Lea Seydoux etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lea Seydoux etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2013 Salı

TOP 10 - MEN'S MAGAZINES

James Frnaco'yu bu sene erkek dergilerinin kapaklarından indirmeyi başaran birkaç isim vardı. İlki Mr. Fassy Fass. Bir diğeri Hugh Jackman, onu takip eden Leo ve son olarak Tobey Maguire. Kate Moss yine her yerdeydi. Kimi erkeği soydu, kimi kadını. 


Brad Pitt'le başlayalım isterseniz. Kapak olduğu Amerikan Esquire sonrasında fotoğraflar diğer edisyonlara da dağıldı. Kolombiya'dan gelen kapak World War Z fiyaskosunu ört pas etmeye çalışıyor. Sahip olduğu hava bunla da yetinmiyor. Kötü orjinal Esquire kapağını ve aylar öncesinden gelen Chanel kampanyasını da unuttum. Hah, Jennifer'ı, Jolie için terk etmesine el uzatamıyor ama. Bir gerçek var: 50. yaşına basan Pitt'in internette dolaşan GIF'ini görmüşsünüzdür. İşte Esquire mottosu "Man at his Best"e de aslında bu isimden daha iyisi yakışmazdı.
Sorun şu ki insanlar gülmeye ve gülen yüze yeteri önem vermiyor. Konu özellikle de kapaklar olunca. (#selfie hadisesine bulaşmıyorum bile.) Ama Spike Jonze'un gülümsediği bu kapak, pardon ışıldadığı, yılın en samimi, en cool ve en fresh işlerinin başından geliyor. Demek minimal olmak için illa beyaza ve soft tonlara ihtiyaç duymamız gerekmiyormuş.

Lui, Fransızlar için Playboy ve Vogue Hommes karışımı bir şey. Daha önce kapanan dergi geçtiğimiz aylarda yeniden piyasaya sürüldü. İşte bahsettiğim formül de yeni hali sonrasında ortaya çıktı. Spotlara, kapak isimlerine bakacak olursanız da demek istediğimi anlarsınız. Bu arada Lea Seydoux çıktığı kapaklarla Kate Moss'u bile geride bırakmış olabilir bu sene. Üşenmeyin, saymaya başlayın bence.
İngiliz GQ aralık ayında 25. yıl sayını gönderdi. Kapakta Rihanna var, ama olay o değil. Ortaya çıkan iş Damien Hirst'e ait. Tabii, bir de Medusa'ya karşı koyamıyoruz elbette.
Alexander Skarsgard'a, Man of the World demişler. Daha n'olsun.
L'uomo Vogue, eylül ayında iki farklı kapakla piyasaya çıktı. Birinde Marina Abramovic ve James Franco, diğerinde ise Louis Garrel. Threesome'ların adamı Garrel, bu sefer tek başında. Ormanlar kralı aslan tavrı ve karizması ise başkalarının yardımına muhtaç olmadığını gösteriyor. Kapakta yazdığı gibi. Yılın en sinematografik işlerinden.
Amiş desen pek değil. 3.10 Yuma Treni'nden az evvel inmişler gibi. Birkaç iyi adam ve Numero Homme'un Thailand edisyonunun ilk kapağı.
Kes yapıştır ve artsy. Zaten 3D versiyonu da dergi gibi değil Meydan Larousse.
Çok affedersiniz. "Fuck me once shame on you. Fuck me twice shame on me." 
Kapak şunu diyor: "Tanrılar katından sesleniyorum. Zues'um ben. Şimşek gibi çıkar, yıldırım gibi yakarım." Bu arada Jarrod Scott, Clement Chabernaud ile yılın öne çıkan erkek modellerindendi. 

12 Kasım 2011 Cumartesi

GÜÇ SEMBOLÜ: EVİMİZ HOLLYWOOD'DA

Sanırım festivaller dışında ve şans eseri izleyip de filmini beğendikten sonra yönetmenini daha iyi tanıyabilmek açısından seyretmek istediğim diğer filmleri de saymazsak bir filmi seçmemde en büyük etken oyuncular. Ancak bazen öyle yapımlar oluyor ki, zaten kendisine seyirciyi sırf oyuncu kadrosuyla çekmeyi başarıyor, bazen senaryo o kadronun altında ezilirken bazen de bu kadroyla ancak böyle bir hikaye mi yazmışlar diyebiliyoruz. Bazen de senaryoyu yüceltip here comes the comboooooo !

Kuşkusuz geçtiğimiz yaz vizyona giren ''Horrible Bosses'' Evimiz Holloywood'da temalı bir yazı için en iyi örneklerden. Senaryosu klasik bir salak ile avanak ikilisinin yapabileceği türden şeylerden oluşma bir hikayeden çıkıverse de çok sığ bir komedi olsa da kadrodaki her oyuncunun hareketleri inanılmazdı. Komedi filmlerinin olmazsa olmazı Jennifer Aniston yetmezmiş gibi Collin Farrel ve Kevin Spacey de filmin Jason Batemen, Charlie Day ve Jason Sudeikis'den oluşan normal kadrosuna eklenince ortaya karışık ünlülü bir pizza gelmekte. Rolleri daha az da olsa filmin en komik yanlarını yine o büyük üçlü götürse de aslında bence senaryoyu devleştiren isimler oyuncular burada.

Yakın geçmişte vizyona giren bir diğer komedi de son yıllarda seyretmiş olduğum en kaliteli romantik-komedilerin başında geliyordu sanırım. Akıllıca yazılmış espriler, sıkmayan konu ve yıldız kadrosuyla da birleşince sonuçta AA alabilen yapıma dönüşüyor. Bahsettiğim film ''Crazy Stupid Love''un kadrosunda Julianne Moore, Ryan Gosling, Emma Stone, Kevin Bacon ve Marissa Tomei'in yanı sıra komedi filmlerinin beyni Steve Carell'ı da bulunuyordu. Zaten sanırım Carell'ın oynayıp bizlerin burun kıvırabileceği pek de komedi filmi yoktur. Ama yine de tüm dev isimlerin yanı sıra ''tatlı aşıklar'' mesajıyla Hollywood'un yeni gözdesi Emma Stone ve womanizer karakteriyle Ryan Gosling favorimdi. Üstelik bunu Moore'un oynadığı bir film için söylüyorum.

Ve ''Contagion''. Kate Winslet'ın IMDb sayfasında filmi gördüğüm ilk günden beri ''heycans tavan'' şeklinde beklediğim film fragmanından da pek bir şey anlamadığımdan daha da körüklenmişti. Son 20 yılın en gözde üç kadını Kate Winslet, Gwyneth Paltrow ve Marion Cotillard'ı bir araya getiren filmin erkek kadrosu kızların gücü altında ezilse de Matt Damon, Jude Law ve Laurence Fishburne de yavan isimler sayılmaz neticede. Film aslında en olabilecek ve sıradan bir konu üstünde yoğunlaşıyor, zaten ilgimi çeken yanı da reel bir olayı sonuna kadar bu şekilde işin içine fantastik öğeler karıştırmadan devam ettirmeleri. Senaryo ve hikaye sakin sularda devam ederken bir anda da korku gerilim ve endişe hisleri de yine bizlerde uyandırtılan dürtülerden. Modern Çağın kahramanlık destanı da diyebileceğimiz bir metne de sahip olan filmin asıl - en büyük kahramanı - da *spoiler* filmin yıldız kadrosundan her hangi biri olmaması da ilginç ve dikkat çekici kanımca. Saydığım isimlerin hemen hemen hiç biri Kate- Damon ve Damon-Paltrow dışında bir araya gelmeseler de böyle bir kadronun aynı afişte yer almasının bende uyandırdğı hissi kelimelere dökemem sanırım. Kadroda bu denli dev isimler yer almasaydı kalkıp sinemaya gider miydim veya filmi beğenir miydim orası da meçhul sanırım.

Woody Allen ! Kamerasını Avrupa'ya taşıdığından bu yana - ki Amerika için de aksini söylemek imkansız olsa da - muhteşem oyuncu kadrolarını, enfes şehir manzaralarını ve A kalite eğlenceyi sinema salonlarına getirdiği bence çok açık. ''Midnight in Paris'' projesini duyurduğum günden beri yine heyecanın ve merakın film setinden karelerin ve dedikoduların internete düşmesiyle de perçinlenen bir süreçten bahsediyoruz. Baş roldeki iki ana karekterin Owen Wilson ve Rachel McAdams'ın hayal kırıklılığı yarattığı filmin başlı başına üç heyecan yaratan öğesi Paris, Carla Bruni ve Marion Cotillard'dı. Nasıl ki Penelope ve Javier'siz bir Barcelona düşünülemezse Eiffel Kulesinin, Marion'un ve son yıllardaki magazin akımına bakacak olursak da Bruni'siz bir Paris düşünülemezdi. Kathy Bates, Adrian Brody ve Michael Sheen'in de filmde yer alması tabiki de extra artı değerlerden. NewComers olarak gösterilen ve benim son dönemdeki favorilerimden Lea Seydoux'un katkısı bile muhteşemdi, üstelik bence o bile baş roldeki oyunculardan daha iyiydi. 20li yılları sevmemden ötürü mü Fitzgerald'a Hemingway'e Stein'a, Picasso ve Dali'ye ekstra sevgi ve saygı göstermemden midir bilmem ama filmin modern peri masallarından farksız olduğu açık ve net. ''Gece yarıları sadece korkuya değil, eğlenceye, gizeme ve hayallere de açıktır'' temasını bizlere en iyi şekilde anlattıran filmi kesinlikle sevmemin ve bayılmamın nedeni de hayallerimi süsleyen 3 hikayeden birinin bu filmde işlenmiş olması. Diğer ikisi de kısmen ''Immortals'' ve ''Factory Girl''de işlense de umarım hayallerim gerçekleşir.

Aslında iş zengin kadroya gelince bunun tadı en güzel romantik komedilerde çıkıyor. Bütün Hollywood'u bir araya getiren ''Valentine's Day'' ve kısmen de olsa ''He's Not Just Into You'' sanırım demek istediğimi anlatan cinsten. ''Love Actually'' ve ''Mona Lisa Smile'' da bunlardan bir kaçı yine. Özellikle son Harry Potter filmlerini de atlamamalıyım sanırım. Henüz seyretme şansına ulaşamadığım ''Melancholia'' da aslında bu filmlerden bir diğeri.

Filmleri sıralarken elbet aklımdan uçup giden başkaları da olmuştur, ama demek istediğim başka şeyler de var. Bu gibi filmerin en sevdiğim bir diğer yanı ise afişler. Tüm karakterlerle ayrı ayrı yapılan afişlerin yanı sıra, küçük karelerde bir araya gelinen ve üstünde tüm o isimlerin yazdığı ana afişler. İşte o kağıt parçasından fışkıran gücün hazzı. Sanırım bende etki yaratan en büyük kısmı bundan kaynaklanıyor. Üstelik bir de bu filmlerin galaları ya da Cannes'da gerçekleşen photo call'ları var ki. Bence onlar daha da reel.

Bir de muhteşem dörtlü aşk hikayelerinin anlatıldığı 4 yıldız oyuncuyu bir araya getiren filmler vardır ki bence o da başka bir post konusu olabilir.

11 Ağustos 2011 Perşembe

THE NEW GENERATION ! SUPERNATURAL STARS !

Hollywood artık yeni bir jenerasyona sahip desek pek de abartmış olmayız. Elbette her zaman için filmlerde küçük oyuncular karşımıza çıkmıştır, ancak hangi biri şimdikiler kadar popüler olmuştu ki ? Hangi biri kendinden bir önceki jenerasyonun önüne bu kadar geçebilmişti ki ? Hepsi de karşılıklı oynadıkları büyük yıldızlar kadar övgü alıp ödül yarışında aynı kategoride onlarla beraber kapıştı.

Onları belki şimdi bizler daha da çok seviyoruz, çünkü hepimizde de ''aa ben onun küçüklüğünü bilirim'' deme hastalığı var ve daha da önemlisi aslında biz büyürken o küçük yıldızların büyüdüğünü de görüyoruz. Üstelik bunlar sadece filmlerde baş rolü kapıp eleştirmenlerden övgü dolu sözler duymakla yetinmiyorlar. it girl edasında dergilerde, partylerde boy gösterip, video çekimlerinden defilelerin en ön sıralarında ''ben de buradayım'' diye bağırıyorlar. Her zaman dediğim gibi, her hangi bir ünlü isim kendi alanı dışında başka dallardan da talep alıyorsa bu iş olmuştur.

Geçtiğimiz senelerde Amanda Seyfried ile başlayan new comers serisine her gün yeni bir cep telefonu modeli gibi bir tanesi daha ekleniyor. Siz hala Jennifer Lawrence'a takılıp kalmışken Chloe Moretz çoktan tozu dumana katmaya başladı bile. Üstelik tüm bu isimler Hanna Montana ya da Disney serisinden de değiller.

Postu hazırlama nedenim ise trendlerden hatta gelecek trendlerden haberleri olan editörlerin uzun zamandır kapaklara A List NewComer'ları yerleştirme yarışları. Son olarak buna sansasyonel ve kült dergi Love da katıldı. Üstelik tıpkı Annette Bening ve Hailee Steinfeld'in Oscar'larda bir arada olması gibi Kristen McMenamy ile Elle Faning bu kapakta bir arada.
''Supernatural'' temasının işlendiği Love'un 6. sayısında Lara Stone, Mariacarla B. ve Kristen McMenamy gibi isimlerle beraber kapak olan 3 yeni yetme starın karşısında ise bu ay muazzam bir Björk kapağı yaratan Dazed & Confused Eylül sayıları için Juno Temple'ı seçmiş..
AnOther Magazine ise geçtiğimiz sezon yayınladığı 10. yıl sayısında son 10 yıla damgasını vurmuş isimleri değil gelecek 10 yıla damgasını vurması kuvvetle muhtemel isimleri seçmişti. Bakınız Jennifer Lawrence, Mia Wasikowska, Lea Seydoux ve Andrea Riseborough.

Tüm bu isimlerin imdb sayfalarına bakacak olursanız ise kaba bir hesapla önümüzdeki senelerde vizyona girecek en önemli filmlerin hemen hemen hepsinde bunlardan birini görmeniz kaçınılmaz. ''Rise of the NewComers'' diye buna derim ben. Aralarında ben bir de ''Hanna''nın yıldızı Saoirse Ronan'ı görmek isterdim.

Süsledikleri moda / sanat / tasarım dergilerinin yanı sıra Hailee Steinfeld Bayan Prada'nın bir diğer markası Miu Miu'nun bu sezonluk yüzü oldu. Chloe Moretz ise Drew Barrymore'un yönettiği Best Coast videosunda karşımıza çıktı. 
Miu Miu / Fall- Winter 2011 Campaign

Kim bilir belki de bundan 10 yıl sonra filmlerde ya da Vogue kapağında Kate Winslet, Marion Cotillard, Penelope Cruz, Julianne Moore, Meryl Streep, Tilda Swinton, Cate Blanchett ve Gwyneth Paltrow yerine yukarıdaki isimleri bir arada görmekten çok daha fazla heyecan duyucaz. Üstelik ''aaa 15 yaşında ilk kez True Grit'te karşımıza çıkıp Oscar'a aday olan küçük kız değil mi?'' şu diyerek bilmiş bilmiş sırıtarak.

Siz şimdiden ''Anna Karenina'', ''W.E.'', ''Midnight in Paris'', ''The Dark Knight Rises'', ''The Silver Linings Playbook'', ''Movie 43'', ''Romeo & Juliet'' ve ''Jane Eyre''i not edin. Ah pardon ! Zaten hepsini aylardır bekliyodunuz çünkü tüm bu isimler çoktan casting sırasında diğer A List isimlerin karşısına koyuldu bile, üstelik yine kendi jenarasyonlarından birileriyle, yani yukarıda diğer saydıklarımla.

Günün stilinde ise yepyeni filmi ''The Help''in galasında yer alan Emma Stone yer alıyor. Kardeşleri kadar genç olmasa da new comer'ların bir önceki sürümünden.