Normalde ya da genelde diyeyim bu yazıyı
Bir Kürkseverin Notları blogunun yazarı Coşkun Hürsel yazıyordu. Ama bu seferlik ben de böyle bir şey yazabilirim dedim ve yazdım. Nedir bu yazı, aralık ayında yayınlanan dergiler hakkında ufak ufak notlar. Bir dergi kolleksiyoncusu olaraktan bu ay benim için inanılmaz bir hazineydi. Çünkü alınması gereken dergiler bir hayli fazlaydı. Zaten konserdi, yılbaşı hediyesiydi, doğum günleriydi diyerekten darbe yemiş bütçe dergiler sayesinde dibe de vurdu.
O zaman dergilerin anası
Vogue ile başlayalım. Ve ilk durak Atlantiğin öteki yakasında ülkenin ismiyle değil de editörünün ismiyle anılan Amerikan Edisyonuna.
Vogue Anna. Tüm Vogue'ların içinde en az albeniye sahip olan ve kapak konusunda ucuz moda dergisi Elle'den farksız olan Vogue Amerika'nın bu ayki kapağında
Angelina Jolie vardı. Hollywood yıldızları ile dergi sattıran Wintour son zamanlarda bence artık adamı hasta etmeye başladı. Dergide herhalde
Grace Coddington gibi gerçek bir moda editörü yer almasa derginin ''moda sanatı'' ile yakından uzaktan ilişiği olmaz.
Gelelim O'nun içi boş olan bir diğer edisyona. Karşınızda
British Vogue ! Kimi zaman model -Kate Moss- ya da celebrity'leri kapağa taşıyan bu edisyon Amerikan versiyonunun kapağı gibi. Kanımca bir diğer albenisi olmayan dergi. Bu seferki kapağında ise Harry Potter yıldızı
Emma Watson yer alıyordu. Derginin kapğaında kasım ayında durması daha yakışı kalıcakken
Alexandra Shulman onu aralık kapağında görmek istemiş. İşte Wintour ile tek farkları bu. Gerçi Aralık sayısı zaten kasım ortasında falan yayınlandı ? Tıpkı Amerikalı kardeşi gibi bu kapak da
Mario Testino tarafından çekilmiş. British Vogue ayrıca ik ayrı kapakla basıldı. Kapakların tek farkı koskoca Vogue başlığının ve yazılarının renl farkıydı.
Bu ay merakla beklediğim dergilerden biri de
Vogue'un Ispanyol edisyonu. Kapakta
Penelope Cruz'u gördüğümden beri derginin Türkiye'de yayınlanmasını bekliyorum. Neyseki Paris Vogue gibi sadece boş boş editöryallere bakmayıp bir şeyler de okuyabilicem. Bilgilendiririm sizi de.
Peter Lindbergh tarafından fotoğraflanan Cruz aslında moda dergisine pek de yakıştırmadığım şekilde yani sadece ''yüz görünümlü'' şekilde çekilmiş. En azından klişeleşmiş bir şekilde çıplak poz vermemiş.
Vogue Italia ve
Paris Vogue. Biri modanın anası biri babası. Gelgegelim 35milyonu Vogue Italia'ya yatıracak kadar fashionisto ya da fashionmaniac değilim. Haftalarca en merak ettiğim 3 kapaktan biri olan derginin üstünde siyah bir
Gisele Bündchen ve Preview S/S'11 yazısını görmek beni üzse de, internete düşecek editöryalleri 4 gözle bekliyorum.Ki bu yazıyı editlerken Kate Moss editöryalinin düştüğünü gördüm. Ayrıca görüldüğü üzere kapaklarda bir kararma var.
Franca Sozzani'nin dahiyane moda anlayışı beni benden alsa da benim daimi favorim Fransız meslektaşı
Carine Roitfeld.
Ona karşı olan sempatimi bir başka yazıya saklamak isterim anca şu an için ''Religion: Carine Roitfeld'' desem yeridir sanırım. Koltuğunu Masyıs ayı için Penelope Cruz'a devrettikten sonra Aralık / Ocak sayısı için de
Tom Ford'la bir oldu. Roitfeld'in
''A Single Man'' sonrasında kendisine aşık olduğum Tom Ford ile ortaya çıkarttığı bu dergi benim için mücevher değerinde desem abartmış olmam sanırım. Kapak güzeli
Daphne Groeneveld ise Lara Stone'un kopyası gibi. Birçokları gibi ben de ilk kapağı gördüğümde ''bir kez daha mı Lara Stone ?'' dedim. Kırmızının ve siyahın uyumu deri objelerle süslü bir salonda yan yana durmuş kan kırmızısı bir şarap ve bitter bir çikolata tadında. Nerdeyse kapak adamda afrodizyak etkisi yarattı diyeceğim yani. Neyse ayın 15inde gelicekmiş Türkiye'ye. 4 gözle bekliyoruz diyorum.
Mert Alas & Marcus Pigott'a ise tebrikler.
Ve gelelim beni yayınlanmasından önce uykusuz bırakan, hatta rüyalarıma giren, ilk başlarda benim için sıradan bir dergi olan ancak daha sonra bir çeşit ''bağımlılığa'' dönüşen
Vogue Türkiye kapağına. Ekim ayında yaratılan kapağıyla climaxe ulaşan dergi bu ay da bu başarıyı devam ettirmişe benziyor. Aslında hala ikilemdeyim ! Altın sarısı arkaplanı ve kıpkırmızı elbisesiyle oldukça itici gelebiliyor ilk görüşte, ancak dikkatli bakıldığında o altın sarısı ellerle ''vogue pozunu'' veren
McQueen elbiseli Maryna Linchuk'u o elbiseyle başka bir planda düşünemiyorsunuz. Fahionspot başta olmak üzere bir çok forumda da beğenilen ve 4 ana Vogue dışında en beğenilen edisyon olarak lanse edilmesi de beni mutlu etti. Dergiyi ortaya çıkaran fikirleri, her ay bir tema üzerine kurulma fikrine tapıyorum. Zamansızlık kavramını, tüm dergilere temasını sattıran ''disco moda''sını başka kim Osmanlı Imparatorluğu ve Hürrem Sultan ile bir araya getirebilirdi ki ? Bravo Vogue ! Tuba Büyüküstün ve Hatice Arslan sonrasında
Demet Evgar'ı bizlerle buluşturmaları ise harika. Geriye tek bir isim kalıyor. Muhteşem Caroline ile
Wilma Eles. Gotik Givency ile sarışın bir Avrupalıyı dergide görmek keyif verici olurdu.
Bu ay sepetime iki dergi daha fazla eklettirmeme sebep olan editörlerden biri kapağına Sophie Ellis- Bextor'u diğer ise Tarkan'ı taşıdı. İlk olarak
Elle ile başlayalım. Başlamadan önce şu notu belirteyim, kimse bana dergiye El dedirttiremez isterseniz bana kıro deyin onun ismi ELLEdir. Gelelim kapağa. Sen kalk 11 sene sonrasında adam akıllı bir kapak yapmaya çalış, her ne hikmetse Elle'nin baş patronu (Conde Nast'ı biliyorum ama sizinkini değil) bu sene bir erkeğin kapakta yer almasına karar vermiş. Komik değil mi ? Sırf
Tarkan'ı kapak yapamayan ekip de yanına bir de yanına kız yerleştirmiş, ancak gelin görün ki kapak dahil hiç bir yerde canım modelin ismi geçmiyor. Varsa yoksa Tarkan ! Hani o süs mankeni olmuş. Tarkan'ın smokinine gelecek olursam ise klibi ''Öp Öp''de bile daha güzeldi. Tüm bu davranışlar biraz ''pathetic'' gibi geldi. Neyse. Son olarak belirtmem gerekirse o editöryalin içinde sarı rengimsi
Miu Miu elbisenin yeri yoktu, zira ezberlendi, onun yerine başka bir şey giydirilebilinirdi kıza. Tarkan'ın ve kızın çırılçıplak banyoda yattığı görüntü ise hiç estetik değil, mesele Tarkan'ın kıllı falan olması değil. Biraz sanat biraz bakış açısı. İtiraf etmem gerekirse heyecanlanmıştım. Ama Elle fos çıktı. İlk kez aldığım dergi beni içerik açısından da tatmin etmedi ayrıca. Parama acıdım. Yaratıcılıktan yoksun bir kapak olmuş.
Gelelim
Harper's Bazaar'a. Elle gibi pek de el emeği kapak hazırlamayan bu dergi de bu ay kapağa
Sophie Ellis- Bextor'u taşıdı. Şarkıcının twitterından bu haberi öğrenmemiz iyi oldu, ama kapağı görünce hayal kırıklılığına uğradım, sen kalk 40 yılın başında böyle bir kapak fikri ortaya at, ama inanılmaz saçma bir görseli kapağa taşı. Her ne hikmetse HB'da bu sene böyle büyük bir ismi kapağa taşımaya kalkışmış.
Akif Hakan Çelebi tarafından fotoğraflanan Bextor'un üstündeki
Lanvin, styling ise
Claudia Behnke tarafından gerçekleştirilmiş. Sophie Ellis'i daha sonra blogumda zaten konuk edeceğim ve o zamana kadar üşenmezsem editöryalleri de kapak ile beraber scan ederim. Evet scan ederim. Zira Harper's Bazaar'ın ne bir internet sitesi, ne güncellenen FaceBook sayfası ne de Twitter'ı var.
Editoryallerinde pek de hikaye yok, ancak stylingi beğendim ve enteresan olan diğer noktası ise kapak kızının ve kapak konusunun bir anda işlenmemiş olması. Yani Sophie'yi en güzel parti elbiseleri ve gece kıyafetleri içinde değil normal bir temada buluyoruz. Ancak dergiyi ve diğer editöryalleri beğendiğimi eklemeliyim. Bugune kadar kaçırmışım. Yalnız derginin neden editör sayfası yok ?
Vogue TR gibi Harper's Bazaar da Jagger kadınlarına yer vermiş. Ancak o sadece
Georgia May Jager'ı seçmiş. Kasımda Vogue'da gördüğümüz
Azra Akın'da bu HB'da.
Garance Dore'un Türkiye seyahati ise yine dergide bulabileceklerinizden.
Volume 2 yolda.