Sertab Erener etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sertab Erener etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2011 Pazar

BANA BİR MASAL ANLAT MODEL !

''Ah ben Türkçe müzik dinlemem'' diyenlerden değilim, her ne kadar bir zamanlar olsam da. Aslında bunu diyenleri de suçlayamam, saymaya kalkarsak kaç tane dört dörtlük şarkıcımız var ? Ya müzikler (ç)alıntıya sözler çok abuk. İş sahnelemeye gelince de hangisi dünya standartlarında performans izlettirebildi bize ? Sonuncusundan umudu kesmeye başladığımızı söyleyebilirim aslında ! 60şından sonra küllerinden doğmaya çalışan (performans açısından) Ajda Pekkan, 50sinden sonra 20lik kız aramaya çalışanlar gibi. Candan Erçetin'e gelecek olursak ya didaktik, sakallı felsefe yapmayı seven amcalar tarzında şarkı sözü yazar oldu ya da Fransızca müzikleri kullanmaya yöneldi. Hele geçtiğimiz kış herkesin dilinden düşüremediği Melis Danişmend albümü ? Daha fazla abartılan bir çalışma görmedim sanırım yıllardır. (Nedir bu Danişmend fobin diyecek olursanız, onu Danişmend'in arkadaşlarına sormalı.)

Müzik size içine çekmeli, anlatılan şarkı sözleri ise size bir hikaye anlatmalı. İşte Model'in albümünü dinlerken hissettiğim şey tam da buydu. Yatakta uzanırken belki de bir hayali arkadaşın ya da sevgilinin elinde kitapla bana hikayeler anlatması, kimi zaman gotik, kimi zaman eğlenceli ve renkli. Ama hiç birinin de içi boş değil. Albümü dinledikten sonra fark ediyorum meğerse grup ''Diğer Masallar'' olarak belirlemiş albümlerinin ismini. Bugüne kadar duyduğumuz masallardan farklı masallar, geride kalanları, hiç anlatılmayanları dinlemek için ise Model'e kulak vermek gerekiyor sanırım.

Aslında sıkı bir Model fanı değilidim, ''Değmesin Ellerimiz'' dışında yaptıkları işler hakkında da haberim yoktu. Ta ki açık havada bir okul ve öğrencileri havasında geçen Sertab Erener & Demir Demirkan konserine kadar. Videolardan, medyadan veya okuduklarımızdan gerçi onları pek tanıyamıyoruz, ancak Model'i özellikle de solistlerini sahnede gördükten sonra, daha şarkılarını dinlemeden kanımın kaynadığını hissettim. Sanırım daha şeker ve cıvıl cıvıl bir solistle karşılaşmamıştım.
Açıkhava konserinden: Fotoğraf Ozan Eicher (Tık)

İzmir çıkışlı 5 kişilik grubun albümünün prodüktörü ise Demir Demirkan. Hit şarkıları ''Değmesin Ellerimiz''in akustik versiyonu ve Sezen Aksu'nun ''Yalnızlık Senfonisi'' dışında albümde tam 10 şarkı bulunmakta. Bu arada vokalleri Fatma'nın sesi genel olarak Şebnem Ferah'a benzetilse de bana ''Yalnızlık Senfonisini'' söylerken yer yer Sertab'ı dinliyorum havası da verdi. Aslında yapmış oldukları cover, albümün havasına pek de uymakta. Melodramatik sözler ve rock tabanlı ezgiler.

Eğlenceli bir şekilde ''Buzdon Şato''yla başlayan albüm sanki bize anlatılacak hikayenin atmosferini tanımlamak ister gibi. Evet ''hepimiz yorgunuz bu hayatı yaşamaktan'' ve sığınmak istiyoruz kendi buzdon şatomuza, tek başımıza, vurmak isteyerek şişenin dibine. Sırada ise albümün en eğlenceli şarkılardan biri olan ''Şey...Belki'' .. Bağlanmak korkutur diye haykırıyor vokal Fatma, Can Temiz'in yazdığı / bestelediği şarkıyı seslendirirken. Ve ''Değmesin Ellerimiz'' korkuyorum aslında bu şarkının ergenlerin kulağına düşmesinden, istemiyorum Facebook statulerine meze olmasından, sözler daha ne kadar içten olabilirdi ki, tıpkı Adele havasında ya da tam tersi hikayenin anlatıldığı Nil şarkısı ''Hakkında Her şeyi Duymak İstiyorum'' gibi. ''Biz hiç beceremedik sevmeyi de terk etmeyi de, aşk kokan dudakların karşısında direnmeyi de''.

Sırada daha hard ve protest havasıyla ''Sana Ne''. Salla baş mode on tarzında. Her ne kadar emo havası yayan tekerleme tarzında sözlere sahip olsa da, odaya kapanıp bangır bangır dinlemek isteyeceğiniz şarkılar cinsinden. Şekerden tabutlar, çürük çiçek kokusu ve aşık cesetler, ''Pembe Mezarlık'' da sözleri ve kelime öbekleri arasındaki kontrast havasıyla şarkı sözü kategorisinden favorim, şarkının genel akışı da yine kontrast bir biçimde akmakta, başka kim dans eder vaziyete ''ben bu gece ölmek istedim'' diye haykırarak şarkı söyler ki. Belki de Model'in havası burada. Kimi zaman depresifleşen şarkı sözlerine rağmen eğlenceli alt yapılarla hareketlenen albümden daha iyisi Şam'da kayısı. Gerçi yer yer emo havası da pek fazla hissedilmekte ''çok istedim bu gece kendimi asmak'' da nedir ?
Fotoğraf: Ozan Eicher

Şatolar, Pembe Mezarlıkla...Model harikalar diyarında gezinmeye devam ediyor. Sırada ''Bir Melek Vardı!'' Söz ve müzik yine tıpkı diğer şarkılarda da olduğu gibi Can Temiz'e ait. Karanlıklaşmaya başlayan albümün atmosferine cuk oturan bir ezgiyle. ''Ağladım bu gece elimde boş şişe''. Hep beraber depresifleşiyoruz abiler, ablalar. Tıpkı ''Pembe Mezarlık''ta olduğu gibi yine kontrast şarkı sözleriyle ''Benim Tatlı Kanserim''. Söz sanatlarını şarkılara aktaran cinsten, müziği edebiyatla buluşturan Model'e Masallar Diyarı'ndan 12 tam puan.''Yine de kesip atamam seni, benim tatlı kanserim''. Cidden bazen etrafımızdaki pain in the ass tipleri istesek de atamıyoruz değil mi hayatımızdan.

Rock'n Roll'a hazır mısınız ? Ya da rodeo üstünde oynaşmaya ? O halde çalsın ''Karadul''. Değmesin Ellerimiz, ''Çürüsün Gelinliğimiz''. Makyajı akmış, ağlayan kirlenmiş bir gelinlikle karanlık harikalar diyarından bakıp acıklı gözlerle ben buradayım diyen bir Fatma canlanıyor gözümde. Başta da belirttiğim gibi bir cover ve akustik versiyondan hemen önce albümün gerçek kapanış şarkısı ''Makyaj''. Depresif bir kızın son haykırışları, belki de koca albümü dinlerken ilk kez sıkılıyorum, bu da defosu mudur nedir ?

Düğüne pembe mini gelinlikle katılıcak cinsten kızların albümü sanki bu ! Buldum buldum ''Alice in Wonderland''deki Helena Bonham Carter havası var sanki ! Melankolisi ve emo dozajı biraz fazla, ama eğlencesi de yerinde. Sanırım ben Türkçe müzik dinlemem diyenler bile bir kez olsa dinlese...

ps: Ozan Eicher'a da fotoğraflar sebebiyle teşekkürler..

31 Temmuz 2011 Pazar

AY BİTMEDEN...TATİLDEYİZ

Yazdığım başlıkla kendimi bir an için Hürriyet gazetesi için ''Bu Hafta Sona Ermeden!'' temalı sayfaları hazırlıyormuş gibi hissetsem de aslında alakası yok. Yoğun ve çabuk geçen temmuz ayında sıcaklardan mıdır, yoksa tembellik ya da vurdumduymazlıktan mıdır bilemiyeceğim ama açıp da blogu bir şeyler yazmayı pek istemedi canım. Aç parantez - Haziran başından beri yazdığım her postta, tembelliğime ve üşengeçliğime de övgüler yağdırmadan geçemiyorum. Kapa parantez. İçimdeki duyguları bir kenara bırakacak olursak aslında pek de kötü geçtiği söylenemez temmuzun. Serinimsi sular, bunaltıcı sıcaklar, yeni bir dil, yayınlanan iki albüm bknz. Beyonce ve Joss Stone + katıldığım iki konser bknz. Patrick Wolf + Sertab Erener (ikisi yan yana durunca da oldukça komik kaçtı aslında.) Ve tabiki nasıl unutabilirim ki muhteşem Harry Potter. Emma Watson ve diğer çocukların görselleri bilgisayarımda yaklaşık 500mblık yer kaplasa da bir türlü post hazırlamak için açamadım laptopun kapağını. Dolayısyla her HP filminden en sevdiğim anlar ve son film hakkında düşüncelerimi sizlerle paylaşmak da yalan oldu. Ha bir de benim okuyucularıma verdiğim güven derecesi ne safhadadır bilemiyecem. Tamam Seda Bacı gibi beni de en güvenilir ekran, pardon blogger yüzü seçmediniz biliyorum ama hakkında yazmak istediğim albüm yazıları bile yalan oldu. Artık kim olduklarını dile getirmeye çekiniyorum bile, albümler mayısta yayınlanınca tabi ki. Ha bir de yok şezlongta uzanırken yok vapurda rüzgara karşı diyerekten çantadan eksik etmediğim kitaplar...O değil de men's fashion week'ler hakkında bile çizittirmememe kaç puan ? Off anlatıcaklar pek bir birikmiş.Yalnız fark ettiyseniz cümlelerim bile yarım yamalak. Neyse Vogue ne demişti. ''Tatildeyiz''.

Konser demişken Joss Stone için de fazlasıyla geç karar verince bilet bulamama gibi hüzün verici bir olayla karşılaşmak bende onaramayacağım derin yaraların açılmasına sebep oldu.

Umarım yukarıdaki paragraflarda bahsettiğim olaylar hakkında yakında yazma fırsatı da bulabilirim. Sebebi yazışıma gelecek olursam bildiğiniz gibi her ay sonunda ay boyunca dinlediklerimi sizlerle paylaşıyordum. Bu sefer uzun uzun yazmak yerine bu konu da bile üşengeçliğimi konuşturup iTunes Top 25'in ilk 7sini screen shotladım. Yaşasın en tembel benim. 8-9-10'u burada yayınlamamın nedeni de uncool şarkılar olması değil, vakti zamanında o kadar fazla dinledim ki play countları tavana zıpladılar, ancak temmuz ayında dönüp de yüzlerine bile bakmadım. Yani türkçe meali aşağıdaki 7 parça bu ay en sık dinlediğim parçalardı.
ps. yukarıdaki görsel Vogue'un ''Tatildeyiz'' temalı Temmuz sayısından. Dree Heminway ve Jon Kortajerena baş rolde. Sebastian Faena hikayeyi çeken, editöryali oluşturan ise Mary Fellowes.

Tabi bir de sanırım asla 2011i kara temmuz olarak unutamayacağımız gerçeğini de göz ardı etmemek lazım.

30 Temmuz 2010 Cuma

TOP SONGS OF JULY

Her devirlan ay gibi yeniden ayın en iyi şarkılarına bakma vakti geldi. Temmuz ayı boyunca seçmiş olduğum song of the weekler bir kenara, dinlediğim diğer şarkılar, gelecek ay yayınlanacak yeni albümler ve de ağustos ayı içerisinde yazmayı planladığım diğer müzik postları.

Ancak yazımızın asıl konusuna geçmeden önce blogumdaki iki yenilikten de bahsetmek isterim. Blogun sağ tarafında yer alan Songs Of The Week ve Look de Jour resimlerinin üstlerine bastığınızda geçmiş günlerin ''look''ları hatta ve hatta yorumları ve de geçmiş haftaların şarkılarına göz atma imkanınız da var. Hani büyükşehir çalışıyor.

Bu hafta Vitrindeyiz'in önerisi olarak - ki kendisi Ağustos ayı içerisinde de yapmış olacağım röportajla bu sayfada yerini alacak- song of the week kısmında aynı zamanda UK TOP 40 listesinde de zirvede bulunan Yolanda Cool & DCUP parçası ''We No Speak Americano''yu seçtim. Önceki iki hafta boyunca ise bi kaç gün içinde YouTube'da 3 milyonu aşkın izlenen, yepyeni albümü LifeStyle'ı sunmayı planlayan Nelly Furtado'nun La Mala Rodriguez ve Julieta Venegas eşliğinde kaydettiği ''Baja Otra Luz'' zirvede yer alıyordu. Yazın en hit albümü ''Aphrodite''den çıkan ''All The Lovers'' Kylie Minogue bir diğer seçilmiş şarkı olurken Snoop Dogg eşlikli Katy Perry parçası ''California Gurls'' de yine listede yer alan bir diğer single oldu.

Bunlar dışında bu ay sıkça
Vampire Weekend // Contra albümünü dinledim (Ki artık Ağustos'da hakkında yazı yazılıcak.)
Kylie Minogue // Aphrodite (ama özellikle All The Lovers, Cupid Boy, Closer ve Get Outta My Way).
Yıl sonuna doğru yayınlamaya başlayacağım TOP 100 Albums of the Decade post'ları için ay boyunca sıkça eski albümleri dinlemye başladım ve Madonna // Confessions On A Dancefloor en fazla dinlediklerimden biri oldu. Ve elbette albümün bomba şarkılar Hang Up & Isaac.

İlkbahar aylarında yayınlanan ama benim Fashion & Grief sayesinde haberim olduğu Gogol Bordello // Trans Continental Hustle ise yine bu ay dinlediklerim arasındaydı.

Ve elbette Sertab Erener // Rengarenk.

Gelelim Ağustos ayında yayınlanacak hit albümlere.
Katie Melua // House
Ciara // Basic Instinct
Katy Perry // Teenage Dream
Usher // Verses

Katy Perry demişken. Geçtiğimiz gün Tumblr hesabımda zaten yayınlamıştım, ama bir kez de burada yayınlamaktan zarar gelmez. İşte Teenage Dream Promo Photos ve albüm kapağı.

MTV VMA 'lerin ise 12 Eylül'de tıpkı Movie Awards'da olduğu gibi Los Angels'dan yayınlanacağı belirtildi, ancak henüz adaylıklar açıklanmadı.

Armin Van Buuren ise Twitter hesabından Mirage albümü için Sophie Elis Bextor ile beraber kaydettikleri '' Not Giving Up On Love'' şarkının linkini paylaştı.

Son olarak sizlerle Maroon 5 ve Eylül içerisinde yayınlayacağı albümden çıkan ilk single Misery'nin videosunu paylaşmak isterim. İyi seyirler. Sexy ve JohnTravolta style. mode.on.

Ayrıca yazarınız bir hafta boyunca yıllık iznini kullanacağından dolayı buralarda olamayacak. iyi tatiller !! :)


Maroon 5 - Misery from tonyfan on Vimeo.

13 Temmuz 2010 Salı

SERTAB ERENER // RENKSİZ RENGARENK

Türk Pop'unun yıllardır en başarılı isimlerinden biri olan Sertab Erener yaklaşık 20 yıldır kaliteli müzik icra ederken yapmış olduğu son albüm ''Rengarenk'' ile sanki onca yılın kalitesini düşürmüş.- ki Açık Adres'ten bu yana benim gözümde zaten sürekli bir düşüşte. (bu düşüş ne kadar kaale alınırsa orasını bilmem.)

Aslında Sertab'ı da son zamanlarda Elif Şafak'a benzetir oldum, sanki her ikisi de daha fazla popüler olmak için, daha fazla kesimlere ulaşmak için kalitelerinden biraz uzaklaşır gibi oldular. Sanırım bunun sebebi Soner Sarıkabadayı. Yani bilmiyorum bunca yıldır yanılmıyosam böyle bir adam yoktu, sonra bu geldi ve birden Sertab'In kariyerine yön vermeye başladı. Tamam 90lar bitti, artık ''Sakin Ol'', ''Lal!'' ve ''Sertab Gibi'' kalitesinde şarkılar beklemiyorum ama ...yine de ''Turuncu'' ve ''No Boundries'' albümü pek de yabana atılıcak cinsten değil. Özellikle Turuncu 00lerin en iyi albümlerinden biridir.

Toplamda 17 şarkının olduğu albümde daha önceden aşina olduğumuz ''Açık Adres'' ve ''Bu Böyle'' de bulunuyo. Bunun dışında kullanılan renkleriyle beni benden alan videosuyla ''Koparılan Çiçekler'' ve 4 farklı versiyonu bizi albümde bekleyen şarkılar arasında ki şarkıya yapılan en iyi mix Phillipe Lurent imzalı. Soner Sarıkabadayı (öff yazarken yoruluyorum)ve Demir Demirkan'ın katkısının bulunduğu albüme en büyük destek de A.R Rahman'dan geliyo. ''Ring Ringa'' altyapılı ''Rengarenk'' ve Koparılan Çiçekler'in her ikisinin de söz yazarı Nil Karaibrahimgil, müzik ise SlumDog Millionaire müziklerinin yapımcısı A.R.Rahman ve Raquib Alam. Keşke Ringa Ringa'ya hiç dokunulmadan başka bir rengarenk parça yaratılsaydı. Ard arda sıralanan mixlerle, yapılan coverlarla sanki albüm biraz sıradanlaşmış. Neticede dinlediğiniz bir Demet Akalın albümü değil. Karşınızdaki Sertab Erener.

Albümde ''beni benden aldı'' diyerek sıralayacağım parçaların olmamasına rağmen ''Bir Damla Gözlerimde'' dinlenilesi ve oldukça güçlü bir ballad. ''Bir Varmışım Bir Yokmuşum'' ultra soft ritmiyle uykudan önce bir doz alınması gereken parçalar listeme soktum bile. Yine dikkat çekici bir diğer parça ise ''Asla'' ki o da ''Un Belle Historie'' cover'ıymış.

Bir diğer cover ise (bizden bişey) ''İkimiz Bir Fidanız'' albümün konseptiyle ne alaka anlamadım. ''Ayrılık ve Biz'' ultra sıkıcı. vee albümde ''yeah ! kadınım işte budur'' dedirten iki şarkı ise arka arkaya sıralanan ''Bir Çaresi Bulunur'' ve ''Avare''. ''İstanbul'' ise pas geçilmemesi gereken bir şarkı.

Sonuç: Beklenen Sertab ortalıklarda yok. Kemikleşmiş hayranlarını tav edebilir. Açık Adres ve Bu Böyle'yle milleti kendine çekebilir ama, yok kardeşim kanım ısınmadı benim bu son albüme ve son Sertab şarkılarına.Sıkı Türk Pop hayranları için 5 yıldızlı yaz albümü olabilir, ama benim sürekli elimi play tuşuna götürüp dinleyebileceğim bir albüm değil. - Yine de Sertab hatrına, belki zamanla demek isterim ....

8 Temmuz 2010 Perşembe

SHOPPING TIME

100. postu yayınlama zamanı geldiğinde nedendir bilmiyorum ama beni cidden bir heyecan sardı. Sanki editörlüğünü yaptığım derginin 1. yaşını kutluyorum ya da onun benzeri bişey. ''Kayıtları Düzenle'' kısmında hali hazırda yazımın tamamlanmasını bekleyen 3 ayrı topic ve 2 ayrı da röportaj bekliyor. Amma velakin bu 100. yazı. Yine de belki özenli bir şey değil ama, ben hazırlarken oldukça eğlendim.

Henüz bavul toplamadıysanız bir kaç öneri sunmak istedim, uzun yolda ne yapılır, yenilikler neler dersiniz diye benden sizlere naçizane birkaç fikir.

Tatile giderken ''bunca saatlik yol nasıl çekilir?'' adlı o meşhur soruyu soran vatandaşlarımıza yardımcı olmakla başlayalım. İşte el/sırt çantanızda yer alabilecek öneriler. Bilmiyorum tatile giderken siz ne kadar rahat edersiniz ama '' ben şıklığımdan vaz geçmem'' diyorsanız aşağıdaki model tam sizlere göre, neticede içine sadece, kitap, dergi, mp3 çalar tarzı şeyler koyucaksınız.
Ancak tatilde şıklık da neymiş ben rahatlığı ararım diyorsanız sizlere her eve lazım Eastpak çantasını öneririm :P Gelelim çantamızı doldurma yollarına. İyice saçmalayan ve çizgisinden iyice çıkan ve önüme gelen her anda şikayet etmekten vazgeçmeyeceğim dergi Billboard'u unutuyosunuz, taşıtmak için adam gereken Vogue (ki o da artık inceldi! any guesses why ?)Harper's Bazaar ve Elle gibi dergilerinizi evde bırakıyosunuz ve yanınıza son zamanların en şık, en style, en cool, tarz ve havalı iki dergiyi yanınıza alıyosunuz. 04. sayısını çıkartan ''mevsimsel'' indie dergi ''Babylon'' ve son trendleri içinde barındıran, yeniliklerden geri kalmayacağınızı garanti eden ''Trendsetter''.

Peki otobüste giderken o rahatsız ama yine de bir şekilde içinizi bir hoş eden o otobüs yolculuklarını dergilerle idare ettiniz, akşama doğru boşalan sahilde, hafiften esen rüzgara karşı hiç mi kitap okumak istemeyceksiniz ? O halde ''Koloni'' sonrası adından tekrardan söz ettiren Jean-Cristophe Grange ve ''Ölü Ruhlar Derneği'' hem tam anlamıyla bir korku/ gerilim hem de bestseller. Çok satanlar listelerinin zirvesinden inmeyen bir diğer kitap ise şu sıralar metroda / vapurda herkesin elinde görebileceğiniz Ahmet Ümit ve ''İstanbul Hatırası''. İstanbul'dan uzaklaşırken en azından yanınıza hatıralarınızı almayı unutmayın. Kitaplardan son önerim ise Türkçe'ye henüz yeni çevrilen İskoç yazar Ali Smith'in konuşulan eseri ''Kız Erkekle Buluşur'' adlı novella. Roma Mitolojisinden, Ovid'in Metamorphoses'undan Iphis & Ishis'in aşkını 21. YYa uyarlandığı sürükleyici bir hikaye. (Kitapın geniş tanıtımı bir sonraki yazıda).

Ve iPod'unuza yüklemenzi gereken bir kaç yeni parça, yeni albüm. Eğer siz de o iğrenç beach club'larda, apaçi müzikleriyle ya da Alors On Danse gibi çakma ve seviyesi düşük hitlerle eğleniyomuş numarası yapmak istemiyosanız bence bu isimlere bir göz atın. İki önceki yazıda da öve öve bitiremediğim o muhteşem albüm Kylie Minogue // Aphrodite. Türkçe müzik sevenlere ise Sertab Erener // Rengarenk önerebilirim (ki onun yazısı da Kız Erkekle Buluşur'dan hemen sonra yerini burda alacak). Ben kendi albümü kendim oluştururum, ama yine de biraz yardım diyosanız Sophie Ellis-Bextor, Groove Armada ve Underdog Project şarkılarını yanınızdan eksik etmeyin.
El çantasını hazırlarken isterseniz iki de DVD seçeneğiniz olsun. Hani olurda okumaktan gözleriniz yoruldu, tüm gün güneşlenmenin verdiği sızıyla gece diskoya gidemeyecek oldunuz, o halde çıkartın laptopunuzu, ya da mini DVDPlayer'inizi takın bu filmleri ve eğlencenin dibine vurun. İtalya'nın tüm önemli ödüllerini topladıktan sonra NYC'de de Tribeca gibi dünyaca ünlü bir festivalde gösterimi yapıldıktan sonra Golden Globe için de yolu açılan Ferzan Özpetek'in yine ve yeniden harikalar yaratan filmi, daha çok yeni olarak raflarda yerini aldı. Aylardır dilime dolanan Nina Zilli parçası ve Lecce'nin muhteşem görüntülerinin arka plan olarak yer aldığı Mine Vaganti, ağlarken gülebileceğiniz, gülerken ağlayabilceğiniz, aynı zamanda toplumdaki bazı olaylar üzerine düşünebilceğiniz mükemmel bir kompoziyson. Aşk filmleri için sadece Şubat ayını beklemeyenlerdenseniz ise Hollywood'un tüm birinci sınıf ünlülerinin peşi sıra karşınıza çıktığı Valentine's Day filmini önerebilirim. Bir daha kimbilir nerede Jessica Alba, Kathy Bates, Jessica Biel, Bradley Cooper, Patrick Dempsey, Jamie Foxx, Jennifer Garner, Anne Hathaway, Ashton Kutcher, Queen Latifah, Taylor Lautner, Estelle, Julia Roberts & Taylor Swift'i bir arada bulabilirsiniz ki ?

Ve gelelim tatile giderken içini bir heves doldurduğunuz ancak geri dönüşte bir türlü boşalmayan o bavulun içine koyacaklarınıza. İşte hem rahat, hem şık hem de cool olmak isteyenlere herkesin bildiği ufak hatırlatmalara ben de bir şeyler ekleyeyim.

Nasıl ama ??? İyi Tatilleeeer :)

xoxo

2 Nisan 2010 Cuma

DO YOU THINK THAT WE CAN WIN, MANGA ??

Blogumda normalde sevdiğim şeylerden bahsetmeyi seviyorum, yani seyrettiğim, izlediğim ya da dinlediğim şeyler arasında eğer kötü yapılmış işler varsa genelde onlara burada yer ayırmamayı seçiyorum. (Bunu çok sevdiğim yazar elif şafak'tan öğrendim). Ama bu sefer işler biraz değişik belki yine yazımı yermek amaçlı değil de tepki amaçlı yazdığımı söylemem daha doğru olur.

Her neyse genelde bir şeyi beğendik mi hemen abartırız sürekli ondan bahsederiz, ya da gözümüzde büyüttüğümüzden yermeyi seçeriz; ama iş -en azından benim için- bi albüm ya da şarkı tanıtımına gelince orda biraz durmayı seçerim. Tıpkı Manga'nın Eurovision şarkısında olduğu gibi. Dinlediğim ilk anda zaten şarkıyı beğenmedim; ancak hemen gelip onu burda söylemek yerine bekledim, uzun süredir çeşitli aralıklarla da dinliyorum ama yok, yine de beğenmedim; hani belki videosu belki biraz şarkıya ısınmamı sağlar dedim yok o da olmadı. Hani normal şartlarda -çok sık olmasa bile- Manga'yi dinlerim, yani gruba karşı bi antipatim yok. Vakti zamanında Sibel Tüzün ''SuperStar'' ve Hadise '' Düm Tek Tek''i beğenmiş biri olarak ve körü körüne savunmuş olsam bile üzgünüm Manga seni savunamıyacağım :P Hayır, hani benim derdim şu da değil: Normalde çok daha kaliteli şarkılar yapan Manga neden Eurovision'a bu kadar kalitesiz bi şarkıyla katılıyo ?? Çünkü Sertab'da inanılmaz süper şarkılar yapmış olmasına/ seslendirmesine rağmen ''Everyway That I Can'' gibi tekdüze bi şarkıyla katılmıştı. (Yanlış anlaşılmasın sevmiştim şarkıyı, hatta hala ara sıra dinlerim, ama şunu da kabul edelim ki Setab'In katıldığı sene de zaten doğru dürüst güzel şarkı yoktu).

Keşke Manga kendi tarzını yansıtan bi şarkıyla katılmayı seçseydi. En azından sonuncu da olsa Whoooa Manga süper bi şarkıyla katıldı, ama insanlar onları anlamadı ve seçmediler derdik. Ucuz sound ve o oryantal tınılar... :/ cidden olmadı.

Sonuç mu ?? Eurovision'da hiç değişmeyen 3 favori ülkem vardır. Yunanistan, Ermenistan ve Türkiye. Üzgünüm Türkiye; sanırım bu sene ekranda seni gördüğümde tüylerim diken diken olmayacak, ama şunu da söyliyeyim o gece güzel bi showla çıkarsan ve de şarkının üstünde biraz daha çalışırsan son dakkada fikrim değişir -ki yine de sanmıyorum. Ayrıca MANGA SANA SESLENİYORUM ÖZGÜVENİN SÜPER OK! AMA İLK 5 DİYE UÇMA !!!! MTV DE ÖDÜL KAZANDIN DİYE BİŞEY SANMA KENDİNİ ! NETICEDE O ODÜLÜ İNGİLİZLER, FRANSIZLAR, İTALYANLAR TARAFINDAN ELDE ETMEDİN. SENİ SEVEN TURK TAKIPÇILERİNİN IYI Bİ ŞEKİLDE ÖRGÜTLENMELERİ SAYESİNDE ALDIN !!!


maNga - "We Could Be the Same"

25 Ocak 2010 Pazartesi

TWITTER KULLANIM ŞARTLARI !!!

Gelin bugün de sizlerle twitter kullanım şartşlarını tartışalım batı yakasının karla kaplı sokaklarından :) San Fransisco merkezli Twitter 2006 yılında kurulmasına rağmen herhalde tepe noktasına 2008in son aylarında ve 2009 yılında ulaştı (biraz şarkıların liste başarısını anlatır gibi oldu ama). 2008 yılı seçimlerinde Barack Obama'nın sayesinde kullanım alanı gittikçe artan Twitter'ı çok yakın zamanda tüm ünlüler kullanmaya başladı, öyle ki Twitter kullanmayan ünlüleri parmakla gösterir olduk, hımm bi düşünelim kim kaldı ki zaten, Beyonce?, Madonna? başka var mı ?



Newsletterlarına üye olmadığımız ünlülerin bir sonraki adımlarını ya da onların en içten hallerini anında Twitter'dan öğrenir olduk ! Kim Kardashian'ın yarı çıplak halleri, Demi Moore'un poposu, Miley Cyrus 'ün sütünü MacBook'una dökmesi, Lady GaGa 'nin hayranlarına Little Monsters diye seslenmesi. Twitter zamanla hatta öyle bir boyut kazandı ki Çağdaş Roman yazarlarından Brezilyalı Paulo Coelho vaktini twitterda çene çalarken geçirdi, yeni ve genç yazarlar Twitter üzerinden romanlar, hikayeler hatta operalar yazmaya başladı !
Bir de 2009 yılının ikinci yarısından itibaren Twitter'a türk medyasının ilgisi elbette ! Sanırız ki Türkiye'de bu akımı ilk Sertab Erener ve Demir Demirkan başlattı ! Ancak benim gözümde ciddi anlamda her biri de küçüldü. Sertab Erener örneğin zamanla sadece kendisine sevgi gösterisinde bulunan küçük canavarlarına mention yapar oldu, Nil başta kendini izleyen herkesi followlamasına rağmen kısa süre sonra öğrendik ki bizleri teker teker silmiş ! Bir de kıçı kırık diğer ünlüler, Twitterdaki tek amaçları kendi takımlarını izlemek oldu. Ortalıkta gazteciyim diye geçinen her iki O.B sonra ona buna alerjisi olan A.Ö özellikle beni çileden çıkartan isimler oldular !
Türk Medyasının ikiyüzlü olduğunu gördükçe yabancı ünlülerin ne kadar da alçakgönüllü olduklarını gördüm türk followerslarına cevap veren Ricky Martin, belki hiç okumasa bile ya da kendi tarafından eklenmemiş olsak bile Lady GaGa'nın bizleri izliyor olması ! Sanırım bir tek Serra Yılmaz türk ünlülerinden en alçak gönüllü olanı.
Eh bir de Twitter'da kendini ünlü zanneden paçoz yaratıklar ! Elbette Twitter Andy Warhol tezinin en büyük destekçisi ! Ancak kimileri ünlülerin kendilerini izlmemelerini eleştiredursun onlar henüz kendi çaplarında olan sıradan insanları bile izlemeyen kesimdi.

Hah bir de twitterda şöyle yazılır böyle yazılır derdi var ! 140 karakterlik mikroblog sitesinde aslında yazabiliceğiniz çok şey var, ancak twitter'ın ana teması 'o an' . Dolayısıyla 'şu anda tostumu yiyip, kahvemi içerek kar manzarasını seyrediyorum' demek hepimizin en doğal hakkı. Aaaa yok bizim küçük Sokratesler bu işe de el attı, yok böyle insanları niye takip edeyim, yok sürekli mention yapan insanı neden takip edeyim falan filan. Öyleki bazı yabancı blog sitelerde twitterda yazılmaması gereken tweetler başlıklı makaleler bile yazıldı. Ancak twitter'da facebooklaşmadı mı ! Kurulum amacından sapmadı mı ?

Aslında kilit nokta kaliteli ve doğru olmak ! Yani düzgün insanları followlarsanız hiçbir şey başınıza gelmez.

Twitter'ı ben mi nasıl kullanıyorum ? Twitter hesabımı ilk açtığımda 2009 Şubattı. İlk tweetim'de şöyleydi ! ''I watched Desperate Housewives and now writing sth to my blog''. O zamanlar pek kimsecikler yoktu, genellikle bloggerlar kullanırdı, zamanla yeni yeni kişiler eklemeye başlamıştım ve twitterın en güzel zamanlarıydı. Sonra deyim yerindeyse tam anlamıyla kırolar dolmaya başladı, twitter'a geliş amaçları yazdıkları şey falan filan.

Şu anda sadece 21 kişi izliyorum (6sını çıkar, ünlüler) 15 kişi var listemde! Bana yararlı olabilecek 15 kişi ! Onlar sayesinde yeni şeyler keşfettiğim 15 kişi ya da kaldıkları dersi, o anda düşündüklerini yazan içten 15 kişi. Evet yazdığınız tüm tweetlerde ''whoopper yiyorum'' demek de sıkıcı; sürekli medyadan haber veren kişiler de sıkıcı. Sanırım en iyisi listeninde az ve öz kişi bulunması !

Peki siz Twitter hakkında ne düşünüyorsunuz ??? Feedbacklerinizi benden esirgemeyin :)

21 Ocak 2010 Perşembe

KIRIK KALPLER DURAĞINDA....!

2010 yılında dinlediğim 3. albüm ve son yıllarda dinlediğim tek yerli albüm ! Bir zamanlar ciddi anlamda türk müziğinden uzaklaşsam da şimdi yeniden yavaş yavaş geri dönüyorum, gerçi Candan Erçetin, Şebnem ferah, Teoman, Göksel, Nil, Sertab ve bunlar gibi biraz alternatif bir çizgide yer alan şarkıcıları her zaman dinlemeye devam etmişimdir; ama tamamıyle bir Türkçe albüm dinlemek mi ? İşte bu biraz değişik oldu !

Elbette ki bu hakkımı Candan'dan başkasıyla kullanamazdım. Kendimi hatırladığım kadarıyla Candan Erçetin, Yonca Evcimik ile beraber dinlediğim ilk türk sanatçılarından birisidir ve de ablamla aldığımız ilk albüm. (Neyse bu konuya ilerki günlerde başka bir başlıkta değinicem zaten).

Her neyse albüme geri dönücek olursak, Kırık Kalpler Durağında...İlk anda birden Green Day'in 'Boulevard Of Broken Dreams' adlı çalışması aklıma geliyor, candan'ın böyle bir şeyden çalmış olma ihtimali yok elbette, yani sadece çağrışımdan kastediyorum. Bi kere albüm kapağından hiç hoşlanmadığımı da belirtmek isterim. Ayrıca bütün programlara şu kapaktaki saç modeliyle çıkma ısrarını da anlamıyorum, tamam yeni albüm yeni imaj ama; yapma böyle Candan Abla. Oufffs je suis désolé mademoiselle Candan sana sokak ağzıyla abla dediğim için :P

Anyways, şarkılara geçebiliriz artık !
İlk şarkı albüme de adını veren 'Kırık Kalpler Durağı'. Masa başında düşünün kendinizi; dostlar ve Candan rakı kadehleri havada, Candan başlıyor anlatmaya... ''Sözleşmeden buluşuverir kırık kalplerAnlatılmaz ama ordadır bütün dertler....Kimini yakıp geçen aşklar incitmişKimini yanlış kararlar yıkıp geçmişKimine yakın dostu ihanet etmişKimi hayatın sillesini yemiş''

Git ise albümde karşımıza çıkan ikinci şarkı, ilk dinleyişte yine sizleri vurabilen bir parça. Hayatınızda istemedikleriniz mi var ! O halde ??

Kader; aynı zamanda albümden videosu çıkan ilk parça, sadece bir her zamanki gibi sade bir videoya sahip olan video aynı zamanda bir filmin de soundtrack'i. 5 üzerinden 4.5luk bir diğer şarkı...

Albümde yer alan 4. şarkı Unutama Beni ise bir hepimizin bildiği bir cover.

Vallahi...Acapella olarak başlayan şarkı daha sonra hafif ezgilerle devam ediyor; bana kalırsa albümün en vasat şarkısı :/

Yalvaramam ! Hepimizin bildiği o inanılmaz, vurucu ve şok edici aşk şarkısı ! Voler Amar / Christian Castro ! Geri dön aşkım ! Şarkının ismini yalvaramam koymakla biraz da espiri anlayışını konuşturmuş sanki ama; o şarkıdan sonra oldukça duygusuz geldi. Belki şarkıyı ilk bu haliyle dinlesem olurdu; ama hiç beğenmedim :/ Acımdan hergün ölsem de sakın dur git diyemem, yalvaramam !

Gözler...karşımıza çıkan ilk hızlı şarkı, duygusallıktan biraz uzaklaşma vakti ! Kimbilir gözler neler görmüş :)

Veee Neyzen Tevfik ve Ömer Hayyam'dan Türkü.. Tempo yine hızlı...Getirin şu şarabı alsın aklmızı, belki elalem bizi böyle beğenir. Oldukça eğlenceli !

Vay Halime...Sizi dans pistine alıp basma eteklerinizle biraz dans edermiydiniz ! Yiiin gari tadındaki köy temalı Lay's reklamları gibi :P

Yeniden slowa dönüş bu sefer Unutursun...Unutursun unutursun Zaman geçer avunursun. İsyan etsen de derindenHayat tutar ellerindenBir gün gelir unutursun... Güzel

Sırada sözleri Ayşe Kulin'e ait olan Bahar. Gözümün önünde Elbette videosu var ! Yaymış olduğu optimistic havasıyla kırlarda uçuşan kelebekler ! Kışta bahar havası yaşamak isteyenlere !

Biraz daha hızlanmaya ne dersiniz ! İşte Kimin Doğrusu ! Yine Candan'dan hayat dersleri; ama yine beni kendine çekemeyen parçalardan biri ! Kimseye kulak asmadan Mutlu olduğun için Farkında değil hiç kimse Bu yaşayanın hayatı Aslında yok kimsenin kimseye söyleyecek lafı Kendi yanlışlığından ve zalimliğinden Herkes yargılıyor başkasının hayatını... Şarkı sözleri yine de işi bitiriyor.

Özür Dilerim ! Ben seni istemeden yürekten kırmış olabilirim Sonra da bütün suçu sana yüklemiş olabilirim. Şarkının sözleri de çok güzel, müzik de, ama nedense ikisi bir aradayken, pek de güzel bir uyum oluşmamış gibi, beni kendine çekemedi :p

Nedense Sustum ! Dün gece seni sevdiğimi söyleyecektim Sana ihtiyacım var diyecektim Nedense sustum Çünkü sen bundan korkacak kadar özgürve korkup benden kaçacak kadar bencilsin. Altın vuruş etkisi yapabilecek kadar ağır, vurucu ve etkileyici !

Sondan bir önceki parça yani 15. şarkıcı Ben Kimim ! Geçtiğimiz senenin en iyi Tükçe parçası bile diyebilirim bunun için. Albüme konması iyi olmuş, en azından böyle güzel bir parça ortalıkta öksüz kalmamış olur. 2009 yılı depresyonum boyunca baş ucu şarkım olan, sürekli kendimi sorgulamaya iten, aynı zamanda Gölgesizler'in de film müziği. Olağanüstü muhteşem güzellikte bir şarkı !
Ben Kimim?
Az mıyım çok muyum?
Var mıyım yok muyum?
Ben neyim?
Veee 16. şarkı işte Ninni. Siz hiç çocuğuna rap yapan bir anne gördünüz mü ! Yanında Ceza olmadan Candan bunu yapıyo işte ! :p Şarkı bildiğimiz Ninni ile başlıyo ve Candan rap'yle devam ediyor ve yine ara ara Ninni giriyo. Candancığım sana bir tavsiye keşke bir featuring yapıp şarkı söylediğin ninni kısımlarını başkasına okutsaymışsın, daha orjinal olurdu :) (Hatta videosunda da Gülben ve kucağında Atlas Bebek gözükürdü. Nihatta fotoğraf çeker, Gülben ordan yakışıııııır derdi. Bu arada son cümleyi twitter kullanmıyorsanız, mantıksız karşılayabilirsiniz. ) Şarkının oldukça politik ve bol mesajlı olduğunu da ekleyeyim bari ! Candan adına oldukça değişik ve cesur bir çalışma olması ve bunu en iyi şekilde yapabildiği için alkış gerekli !
Totalde 16 parça 9'u inanılmaz güzel ! Ki onları zaten kırmızyla işaretledim ! Geri kalan 2,3 tanesi vasat olsa da, hepsi muhteşem ! Vallahi de ben kalkıp 5 üzerinden 4.5 veririm bu albüme ! Alınıp dinlenesi bir albüm !!!