Carey Mulligan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Carey Mulligan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2013 Cuma

TOP 10 FASHION COVERS

Yılın "Moda dergisi" kapaklarında modaya dair pek bir şey söylenmiyor. En azından verilmek istenilen mesajda aracı kıyafetler değil. Ama zaten benim de en fazla hoşuma giden bu değil mi. Aşağıdakilerin hemen hemen hepsi, pek minimal ve temiz iş. Temiz derken, gerçekten temiz. Şeffaf. 

Brigitte Lacombe çekimlerinde kıyafet kullanmayı sevmediğini, kullanmak zorunda kaldığında da sade şeyleri tercih ettiğini böylece ortaya çıkan işlerin zamansız olabileceğini söylüyor.  
New York Times Style Magazine / Nisan
Karl Lagerfeld üç sene önce çekmiş olduğu Pirelli takviminde son noktayı koymuştu. Julianne Moore orada Hera rolündeydi. Burada biraz toprak ana gibi, ama olsun. Hükmetmeye devam ediyor. 
Jalouse / Haziran 2013
Bjarne Jonasson'un gündüz düşleri bir parça David Bellemere havasında. Havuz başında Ludivine Sagnier ve devamında samanlıkta seyran. ve tabii ki #jeuneetjolie
Dazed & Confused / Şubat
Bu sene kapaklardan inmeyen bir diğer isim ise Thom Yorke. Ruhunu şamanlara teslim etmiş, çekmiş ve saykodelik evrene geçmiş. 
M, Le Magazine du Monde / 7 Aralık
Lea Seydoux gibi kapak yarışında Kate Moss'u geçen bir diğer isim de Daft Punk oldu. çeşitli GQ edisyonlarına, WSJ'ye, Dazed & Confused'a kapak oldular. Olmadıkları zamanda dergi içlerinde kendilerine yer buldular. Yanlarına aldıkları isimler ise kendileri kadar havalı ve tavır sahibi. Milla Jovovich, Gisele Bündchen, Karlie Kloss ve son olarak Jules & Jim'e selam çakarak Saskia de Brauw
Interview Almanya / Kasım
Genç ve güzel Marine Vacth (film bugün vizyonda). Fotoğraflayan kişi Juergen Teller. Eh, pardon yani. Bu arada she is the next Kate Moss. O kadar.  
Interview US/ Şubat
Interview 1960'larda da yayımlansaydı böyle bi' şey açığa çıkardı. Hayır kapaktaki Lena Dunham değil, Twiggy.
The Room / İlkbahar- Yaz
Mirte MaasThe Room için fotoğraflayan isim Macar fotoğrafçı Marton Perlaki. İki post evvel Spike Jonez'un Fantastic Man kapağı için dediklerim burada da geçerli. Eti cin gülsün, dünya gülsün.  
Harper's Bazaar UK / Haziran
İngiliz Bazaar'ın subs. edition kapaklarından daha güzelleri Victor & Albert müzesi için özel ürettikleri kapaklardı. Ama bebek suratlı Carey Mulligan ve pure Kinfolk ruhlu full bloom kapağa karşı koymak imkansız. 
WSJ / Mart
Clean. Cut. Sleek. Chic. Minimal. Kati Nascher bakışı ve pure elegant WSJ.
Vogue Paris, Haziran/ Temmuz
Çünkü mavi en sıcak renktir. Mario Sorrenti'ye ait bu kapakta, Andreea Diaconu'ye, Anja Rubik eşlik etti. St. Barths'a kurulan sette ikili genellikle çıplak, kumlar içinde ve kadrajda mavinin binbir tonu. Bence bu senenin en iyisi. Backstage videosuna da muhakkak göz atın.

Unutmadan, 
Gisele Bündchen / Self Service
Kate Moss / Interview
Natalia Vodionova / iD
Nicole Kidman / Bazaar Australia
Anja Rubik / Vogue Turkiye

16 Şubat 2012 Perşembe

GOOD GIRL GONE BAD: CAREY MULLIGAN

Asıl çıkışını  ''If I get to University, I'm going to read what I want, and listen to what I want...and I'm going to Paris, and I'm going to smoke and wear black'' diyerek 2009 yapımı ''An Education''la yapan Carey Mulligan ''Public Enemies'' ve ''Brothers'' ile CVsini güçlendirdikten sonra biz romantiklerin kalbini bir de ''Never Let Me Go'' ile çalarak sezonun iki ödül avcısı filmi ''Shame'' ve ''Drive'' ile de yıldızını parlattı. (Giriş paragrafını beğenmediğini belirtmek isterim. Halbuki ilk iki satır havalı olmuştu).
W Mag January 2012
Michael Fassbender'ın sorunlu kız kardeşi rolünde bugüne kadar çizmiş olduğu karakterlerin aksi bir rolde oynayan Mulligan bence filmin en iyi yanıydı. Ödül sezonunda görmezden gelinse de siz bence filmde söylediği ''New York, New York''u kaçırmayın.
Aslında tıpkı 'An Education'da söylemiş olduğu sözleri bu filmde yaşamış gibi gözüken Mulligan başına buyruk olsa da abisiyle (Fassbender) giderek kopan ilişkisini toplamaya çalışan bir katakter de. Brandon'a (Fass) göre Sissy (Carey) sadece sırtını ona dayayarak yaşamaya çalışan bir kız olsa da, aslında pek öyle de sayılmaz. Manevi anlamda dayanabileceği tek kişi o olduğundan Brandon'la arasının açılmasını istemez, ama başının buyrukluğu B'nin patronuyla yatmasına kadar ilerledikten sonra abi-kardeş yapmış oldukları konuşma sonrasında film climaxe ulaşır. Aslında işin ilginç yanı da şu, her iki kardeş de aynı. Her ikisinin de duygusal ilişkiler ile sorunları var. Sissy sürekli kendini var edebilmek açısından her hangi bir erkekle -abi ya da sevgili- duygusal bir bağ kurmaya çalışırken Brandon da bunu yapmaktan -belki güçsüz olacağından korktuğundan- uzakta duruyor. Kardeşini evden uzakta tutmak, çıkmaya çalıştığı bir kızla yatamamak vs vs.
Dibi gelmiş saç boyası, koyu renkli tırnakların aksine Ryan Gosling ile oynadığı ''Drive''da kocasını beklerken çocuğunu yetiştiren tipik Amerikan orta / alt sınıf karakteriyle karşımızda. 'Shame'in en güzel şeyi o olsa da 'Drive' işin aynısını diyemicem (en azından beni etkileyebilme açısından). Kameranın sürekli Ryan Gosling'in mimik ve hareketlerine odaklanması, aslında onun ne hissettiklerini anlamamızda daha fazla yarıyo sanırım, gerçi bu işin içine biraz daha fazla gizem katsa da sanırım beni en fazla etkileyen şey bu oldu. Üstünde akrep  olan bomber-jacket'i ve deri eldivenleri ile tam bir stil ikonu. (Yine buradaki stil ikonu kelimesi Alexa Chung için tanımlanan değil, tıpkı Rooney Mara ve Lisbeth Salander karakterinde olduğu gibi.)
Saf ve temiz yan komşu rolünde karşımıza çıkan Carey Mulligan'la beraber Gosling aslında tam sterotipik kadın-erkek ilişkisinin altını çiziyo, kadına aşık olan ve onu her türlü beladan uzakta tutmaya çalışan super-hero rolü. Düşündüm de belki bir de Gosling'in çok az konuşması da beni etkilemiştir. Son zamanlarda bir Rooney bir Gosling'in çizmiş oldukları karakterden bu kadar etkilendim sanırım zaten. Neyse this post was supposed to be written about Mulligan not Gosling.

PS: Carey Mulligan, ''The Great Gatsby''nin yeniden çekiminde Daisy Buchanan rolünde, sanırım gelecek senenin en merakla beklenen kadın oyuncusu o olacak. Oscar adaylığı gelir mi acaba ?

PS2: Ryan Gosling hakkında daha önce yazmıştım, okumak için: Tık.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

CHARLOTTE RAMPLING

Charlotte Rampling: Freud'un ''senseless repetition'' tezindeki ''62'' sayısı gibi sürekli karşıma çıkmaya başladıktan sonra kendisine blogumda yer vermek istedim. Bir Meryl Streep, Catherine Deneuve ve Sophia Loren havasına sahip olan Rampling zarif ve aynı zamanda ağırbaşlı halleriyle sanırım oynadığı her filmde odak noktası olmayı başarabiliyor.

İlk olarak karşıma festivalde izlediğim ''Rio Sex Comedy'' filminde çıkan Rampling sterotipik estetisyenlerin aksine sadece dış görünüşün değil aynı zamanda içsel varoluşun da insanı güzelleştirdiğine inan bir doktor profili çiziyordu. 50lerinde olan bir doktor olarak sadece yaşıtı erkekleri değil aynı zamanda oğlu yaşındaki genç doktorları bile etkilemeyi başaran bir havaya sahipti.

Yine festivalde yer alan ''The Mill and the Cross'' filminde de karşıma çıkan Rampling bu sefer yukarıda çizdiği karakterden ve havadan çok uzaktaydı. Bruegel'in 1564te resmettiği ''The Way To Calavary''den etkilenerek çekilen filmde (hatta onu odak noktası olarak gören filmde) İsa ve çekilen işkenceler konu ediliyordu. Rampling ise filmde Mary rolünde tüm o rahibe kıyafetleri altında bile parlamaya devam ediyordu. Tıpkı bir tablo içinde kusursuzca çizilmiş kadın portresi gibi.

Geçtiğimiz haftalarda vizyona giren ancak yine festivalin konuğu olan Carey Mulligan, Andrew Garfield ve Keira Knightley'nin baş rollerini paylaştıkları ve Kazuo Ishiguro uyarlaması olan ''Never Let Me Go''da da özel bir amaç uğruna yetiştirilen gençlerin gittiği bir okulun müdürü olarak karşımıza çıktı.
doğal, güzel, sempatik ve muhteşem bir gülümseme

Rampling bunlar dışında aynı zamanda Keira Knightley'nin baş rolünde olduğu 2008 yapımı ''The Ductchess''ta da yer almış. 2003 yapımı, suç, ceza ve gizem üçlemesi olan ''Swimming Pool''da da Ludivine Sagnier ile kamera karşısına geçmişti. Ki Ludivine Sagnier de yine geçtiğimiz festivalde gösterilen ''Crime D'Amour'' filminde de Kristin Scott Thomas ile bir araya gelmişti. Tema ise yine aynı. İşlenen bir cinayet, gizem ve bol heyecan.

Ve 2001 yapımı ''Spy Game''. Brad Pitt ve Robert Redford'u bir araya getiren aksiyon filmi. Rampling her yerde. Filmi 4.99a D&Rlardan satın alabilirsiniz bu arada :P


Son olarak Rampling oyuncusu Kirsten Dunstn'a Cannes'da ödül kazandıran Lars von Trier filmi ''Melancholia''da da Charlotte Gainsbourg, Skarsgaard ailesi ve Kiefer Sutherland ile yer aldı. Sonucu merakla bekliyoruz.

25 Nisan 2011 Pazartesi

THE GREAT GATSBY

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika. Dünya'nın kalbinde değişen düzende, ekonomi zirveden büyük buhran'a doğru ilerlerken ''jazz age'' olarak tabir edilen yıllarda geçen New York Socialite'sini anlatan bir aşk ve Amerikan Rüyası hikayesi. ''The Great Gatsby''.

Aslında aşk hikayenin yüzeyde görünen ve okuyucuyu / izleyici kendine çeken tarafı. Alt metinde 1500lerde Amerika'ya gelen ve bugün hala bahsedilen ancak değişime uğrayan Amerikan Rüyasını konu alınıyor. Başlarda çok çalışarak elde edilebilineceneği düşünülen bu rüya 20lerde artık hazır konulmuşluk halini alır. Bugün de öyle değil mi ? Elinize bir New York bileti alın here comes your american dream true !

Sonradan görme, görgüsüz ve zevksiz bayağı zenginlerin mekanı ''West Egg'' ile Amerikan Aristokraisi'nin yaşadığı ''East Egg'' hikayenin mekanları. Geçmişi belirsiz (bize aktarıldığı kadar yalan, ancak sonlara doğru herşey açıklığa kavuşuyor) Jay Gatsby'nin her cumartesi West Egg'de fazlaca gösterişli malikanesinde gerçekleştirilen partylere katılan isimler de işte bu tipteler. Kendini ünlü, zengin göstermek isteyen bir avuç sonradan görme. Düşündüm de cebine iki kuruş fazla para gören Türkiye şarkıcıları (ikinci sınıf ünlüleri) ya da Anadolu'dan Istanbul'a gelen ne oldum delisine dönüşen futbol oyuncuları gibiler.

Kitap boyunca, değişen insan ahlakı incelenirken aynı zamanda iç içe geçen aşk hikayeleri ve Gatsby'nin verdiği partylerle de eğlenebilirsiniz. (Tamam belki cümlenin ikinci kısmı sadece film için geçerlidir).

Filmde ise Jay Gatsby'yi Robert Redford, hikayenin anlatıcısı Nick Carraway'i Sam Waterstone ve Daisy BuchananMia Farrow canlandırıyor. 2 Oscarlı '74 yapımı bir film. Kitabı sayfası sayfasına beyaz perdeye aktarılan filmde kısacası hiç bir ayrıntı gözden kaçmıyor. Yüksek yaşam standartlarının göz önüne serildiği filmde kostümler ise şahane. Bir de party esnasında çalan müzikler. Buchanan'ların şahane evlerine hayran kalırken kitaptaki sıcak havanın filmde oyuncuların sürekli terlemesi ile görebiliyoruz ve de kadın oyuncuların abartılı rol kesmeleri ise filmin eksi yanlarından.

Önce okumalı sonra izlenmeli  bence. Hatta izlemeden sadece okumanız şiddetle tavsiye edilir. Ufak da bir not. Leonardo di Caprio, Carey Mulligan ve Isla Fisher'ın baş rolünü oynayacağı film (yeniden çekim) Baz Luhrmann tarafında bir kez daha sinemeye aktarılmayı bekliyor.

Kitap kapağında gördüğünüz gözler ise T. J Eckleburg'a ait ve tam West Egg ile New York'u birbirine bağlayan ''Valley of Ashes''da yer alan bir billboard. Tanrının gözleri tüm bu kötüleşen toplum düzenini gözetliyor gibi. Sanırım George Orwell bir selam çakmış Fitzgerald'a.

8 Mart 2010 Pazartesi

ACADEMY AWARDS // THE SHOW ITSELF


İkinci kez canlı canlı izlediğim 2010 Oscar ödülleri bana kalırsa geçtiğimiz seneye göre daha az eğlenceli ve daha az heyecanlı geçti. Sektörü elimden geldiğince takip etmeye çalışsam bile, şu isim ödülü almalı ya da bu kesinlikle alır gibi tahminlerde bulunamayan ben bile artık hangi ödülün kime gidebiliceğini biliyodum nerdeyse. Yine de işim gücüm yokmuş (ki gerçekten de yoktu :p) gibi saat gece 11den sabah 7ye kadar NTV ve CNBC-E karşısına çakıldım kaldım.

Büyük açılış How I Met Your Mother ?? yıldızı Neil Patric Harris'in ufak bir müzikal showuyla başladı ve Alec Baldwin ile Steve Martin'in gökten yere inmeleriyle devam etti. Hayli eğlenceli başlayan show gecenin en büyük 4 ödülü dağıtılana kadar oldukça sıradan geçti. Bir tek sokak dansı temalı Oscar'ın Müzik Kategorisinin tanıtımı eğlenceli sayılabilirdi.

Mery Streep'in 16. adaylığı ise gecede herkesin ağzına sakız olmuştu. Ama aptal saptal espiriler olmaması çok iyiydi. Genelde kısa kesilen konuşmalar ise iş Jeff Bridges, Christopher Waltz, Mo'Nique, Sandra Bullock ve Kathryn Bigelow'a gelince biraz gevşedi sanki.

Gecede ödül taktim edenler arasında Tom Ford ve Sarah Jessica Parker, Jennifer Lopez ve Sam Worthington, Zoe Saldana ve Carey Mulligan en eğlenceli çiftlerdendi. Elbette ödülü taktim eden Kate Winslet'ın o muhteşem aksanı da güme gitmemeli :p Bu arada iki senedir oyuncu kategorilerinde değişikliğe giden Academy bu sene de sahneye rol arkadaşarını vs. çağırarak onları taktim etmelerini istedi.

En İyi Makyaj kategorisini taktim etmek üzere sahneye gelen Ben Stiller ise herhalde tüm zamanalrın en iyisiydi. Sahnede bi Avatar !!
İşte böyleee. Biraz sıkıcı, biraz eğlenceli, sürprizli, sürprizsiz, tuhaf ... Ama kesin bişey var ki Mo'Nique, Sandra Bullock ve Kathryn Bigelow hayatım boyunca aklımdan çıkmayacaklar.

By the way ! Meryl Streep you're such a good kisser :P Geçen seneki Kate Winslet repliğinin yeni rakibi :P