Marc Jacobs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Marc Jacobs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2013 Çarşamba

#MODELTALK LILY

Kate Moss’tan daha karanlık Stella Tennant’dan daha kadınsı Lara Stone’dan daha goth meta-supermodel Kristen McMenamy’nin kızı Lily yeni it-Girl. Ütelik piyasa Cara’ya tam da yeni alışmaya başlamışken. Anne-baba torpilinden midir bilinmez girl with an attitude Lily front-row’a davet edilmeyi beklerken bir anda kendini Chanel, Saint Laurent ve Marc Jacobs podyumunda yürürken buluyor. 
Sonrası;
Onu destekleyenler sadece tasarımcılar değil editörler de. Grey dergisinin ilkbahar/ yaz kapağında bulunan Lily Love, NY Times T ve Teen Vogue‘da da kendine yer buldu.Podyumların karanlık tarafı onu da baştan çıkarır mı bilinmez ama bembeyaz teni, kalın dudakları ve siyah saçlarıyla karakterini yaratan Lily, Bella Heathcote’un karanlık tarafı gibi. 
Lolita under Dark Shadows

4 Şubat 2013 Pazartesi

CAMPAIGNS- S/S 2013

Işık oyunları, grafik açılımlar, şehvet ve Kate Moss. Dergilerin Şubat sayılarına renk getiren 2013 İlkbahar/ Yaz kampanyalarının odak noktaları işte bu kelimeler. 

Kuşkusuz sezonun en görkemli kampanyası Givenchy'e ait. Riccardo Tisci gönül rahatlığıyla 3 yıl daha koltuğunda oturmaya devam edecekken sezon boyunca ona eşlik edicek olan isimler Marina Abramovic, Mariacarla Boscono, Kate Moss, Carine Roitfeld, Mert & Marcus ve M/M Paris.

Kate Moss arkadaşları Joan Smalls ve Daria Werbowy ile Versace kampanyalarında Romalı Gladyatörlerin şehvetini gözümüze sokarken Rag& Bone ve Stuart Weitzman'da da tüm karizmasını cömertçe sergilemeye devam etti.

Y3, Carolina Herrera, Proenza Schouler, Dior, Theyskens' Theory ve Zadig & Voltaire grafik oyunlarla modern sanat tabloları kıvamındaydı.

Alexander Wang minimalizmin dibine vururken Marc by Marc Jacobs grafitilerle, Dolce & Gabbana kalabalık cast'ı ile kontrastın altın çizdi aynı zamanda İtalyan nostaljisini canlandırdı. Saint Laurent Paris ise rocker karizmasını Paris silüeti ile birleştirerek bir başka sinematograik kampanyayla karşımıza çıktı.

A'dan Z'ye sezonun en beğendiğim kampanyaları için:

17 Haziran 2012 Pazar

RESORT DNA: TEK BEDEN- TEK YÜREK

Bakmayın siz başlığın saçmalığına; ama sembolümü de göz ardı etmeyin. Resort'un işlevi ve amacını sorgulamayı ikinci plana atacak olursam aslında seçmiş olduğum tüm lookların ana amacı tek bir şeyi işaret ediyor, kıştan yaza hafif bir geçiş. Onlarca kat altına saklanılan kış ve rengarenk yaz günleri. Resort koleksiyonlarının kadınlara sunduğu ise çok basit. Tek bir parça, tek bir renk. Taşırken yorulmayın, başkasının gözünü yormayın. Elbette Givenchy ve Erdem'de ısrar etmek istemiyorsanız.
Theyskens Theory- Alexander Wang- Christian Dior
Balenciaga- Chloe- Helmut Lang- Lanvin
Chanel- Marc Jacobs- Proenza Schouler- Roksanda Ilincic
Bottega Veneta- Gucci- Stella McCartney- The Row
Michael Kors- Emilio Pucci- Calvin Klein- Celine
Giambattista Valli

4 Aralık 2011 Pazar

THE COVER STORY !

Geçtiğimiz bahar aylarında Dolce & Gabbana ve Gucci ile yapmış olduğum ''Bir Kıyafet 8765456789 Kapak'' postlarına artık Sonbahar / Kış kıyafetlerinin kapak olma macerasının yavaş yavaş sonlanmaya başladığı şu günlerde Louis Vuitton ve yine Gucci ile devam ettiriyorum. Bunun dışında buna bu sefer ek olarak da ''1 Film 123456789 Kapak'' köşesini de uygulayayım dedim ve tabi hızımı alamamışken ''1 Şarkıcı 12345676543 Kapak'' kısmını da eklemeden olmaz.

''The Fall''un ağzımızda bıraktığı tat yüzünden Tarsem'in yeni filmi ''Immortals''ı dünyacak dört gözle bekliyorduk. Renk oyunları ve sinematografik yanı sebebiyle film ''The Fall'' ile yarışıp hem seyirciyi hem de eleştirmenleri pek tatmin etmese de yaratmış olduğu görsel şöleni ve bir parça da olsa mitolojinin o mistik büyüsünü en azından diğer örneklerinden daha iyi ekrana taşıdığı kesin. En azından ben tatmin oldum. Box Office kısmını daha önceden garantileyen film editörleri de kendi ceplerini bu yolla doldurabilecekleri düşündürmüş olmalı ki tam 11 farklı dergi Immortals oyuncularını kapağa taşıdı. Ve ciddi anlamda hepsi de bir bir ölümsüzleşti. En azından benim yakalayabildiklerim. Bir de çeşitli dergilerin diğer ediysonlarının da bu kapakları re-print etme durumu var ki bu sayı en azından 15e ulaşmıştır. Kuşkusuz içlerinden en rabet göreni de Athena rolüyle karşımıza çıkan Isabel Lucas ve aslında filmde pek boy göstermese de Poseidon Kellan Lutz. Benim en sevdiklerim ise hiç kuşkusuz Avutralya Vogue'unda sade poz veren Isabel Lucas ve indie-street style haliyle Nylon Guys ve Kellan.

Sırada Louis Vuitton. Marc Jacobs'ın Charlote Rampling ve ''The Night Porter'' esintili fetiş koleksiyonu tam 20 kapakta yer aldı. Carine Roitfeld editörlüğünde bir editöryalle karşılaşamak beni üzse de, yine benim ulaştığım sadece 20. Muhakkak re-print edilmiş kapaklarla bu sayınun 30 ulaşmış olmak ihtimali de kesin. İçlerinden hiç kuşkusuz en iyisi Pirelli 2012 takviminin yıldızlarından Edita Vilkevuciete. Mary Fellows ve Emma Summerton, en seksi takvimin, en seksi modelini yılın en seksi, güçlü ve fetiş kıyafetleriyle fotoğrafladı. İşin ilginç yanı bir ay sonra Vogue China da aynı modeli aynı fetiş kıyafetlerle kapağa taşıdı. Hiç kuşkusuz en iyi ikinci kapak ise Beyonce ile W Magazine ortaklığı.
ve Gucci ! Gucci bu sene altın çağını yaşadı. 90. Yılını kutlayan marka, aynı zamanda modanın en lüks yanının da altını çizdi. Vogue Türkiye yine bu lüksün ve altın çağın altını çizerken kapağa altın çağını yaşayan Natalia Vodionova'yı altın sarısı Gucci ve altın perukla taşıdı. Marka sadece 12 kapakta (ki muhtemelen 20dir) yer almadı Çin Vogue'u hem kendi yaş gününü hem de Gucci'ninkini bir sayıyla kutladı, kreatif direktör Frida Gianni'nin de bu sepebten ötürü röportaj vermediği dergi kalmadı. En iyi kapaklar ise Rus Elle'ine ve Türk Vogue'una ait.
2011e damgasını vuran isim hiç kuşkusuz Adele oldu. Şarkıcılardan en fazla gündemde olan Vogue dışında hemen hemen her dergiye kapak olan -gerçi Italyan Vogue-'unda bir de editöryali bulunan Beyonce ve Florence Welch oldu. Ancak hepsinden daha ileride olan Adele'di. Müzik törenlerinde topladığı adaylıklarla herkesi ezip geçen Adele 11 farklı kapak elde etti. En yenisi Cosmopolitan. En çok edisyona sahip olan dergilerin başında olduğuna göre 11 sayısı da 15e çıkar. Out ve GentleWomen kapakları ise en iyilerinden.
ps. gerçi beyonce'nin instyle ve bazaar kapaklarının çok fazla reprint edilmesinden dolayı bu sayı Adele'inkileri aşabilir. Just for your info.

Yılın en fazla kapak olan modellerine geçecek olursak ise, sanırım bu listeyi de yaparsam işin içinden çıkamam. Büyük ihtimalle Kate Moss ve Lara Stone bu listenin başını çekerken, Isabeli Fontana geçtiğimiz kıştan bu yana arka arkaya tüm Vogue kapaklarını gezerek de ayrı bir rekora koşmuş olabilir.

12 Ağustos 2011 Cuma

MOODBOARD: S&M REPEATS ITSELF SENSLESSLY

Daha önce şuradaki postumda (tık) alakasız bir şekilde karşıma sürekli Charlotte Rampling'in çıktığından bahsetmiştim. Artık tesadüfleri sevdiğimden midir, yoksa her şeyde bir tesadüf arama hastalığına kapıldığımdan mıdır bilmem tam da Rampling'in sürekli karşıma çıktığı dönemlerde 2011/ '12 F/W Women' Showları yapılırken modanın dahi çocuğu Marc Jacobs'un Louis Vuitton için hazırladığı kolleksiyonla karşılaşmıştım. Defileyi oluşturan ortam ve kıyafetler ise Rampling'in unutulmaz filmi '74 yapımı ''The Night Porter''dan ilham alınarak hazırlanmıştı. Charlotte Rampling'in 21.YY'daki karşılığı ise Kate Moss olmuştu.

Ancak tesadüf bu ya. Her ikisinin de alt metninde anlatılan sado-mazo bir hikaye. Konu da S&Mden açılmışken - tesadüf bu ya- kısa süre önce karşılaştığım / izlediğim diğer S&M hikayelere göz atmada da fayda var. İsterseniz fonda Rihanna'dan S&Mi açarak okumaya devam edin yazıyı. ''Sticks and stones may break my bones, but chains and whips excites me''.

Liliana Cavani tarafından yönetilen ''Il Portiere di Notte'' aka ''Gece Bekçisi'' yıllar öncesinde Nazi toplama kampında işkence görmüş, ancak kendine işkence eden adama karşı da içten içe duygular besleyen -ki işkence eden adamın da bu konu da pek boş olduğu söylenemez- kadının -ve dolayısıyla -yani adı üstünde- adamın hikayesi üzerine yoğunlaşmakta. Yıllar sonra orkestra şefi olan eşiyle Viyana'ya gelen Lucia (Ch Rampling) otelde bekçi olarak görev yapan Max (Dick Bogarde) ile karşılaşır. Ateşle barut yan yana gelirse ve orkestra şefi turne dolayısıyla otelden ayrılırsa da geçmişten bastırılan duygular ve s&m ilişkinin hatırlaları tekrardan canlanır. Filmde aynı zamanda ilişkinin melankolik ve de psikolojik, dramatik gerilimi üstüne de yoğunlaşılmış. Ne de olsa Nazi kampında tutuklu olarak bulunan bir kızın bir subayın seks kölesi olması, bir taraftan yüksek derecede tutkunun ve ihtirasın cinsel açıdan yaptırdıkları diğer taraftan da bu denli iki zıt kutpun birbirlerine karşı olan akıl almaz aşkı var. Üstelik yıllar geçmesine rağmen hala anıların bırakmış olduğu tazelik ve onu devam ettirme isteği.
Filmin bence bir diğer melankolikliği ise Rampling'in yarı çıplak şekilde striptizvari diğer subayların karşısında hüzünlü bir tınıya sahip şarkıyı söylerken dans etmesi.
Louis Vuitton F/ W 2011-2012

Ancak kabul etmekte fayda var ! İnsan önce Marc Jacobs'un hazırladığı kolleksiyona bakarsa ve o denli fetiş objelerle karşılaşınca filmin ana temasının da başka bir şey olduğunu bekleyebilir. Her neyse aradığınızı bulamayabilirsiniz. Gelelim LV kreasyonuna. Moda'dan bi haberseniz bile en azından tüm gazetelerde ve haberlerde Kate Moss'un yeniden podyumlara döndüğünden ve kırıtarak yürürken bir taraftan da sigara tüttürdüğünü duymuşsunuzdur. Hatta bir ara iş abartılıp Kate Moss'un selülitleri bile gündeme taşınmıştı. Kolleksiyon ise giyim odaklı değil de daha fazla fetiş objeler ve aksesuarları ön plana çıkardığından dolayı eleştirilmişti. Aslında Carine Roitfeld hala Vogue Paris'in başında olsaydı eylül sayısı için bu temayla kim bilir nasıl bir bomba hazırlardı. 
Podyuma asansörden inip çıkarak gelen modeller, transparan gömlekler, kelepçeler, polis şapkaları ve yüksek ölçekli topuklular.

Kısa saçlı, erkeksi ama feminen belki biraz androjen ama zamanla da femme fatale Lucia'ya özenen sadece Marc Jacobs değil. Film aynı zamanda ''she of the smoky eyes, dark French beauty''  olarak tanıtılan Eva Green'in de radarında girmiş. Geçtiğimiz aylarda röportaj verdiği Interview dergisine kendisine sorulduğunda, editöryal çekimde, çok etkilendiği için Lucia gibi davranmak istediğini ve fotoğraf çekimlerinde bile başka kişileri canlandırmaktan zevk aldığını vurguluyo.
Photography: Paolo Roversi

Sado -Mazo hikayeyi senaryosunun temeline alan bir diğer film de geçtiğimiz Istanbul Film Festivali'nde gösterilen ve Jessica Alba ve Kate Hudson ile kamera karşısına geçen Casey Affleck filmi ''The Killer Inside Me'' . Kasabanın şerifi olan Affleck aslında çocukluğunda geçirmiş olduğu travmaların etkisindedir. Bastıramadığı cinsel sapkınlıklara sahip olan şerif kasabanın fahişesiyle beraber olmaya başlar.  Hikayenin aslında 50lerde geçtiğini belirtirsem şerifin de nasıl bir aile hayatına sahip olduğunu anlayabilirsiniz. Sevgilisi, oldukça püriteni, hanım hanımcık ve belirli normlara sahip bir kadındır, dolayısıyla kirli zevklerini onunla doyuramayan Affleck de çareyi fahişede bulur. Aslında fahişeyle beraber olmasının tek sebebi de cinsellik değildir. Cinsel sapkınlıklardan, seri cinayetlere kadar uzanan film aslında şerifin cannibalistic, vahşi ve dramatik hayatının filmleştirilmiş hali.

Ve başrolünde James Woods ile Deborah Harry'nin yer aldığı '83 yapımı ''Videodrome''. Sci-Fi, korku türünde olan film aynı zamanda yayınlanmış olduğu tarihe göre de oldukça super ve cyber natural. Aslında filmin anlattığı hikaylerden biri de insanın beyni, onu insana oynadığı oyunlar, Freud'un egosu, super egosu ve id tanımının kontrolü. Ancak filmin içinde yer alan temel hikaye de şudur. Kablolu TV'ye sahip olan bir CEO kanalında daha fazla sado-mazo, işkence ve şiddet içerikli porno (vari) filmler gösterir. Kimi zaman aklın oyunları kimi zamanda ise bunun gerçeğe dönüşmesi ise karakterlerin de yine kendilerini bu tarz bir ikişki içine girmelerine sebep olur.  

25 Mart 2011 Cuma

YÜKSELEN TREND : UZAKDOĞU

Teknolojiyle kanımıza giren Uzak Doğu; Çin’deki akıl almaz işçi sayısı, Japonya’dan hızına yetişilemez teknolojik gelişmeler… Kimine göre uzak doğu çoktan dünyayı yönetmeye başlayan süper güç haline geldi bile. Kimine göre ise fitil ateşlendi, ancak biraz daha zaman var.  Ancak tartışılamaz bir gerçek var ki uzak doğu kültürü dört bir yandan bizleri sarmaya başladı bile. Belki çok yakın zamanda Bollywood’dan sonra bir de Harajukuwood filmleri izlemeye başlayabiliriz, ya da yeni Lady GaGa Amerika’dan değil Honk-Kong’dan çıkabilir ?
Tüm bu önermeler bir kenara moda dünyası uzak-doğu’nun çekimi altına çoktan girdi bile. Trendin en büyük destekçilerinden ilki American Vogue’un Aralık 2010 sayısındaki”Asia Major” editöryaliydi . Efsanevi kızıl editör Grace Coddington‘un Uzak doğulu modellerle hazırlanan bu hikayesinden sonra Anna Wintour da katıldığı davetlerde firmaların Çinli temsilcileriyle pek bir haşır neşirdi.
Kendini hissettiren bu trende ”quartetly published” alternative dergimiz de destek çıkmasaydı olmazdı. (Ki büyük ihtimalle onlar bu dergiyi çok daha önceden hazırlmaya başlamışlardı bile.) Halen bulup okuyabileceğiniz ”Trendsetter” dergisinin Kış 2011sayısında ise Japonya’ya selam var ! Derginin editöryallerinde bu kültüre göndermeler, Japon sanatçılar, Tokyo Moda Haftası ve Harajuku Style hakkında çok şey bulabilirsiniz.
Alternative ve yeni isimlere açık olan New York Moda Haftası‘nda tasarımlarını sergileyen bir çok modacı ise yine uzak doğudan .. Philip Lim, Alexander Wang, Anna Sui, Derek Lam bunlardan sadece birkaçı. Marc Jacobs ise 2011 ilk bahar / yaz sezonu için yine ilhamını uzak doğudan aldı ve Louis Vuitton için hazırladığı kıyafetler moda dergilerinin kapaklarına taşındı.
Ve Fransız Moda Haftası‘nda tasarımlarını sergileyen Hüseyin Çağlayan‘ın 2 sezondur (2011 S/S – F/W 2100/2012) etkilendiği imgeler ise Japonya’dan; ”Kaikou” (open country) ve ”Sakoku” (closed country / cultural isolation) .
soldaki ilk bahar / yaz ; sağdaki sonbahar / kış
images via; models.com, style.com, google images

20 Şubat 2011 Pazar

VOLUME 2: NEW YORK FASHION WEEK || MEN'S SHOWS F/W 2011/ 12

Geçtiğimiz haftaki postumda başlayan New York Moda Haftasından elimize ulaşan ilk defileleri yani: Buckler, Tommy Hilfiger, Antonio Azzaulo, Band of Outsiders, Loden Dager ve Gant by Michael Bastian'ı paylaşmıştım. Fall / Winter 2011 / 2012 New York Mercedes Benz Fashion Week'ten ise geriye kalan diğer ''bazı'' showları paylaşıcam bu postta !

Marc Jacobs erkeklerde 70lerin Paris ekolüne geri dönmeye kararlı ! Rad markasında ise yarasa model erkekler ve siyahlar koleksiyonun özeti gibi. Minimalizmin ve Amerikan Modasının en iyi temsilcilerinden Michael Kors ise sadeliği yine ön plana çıkartmış ! Kesimler oldukça düz ve buradan bakınca da oldukça rahat ! Ve Gilded Age ile Nautica ! En berakla beklediği showlardan biri, belki de tamamıyla benim stil anlayışımı yansıttığı inin seviyorumdur onu :) Amerikan Modası deyince akla gelen bir diğer isim ise Calvin Klein ! Tıpkı M Kors gibi o da minimalizm ve düzlükten ve sadelikten yana, ancak farkları şu ki CK renk kullanımında biraz daha eli açık davranmış. CK 2011 kreasyonunun ise videosunu ekledim !
Marc Jacobs
Rad by Rad Hourani
Michael Kors
Gilded Age
NAUTICA

daha fazlası için

7 Aralık 2010 Salı

ARALIK AYI DERGİ KAPAKLARI VOLUME 2!!!

Geçtiğimiz günkü yazımda ağırlıklı olarak Vogue ve moda dergilerine yer vermiştim. Geri kalan bazı Vogue kapakları ile henüz Türkiye'de yayınlanmayan GQ Kapakları hakkında konuşmak isterim. Billboard'un kapanması üzere Türkiye'ye geldiğinde bünyesinde çalışmayı hayal ettiğim dergi kapakları yani.
Babe of the Year başlığıyla sunulan Amerikan Edisyonu kapağında genel olarak erkekleri görmeye alışıktık aslında. Ancak bu sefer Scarlett Johansson ile karşımızdalar.  Benim pek de haz etmediğim bayan dolgun dudağın yer aldığı sayının bir diğer teması ise ''men of the year issue''.

''Style'' temasının amerikan versiyonunda daha fazla yer kaplamasına rağmen fiyatından dolayı elim çoğunlukla British Editon'a gider. Ki Brit kapağı da genelde fiyasko olur. Neyse ki bu ay durum tam tersi. Zira kapakta yeni filmiyle vizyona geri dönen Robert Downey JR. yer alıyor. Bence kaçırılmaz bu ay. GQ British Ocak ayı kapağını bile çoktan gösterdi. Rihanna. Tıpkı Interview Magazine Aralık / Ocak sayısında olduğu gibi. Kanye West'in sorularını dergi için cevaplayan Rihanna'nın sayesinde bence Interview Mag da bu ay sepete eklenebilir.

Vogue'un olduğu tüm ülkelerde GQ'nun olduğunu düşünürsek önümüzdeki aylarda GQ Türkiye postu yapsam şaşırmamalısınız aslında. Vogue ile beraber zaten Conde Nast Traveller ve GQ'nün de geleceği söyleniyordu, ama bakalım. İşte bu da Çin Edisyonunun kapağı. Ne yorum yapsam bilemedim. Ryan Kwanten ise Men of the Year seçildiği Avustralya'da kapak olmuş.

Bir de GQ'nun Style Issue'ları var. İşte bu da onlardan biri. British GQ'nun hazırladığı bu kapak ''Ultimate Winter'' temalı bir diğer yayın. Fall / Winter.

Bir de Esquire var elbette. Pek de hoşlanmadığım yani FHM gibi erkek dergisi desen değil, GQ gibi stile yer veren dergi desen o da değil. Bence bir el atmalı bu dergiye de. Vogue ve Elle neyse GQ ve Esquire farkı da o sanırım. Ancak yine de Brit sayısını cebe indirseniz iyi edersiniz zira ''Love and Other Drugs'' ile çok konuşulan o da yetmezmiş gibi çırılçıplak fotoları bloglara düşen bir de Taylor Swift aşşkıyla çoluk çocuğa malzeme veren Jake Gyllenhaal kapakta. The Ultimate Man issue diyelim o halde.

Sıra geldi ayın kazanan diğer kapaklarına. Aslında bu yazıyı hazırlarken çoğu derginin Ocak sayıları bile yayınlandı da ne yapalım artık. Zaten anlamıyorum ben bu dergicilik mantığını. Hani illa bir şeyler yapmak istiyosan ay başında bir sonaki ayın kapak yıldızını açıkla, ay ortasında çekimden bir kare yayınla tam ayın 31inde kapağını göster 1inde de standlarda bulalım ?

Muhteşem Alexander McQueen ile Salma Hayek V dergisinin İspanyol Edisyonunda adeta parlıyor. Karl Lagerfeld bu aralar çok ortalıkta. V Magazine'in Amerikan edisyonunda ise ''yıllandıkça şarap gibi olan kadınlar'' var.

Harper's Bazaar Espana kapağı da bir hayli çekiciyken anlamadığım bir şey anlamsız bir şekilde milyon kere kullanılan Miu Miu elbisenin bir kez de Elle China'da kullanılmış olması. Aslında hem Çin'den hem de Elle'den beklenilen bir davranış. Zira Çin dergicilik sektöründe hep böyle yapıyor.

Aklınıza gelebilecek her ülkede edisyonu olan Elle'nin Hollanda edisyonunda ise Lara Stone. Ancak illisture edilmiş haliyle. Hazır laf Çin ve Lara Stone'dan açılmışken Vogue China'nın bugune kadar yapmış olduğu en iyi işe göz atmak gerekir sanırım. Dreamland temalı kapak bence radarlardan kaçmamalı.

Herhalde dünya üzeride en fazla kapak güzeli bir isim varsa o da Kate Moss'dur bu sefer de Id kapağında. Industrie'nin yepyeni sayısında ise Woman in disguise ve Marc Jacobs var. Anna Wintour sonrası güzel seçim.

Kasımda klişe dolu Amerikan Vogue'unda yer aldıktan sonra da Aralık sayısı için Elle UK'a Balmain elbise ile beraber poz veren isim ise Anne Hathaway. Natalia Vodianovalı Harper's Bazaar UK kapağı da ayın parlayan yıldızlarından.

Ve party klişesi bu ay bütün dergilerde yer alan Georgia May Jagger. Australia Vogue'un da kapağındaydı. Ayın sevdiğim Vogue kapağına gelmeden önce son olarak bünyesinde Anna Dello Russo'yu barındırmasına rağmen Vogue Nippon kapaklarını beğenmediğimi de eklemeliyim. Vogue Korea'da Nippon gibi bana en uzak olan. Bir de copy paste yapmasalar.

Az önce ''ayın en sevdiğim kapağı'' demiştim di mi? Evet zaten Vogue Paris ve Türkiye'den sonra düzeltme yapmalıydım, ama bir de Vogue Nippon için onca laf salladıktan sonra olmadı. Vogue Portugal kapağı Nippon October'dan aşırmaymış. Neyse, kapakta Anna Beatriz Barros.

Hemm bir de laf kapanışta Vogue'lara geçmişken British Vogue January kapağında da Keira Knightley var. Ama totally disaster !

Umarım atladığım kapak kalmamıştır. :)))