Anlaşılan ben her işi yaparımcılar sadece ülkem topraklarından çıkmıyor. Moda dünyasının içindeyim, iki Anna'yla da yakın arkadaşım, giyinmeyi biliyorum, stylish profilim var demek ''tasarımcı'' olmak için yetmiyormuş. Belli ki Kanye West, yurdum moda bloggerlarının biolarını çok okumuş ''editor, singer, stylist, designer, bla bla bla''.
MTV Sahnesinde yaptığı Taylor Swift çıkışından sonra iyicene star olan West moda dünyasında da Givenchy'nin kadın koleksiyonundan bir parçayı sırtına atıp Anna dello Russo onun şarkılarını kendi videolarında kullandıktan sonra bir anda it-boy olup çıktı.
Gençtir, heves etmiş. West bu sezon sadece front-row'dan defileleri izleyip style.com için Tim Blanks'le video röportajlar yapmadı. Ülkesinde, New York Fashion Week'te ya da ''new-comer''lara daha fazla açık olan Londra Fashion Week yerine modanın merkezinde Paris'in yoğun takviminde kendine yer açtı. Bunu yapması yetmiyormuş gibi tıpkı Hakaan gibi front-row'a en cool insanları çağırmayı başarıp podyumda en ünlü modelleri yürüttü. Hadi Kanye ünlü, cool ve çevresi geniş. Yine de ''money talks bebeğim''. Anja Rubik'in açtığı showu Chanel Iman kapattı. Karlie Kloss, Eniko Mihalik, Jourdann ve Abbey Lee de diğer modellerdendi. Azzedine Alaia, Dsquared2 kardeşler ve Olsen ikizleri de defilenin en hip konuklarından.
Defileden en beğendiğim 3 look.
Ancak belli ki konu Anna Wintour olunca o sadece kendi cebini doldurmanın peşinde ! Nasıl mı ? Defile sonrasında Wintour'dan birkaç kelime etmesi söylenince ''başkasına sorun'' diye cevap vermiş. Belli ki sevdiği ünlüler arasında yer alan West'in show'undan pek de memnun ayrılmamış, ancak buz kraliçesi karakterinden soyunup onu kırmak da istememiş, zaten gelecek sezonun editöryallerinde kendisine yer vermese biraz geç de olsa Wintour'un gerçek cevabını öğrenmiş olacağız.
Sezonun en fazla beklenen defilesi Alexander McQueen showuna giden Anna Dello Russo ise kıyafetini Kanye West'ten seçmiş. Showlara giderken genelde o sezonun en kilit kıyafetlerini seçen ve bir şekilde hem kendi hem de moda evlerinin PRını yapan Russo kanımca West'e bir jest yapmamıştır. Bunu bilen West büyük ihtimal bin rica bunu ondan istemiştir. Bundan sonraki diğer adım ise müzik dünyasındaki dostlarından kendi kıyafetlerini giyilmesini istemek olacaktır büyük ihtimal.
solda defilede Eniko Mihalik. Sağda ise Kanye West giyen Anna dello Russo.
Gelelim koleksiyona. Genellikle yeni ''tasarımcıların'' işlerini style.com'da görmesek bile West'in parçaları da defile biter bitmez hemen sitedeydi. Defileden önce beklediğim şey klasik Amerikan hip-hop & r&b / urban tarzıyla karşılaşmak olmuştu, ancak ortaya çıkan bu değildi. Rihanna ya da Beyonce gibi isimlerin ödül törenlerine giderken giyebilmesi için yapılmış gece kıyafetlerinden de yoksun üstelik. En önemlisi ise moda yazarlarının sevmiş olduğu klasik moda dilinden oluşturulmamış bir koleksiyon olmuş; demek istediğim ''ilhamını 60lardan almış, ilhamını sokaktan almış'' ile özetlenebilecek işler değil, bunun ötesinde göze batan bir diğer özellik kanımca kıyafetlerin birbirinin devamı olmamış olması bir diğer deyişle bütünlük yok. Sanki West masa başına oturup -eğer eskizleri kendi çizdiyse- aklına gelen birbirinden alakasız fikirleri bir araya getirmiş.
Deriler hatta kürklerin bile olduğu ilkbahar / yaz koleksiyonunda Balmain / Zadig & Voltaire'in rock chic tarzı, Balmain'in disko topları ve Hakaan'ın beyaz tulumları ve Herve Leger'nin vücudu streç filmle saran kıyafetleri izlerine de rastlanabilir.
This is how Kanye West sees Fashion but appearently West won't be the new Victoria Beckham.
Az sona okuyacağınız yazı safi sıkıntından sonra ortaya atılmış bir tezden ötesi değildir.
Sizin yerinize ben düşündüm. Geçen düşündüm taşındım ve şu kararı aldım. ''Spice Girls yerine Spice Boys diye bir grubumuz olsa nasıl olurdu?'' Her halde müzik tarihinde adlarından en fazla söz ettiren girl band'lerden birini bu şekilde sırf düşünen ben değilimdir. Ablam sayesinde 90ların tam ortasında, ki bu 5 ve 6 yaşlarıma denk gelir, Amerikan dizilerinden tutun da yabancı şarkıcılara kadar eğlence dünyasında yer alan bütün ikonik şeyleri kaçırmadığım için de kendisine şükranlarımı sunarım. İkonikleşmiş şarkılardan biri de ''Wanna Be''dir sanırım. Haftalarca ya da aylarca o zamanın en havalı countdown progarmı ''Number 1 Pepsi Mega 5li''de liste içinde kalmıştı. İşte yeniden bu şarkıyı dinlerken de bu parlak! fikir geliverdi aklıma.
Neyse kısa bir Spice Girls tarihinden hemen sonra geçelim Scary, Sporty, Ginger, Posh ve Baby Spice Girls'ün erkek adaylarını tanıştırmaya.
Scary'yle başlayalım ha ? İlk aklıma gelen isim kesinlikle Lil Wyne. Vücudu dövme, dişleri de altın kaplı olan bu adam tıpkı Moby Dick romanından kaçmış doğulu mystic figür Fedallah ve Queequeg gibi. Ateltik yapılı olmasından ötürü de hızlı dans edebilir. Pop şarkılarının içine rap de yerleştirerek şarkıyı mahvedebilir ama bu da Spice Boys'un kariyerini tehlikeye sokmak demek.
Sporty için aday kesinlikle Justin Timberlake. Aşklarıyla gündemden düşmeyerek grubu için ciddi bir promosyon kaynağı sağlamasının yanı sıra hepimiz hala hatırlıyoruz ''Cry Me A River''daki dans hareketlerini di mi ?
Ve Posh. Şarkıları defilelerde background parçası olarak çalıyo. Kendisi front-rowda A list cool konuk olarak boy gösteriyo, tasarımcıların en havalı parçalarını giyiyor, üstelik seçtiği parçaların kadın ya da erkek kolleksiyonlarından olmasına pek de önem göstermeyerek. Evet Kanye West'ten bashediyorum tabi ki de.
Baby Spice için bence adını yazmaya bile gerek yok. Evet evet. Anladınız siz onu Justin Bieber. Üstelik dikkatinizi çekerim iki Justin'imiz oldu. Justin T ve Justin B. Tıpkı Mel B ve Mel C gibin.
En zor kısma geldik işte Ginger Spice. Androjen La Roux'yu erkek diye sokarız araya diyorsanız benim daha güzel bir önerim var. Patrick Wolf'a ne dersiniz ? Ginger olması yeterince artı değer değilmiş gibi alternatif duruşuyla da gayet cool bir profil çizebilir ve Spice Boys'u farklı kulvarlara da taşıyabilir. Ayrıca adadan çıkmış gruba da en azından bir Brit kanı lazımdı sanırım değil mi ?
That's how James Mayer sees the topic ! Canım sıkıldıkça yeni deneylerde bulunabiliriz bence.
PS. Photoshop falan bilsem daha güzel bir şeyler hazırlayabilirdim.
Tamam müzik piyasası iyice sıkıcılaştı. Aralıkta 2010un geride bıraktıklarına takılı kaldık, heyecanla yeni yılı bekledik ama maalesef ocak ayında da müzik endistürüsü durgun olduğundan biz hala 2010da yaşıyor sayılırız. Müzik adına Brit Ödüllerinin 2011 adaylıkları açıklandı. Bunun dışında NRJ Ödülleri (aka Fransız Grammyleri) dağıtıldı. Britney Spears yeni single'ını yayınladı ve Lady GaGa geri döndü.
Song of the weeks
3Hafta boyunca // Kanye West & 1 Hafta boyunca ise Scissor Sisters !
ve Scissor Sister videosu !
Britney Spears ''Hold It Against Me'' ile yeniden Billboard Hot 100e #1'dan girdi. Ve videosu da pek yakında yayında, şimdilik ise bize gönderilen fotoğraf ile idare etmeliyiz. Mart ayının GQ kapağında yer aldığını da belirtmeliyim.
NRJ AWARDS 2011 WINNERS
Francophone Revelation of the Year: Joyce Jonathan
International Revelation of the Year: Justin Bieber
Francophone Female Artist of the Year: Jenifer
International Female Artist of the Year: Shakira
Francophone Male Artist of the Year: M. Pokora
International Male Artist of the Year: Usher
Francophone Group/Duo of the Year: Justin Nozuka & Zaho
International Group/Duo of the Year: The Black Eyed Peas
Francophone Song of the Year: M. Pokora – "Juste Une Photo De Toi"
International Song of the Year: Shakira – "Waka Waka (This Time for Africa)"
Concert of the Year: The Black Eyed Peas
Music Video of the Year: Lady Gaga & Beyonce – "Telephone"
Hit of the Year: Flo Rida feat. David Guetta - "Club Can't Handle Me"
NRJ Award of Honor: David Guetta
Brit adaylıklarına gelince Grammy'lere nazaran çok daha yerinde kararlar verilmiş. Bunu da ödül töreninden önce konuşuruz :) Ayın 13 Şubatta Grammyler 15 Şubatta ise Britler dağıtılmakta ! Not edin :)
Şubatta güzel albümler yolda ! Bunlar yetmez diyorsanız neyse ki şubat ayında sinema şöleni var !
''The Royal Order of Adjective'' sıralamasına tam anlamıyla uygun mu, o kadarını bilemicem ancak albümün ismini söylemek benim de hayli fazla efor sarf etmeme sebebiyet veriyor. Müziğin çılgın delikanlısı - çılgın çünkü vukuatlı, her ödül töreninde yarattığı sansasyonlarla, çılgın bir albüme imza atmış.
Bir önceki albüm ''808's & Heartbreaks'''ten esintilerin devam ettiği, o yıllarda sevdiği ''afrikan yerel ezgilerini'', ''tamtam melodilerini'' bu albümde de kullanmaya devam etmiş. Bakınız ''Power'' ve böylece albümün en iddialı ve enerjetik şarkısı da ortaya çıkmış. Kanye daha önce hiç olmadığı kadar fazla sanatçıyla / ünlüyle çalışmış bu albümde, üstelik sadece şarkıların yapım ve yazım aşamasında değil bizlere ulaştığı son versiyonlarda da onlar karşımıza çıkıyor. Jay Z, John Legend, Nicki Minaj ve Kid Cudi bunlardan sadece bir kaçı. Hatta bazı vokallerde Fergie, Alicia Keys ve Rihanna'yı bile duyabiliyorsunuz. Elton John'un piyanodaki katkısı da göz ardı edilmemeli. Albümde yer alan bonus track'de ise Kanye'ye eşlik eden isimler Beyonce ve Charlie Wilson. Beyonce'yle ufak da olsa özlem giderip her zamanki düşüncem yeniden canlanır. Keşke Queen B, Jay Z ile değil de Kanye ile beraber olsaydı :)
Albümün daha en başından karşımızda sadece ''yo yo'' deyip Adidas eşofmanının önüyle oynayan bir rapçiyle karşılaşmayacağımızı seziyoruz, gerçi bu zaten hiç bir zaman Kanye'den beklenmez ama. Tam aksine oldukça klass ve sanatsal bir albüm, evet sanırım Kanye için ''sanatını konuşturmuş'' klişesini kullanmamız yerinde bir tanımlama olur. Zaten bunu uzun videosyla pardon kısa filmiyle de bizlere kanıtlamıştı. Hype Williams tarafından çekilen bu kısa film ise tüm zamanların en iyi videosu bile olur ve de Lady GaGa'yı alt eder. En azından bazılarının hala video çekimlerini ciddiye aldığını görebiliyoruz. Ayrıca da gördüğümüz gibi Kanye her seferinde çıtayı yükseltmeyi, kendisiyle yarışmayı biliyor, her defasında daha da kaliteli işlerle karşımıza çıkmaya ant içmiş gibi. Şarkıların ise her biri ortalama 5-6 dakka, bu zaman zaman insanı sıkıp bıktırsa da, bazı şarkılarda da ''aa bittti mi'' efekti yaptırıyor. Tıpkı ''Runaway''de olduğu gibi.
Albümde gözümden kaçmayan şey ise ''So Appealed'' şarkısında tıpkı geçtiğimiz Grammy'lerdeki canlı performansında MJ gibi çığırtma efektlerinin burda da kullanılmış olması. Albümün kapanışına yakın duymaya başladığımız ''Runaway'' ise kesinlikle bir klasik olma yolunda ilerleyip 00lerden geriye inanılmaz bir miras kalabilir. Kanye'nin ''masterpiece''i de denilebilir bu şarkı için. Belki onu şarkı diyerek küçümsememek lazım, ne de olsa Sertar Ortaç, Hande Yener ve Demet Akalın da şarkı söylüyo deüil mi ? bu ''modern-art- piece'' aynı zamanda altın çağını yaşayan Anna Dello Russo'nun da yeni çıkartmış olduğu parfümün reklam filminin soundtracki ve son zamanlardaki favorisi. Bir şarkı eğer şarkıcının kendi alanı dışındaki kimselerce de seviliyosa kanımca bu iş tamamdır zaten.
Eğer ''epic'' sıfatını kullanıp bu işten kolayca sıyrılmak isteyen kişiler gibi takınmak istesem seçimim kesinlikle açılıış parçası ''Dark Fantasy''den yana olurdu. Hani Melis Alphan'ın o unutulmaz cümlesi var ya :) anlatamam işte anlayın dediği bknz. ("kimlerin istanbullu kimlerin ankaralı olduğu tek bakışta anlaşılıyordu. nasılını sormayın, anlaşılıyordu işte.")
John Legend ile beraber kaydettiği ''Blame Game'' ise arkaplandan gelen dinlendirici piyano ritmleriyle ''Runaway'' sonrası en favori şarkım. Accapellamsı ''Lost In The World'' ise yavaş yavaş başlayıp birden ritmini arttırıyo ya, işte o anda tüm ipleri koparıyo. Speechless. Aynı zamanda şarkı MJ'e de tribute değerinde. Tıpkı Rihanna'nın ''Please, Don't Stop The Music'' şarkısında olduğu gibi o efsanevi cümle ''mama-se, mama-sa, mama-ku-sa'' dizesi de burda karşımıza çıkıyo.
Kapanıştaki ''Who Will Survive In America'' ise inanılmaz. Müziği kadar sözleri de oldukça çarpıcı.
What does Websters say about soul? All I want is a good home and a wife and a children, And some food to feed them every night. After all is said and done,
Build a new route to china if they'll have you.
Who will survive in America?
Biz albümün keyfine daha yeni yeni varmaya başlayalım Kanye şu günlerde Jay Z ile beraber kaydettiği ''Watch My Throne''un son hazırlıklarını bitirmek üzere bile.
Endistürünün en dahi çocuğu zekasıyla ve zevkiyle beraber dünyanın tüm bir numara starlarını buluşturursa 5/5lik bir albümün ortaya çıkması kaçınılmaz olur sanırım. Albüm ''perfect new year / christmas gift'' bile olabilir. Bence bu albümü hediye edeceğiniz kişi size ilerki yıllarda minnettar kalabilir, zira elinde bir hazine taşıyo olacak. Eğer tabi 2012 sonrasında hala yaşıyo olursak.
Do you know what I hate most about your world?
Anything that is different you try to change ! Try to tear it down.
Geçtiğimiz Şubat ayı Müzik ödüllerinin dağıtıldığı ay olması sebebiyle de gayet müzikal bir ay olma onuruna ulaştı. Grammy Ödüllerinin yaymış olduğu dalga ay boyunca devam ederken, Şubat ortalarında dağıtılan Brit Awards hala etkisini sürdürürken bir diğer İngiliz ödülleri NME Awards'da geçtiğimiz günlerde dağıtıldı. Kazanılan ve dağıtılan ödülleri gördümse NME Awards'ın gözümde en ufak bir değeri kalmadığını da belirtmeliyim. Nedenlerine gelince; isterseniz önce bi kazananları kontrol edin.
Geceye 2 ödül kazanan Muse damgasını vururken elbette ödül törenlerinin olmazsa olmaz ismi Lady Gaga da yine iki tane ödül kucaklayan isim oldu ! Ama işte orda bir sorun var. NME ödülleri sadece müzik ödüllerinden oluşmuyo aynı zamanda Moda'ya da el atıyo. GaGa'nın giydiği elbiselerin ne kadar çarpıcı olduğu elbette tartışılmaz (iyi ya da kötü olduklarından bahsetmiyorum) ancak GaGa'nın hem Best Dressed hem de Worst Dressed ödüllerini kazanmasına ne diyosunuz ??
Villain Of The Year ise Kanye West'e gitmiş :) Hiç kuşkusuz ödül töreninin en aklı başında ödülü olmuş :P
Ödül töreninin saçmalıkları ise diğer ''WORST'' kategorilerinde kendisini hissettiriyo. Green Day hem BEST INTERNATIONAL BAND hem de WORST BAND kategorisinde aday olmuş. Grammy'ler dahil bir çok ödül töreninde BEST ALBUM kategorisi adayı olan ki aynı zamanda kendisi bu dalda Btit kucaklayan isim olan Lady GaGa WORST ALBUM kategorisinde ise NME adayıydı. Bu sanırım Slumdog Millonaire'in hem BAFTA hem OSCAR alıp aynı zamanda REZZIE'lere aday olması gibi bişey :P
Best Website kategorisinde ise kategori adının yanına parantez içinde excluding nme.com yazmaları ise oldukça snob bir hava çizmiş.
Bimiyorum ödül töreninin amacı ne kadar ciddi ama her sene bu tür saçmalıklara imza atan NME Grubu'nu artık ciddiye almama zamanı gelmiştir.
Godlike Genius Award - Paul Weller Outstanding Contribution To Music - The Specials Best British Band - Muse Best International Band - Paramore Best Solo Artist - Jamie T Best New Band - Bombay Bicycle Club Best Live Band - Arctic Monkeys Best Album - Kasabian - West Ryder Pauper Lunatic Asylum Best Track - The Big Pink - "Dominos" Best Video - Biffy Clyro - "The Captain" Best Live Event - Blur, Hyde Park Best Festival - Glastonbury Festival Best TV Show - The Inbetweeners Best Film - Inglourious Basterds Best Dancefloor Filler - La Roux - "In For The Kill (Skream Remix)" Best DVD - The Mighty Boosh Live - Future Sailors Tour Hero of the Year - Rage Against The Machine Villain of the Year - Kanye West Best Dressed - Lady Gaga Worst Dressed - Lady Gaga Worst Album - Jonas Brothers - Lines, Vines and Trying Times Worst Band - JLS Hottest Man - Matt Bellamy Hottest Woman - Karen O Best Website - Muse.mu Best Album Artwork - Kasabian - West Ryder Pauper Lunatic Asylum Best Band Blog - Radiohead (Radiohead.com/deadairspace) Giving It Back Fan Award - Lily Allen for her Twitter ticket treasure hunt Phillip Hall Radar Award - The Drums