Emma Stone etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emma Stone etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2012 Salı

SUMMER BLOCKBUSTERS

Yaz filmleri -özellikle Türkiye için ikiye ayrılır-. A Grubu'ndakiler, blockbuster filmlerdir. Çoğu Dünya'yla aynı anda Türkiye'de de vizyona girme hırsı taşısa da bazıları da mayıs boyunca kırmızı halıdan takip ettiğimiz filmleri izleme vaktidir. B Grubu filmleri ise -sıkıcı- Fransız filmleriden ibarettir. Sıkıcı dememe bakmayın, aslında bu tamamıyla dağıtımcının vizyonu sebebiyledir.

B Grubu filmler bir başka post konusu olmaya bekleyedursun, bugün, şimdiden senenin box office şampiyonu ilan edilen filmlerin tarihini bir köşeye bence not etmeli.

The Snow White and The Huntsman- 1 Haziran
Kadro açıklandığında herkesin ağzında tek bir soru: Kristen Stewart'tan Pamuk Prenses olur mu? Kardeşim bu ne Stewartmış dediğinizi duyar gibiyim, zira 'On The Road' için de aynı sorunlar meşgul etmişti bizi. Ancak gelin görün ki burada bizi asıl meşgul etmesi gereken isim belki de kariyeri boyunca 'Monster' sonrası en doğru rol seçimini gerçekleştiren Charlize Theron. Kraliçeler katında kendine yer edinmeyi başaran Charlize magazin basınından tanımış olduğumuz hükümet gibi kadın tanımlamasını bu sefer filmde canlandırmaya karar verdi. Youtube'daki fragmanda bile beni titreten ve kendimden geçiren Theron'u bir de sinemadaki fragmanı izlerken ruhumu Şamanlara teslim ettiğim doğrudur. Hikayenin masalsı özüne sadık kalan Tarsem'in aksine karanlık, gotik ve aksiyonu olan bir Pamuk Prenses izlemek için ise ben çoktan gün saymaya başladım.

Prometheus- 1 Haziran
Alien filmlerinin devamı gibi duran Prometheus'un kadrosunda ise orjinal ejerderha dövmeli kız Noomi Rapace, nokta noktası adından daha meşhur Michael Fassbender, Guy Pearce ve Charlize Theron bulunmakta. Gözünüz Sigourney Weaver'ı arıyor farkındayım. Bilim-Kurgu ve Korku en favori türüm olmasa da kadronun sağlamlığından insan merak etmiyor değil filmi, üstelik tüm bu artan merakın sebeplerinden biri de yapımcı şirketin internete saldığı viral kampanyaları. Hatta kampanyanın ünü filmden daha fazla bile olabilir.

Dark Shadows-15 Haziran
Fragmanın yaklaşık ilk 40 saniyesinde her şey normal, hatta bilindik ve kendisinden beklenen bir Tim Burton var, sonrasında ise en az saçını sarıya boyayan Beyonce kadar çirkin ve saçma bir Eva Green belirip Johnny Depp ile sevişmeye başlıyor. Fragmanı izlediyseniz zaten hayalini kurduğunuz sahneyle alakası olmadığını da anlıyosunuz. Vampirlerin karanlık ve gotik dünyasını disko topu ile birleştiren filmin diğer oyuncuları ise Helena Bonham Carter, Chloe Grace Moretz ve Michelle Pfeiffer.

The Amazing Spider Man3D- 6 Temmuz
Kirsten Dunst'ın, yağmur altında tersten asılı olan Tobey Maguire'yi öptüğü sahne çoktan geride kaldı. Artık James Franco ve Willem Dafoe da yok. Yerine sürekli aynı rolleri oynamış olduğu havasını veren Emma Stone ve Social Network sonrası Hollywood'un yeni jönü olan Andrew Garfield geldi. Yine de çocukluk efsanesini bir kenara bırakmamız gerektiği anlamına gelmiyor bu elbette. Bir de düşünün ya yeni Mary Jane Kristen Stewart olsaydı?

The Dark Knight Rises- 27 Temmuz
Anne Hathaway kedi kadın oldu, Marion Cotillard'ın varlığından hiç söz etmiyorum bile, bir süre sonra insanı 'acaba bugün yeni bir poster / teaser yayınlamışlar mıdır?' diye her sabah internette haklarında araştırma yaptırtan filmin tek üzücü yanı ise efsanenin sona gelmiş olması. 'Avengers' ile senenin en fazla merak edilen super-kahraman filmi olan Batman üçlemesinin sonuncusu yine bir Nolan kurgusu nedeniyle bizi filmin içine hapsetçek gibi duruyor.

Rock of Ages- 31 Ağutos
W Dergisine verdiği pozlar gibi filmdeki görüntülerin de orta yaş bunalımında olan bir adamın gençleşme macerası gibi görünen film aynı zamanda Tom Cruise için de şu soruyu sormamızı sağlıyor. 'Is he still relevant?'' 20.yy ın en çirkin günleri 80ler ve müzikal dünyaya yolculuğa çıkmaya hazır olun! Seks ve ucuz rock'n'roll-u konu alan film yukarıda saydığım diğer 5 yapımın aksine yılın en 'cheesy' işi olmaya da aday. Zaten neden listeye soktuğumu ben bile bilmiyorum.

16 Ocak 2012 Pazartesi

WE NEED TO TALK ABOUT GOLDEN GLOBES !

69.su dün gece gerçekleşen Golden Globe'lar hiç kuşkusuz son yılların en eğlenceli geçen ödül töreniydi. Bunda twitterda atılan peşi sıra tweetler ile hep beraber evde toplaşıp seyretmişiz gibi hava yaratılmış olmasının etkisi de olabilir gerçi. Ricky Gervais'in çok az görünmesi zaman zaman da sıkıcı espriler yapmış olması pek canımı sıkmadı zira genel olarak her ağzını açtığında beni güldürdü. Ama elbette gecenin komedi showuna dönüşmesinin tek nedeni bu değildi.
The real Game oh Thrones
Güzel kıyafet anlamında inanılmaz kısır bir ödül töreni olduğu konusunda hem fikiriz. Geçriğimiz yıl Rodarte içinde parlayan Natalie Portman, Lanvin'in en kötü elbisesini seçmişti, twitterda saatlerce tartışılan Jessica Chastain elbisesinin Balenciaga mı yoksa Givenchy mi olmuş olması bile umrumda değil, yılın adamı Micki Fassbender'ın Mahmutpaşa çıkışlı parlak kumaş takım elbisesi derken bir de Meltem Cumbul hadisesi.

Aslında Meltem Cumbul nereden tutarsanız tutun elinizde kalıyor, Chloe olduğunu sabah öğrenmiş olduğum perde çakması kıyafetin markası önemli bile değil zira berbat, iki gün boyunca ''Yabancı Dilde En İyi Film'' ödülünü taktim etmesi konuşulurken sadece twitterdakiler değil eminim salondakiler de ''Who was that starnge Turkish woman wanting World Peace'' diye ortalığı ayağa kaldırmışlardır. Seriously Meltem ?

Hey Brad ! ''We really need to talk about Angelina!'' Geçtiğimiz sene olduğu gibi bu sene de zarafetini Atelier Versace elbisesiyle sürdürmeye çalışsa da çuvalladığı yer kolları oldu, bir Etiyopyalı kadar zayıf ve sağlıksız görünen Angelina'nın yapmış olduğu bu kadar pozitif olaya rağmen hala ''Curved Woman are the Best'' kampanyasına destek olmamasına anlam veremiyorum.
Gecenin kuşkusuz en dikkat çeken ve şık olan 5 kadın oyuncusu.
Şahsen ben kaçırsam da ''Downton Abbey'' için ''En iyi TV Filmi / Mini Dizi'' kategorisindeki ödülü alması için sahneye çıkarken neredeyse düşmek üzere olan Elizabeth McGovern'ın herkesi güldürdüğünü okudum. Kadın oyuncu dalında ödülü bir kez daha Kate Winslet'a kaptıran Elizabeth'e de teşekkür etmek istiyorum. Zira gecenin asıl kraliçesinin kim olduğunu öğrenmiş olduk. Jenny Peckham elbisesiyle Winslet'ı salonun en arkasına oturtan akademiye bir çift lafım vardı, ama aynı zamanda Julianne Moore ile aynı masada oturmuş olmaları içimi nasıl ferahlattı, beni nasıl mutlu etti anlatamam. Bu arada sözlüğü açtığınızda zerafet yanında Kate Winslet yazıyor değil mi ?
Hepimiz Meryl Streep'in ''I dont a give a shit to the Fashion'' mottosunu bildiğimize göre dün gece ne kadar paspal olduğundan bashetmeme gerek yok, mürebbiyeler gibi kapalı giyinen Michelle Williams'ın gecenin en şıkı olmaması ise ''Kezban goes Paris'' temalı saç bandıydı !1 Nisan'da geri dönecek olan ''The Killings''in yıldızı Mireille Enos'un ödülü kucaklamayacağını bildiğim halde bir umut yeniden Julianna Margulies'in kazanabileceğini bekliyodum. Bir dalda daha umutlarım solarken Kate Winslet sonrası gecenin en şık kadını olarak onı görmem içime su serpti diyebilirim.
Şıklık yarışına devam etmeden George Clooney'nin ''penis envy'' temalı konuşması bknz Fassbender'a düzmüş olduğu methiyeler gecenin de son bombasıydı sanırım. Ewan MvGregor, Adam Levine ve Ricky Geravis'in gecenin en şık erkekleri olduklarını söylememe gerek bile yok.

Söke söke ''Hugo''nun hadi o olmadı ''the Help''in ödülü kazanmasını beklerken (I dont give shit to damn statistics) ''The Descendants'' ödülü kazanması ise ''Game of Thrones''un ''Drama Dizi'' dalında en iyi ödülünü alamaması kadar bomba etkisi yarattı. 15 Nisan'da geri dönecek olan dizinin yıldızlarından Peter Dinklage da yine -en azından- Emmy'lerde olduğu gibi 'erkek oyuncu' dalında yüzümüzü güldürdü. Bu arada !F'in tweetine göre de 'The Descendants' programları içierisinde yer alıyormuş.

Kimileri Madonna'nın ödül kazanmasını reytinglere bağlasa da ohh common 5 şarkı arasında en iyisi onunkiydi. Animasyon kategorisinde hiçbir filmi izlememiş olsam da ''Tin Tin''in senenin en görkemli yapımı olduğuna kalıbımı basarım.(Gerçi o da senaryo açısından 0dı ama?) Yabancı Filmler'den henüz ''A Separation''u izlememiş olsam da nasıl ''The Skin I Live In''den daha kallavi bir yapım olabilir merak ediyorum.
Tıpkı senaryo dalında olduğu gibi komedi / müzikal alanında da ''Midnight In Paris''in kazanmasını beklerken aslında beklendiği gibi ödülü kazanan tıpkı başrol oyuncusunun da yapığı gibi ''The Artist'' oldu. Böylece iki ödülle ayrılan The Descendants'ı geçerek 3 ödülle gecenin filmi oldu. Bu arada dram yanı ağır basan ''50/ 50'' o kategoride yer kalmadı da komedi /müzikale sığdırdık izlenimi veriyor.

Yazıyı gecenin geri kalan şık isimlerini sayarak bitirmem gerekiyosa o halde top 5imi sıralarım.
1: Kate Winslet
2: Julianna Margulies
3: Emma Stone
4: Evan Rachel Wood
5: Salma Hayek
pics: instyle.com / jj.com

12 Kasım 2011 Cumartesi

GÜÇ SEMBOLÜ: EVİMİZ HOLLYWOOD'DA

Sanırım festivaller dışında ve şans eseri izleyip de filmini beğendikten sonra yönetmenini daha iyi tanıyabilmek açısından seyretmek istediğim diğer filmleri de saymazsak bir filmi seçmemde en büyük etken oyuncular. Ancak bazen öyle yapımlar oluyor ki, zaten kendisine seyirciyi sırf oyuncu kadrosuyla çekmeyi başarıyor, bazen senaryo o kadronun altında ezilirken bazen de bu kadroyla ancak böyle bir hikaye mi yazmışlar diyebiliyoruz. Bazen de senaryoyu yüceltip here comes the comboooooo !

Kuşkusuz geçtiğimiz yaz vizyona giren ''Horrible Bosses'' Evimiz Holloywood'da temalı bir yazı için en iyi örneklerden. Senaryosu klasik bir salak ile avanak ikilisinin yapabileceği türden şeylerden oluşma bir hikayeden çıkıverse de çok sığ bir komedi olsa da kadrodaki her oyuncunun hareketleri inanılmazdı. Komedi filmlerinin olmazsa olmazı Jennifer Aniston yetmezmiş gibi Collin Farrel ve Kevin Spacey de filmin Jason Batemen, Charlie Day ve Jason Sudeikis'den oluşan normal kadrosuna eklenince ortaya karışık ünlülü bir pizza gelmekte. Rolleri daha az da olsa filmin en komik yanlarını yine o büyük üçlü götürse de aslında bence senaryoyu devleştiren isimler oyuncular burada.

Yakın geçmişte vizyona giren bir diğer komedi de son yıllarda seyretmiş olduğum en kaliteli romantik-komedilerin başında geliyordu sanırım. Akıllıca yazılmış espriler, sıkmayan konu ve yıldız kadrosuyla da birleşince sonuçta AA alabilen yapıma dönüşüyor. Bahsettiğim film ''Crazy Stupid Love''un kadrosunda Julianne Moore, Ryan Gosling, Emma Stone, Kevin Bacon ve Marissa Tomei'in yanı sıra komedi filmlerinin beyni Steve Carell'ı da bulunuyordu. Zaten sanırım Carell'ın oynayıp bizlerin burun kıvırabileceği pek de komedi filmi yoktur. Ama yine de tüm dev isimlerin yanı sıra ''tatlı aşıklar'' mesajıyla Hollywood'un yeni gözdesi Emma Stone ve womanizer karakteriyle Ryan Gosling favorimdi. Üstelik bunu Moore'un oynadığı bir film için söylüyorum.

Ve ''Contagion''. Kate Winslet'ın IMDb sayfasında filmi gördüğüm ilk günden beri ''heycans tavan'' şeklinde beklediğim film fragmanından da pek bir şey anlamadığımdan daha da körüklenmişti. Son 20 yılın en gözde üç kadını Kate Winslet, Gwyneth Paltrow ve Marion Cotillard'ı bir araya getiren filmin erkek kadrosu kızların gücü altında ezilse de Matt Damon, Jude Law ve Laurence Fishburne de yavan isimler sayılmaz neticede. Film aslında en olabilecek ve sıradan bir konu üstünde yoğunlaşıyor, zaten ilgimi çeken yanı da reel bir olayı sonuna kadar bu şekilde işin içine fantastik öğeler karıştırmadan devam ettirmeleri. Senaryo ve hikaye sakin sularda devam ederken bir anda da korku gerilim ve endişe hisleri de yine bizlerde uyandırtılan dürtülerden. Modern Çağın kahramanlık destanı da diyebileceğimiz bir metne de sahip olan filmin asıl - en büyük kahramanı - da *spoiler* filmin yıldız kadrosundan her hangi biri olmaması da ilginç ve dikkat çekici kanımca. Saydığım isimlerin hemen hemen hiç biri Kate- Damon ve Damon-Paltrow dışında bir araya gelmeseler de böyle bir kadronun aynı afişte yer almasının bende uyandırdğı hissi kelimelere dökemem sanırım. Kadroda bu denli dev isimler yer almasaydı kalkıp sinemaya gider miydim veya filmi beğenir miydim orası da meçhul sanırım.

Woody Allen ! Kamerasını Avrupa'ya taşıdığından bu yana - ki Amerika için de aksini söylemek imkansız olsa da - muhteşem oyuncu kadrolarını, enfes şehir manzaralarını ve A kalite eğlenceyi sinema salonlarına getirdiği bence çok açık. ''Midnight in Paris'' projesini duyurduğum günden beri yine heyecanın ve merakın film setinden karelerin ve dedikoduların internete düşmesiyle de perçinlenen bir süreçten bahsediyoruz. Baş roldeki iki ana karekterin Owen Wilson ve Rachel McAdams'ın hayal kırıklılığı yarattığı filmin başlı başına üç heyecan yaratan öğesi Paris, Carla Bruni ve Marion Cotillard'dı. Nasıl ki Penelope ve Javier'siz bir Barcelona düşünülemezse Eiffel Kulesinin, Marion'un ve son yıllardaki magazin akımına bakacak olursak da Bruni'siz bir Paris düşünülemezdi. Kathy Bates, Adrian Brody ve Michael Sheen'in de filmde yer alması tabiki de extra artı değerlerden. NewComers olarak gösterilen ve benim son dönemdeki favorilerimden Lea Seydoux'un katkısı bile muhteşemdi, üstelik bence o bile baş roldeki oyunculardan daha iyiydi. 20li yılları sevmemden ötürü mü Fitzgerald'a Hemingway'e Stein'a, Picasso ve Dali'ye ekstra sevgi ve saygı göstermemden midir bilmem ama filmin modern peri masallarından farksız olduğu açık ve net. ''Gece yarıları sadece korkuya değil, eğlenceye, gizeme ve hayallere de açıktır'' temasını bizlere en iyi şekilde anlattıran filmi kesinlikle sevmemin ve bayılmamın nedeni de hayallerimi süsleyen 3 hikayeden birinin bu filmde işlenmiş olması. Diğer ikisi de kısmen ''Immortals'' ve ''Factory Girl''de işlense de umarım hayallerim gerçekleşir.

Aslında iş zengin kadroya gelince bunun tadı en güzel romantik komedilerde çıkıyor. Bütün Hollywood'u bir araya getiren ''Valentine's Day'' ve kısmen de olsa ''He's Not Just Into You'' sanırım demek istediğimi anlatan cinsten. ''Love Actually'' ve ''Mona Lisa Smile'' da bunlardan bir kaçı yine. Özellikle son Harry Potter filmlerini de atlamamalıyım sanırım. Henüz seyretme şansına ulaşamadığım ''Melancholia'' da aslında bu filmlerden bir diğeri.

Filmleri sıralarken elbet aklımdan uçup giden başkaları da olmuştur, ama demek istediğim başka şeyler de var. Bu gibi filmerin en sevdiğim bir diğer yanı ise afişler. Tüm karakterlerle ayrı ayrı yapılan afişlerin yanı sıra, küçük karelerde bir araya gelinen ve üstünde tüm o isimlerin yazdığı ana afişler. İşte o kağıt parçasından fışkıran gücün hazzı. Sanırım bende etki yaratan en büyük kısmı bundan kaynaklanıyor. Üstelik bir de bu filmlerin galaları ya da Cannes'da gerçekleşen photo call'ları var ki. Bence onlar daha da reel.

Bir de muhteşem dörtlü aşk hikayelerinin anlatıldığı 4 yıldız oyuncuyu bir araya getiren filmler vardır ki bence o da başka bir post konusu olabilir.

11 Ağustos 2011 Perşembe

THE NEW GENERATION ! SUPERNATURAL STARS !

Hollywood artık yeni bir jenerasyona sahip desek pek de abartmış olmayız. Elbette her zaman için filmlerde küçük oyuncular karşımıza çıkmıştır, ancak hangi biri şimdikiler kadar popüler olmuştu ki ? Hangi biri kendinden bir önceki jenerasyonun önüne bu kadar geçebilmişti ki ? Hepsi de karşılıklı oynadıkları büyük yıldızlar kadar övgü alıp ödül yarışında aynı kategoride onlarla beraber kapıştı.

Onları belki şimdi bizler daha da çok seviyoruz, çünkü hepimizde de ''aa ben onun küçüklüğünü bilirim'' deme hastalığı var ve daha da önemlisi aslında biz büyürken o küçük yıldızların büyüdüğünü de görüyoruz. Üstelik bunlar sadece filmlerde baş rolü kapıp eleştirmenlerden övgü dolu sözler duymakla yetinmiyorlar. it girl edasında dergilerde, partylerde boy gösterip, video çekimlerinden defilelerin en ön sıralarında ''ben de buradayım'' diye bağırıyorlar. Her zaman dediğim gibi, her hangi bir ünlü isim kendi alanı dışında başka dallardan da talep alıyorsa bu iş olmuştur.

Geçtiğimiz senelerde Amanda Seyfried ile başlayan new comers serisine her gün yeni bir cep telefonu modeli gibi bir tanesi daha ekleniyor. Siz hala Jennifer Lawrence'a takılıp kalmışken Chloe Moretz çoktan tozu dumana katmaya başladı bile. Üstelik tüm bu isimler Hanna Montana ya da Disney serisinden de değiller.

Postu hazırlama nedenim ise trendlerden hatta gelecek trendlerden haberleri olan editörlerin uzun zamandır kapaklara A List NewComer'ları yerleştirme yarışları. Son olarak buna sansasyonel ve kült dergi Love da katıldı. Üstelik tıpkı Annette Bening ve Hailee Steinfeld'in Oscar'larda bir arada olması gibi Kristen McMenamy ile Elle Faning bu kapakta bir arada.
''Supernatural'' temasının işlendiği Love'un 6. sayısında Lara Stone, Mariacarla B. ve Kristen McMenamy gibi isimlerle beraber kapak olan 3 yeni yetme starın karşısında ise bu ay muazzam bir Björk kapağı yaratan Dazed & Confused Eylül sayıları için Juno Temple'ı seçmiş..
AnOther Magazine ise geçtiğimiz sezon yayınladığı 10. yıl sayısında son 10 yıla damgasını vurmuş isimleri değil gelecek 10 yıla damgasını vurması kuvvetle muhtemel isimleri seçmişti. Bakınız Jennifer Lawrence, Mia Wasikowska, Lea Seydoux ve Andrea Riseborough.

Tüm bu isimlerin imdb sayfalarına bakacak olursanız ise kaba bir hesapla önümüzdeki senelerde vizyona girecek en önemli filmlerin hemen hemen hepsinde bunlardan birini görmeniz kaçınılmaz. ''Rise of the NewComers'' diye buna derim ben. Aralarında ben bir de ''Hanna''nın yıldızı Saoirse Ronan'ı görmek isterdim.

Süsledikleri moda / sanat / tasarım dergilerinin yanı sıra Hailee Steinfeld Bayan Prada'nın bir diğer markası Miu Miu'nun bu sezonluk yüzü oldu. Chloe Moretz ise Drew Barrymore'un yönettiği Best Coast videosunda karşımıza çıktı. 
Miu Miu / Fall- Winter 2011 Campaign

Kim bilir belki de bundan 10 yıl sonra filmlerde ya da Vogue kapağında Kate Winslet, Marion Cotillard, Penelope Cruz, Julianne Moore, Meryl Streep, Tilda Swinton, Cate Blanchett ve Gwyneth Paltrow yerine yukarıdaki isimleri bir arada görmekten çok daha fazla heyecan duyucaz. Üstelik ''aaa 15 yaşında ilk kez True Grit'te karşımıza çıkıp Oscar'a aday olan küçük kız değil mi?'' şu diyerek bilmiş bilmiş sırıtarak.

Siz şimdiden ''Anna Karenina'', ''W.E.'', ''Midnight in Paris'', ''The Dark Knight Rises'', ''The Silver Linings Playbook'', ''Movie 43'', ''Romeo & Juliet'' ve ''Jane Eyre''i not edin. Ah pardon ! Zaten hepsini aylardır bekliyodunuz çünkü tüm bu isimler çoktan casting sırasında diğer A List isimlerin karşısına koyuldu bile, üstelik yine kendi jenarasyonlarından birileriyle, yani yukarıda diğer saydıklarımla.

Günün stilinde ise yepyeni filmi ''The Help''in galasında yer alan Emma Stone yer alıyor. Kardeşleri kadar genç olmasa da new comer'ların bir önceki sürümünden.