Academy Awards etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Academy Awards etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2012 Cumartesi

KISA KISA ...

Bu sene Marilyn Monroe yılı olarak belirlenmişti. Ölümünün 50. yılı. Michelle Williamslı ''My Week With Mairlyn', yeni ''Glee''; ''Smash'' vs vs. Cannes Film Festivali ise 65. yılını bu olayla birleştirerek bence hoş bir saygı duruşunda bulunmuş. Aynı şeklilde poster için seçilen görselin de sıradan bir Marilyn fotoğrafı olmaması da anlamlı.
Geçtiğimiz pazar gerçekleşen Oscar'lar hakkında pek yazacak vaktim olmadı, bir gece uykusuzluk bir hafta sersemlik de diyebiliriz. ''Midnight In Paris'', ''Hugo'' ve ''The Girl w The Dragon Tattoo''nun cebe indirdiği tüm ödüller için sevinirken ''The Artist''in kazandığı 3 ödülü de fazlasıyla gereksiz buldum. Pinterest sayesinde kolay bir şekilde kendi şıklarımı yayınlayabilme imkanı da buldumsa sanırım buraları iyicene boşladım.
İlk albümü ve stili hakkında daha önce şurada uzun uzun yazsam da Lana del Rey'in official anlamdaki ilk albümü ''Born To Die'' için bir şeyler deme fırsatım olmamıştı. Daha slow ve uyuşuk akan albüm yine de bence  oldukça dinlenilesi. İzlemiş olduğum canlı kayıtları konusunda hayal kırıklıkları şelale olsa da hele siz bence bir ''Dark Paradise''ı dinleyin. Wonderland'in Kasım / Aralık sayısına kapak olduktan sonra iD'nin Kış ve V'nin pre-spring sayısına da editöryal çekimi gerçekleştirdi. LoveCat, New York Times T Style, Interview Germany / Russia dergilerinin şubat sayısı kapağında aynı anda bulundu. ''Gördüğüm ilk anda ondan güzel bir Vogue kapak kızı olucağını düşündüm'' diyen Alexandra Shulman ise Vogue British'in mart kapağını ona ayırdı. Bakalım bu hip'lik ne zaman son bulacak?
Elbette Lana del Rey dışında dinlediğim isimler de mevcut, şarkının çıkmasının üstünden neredeyse sene geçse de yurdumda bu kış popüler olan Michel Telo da vazgeçilmezlerimden. 90ların Ricky Matin'i havası yok mu sizce de ?
Büyük heyecana ise çok az kaldı. 30 gün sonra ''Game of Thrones'' yeniden aramızda. Kış geldi geçti yeni temamız ise 'War is Coming' peki bakalım bu sefer gelebilecek mi ?
New York Moda Haftası'ndan Libertine ve John Bartlett! Sanırım senelerdir aradığım ancak bulamadığım, deri ceketi Libertine'i yapmış. Burberry duymasın. JB ise tüm New York'un en değişik tasarımını yaratmış. Özellikle Paris ve Milano'nun full-siyah showlarından sonra ilaç gibi geldi de denilebilir.
Moda / stil profili ve gustoları en kolay gösterebilmenin yollarından şurada bahsetmiştim. Bu hafta yeni bir site daha eklendi listeye, Pinterest meets Hypem olarak tarif edebileceğim 'This is my Jam' anlamış olduğunuz gibi müzik zevkleri üzerine kurulu. Ya da bir diğer deyişle song of the day/ week'i paylaşmanın cool bir yolu ?

28 Şubat 2011 Pazartesi

AND THE OSCAR GOES TO...

  • Törenin kötü geçmesinin nedeni Anne Hathway ve James Franco'nun kötü sunumu değil, textlerin eğlenceli halde yazılmamasıydı. Ve beklenen oldu androjen Oscarlara da damgasını vurdu.
  • Colin & Livia Firth ile Penelope Cruz ile Javier bardem en tatlı ikiliydi.  

photos via
style.com
zimbio.com

27 Şubat 2011 Pazar

BLACK SWAN ! VE OSCAR YARIŞI !

Kuşkusuz ''Black Swan'' yılın / sezonun en fazla beklenen filmiydi. Kimi dayanamadı ve torrentlere başvurdu. Kimi erken davranıp ( biraz da şanslı olduğundan dolayı ) IF 2011de ona bilet buldu. Ve kimi (tıpkı ben gibi) inatla bıkmadan usanmadan her gün ''trailer''ını izleyip 25 Şubat'ın gelmesini bekledi. Onca hafta insanlar film hakkında konuşurken ben Fransız kaldım, dağıtılan ödülleri cidden hak edip etmediği konusunda ufak da olsa bir yorum bile yapamadım. Bildiğim tek şey ise %90 çoğunluğa göre mükemmel bir film olduğuydu. Geri kalan %10luk kesim mi ? Onlar filmin ''over-rated'' olduğunu düşünüyordu !

Filmi ''over-rated'' olarak kabul eden kısım haklıydı; çünkü film yeni neslin ''Eternal Sunshine of the Spotless Mind''ı olmuştu, ''Jeux D'enfants''ı, ''Fight Club''ı olmuştu. Tüm ergenler facebook hesabında filmden bahsediyordu. Dolaysıyla popüler kültür bu sezon kendine ''Audrey'' ve ''GaGa'' sonrasında yeni kavramlar kazandımıştı. ''Portman'' ve ''Black Swan''.

''Black Swan'' sezon boyunca 100e yakın adaylık kazandı. Bunlardan 5i ''Academy Awards'' tarafından verildi. iMDB'de 8.5 ortalamayla tüm zamanların en iyi 200 filmi arasından 61. oldu. Natalie Portman'ı kariyerinin zirvesine taşırken Mila Kunis'i de ''A-List'' star kıvamına getirdi. Ve yönetmeni Darren Aronofsky'nin yıldızını da hiç kuşkusuz parlattı.

Duru görünümüyle Natalie Portman ve bale geçmişi kuşkusuz onu bu rol için biçilmiş kaftan haline getiriyor. Yıllar önce plananlan filmin senaryosu belki de sırf Portman'ı parlatmak için yazılmıştır. Göz ardı edilmemesi gereken bir diğer rol ise Mila Kunis tarafından oynanıyor. Saf ve içe kapanık Nina karakterine karşın, öldürücü bakışlarla ve femme fatale kimliğiyle Lily; bence Mila Kunis'in Oscarlara aday olmaması büyük bir hayal kırıklılığı olmuş olabilir. Şu da var ki filmdeki oyunculukların hepsi de birbirinden başarılı. Filmde ''Swan Lake''in yönetmeni olarak karşımıza çıkan Vincent Cassel, Nina'nın kabusu olan ex-balerina Winona Ryder ve Nina'nın annesi rolündeki Barbara Hershey ... Tüm bu iyi oyunculukların bir arada bulunması benim gözümde filmi bu akşam ''En İyi Film'' ödülünü kucaklamaya iten en büyük etken.

Filmin hikayesine gelecek olursak ise bildiğimiz, klasik ''double of the self'' / doppelganger hikayesi. Kişinin öteki benliği, içine hapsettiği kötülük veyahut şeytan. White swan'ı ve de black swan'ı aynı kişinin canlandırma olayını göz önünde bulunduracak olursak da mükemmel bir metafor. Aslında tüm bu (bir anlamda) çift kişilik olayını göz önünde bulunduracak olursak da mükemmel yazılmış bir psikolojik gerilim / korku filmi. Düşünsenize bundan daha fazla başka ne korku unsuru oluşturabilir ki ?

Paranoyak Nina Seyers'in kaderi aslında filmin başında anlatılan hikayeyle belirtilir zaten, sanırım, sonunu bilerek izlediğin filmi daha fazla sevebiliyorsunuz, gidişatı ve hikayeyi daha akıcı ve kolay takip edebiliyorsunuz, sonunda ne olacağına odaklanmak yerine ''seize the minute'' olayına giriyorsunuz.
*******
Gelelim diğer adaylarla beraber yarışına. Hiçbiri kesin olmamakla beraber, kazanacağı sırada bizleri en az şaşırtacak sonuç ''En İyi Kadın Oyuncu'' ödülünün Portman'a gidecek oluşu. Michelle Williams'ın oynadığı ''Blue Valentine'' dışında hepsini seyrettim. Nicole Kidman ''Rabbit Hole''da sanki bazı şeyleri aşmış, müthiş bir rolle filmi sıkıcı ve durağan havasından çıkartmış, adeta yapımı yüceltmiş. ''Winter's Bone'' ile Jennifer Lawrence ise o yaşına göre mükemmel, ayrıca bazen küçük oyuncuların büyüklerden çok daha iyi oynadıklarını da düşünüyorum (aç paranetez bakınız ''El Ultimo Verano de la Boyita). Natelie Portman eğer bu dalda aday olmasaydı, kesinlikle ödülü onun kazanmasını isterdim, çünkü bir diğer aday olan Annette Bening'in ''The Kids Are Allight'' içinde -tamam başarılı bir performans sergilese de- o kadar abartılmaması gerektiğini düşünmüyorum. Hayır sinema yazarı değilim, bu işlerden o kadar anladığımı da söyleyemem sadece Bening bu rolde beni o kadar da fazla etkilemedi. Bilmiyorum belki doğru kelime burada ''etkileyicilik'' ol(ma)malı. Sonuçta Natalie oynadığı rolde dans ediyor ve bunu yaparken gerçek bir balerin gibi fantastik bir şekilde yapıyor. Üstelik bir balerinin / insanın o puantların üstünde durabilmesi ise. Offf düşündükçe insanın içini acıtan cinsten (tamam bunlar Portman'ı iyi bir oyuncu yapmıyor). Görsel efektler ile de tüm bunlar destekleniyor. Belki de oyuncunun, oyunculuğunu ön plana çıkartan şey filmin yönetmenidir ve senaryodur, yani sonuç olarak ''The Kids Are Allright'' yapı bakımından daha pasif bir senaryoya sahip ve bu yüzden Bening'in muhteşem performansını görmezden geliyor olabilirim. Aslında bu dalda ödülü kim kazanırsa  kazansın üzülmüyücem, ama cidden deli gibi Portman'ın ödülü kaldırmasını istiyorum. şayet Portman yerine ödülü Bening kazanırsa ... neyse cümleyi bağlayamadım :) geçen sene de Meryl Streep'e çok büyük haksızlık olmuştu.

Ve ''En İyi Film''. Kanımca bir filmin ''en iyi'' olması için, senaryodan, oyuncuya, yönetimden, kostüme her alanda mükemmel olması gerekiyor. Bu kategoride ise toplam 10 tane aday var. ''The Fighter'' ve ''Toy Story 3''ü bir çırpıda çıkardım. ''True Grit'', ''Winter's Bone'' ve ''The Kids Are Allright'' ile ''127 Hours''u da çıkarttık mı geriye ''The Social Network'', ''Black Swan'', ''Inception'' ve ''The King's Speech'' kalıyor.  Saf beğeni üzerinden gidecek olursam benim top 3 filmim: #3 The King's Speech, #2 Inception ve #1 Black Swan. Orada ödülü alır, burada almaz, orada aldı, burada aldı gibi yorumları bilemiyorum, amma velakin ''The Social Network'' ne kadar da başarılı olursa olsun benim gözümde ''Slumdog Millionaire''in Oscarı kazanmasıyla eşdeğer. Mükemmel bir film, ancak ruhu yok ! Belki de bir anlamda bu ruhsuzluk Facebook'u en iyi şekilde yanısttığı için filmi çok başarılı da kılabilir. ''Inception''da ise kanımca mükemmel bir senaryo bir anlamda bir yerlerden harcanımşa benziyor ama nerede. Belki Leonardo Di Caprio'nun filmde yer alması. Marion Cotillard'ı filme yakıştıramamam falan. Ama kesinlikle senaryo kategorisinin galibi olmasını isterim, ama bu filmde de sanat dalının eksik olduğunu hissediyor gibiyim. Kaldı ''Black Swan'' ve ''T King's Speech''. ''The King's Speech''de oyunculuk var ! senaryo var ! sanat var ! yönetim var ! Tüm bunlar göz önüne alındığında ''Yılın Filmini'' King Speech''in kazanması en doğru seçimmiş gibi geliyor. ''Black Swan'' ise kalbimin Oscar verdiği ''en iyi film''. :/
*******
Klişe lafları dizeceğimi biliyorum. Ancak filmin son 5 dakikasında filan kameraya alınmayı isterdim. Sinemada koltuğa yapışmış, korkunun beni gerdiği anlarda tüylerim diken diken beyaz ekrana odaklanmışken, kalbim yerinden çıkacak gibi çok daha hızlı atmaya başladı, sanırım uzun zamandır bu kadar adrenalin dolu bir sahneyle karşı karşıya gelmemiştim.(Gerçi 127 Hours'da o sıkışıp kalmışlık da bir anlamda ters etki yaparak adrenalin salgılamama neden olmuştu ama). Filmin sonunda ise birinin bana tokat atması ihtiyacını hissettim. Film hiç kuşkusuz hayatımda izlediğim en mükemmel / olağanüstü yapımlardan biriydi. Bir kez daha gidip dev ekranda izlememek için kendimi zor tutuyorum diyebilirim.

sonuç olarak ! şu soruyu sormuştum !
Natalie Portman ? The Swan or The Queen ?
She is the Swan Queen !

9 Mart 2010 Salı

PRECIOUS: BASED ON THE NOVEL ''PUSH'' by SAPPHIRE

Precious; henüz vizyona girmeyen film aslında daha öncelerde Film Festivali kapsamında gösterimdeydi, bi taraflarımı zamanında yerinden kaldıramadığım için bilet alamamıştım. Neyse sonunda seyrettim. Aslında bana kalırsa pek de seyredesim yoktu. Ancak aday olduğu tüm törenlerden eli boş dönmeyen Mo'Nique ve Oscar'lardaki inanılmaz sempatik tavırlarıyla bir anda ilgimi çeken Gabourey Sidibe nedeniyle film vizyonuma girme şerefine ulaştı.

Film için son zamanlarda seyrettiğim en iyi film diyemem; ama son zamanlarda karşıma çıkan en iyi oyunculuk bu filmdeydi. Mo'Nique ödülü kesinlikle sapına kadar hak etmiş gamsız, acımasız ve anne şefkatinden katrilyonlarca metre uzakta durduğu rolüyle. 16 yaşında bir özürlü bir de sağlıklı iki çocuğa sahip olan yeni ergen/ anne rolünde karşımıza çıkan 26 yaşındaki XL star Sidibe yine inanılmaz bir şekilde tüm üzüntüyü, acıyı ve de dramı bizlere geçirmekte, rolünü inanılmaz bir şekilde reel kılmayı başarmış.

Filmde karşımıza çıkan iki de sürpriz isim var. Biri; erkek hemşire mi olur tartışmalarına sebebiyet veren Lenny Kravitz, diğer isim ise son zamanlarda bacak ve göğüs show yapmaktan başka bir işte karşımıza çıkmayan R&B müziğinin divası Mariah Carey. Yanlız, son zamanlardaki görüntüsü sizleri aldatmasın; zira filmde hiçbir zaman karşımızda yer alamamış sade bir MC çıkıyo; makyajsız ama kesinlikle çirkin değil; olabildiğince doğal. Hatta Mariah'ın sadece dış görünüş açısından değil, rolünü canlandırma konusunda bile oldukça doğal olduğunu söyleyebilirim.

Son olarak söylemek istediğim şey de bu kadar sıkıntılı bir filmin gayet iç açıcı müziklere sahip olması. :P Ha Mo'Nique'in aldığı Oscarı annemde destekliyo ve de Sidibe'nin kazanamamasına da üzüldü.

Ha bu arada ünlü Amerikalı Bayan 10 parmağında 10 Marifet, tapılası, elleri öpülesi, ilahi kadın Oprah Winfrey de filmin yapımcıları arasında bulunmakta. Film aynı zamanda 6 dalda aday olduğu (En İyi Yönetmen, Film, Kadın Oyuncu dahil)Oscarlar'dan da iki ödülle eve döndü. Mo'Nique dışında yüzü gülen bir diğer isim ise romandan filme uyarlamasını gerçekleştiren Geoffrey Fletcher.

Oyuncuların Oscar Görüntüleri:


8 Mart 2010 Pazartesi

ACADEMY AWARDS // THE SHOW ITSELF


İkinci kez canlı canlı izlediğim 2010 Oscar ödülleri bana kalırsa geçtiğimiz seneye göre daha az eğlenceli ve daha az heyecanlı geçti. Sektörü elimden geldiğince takip etmeye çalışsam bile, şu isim ödülü almalı ya da bu kesinlikle alır gibi tahminlerde bulunamayan ben bile artık hangi ödülün kime gidebiliceğini biliyodum nerdeyse. Yine de işim gücüm yokmuş (ki gerçekten de yoktu :p) gibi saat gece 11den sabah 7ye kadar NTV ve CNBC-E karşısına çakıldım kaldım.

Büyük açılış How I Met Your Mother ?? yıldızı Neil Patric Harris'in ufak bir müzikal showuyla başladı ve Alec Baldwin ile Steve Martin'in gökten yere inmeleriyle devam etti. Hayli eğlenceli başlayan show gecenin en büyük 4 ödülü dağıtılana kadar oldukça sıradan geçti. Bir tek sokak dansı temalı Oscar'ın Müzik Kategorisinin tanıtımı eğlenceli sayılabilirdi.

Mery Streep'in 16. adaylığı ise gecede herkesin ağzına sakız olmuştu. Ama aptal saptal espiriler olmaması çok iyiydi. Genelde kısa kesilen konuşmalar ise iş Jeff Bridges, Christopher Waltz, Mo'Nique, Sandra Bullock ve Kathryn Bigelow'a gelince biraz gevşedi sanki.

Gecede ödül taktim edenler arasında Tom Ford ve Sarah Jessica Parker, Jennifer Lopez ve Sam Worthington, Zoe Saldana ve Carey Mulligan en eğlenceli çiftlerdendi. Elbette ödülü taktim eden Kate Winslet'ın o muhteşem aksanı da güme gitmemeli :p Bu arada iki senedir oyuncu kategorilerinde değişikliğe giden Academy bu sene de sahneye rol arkadaşarını vs. çağırarak onları taktim etmelerini istedi.

En İyi Makyaj kategorisini taktim etmek üzere sahneye gelen Ben Stiller ise herhalde tüm zamanalrın en iyisiydi. Sahnede bi Avatar !!
İşte böyleee. Biraz sıkıcı, biraz eğlenceli, sürprizli, sürprizsiz, tuhaf ... Ama kesin bişey var ki Mo'Nique, Sandra Bullock ve Kathryn Bigelow hayatım boyunca aklımdan çıkmayacaklar.

By the way ! Meryl Streep you're such a good kisser :P Geçen seneki Kate Winslet repliğinin yeni rakibi :P

ACADEMY AWARDS // RED CARPET SHOTS & COMMENTS (YEAH I WRITE ABOUT FASHION :P) EDITED !!


Merakla beklenen gece geldi çattı. Saat 11 sularında NTV'de Yekta Kopan, Dilek Hanif, Tuğrul Eryılmaz ve Mehmet Acar ile başlayan Turkish Pre-Show, saatler 12.30u gösterdiği zamanlarda Hollywood Kodak Theatre'a kaydı ve Let The Begin Red Carpet Show denildi.
Yazıma ilk olarak ben de kırmızı halı görüntüleriyle başlayacağım, beğenmediğim bi kaç elbise dışında bütün kadınlar muhteşem gözüküyodu. Yanlızca şunu belirtmeliyim ki Penelope Cruz, Sarah Jessica Parker ve Jennifer Lopez en yakın zamanda kuaförlerini değiştirmeliler. Saç telleri oradan buradan çıkmış dağınık bi vaziyette katıldılar geceye resmen.

Bunun dışında söylemek istediğim bir diğer önemli ayrıntı ise Golden Globe'lardan sonra Academy Ödüllerine de yağmurun damga vurması, neyseki vaktinde alınan önlemler GG'larda olduğu gibi rezilliğe sebebiyet vermedi ve ünlü hanımlar ıslak elbiselerle arz-ı endam etmek zorunda kalmadılar.


Kırmızı halıda görmek isteyip de göremediğim bir çok isim olduğunu belirterek, Red Carpet Host'ların çok kalieteli olduğunu da vurgulayarak ve de gecenin moda yorumlarını yapan beyfendinin mükemmel olduğunu ve de Dilek Hanif'ten çok daha doğal (En azından tüm kıyafetlere güzel demedi, eleştirilmesi gereken yerlerde de eleştirilerini yaptı.) olduğunu söyleyerek aranızdan çekilebilirim.

Kanımca gecenin en berbat giyinen ismi Zoe Saldana oldu. Hatta o kadar kötü ki Precious yıldızı Gabourey Sidibe'den bile daha kötü. Saçı, makyajı ve vücuduyla bir bakıldığında inanılmaz ötesi görülen Maggie Gyleenhaal'un elbisesini ise yine beğenmedim. Mariah Carey yine her zamanki gibi abartılı bir şekilde karşımıza çıktı. Göğüslerini sergilemekte oldukça cömert davranan şarkıcı aynı zamanda bizlere derin bir yırtmaç sayesinde de kalın bacaklarını göstermekten çekinmiyodu.
Az önce yazının girişinde de bahsettiğim SJP, Pene ve JLO yine gecenin en muhteşem isimlerindendi. Yaşına rağmen hala tüm güzelliği üzerinde olan Helen Mirren ise yine ihtişamlı bi şekilde arz-ı endam etti. Cameron Diaz ve Amanda Seyfried yine göz doldururken sevgili Mo'Nique; Dilek Hanif'e göre king fisher rengine sahip olan bir elbiseyle kırmızı halıda boy gösterirken bizleri kıllı bacaklarından mahrum etti. Yine benim sevmediğim ancak insanların ayıla bayıla övgüler yağdırdığı bir diğer kostüm ise An Education'ın Oscar adayı yıldızı Carey Mulligan oldu. Tüm zamanların yegane Female Director'u olarak tarihe geçicek isim Kathryn Bigelow ise sade ama yine bi o kadar da şık olan isimlerdendi. Yine bir çoklarının beğendiği ama bana sorucak olursanız oldukça abartılı olan Up In The Air yıldızı Vera Faminga'da gecede göze çarpan isimler arasındaydı. Ve son olarak bir diğer Avatar Star Sigourbey Weaver krımızı elbiesi ve siyah kurdelası ile kesinlikle göz dolduruyodu.


Veee gecenin asıl yıldızları. Meryl Streep, Kate Winslet, Sandra Bullock, Demi Moore ve Anna Kendrick. Hepsi de kesinlikle 10 üzerinden 10 alıcakardır ve önümzdeki günlerde kesinlikle tüm modacılar onları övüyo olucaklar.

Veee o muhteşem erkekler. Hiç kuşkusuz gecenin yıldızı Tom Ford oldu. İnanılmaz duruşunun gölgesinde kalsalar da Jake Gyllenhaal, Gerard Butler, Sam Worthington da yine gecenin süper giyinen beyleri arasında yerlerini almışlardı. Ha unutmadan gecenin moda yorumculuğunu üstlenen o yakışıklı beyfendi de Tom Ford ile yarışıcak düzeydeydi.

Şu anda okula gitmem gerektiğinden dolayı, pek fazla resim ekleyemeden yazıyı burada sonlandırmak zorundayım. En kısa zamanda tüm o ihtişamlı kıyafetlerin bulunduğu resimler bloguma eklenecektir.