Meryl Streep etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Meryl Streep etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2012 Salı

FUCKYEAH17APRIL1990

This was how things like in April, 17 1990  on the day I was born
Grace Coddington was just newly 49.
Emma Watson was only 2 days old.
Victora Beckham's mom was singing ''Happy Birthday''.
Anna dello Russo was talking with her friends about how everything was gorgeous on her 28th b-day party.
There was only 2 more days for 3rd episode of  ''Twin Peaks'' season 1.
There was NO Justin Bieber and NO Chloe Grace Moretz.
Kate Winslet and Penelope Cruz still hadn't filmed any projects.
Lana del Rey only imitating Madonna just in front of the mirror.
There was still Soviet Union.
Still 9 years 8 months for Millenium.

#1 Song on Billboard HOT 100
Tommy Page // I'll Be Your Everything
#1 Album on Billboard TOP 200
Bonnie Raitt // Nick of Time
#1 Song on UK TOP 40
Madonna // Vogue

#1 on American Box Office
Teenage Mutant Ninja Turtles
American Vogue April 1990
Christy Turlington by Patric Demarchelier
British Vogue April 1990
Tatjana Patitz by Patric Demarchelier
Playboy April
Meryl Streep in 1990
1990 FIFA World Cup Italy Logo
1990 Eurovision Song Contest // Yugoslavia
How people smiling on Beverly Hills 90210
Ocean, Beach and NAKED Kate Moss (no change in 22 years)
by Corrine Day for The Face
and yes

20 Şubat 2012 Pazartesi

THE LEADING WOMEN

Rooney Mara, Glen Close, Viola Davis, Michelle Williams ve Meryl Streep. Oscar'ların ''leading women''ı olduklarına göre onlar aynı zamanda senenin en fazla konuşulan 5 kadın oyuncusu.
''The Social Network''te onu gördüğümü kendime inandıramıyorum, hala hatırlayabildiğime dair her hangi bir kanıt bile yok. Google'dan ''then-now'' temalı fotoğraflara baktığınızda adete ''Beni Baştan Yarat'' tarzı bir yarışmanın kazananı sanabilirsiniz Rooney Mara'yı. ''The Girl With the Dragon Tattoo'' hakkındaki postumda da zaten kendisinden ''stil ikonu'' olarak bahsetmiştim, yine hatırlarsınız ki buradaki stil ikonu tanımının ''Alexa Chung bir stil ikonudur'' önermesindeki gibi bir şey olmadığını söyleyemiştim. Kıyafetler ve karakterin, yaşam tarzı ile uyumu gibi bir şey. İçine girdiği karanlık kıyafetlerle film için oluşturmuş olduğu karakterin içine girmiş gibi. Aslında ödül sezonu içinde kaderi tıpkı Jennifer Lawrence gibiydi, Oscar'larda da bu farklı olmayacak. Çokça ortalıkta dolandı, adı göründü, PRını yaptı  ve ''önümüzdeki senelerde bu ödülü almak için yeniden bu salona geri dönücem'' tavrını sergiledi. Eğer üzerimde bıraktığı etki söz konuysa ancak, ödülü Mara'nın almasını isterim, günlerce aklımdan çıkmadı, beni çarptı ve etkiledi. İzlediğim her film içinde onu düşündüm. Rooney kalp ben.
Kabul edelim her ne kadar da makyajın yardımıyla Glenn Close ''Albert Nobbs''da tam bir erkek gibi olmuş olsa da baston yutmuş gibi yürümesi, hal ve tavırları da bunun aksini iddia etmiyor. Biliyorum daha havalı bir şekilde, daha cool bir örnekle açıklamak isterdim ama, şimdi bir gün Nebahat Çehre'ye sormuşlar ''dizide Sultan rolünde nasıl bu kadar parlıyorsunuz?'' diye. Cevap şöyle: ''O takılar, o makyaj, o kıyafetleri sen de giyersen ister istemez halin tavrın değişiyor.'' Sanırsam anlatabildim? Senaryosu belki değil ama hikayesiyle ilgi çeken filmden Close sanırsam rakipleri arasında Mara ile en zayıf halka. Kişisel görüşüme göre fal taşı açılmış gözler ile gergin hatlarıyla botoksunu yeni yaptırmış şekilde rol yapan Close'un aksine Tilda Swinton çok daha fazla değerdi adaylık kazanmaya. Bu önerme de ''bence'' falan değil, kesinlikle öyle olmalıydı.
Kazanması durumunda üzülmeyeceğim ancak ''o kadar da değil'' diyebileceğim bir performansa sahip isim ise ''The Help''teki rolüyle Viola Davis. Yarım dönem boyunca görmüş olduğum ''Azınlık Edebiyatı'' dersi sonucunda izlemiş olduğum filmler neticesinde ''The Help'' bana hikayesiyle hiç de yabancı gelmedi. Sadece hikayesiyle değil oyunculuklarıyla da, elbette çekmiş oldukları çileler ve başlarına gelenler için hiçbir şey demiyorum, sonsuz saygım da var, ancak ne Viola Davis, ne de Octavia Spencer bu ağlamaklı duyguları karşı tarafa en iyi geçirebilen isimler olarak tek değiller. Bu arada Jessica Chastain performansı filmin en iyi şeyi.
Meryl Streep'in oyunculuğuna laf edebilecek insan evladı olduğunu düşünemiyorum. (Gerçi bence iş biraz da izleyici etkilemede bence, ki herkesin de etkilenmesini bekleyemeyiz). Onca adaylık/ ödüle sahipken hele. Kaldı ki 4, 4lük mükemmel bir oyuncu olduğundan bence kimse de laf etmesin. ''In Complicated'' ile bile aday olma kapasitesine sahip bir oyuncu olan Streep yine de beni o kadar tatmin edemedi. Belki de filmin senarosu ve yapısının çok zayıf olması da buna etkendir. Sanırım Streep ''The Iron Lady''de oynamasa hiç kimsenin filmi izlemeyeceği konusunda hemfikiriz ? Mesela kadın ''Julie & Julia''da da dev gibiydi, ama işin içine sanki iyi oyunculuk değil de mükemmel taklit yeteneği girişmişti, sanırım? Gerçi sonuç olarak duyguları gizleyip demir leydi gibi oynayan Meryl bunu başarabilmiş mi? Evet!
Diğer 3 adaylığın aksine tıpkı Meryl gibi ''My Week Withe Marilyn''de tarihten bir kişiliği oynayan Michelle Williams'ın da büyük ihtimalle çok büyük çekinceleri vardı role hazırlanmadan önce, bunca yıldır bize sunulan aptal sarışın rolüne artı olarak seks sembolü olan bir kadını oynamaktı görevi. Gel gelelim bize sunulanın sonucunda Marilyn'in bunlardan öte bir kişiliğinin olması ve Michelle'in doğallıkla bunu sergileyebilme yeteneği sanırım herkesin baştaki endişelerini ortadan kaldırmıştır. Sanırım Meryl ile Michelle'in farkı şu, her ikisi de oynadığı karakterin yerine geçmiş, ancak Meryl Tatcher'ı taklit ederek Williams ise Marilyn'i hissederek rolün üstesinden gelmiş. (Bir diğer deyişle, Meryl, Tatcher olmaya çalışmış, Williams Marilyn olmuş.) Sonuç olarak doğallıyla bana ''Marilyn mezardan mı çıkmış?'' dedirttirdi, aynı zamanda buna Vogue Deutsch kapağındaki haliyle ve film için çektirmiş olduğu diğer pozlar da dahil.

Yani; Oscar'ı kucakalmaları haline sevinme hissiyatım şu şekildedir:  
Michelle Williams > Rooney Mara > Meryl Streep > Viola Davis > Glenn Close
Yine de Meryl kazansa da neticede she is queen deyip üzülmeyebilirim, pfss Viola'ya az sevinirim dedimse de içim cız etti şimdi.
Öte yandan ''En İyi Film'' ödülü ile ahenk içinde olan tek isim ise sadece Viola Davis. 

PS: Golden Globe'larda Drama / Comedy olmak üzere iki farklı dal olduğundan hem Meryl hem Michelle ödülü kapmıştı , SAG sonucunda gülen taraf Viola Davis olurken (ki kimi bunu alan Oscar'ı da alır diyor) Bafta'larda gülen taraf yine Meryl olmuştu.

İyi olan kazansın!

13 Şubat 2012 Pazartesi

BAFTA & GRAMMY

Dün gecenin sanırım en zevkli şeyi Vogue, GQ, Love gibi dergilerin aynı anda 3 farklı şehirden attıkları tweetlerdi. New York'ta Moda Haftası devam ederken, Oscar'lardan önceki son durak için Londra'da Bafta'lar düzenlendi ve Los Angles'da da müziğin en iyilerinin kutlandığı Grammy'ler.
Geçtiğimiz günlerde yanılmıyorsam cutblog Meryl and Kisses temalı bir post yayınlamıştı. İşte o koleksiyona yeni bir fotoğraf daha. Adele ise elindeki 6 Grammy'yle en az o altın gramafonlar gibi ışıldıyor.

Peki ben mi ne yaptım ? Yorgun geçen haftanın acısını pazar akşamı sadece film seyredip sonrasında da bu tweetleri okumakla yetindim. Canlı yayınlanmayan Bafta'ların aksine Grammy'lerin bu sene bizlere sunduğu pek de önemli isimler yoktu açıkçası. Adele evet, o benim kadınım, Coldplay ve Rihanna ortaklığı son zamanlarda Top 5imde ancak ? so what ? Yine de töreni ayağımıza kadar getiren Bloomberg HT'nin emeğine sağlık.

Adele'in 6 ödül almasına laf edemem sanırım, zira dünyadaki bütün ödüller onun olsa ses çıkarmam zaten. Önemli ödülleri o kaptığına göre gece hakkında şikayet edebileceğim pek de fazla bir şey yok sanırım. Ama konu şıklara bakmaksa tıpkı Andre Leon'un dediği gibi ''honey there is femine of beauty''.
Adele'in de Rihanna'nın da seçimi Georgio Armani'den yanaydı. Adele'in inanılmaz zarif havası Rihanna'nın ''I wanna get laid, is party here'' teması fazlaca kontrast oluştursa da ikisi de çok hoş bence. Yalnız Rihanna'nın saçlarını gözden geçirmesi lazım. Ve Carrie Underwood dönsün disko topu.

Geçelim Bafta'lara. Aslında dağıtılan ödüller hakkında değinmek istediğim şeyler var. Ancak Oscar'lar öncesi adaylar hakkında düşüncelerimi / tahminlerimi yazdığım zaman değinmek istiyorum buna. Yine de ''Tinker Tailor Soldier Spy''ın tam bir fiyasko ve ''The Artist''in de çok fazla abartıldığını düşünüyorum. Yabancı filmler kategorisinden ''A Seperation''u halen seytememiş olsam da ''The Skin I Live In'' için pek bir şaşırdım, Oscar'larda adaylık elde edememiş olmasını halen şaşkınlıkla karşıladığım film bana kalırsa yılın en orjinal senaryosuna da sahip olup ''Yılın Filmi'' ödülünü de kucaklayabilir. Neyse bu ciddi konular başka bir zamana yeniden şıklar.
Michelle Williams'ı bu kadar güzel gösteren elbise bir H&M tasarımı. Elindeki clutch ise Marilyn'e gönderme. Meryl Streep seçimini SAG'da olduğu gibi Vivienne Westwood'dan yana kullanırken Tilda Swinton Celine tasarımı elbiesini Xavier Dolan saçıyla birleştirmiş. Ve tabi adadan çıkan ve sene boyunca Kate Winslet'a rakip olan Elizabeth McGovern.

30 Ağustos 2011 Salı

FAREWELL TO THE SPEEDOS

Ağustos, sadece giyilmesi özlemle beklenen kıyafetlerin artık insanda sabırsızlık hissinin doruklarına ulaştığı ay değil, slow şarkılar dinleyip kendini depresif hissetmenin de zamanıdır. Aylardır dinlemediğim Adele şarkıları, Beyonce'nin en hüzünlü balladları, akşam esen rüzgarda yüzüme çarpan güneşte bana eşlik eden şarkılardandı. Tamam böyle vıcık vıcık romantik hisle kurulmuş cümlelerden hiç haz etmiyorum, ama yazmadan da edemiyorum. 

Bu ay dinlediğim şarkıları şehirlere ayırarak değişiklik yapmak istedim. Paris'le başlayabiliriz. Gainsbourg familyası bu ay sıkça gündemimdeydi. Ailenin her bir üyesini hatta ailenin ilişkisi olduğu diğer bireyleri uzun zamandır takip etsem de bu ay kendilerine karşı olan sevgim biraz daha arttı. Aslına bakarsanız, onlar hakkında uzun bir post yapsam iyi olur. Neyse, bol bol Charlotte Gainsbourg'un ''IRM'', ''5.55'' ve ''Charlotte Fore Ever''ını dinledim. En sevdiğim şarkılar ise ''Charlotte For Ever'', ''Elastique'', ''Heaven Can Wait'' ve ''Jamais''. Tabi Jane Birkin ve Brigitte Bardot gibi muhteşem kadınlarla aşk yaşayan Serge Gainsborg da radarımda olan isimdi, hatta dinlediklerim genelde Jane ile yapmış olduğu düetlerdendi. ''Just Like a Woman'', ''69 Année Erotique'' ''Je T'aime Moi Non Plus'', ''Jane B'' ve ''Elisa''.

Ufak da bir not. Charlotte Gainsbourg yeni videosu / şarksı ''Terrible Angels''ı geçtiğimiz günlerde yayınladı. Yepyeni EP'sini eylülün ilk haftalarında yayınlayıp kasımda da yeni bir albümle karşımıza çıkacak. E tabi bir de ''Melancholia is the new Black Swan'' dediğimiz, izlemek için merakten öldüğümüz filmi de kısa zamanda görebilmeyi umuyorum.
Evet, aslında sıkı bir Yunan müziği hayranıyımdır. Bir de rakı masasında çalan Rumca ya da Yunanca şarkılarla ortam daha da eğlenceli olabiliyor. Hele bir de gerçekten sirtaki oynayabilen insanlarla karşılaşınca ortam yeme de yanında yat kıvamında. Yalnız taklitlerinden yani ''ben her boku yapbilirimcilerden'' kaçının. Neyse aslında dinlesem de bu ay pek yunan müziğiyle ilgilenmedim, ama şehirlerden birini daha doğrusu bölgelerden birini Santorini olarak seçmiş olmamın sebebi ''Mamma Mia''. Geçtiğimiz günlerde filmi oturup yeniden seyretmedim, ama ay boyunca her gün filmin müzikleri kulağımdaydı. Evvet Abba'yı severim, ama Meryl Streep'i daha fazla severim ve her canım sıkıldığında ya da kendimi kötü hissettiğimde bu filmi neden seyrettiğimi anladım.Yeni bir epiphanic an. Güzel insanlar, muhteşem manzaraya sahip bir Yunan adası, Abba şarkıları, dans ve Meryl Sreep, sanırım gelecek yaz rotamın neresi olduğu belli olmuştur. Yassou.
ps. aslında filmin orada çekilip çekilmediği konusunda da hiçbir fikrim yok.
İtiraf etmem gerekirse bazen biraz cimri olabiliyorum. Sıkı bir Beyonce fanı olmama rağmen albümünü henüz yeni aldım. Yeni almamın nedeni ise ''yae albüm çok pahalı para veremem'' demem değil, ben ne zaman bir Beyonce albümü alsam ki bu genelde çıktığı ilk haftaya denk gelir, Queen B'imiz deluxe edition çıkarmaya hazırlanır. Sonra ben de kendimi kandırılmış hissederim, ama bekle bekle de bir yere kadar, dayanamadım sonunda aldım. Albüm yazısı yakında olur burda. Ama anlaşıldığı üzere 21. YY Popüler Amerikan Kültürü'nden bahsedeceksek eğer Beyonce'yi bunun içine katmasam olmaz. Yazın son günlerini de Beyonce ile geçirdim.

Ancak ne varsa eskilerde var. Müzik deyince aklımda beliren ilk ismin en bomba albümü: Madonna ''Confessions on A Dancefloor'' üstünden neredeyse 10 sene geçecek olmasına rağmen hala en sık dinlediğim albümdür, Albümden en sevdiğim şarkılar ise ''Forbidden Love'', ''How High'' ve Isaac'' tabii ''Hung Up''ı da dışlayamam. Bu arada yazmama gerek yok. Hepimiz de Madonna'nın stüdyoda olduğunu biliyoruz, çok yakında yeni filmi daha doğrusu ilk yönetmenlik deneyimi olan ''W.E.''yi de yayınlayacağını biliyoruz, Rihanna'nın da aynı stüdyoda olduğunu da okudum. Her neyse sonuçta 2012 Madonna'nın yılı olacak anlaşılan. Sahi eğer sonumuz yaklaşıyosa Madonna'yla hayata veda etmek hoş olmaz mıydı ?
Yaz boyunca sık sık Nil ve Volga Tamöz dinlesem de Ağustos'ta kendime ''yeter artık kabak tadı verdiler'' demişliğim vardır ! Ayrıca ne alaka demeyin ama sıkça da ''Yav bir aralar Ramadan ve Mercan diye birileri yok muydu?'' diye soru sormuşluğum da vardır. Sonuç olarak sıkça da Model dinlemişliğim vardır.

Son bir yenilik daha.
Japon Vogue'unun ekim sayısındaki kapak yıldızı Florence + The Machine'in cool solisti Florence Welch. Evet tahminler doğru. Grup cephesinden yeni albüm, klip ve şarkılar gündemde. İşte onlardan biri. Bu sonbahar çok cool geçecek.
Sosyal Medya'da yine geçtiğimiz günlerde yaygara kopuyordu, meğerse sebebi Lady GaGa'nın yeni videosunu yayınlamasıymış. ''You and I'' bu sefer işin içinde Inez & Vinoodh da var. Bir de tabi Nicola Formichetti. Hande Yener & Kemal Doğulu birlikteliği kadar sıkmaya başladı bu durum. Gerçi son iki isim umrumda bile değil, en azından sevmesem bile arada GaGa'yı takip ediyorum.

Her neyse, ciddi anlamda bu sefer postu sonlandırıyorum, son isim Avustralya'dan. Keyifli izlemeler. Björk tadında. Bu arada Björk cephesinde de yeni gelişmeler var elbette, ama yeni bir post konusu çıkar artık ondan.

19 Nisan 2010 Pazartesi

HERE A DREAM COMES TRUE =) THANK YOU VOGUE


Bilen bilir Penelope Cruz, Kate Winslet, Meryl Streep ve Julianne Moore 'a ne denli aşık olduğumu. Bir de oldukça garip bir huyum vardır; sevdiğim bütün ünlülerin de birbirlerini sevmelerini isterim en azından beraber işler yapmalarını dilerim. Ve bu hayalimi bu sefer de VOGUE PARIS gerçekleştiriyor. Vogue Paris 2010 Mai Issue' yu Penelope Cruz'a adamış.

Karşımızda da üç ayrı kapak var ! Birinde tüm saydığım oyuncular birinde Bono ile Pene, diğerinde ise Pene ile Meryl ! (Tamam moda konsunda ilgiliyim abartılı bir ilgiye sahip olmadığım için Vogue TR benim için yetiyor; ama dünyanın en önemli oyuncularının bir arada olduğu bu dergiyi kaçırmamak lazım açıkçası-) Bu arada Naomi Watts yerine Cate Blanchett ya da Tilda Swinton'ın da o kapakta yer almasını dilerdim. Gwyneth Paltrow'a aşık olmasam da çok severim =) o kapakta kalabilir :P

PS: Haberin kaynağı için SILKYWORLD'e de teşekkür ederi.



Anne Wintour'lu Amerikan Vogue 2010 May Issue kapağında ise Mayıs sonunda vizyona giricek olan Sex and The City yıldızı Sarah Jessica Parker'ın olduğunu da bu vesileyler hatırlatayım ??


Sahi Vogue TR kapağında kim var ??

8 Mart 2010 Pazartesi

ACADEMY AWARDS // THE SHOW ITSELF


İkinci kez canlı canlı izlediğim 2010 Oscar ödülleri bana kalırsa geçtiğimiz seneye göre daha az eğlenceli ve daha az heyecanlı geçti. Sektörü elimden geldiğince takip etmeye çalışsam bile, şu isim ödülü almalı ya da bu kesinlikle alır gibi tahminlerde bulunamayan ben bile artık hangi ödülün kime gidebiliceğini biliyodum nerdeyse. Yine de işim gücüm yokmuş (ki gerçekten de yoktu :p) gibi saat gece 11den sabah 7ye kadar NTV ve CNBC-E karşısına çakıldım kaldım.

Büyük açılış How I Met Your Mother ?? yıldızı Neil Patric Harris'in ufak bir müzikal showuyla başladı ve Alec Baldwin ile Steve Martin'in gökten yere inmeleriyle devam etti. Hayli eğlenceli başlayan show gecenin en büyük 4 ödülü dağıtılana kadar oldukça sıradan geçti. Bir tek sokak dansı temalı Oscar'ın Müzik Kategorisinin tanıtımı eğlenceli sayılabilirdi.

Mery Streep'in 16. adaylığı ise gecede herkesin ağzına sakız olmuştu. Ama aptal saptal espiriler olmaması çok iyiydi. Genelde kısa kesilen konuşmalar ise iş Jeff Bridges, Christopher Waltz, Mo'Nique, Sandra Bullock ve Kathryn Bigelow'a gelince biraz gevşedi sanki.

Gecede ödül taktim edenler arasında Tom Ford ve Sarah Jessica Parker, Jennifer Lopez ve Sam Worthington, Zoe Saldana ve Carey Mulligan en eğlenceli çiftlerdendi. Elbette ödülü taktim eden Kate Winslet'ın o muhteşem aksanı da güme gitmemeli :p Bu arada iki senedir oyuncu kategorilerinde değişikliğe giden Academy bu sene de sahneye rol arkadaşarını vs. çağırarak onları taktim etmelerini istedi.

En İyi Makyaj kategorisini taktim etmek üzere sahneye gelen Ben Stiller ise herhalde tüm zamanalrın en iyisiydi. Sahnede bi Avatar !!
İşte böyleee. Biraz sıkıcı, biraz eğlenceli, sürprizli, sürprizsiz, tuhaf ... Ama kesin bişey var ki Mo'Nique, Sandra Bullock ve Kathryn Bigelow hayatım boyunca aklımdan çıkmayacaklar.

By the way ! Meryl Streep you're such a good kisser :P Geçen seneki Kate Winslet repliğinin yeni rakibi :P

ACADEMY AWARDS // RED CARPET SHOTS & COMMENTS (YEAH I WRITE ABOUT FASHION :P) EDITED !!


Merakla beklenen gece geldi çattı. Saat 11 sularında NTV'de Yekta Kopan, Dilek Hanif, Tuğrul Eryılmaz ve Mehmet Acar ile başlayan Turkish Pre-Show, saatler 12.30u gösterdiği zamanlarda Hollywood Kodak Theatre'a kaydı ve Let The Begin Red Carpet Show denildi.
Yazıma ilk olarak ben de kırmızı halı görüntüleriyle başlayacağım, beğenmediğim bi kaç elbise dışında bütün kadınlar muhteşem gözüküyodu. Yanlızca şunu belirtmeliyim ki Penelope Cruz, Sarah Jessica Parker ve Jennifer Lopez en yakın zamanda kuaförlerini değiştirmeliler. Saç telleri oradan buradan çıkmış dağınık bi vaziyette katıldılar geceye resmen.

Bunun dışında söylemek istediğim bir diğer önemli ayrıntı ise Golden Globe'lardan sonra Academy Ödüllerine de yağmurun damga vurması, neyseki vaktinde alınan önlemler GG'larda olduğu gibi rezilliğe sebebiyet vermedi ve ünlü hanımlar ıslak elbiselerle arz-ı endam etmek zorunda kalmadılar.


Kırmızı halıda görmek isteyip de göremediğim bir çok isim olduğunu belirterek, Red Carpet Host'ların çok kalieteli olduğunu da vurgulayarak ve de gecenin moda yorumlarını yapan beyfendinin mükemmel olduğunu ve de Dilek Hanif'ten çok daha doğal (En azından tüm kıyafetlere güzel demedi, eleştirilmesi gereken yerlerde de eleştirilerini yaptı.) olduğunu söyleyerek aranızdan çekilebilirim.

Kanımca gecenin en berbat giyinen ismi Zoe Saldana oldu. Hatta o kadar kötü ki Precious yıldızı Gabourey Sidibe'den bile daha kötü. Saçı, makyajı ve vücuduyla bir bakıldığında inanılmaz ötesi görülen Maggie Gyleenhaal'un elbisesini ise yine beğenmedim. Mariah Carey yine her zamanki gibi abartılı bir şekilde karşımıza çıktı. Göğüslerini sergilemekte oldukça cömert davranan şarkıcı aynı zamanda bizlere derin bir yırtmaç sayesinde de kalın bacaklarını göstermekten çekinmiyodu.
Az önce yazının girişinde de bahsettiğim SJP, Pene ve JLO yine gecenin en muhteşem isimlerindendi. Yaşına rağmen hala tüm güzelliği üzerinde olan Helen Mirren ise yine ihtişamlı bi şekilde arz-ı endam etti. Cameron Diaz ve Amanda Seyfried yine göz doldururken sevgili Mo'Nique; Dilek Hanif'e göre king fisher rengine sahip olan bir elbiseyle kırmızı halıda boy gösterirken bizleri kıllı bacaklarından mahrum etti. Yine benim sevmediğim ancak insanların ayıla bayıla övgüler yağdırdığı bir diğer kostüm ise An Education'ın Oscar adayı yıldızı Carey Mulligan oldu. Tüm zamanların yegane Female Director'u olarak tarihe geçicek isim Kathryn Bigelow ise sade ama yine bi o kadar da şık olan isimlerdendi. Yine bir çoklarının beğendiği ama bana sorucak olursanız oldukça abartılı olan Up In The Air yıldızı Vera Faminga'da gecede göze çarpan isimler arasındaydı. Ve son olarak bir diğer Avatar Star Sigourbey Weaver krımızı elbiesi ve siyah kurdelası ile kesinlikle göz dolduruyodu.


Veee gecenin asıl yıldızları. Meryl Streep, Kate Winslet, Sandra Bullock, Demi Moore ve Anna Kendrick. Hepsi de kesinlikle 10 üzerinden 10 alıcakardır ve önümzdeki günlerde kesinlikle tüm modacılar onları övüyo olucaklar.

Veee o muhteşem erkekler. Hiç kuşkusuz gecenin yıldızı Tom Ford oldu. İnanılmaz duruşunun gölgesinde kalsalar da Jake Gyllenhaal, Gerard Butler, Sam Worthington da yine gecenin süper giyinen beyleri arasında yerlerini almışlardı. Ha unutmadan gecenin moda yorumculuğunu üstlenen o yakışıklı beyfendi de Tom Ford ile yarışıcak düzeydeydi.

Şu anda okula gitmem gerektiğinden dolayı, pek fazla resim ekleyemeden yazıyı burada sonlandırmak zorundayım. En kısa zamanda tüm o ihtişamlı kıyafetlerin bulunduğu resimler bloguma eklenecektir.

3 Şubat 2010 Çarşamba

JULIE & JULIA

Perdeler açılsın ve 16 Oscar (hazli hazırda ikisini kapmış) 12 Bafta (1ini kazanmış) Cannes Film Festivali ödüllü ve 26 Golden Globe adaylığı (ki çoğu zaman bir sene içinde 2 ayrı adaylığı bulunuyor ve 7 ödüle de sahip olan) bulunan Meryl Streep yanına geçen sene Doubt'daki rol arkadaşı Oscar'a aday olmuş Amy Adams'ı da alarak 2009/10 yılının en iyi komnedilerinden biri olan Julie & Julia 'da karşımıza çıksın.

Perde açıldığında 194olı yıllardayız; elçilik görevleri nedeniyle Child Ailesi diyar diyar gezerler ve yeni durakları Fransa ve başkent Paristir. Fransızca bilmeyen ve eşinin yokluğunda oldukça canı sıkılan Julia Child denediği bir çok hobiden sonra sonunda aşçılık konusunda karar verir.

Ve şimdi 2000ler New York'lu bir çift Brooklyn'de bir Pizzacının üst katındaki küçük dairesine taşınırlar. Yeni arayışlar peşinde olan Julie Powell bir blog yazmaya karar verir. Blogun teması ise en iyi olduğu şeylerden biri olan aşçılık. Ve blogunun içeriğini ise yıllar önce büyük uğraşlar sonucuyla basılabilen Julia Child'ın kitabı oluşturur.

Bir tarafta Child ailesinin taşınma işleri ve Julia'nın arkadaşları ile kitap hazırlama macerası, diğer tarafta ise Julie'nin eşliyle olan ilişkisi, kensdisi ile hesaplaşması ve blog yolculuğu.

Filmde Meryl Streep yine olağanüstü ! Her zamanki gibi muhteşem ve en önemlisi yine farklı ! İnci kolyesi ve o muhteşem ve inanılmaz komik aksanı ise sizleri gülmekten öldürebilir.

Ha bu arada filmi gülmek isteyenler, Streep hayranları ve özellikle de blog yazarlar izlesin :P

İyi seyirler !