmişti. Son 20 yılın en gözde üç kadını Kate Winslet, Gwyneth Paltrow ve Marion Cotillard'ı bir araya getiren filmin erkek kadrosu kızların gücü altında ezilse de Matt Damon, Jude Law ve Laurence Fishburne de yavan isimler sayılmaz neticede. Film aslında en olabilecek ve sıradan bir konu üstünde yoğunlaşıyor, zaten ilgimi çeken yanı da reel bir olayı sonuna kadar bu şekilde işin içine fantastik öğeler karıştırmadan devam ettirmeleri. Senaryo ve hikaye sakin sularda devam ederken bir anda da korku gerilim ve endişe hisleri de yine bizlerde uyandırtılan dürtülerden. Modern Çağın kahramanlık destanı da diyebileceğimiz bir metne de sahip olan filmin asıl - en büyük kahramanı - da *spoiler* filmin yıldız kadrosundan her hangi biri olmaması da ilginç ve dikkat çekici kanımca. Saydığım isimlerin hemen hemen hiç biri Kate- Damon ve Damon-Paltrow dışında bir araya gelmeseler de böyle bir kadronun aynı afişte yer almasının bende uyandırdğı hissi kelimelere dökemem sanırım. Kadroda bu denli dev isimler yer almasaydı kalkıp sinemaya gider miydim veya filmi beğenir miydim orası da meçhul sanırım.

Woody Allen ! Kamerasını Avrupa'ya taşıdığından bu yana - ki Amerika için de aksini söylemek imkansız olsa da - muhteşem oyuncu kadrolarını, enfes şehir manzaralarını ve A kalite eğlenceyi sinema salonlarına getirdiği bence çok açık. ''Midnight in Paris'' projesini duyurduğum günden beri yine heyecanın ve merakın film setinden karelerin ve dedikoduların internete düşmesiyle de perçinlenen bir süreçten bahsediyoruz. Baş roldeki iki ana karekterin Owen Wilson ve Rachel McAdams'ın hayal kırıklılığı yarattığı filmin başlı başına üç heyecan yaratan öğesi Paris, Carla Bruni ve Marion Cotillard'dı. Nasıl ki Penelope ve Javier'siz bir Barcelona düşünülemezse Eiffel Kulesinin, Marion'un ve son yıllardaki magazin akımına bakacak olursak da Bruni'siz bir Paris düşünülemezdi. Kathy Bates, Adrian Brody ve Michael Sheen'in de filmde yer alması tabiki de extra artı değerlerden. NewComers olarak gösterilen ve benim son dönemdeki favorilerimden Lea Seydoux'un katkısı bile muhteşemdi, üstelik bence o bile baş roldeki oyunculardan daha iyiydi. 20li yılları sevmemden ötürü mü Fitzgerald'a Hemingway'e Stein'a, Picasso ve Dali'ye ekstra sevgi ve saygı göstermemden midir bilmem ama filmin modern peri masallarından farksız olduğu açık ve net. ''Gece yarıları sadece korkuya değil, eğlenceye, gizeme ve hayallere de açıktır'' temasını bizlere en iyi şekilde anlattıran filmi kesinlikle sevmemin ve bayılmamın nedeni de hayallerimi süsleyen 3 hikayeden birinin bu filmde işlenmiş olması. Diğer ikisi de kısmen ''Immortals'' ve ''Factory Girl''de işlense de umarım hayallerim gerçekleşir.

Aslında iş zengin kadroya gelince bunun tadı en güzel romantik komedilerde çıkıyor. Bütün Hollywood'u bir araya getiren ''Valentine's Day'' ve kısmen de olsa ''He's Not Just Into You'' sanırım demek istediğimi anlatan cinsten. ''Love Actually'' ve ''Mona Lisa Smile'' da bunlardan bir kaçı yine. Özellikle son Harry Potter filmlerini de atlamamalıyım sanırım. Henüz seyretme şansına ulaşamadığım ''Melancholia'' da aslında bu filmlerden bir diğeri.

Filmleri sıralarken elbet aklımdan uçup giden başkaları da olmuştur, ama demek istediğim başka şeyler de var. Bu gibi filmerin en sevdiğim bir diğer yanı ise afişler. Tüm karakterlerle ayrı ayrı yapılan afişlerin yanı sıra, küçük karelerde bir araya gelinen ve üstünde tüm o isimlerin yazdığı ana afişler. İşte o kağıt parçasından fışkıran gücün hazzı. Sanırım bende etki yaratan en büyük kısmı bundan kaynaklanıyor. Üstelik bir de bu filmlerin galaları ya da Cannes'da gerçekleşen photo call'ları var ki. Bence onlar daha da reel.

Bir de muhteşem dörtlü aşk hikayelerinin anlatıldığı 4 yıldız oyuncuyu bir araya getiren filmler vardır ki bence o da başka bir post konusu olabilir.

6 Eylül 2010 Pazartesi

UN RENDEZ VOUS WITH DIOR HOMME // STARRING JUDE LAW

Normalde böyle postlar için Tumblr'ımı kullanırım. Ama bu sefer dayanamadım ve bu muhteşem videoyu blogda paylaşmak istedim. Yönetmen koltuğunda Guy Ritchie, oyuncular Jude Law ve Michaela Kocianova. Arka planda muhteşem Paris. Vinatge ruhunun 50lilerin 60ların ruhunu yansıtan muhteşem bir araba ve de Jude Law'u daha da ötesi bir erkeği her zaman klas, şık ve kibar gösterecek inanılmaz kostüm. Elbetteki Dior Homme imzalı.  Dinlediğiniz müzik ise sadece 09'un değil 00lerin en iyi albümüne imza atan Muse ve ''The Resistance''dan çıkan ''Exogenesis Symphony Part I''. Şehvet, iç gıcıklatıcı bir senaryo, tutku, romantizm ve öldürücü cazibe. Bu post bir reklam değil olsa olsa bir film hakkında olabilir diyorsanız bir de videoya göz atın. Özellikle final sahnesi. Eiffel Kulesi gölgesinde muhteşem bir manzara ...  

8 Mayıs 2010 Cumartesi

MET INSTITUTE GALA

Geçtiğimiz pazartesi düzenlenen 2010 MET INSTITUTE GALA 'daki en şıkları gördük beğendik, biraz geç de olsa şimdi de burda yayınlama kararı aldım, blogumun bu güzel kadınlardan mahrum kalmaması lazım.

Alice In Wonderland'deki rolune kendini iyicene kaptıran Anne Hathaway yine beyaz prenses haliyle karşımızda.

Türkiye'nin ilk Vogue yıldızı Jessica Stam ise sizce de inanılmaz asil ve elegan durmuyo mu ??

Ciddi anlamda şık mi bilmiyorum ama ben Gossip Girl Vanessa / Jessica Szohr'u beğendim açıkçası.

Burberry beyazıyla oldukça şık duran Emma Watson'un yanındaki şık beyfendiyi de unutmayın.

Jennifer Lopez. Kadının ismi bile gözümüz kapalı onu bi listeye sokmamızın bir nedeni.

Tamam Sienna Miller da inanılmaz duruyo ama peki ya Jude Law ?? :P

Jennifer Lopez bizim için neyse. En karizmatik kadın Sarah Jessica Parker da aynı bizim için. Viva la Carrie.

Bir diğer prenses Maggie Gyllenhaal =) Üstelik karalara bezenmiş prenses.

En şık en sonda. Blake Lively. Tanrım o nasıl bir güzelliktir. Tanrı gencecik güzel bir kız yarattı'nın tanımı Blake olmalı. OMFGG